2. bölüm · Sahnenin Hükümdarları

2.Bölüm: Sahneye Bir Adım Daha

Esma Kara

Yatakta otura otura canım sıkıldığı için resim çizmeye karar vermiştim. Yataktan kalkarak gardırobumu açtım ve en altta duran şövaleyi aldım gardırobu kapatıp şövaleyi kurmaya başladım. Tahtadan yapılmış büyük bir şövaleydi. Şövaleyi kurduğumda boyalarımı ve fırçalarımı hazırladım, tuvali de alıp şövalenin üstüne yerleştirdim. Saçlarımı ensemde dağınık bir topuz yapıp kazağımın kollarını sıyırdım ve elime bir kalem alıp ne resmi çizebilirim diye düşünmeye başladım. Aklıma manzara resmi çizmek gelmişti. Ve kalemi oynatarak aklımdaki resmi tuvale çizmeye başladım.

Çizim bittiğinde tuvale baktım yine harika bir iş çıkarmıştım kullanacağım boyaları palete döktüm ve fırça darbeleriyle tuvali boyamaya başladım. Tuvali boyarken bir yandan da en sevdiğim şarkıyı mırıldanıyordum.

Odamın kapısı bir anda pata küte açılınca dönüp bakma gereksinimi bile duymamıştım çünkü kapıyı ancak böyle birisi açabilirdi; Aeris. Kapıyı kapatıp ağır adımlarla yatağıma bağdaş kurup oturdu. Lacivert saçlarını açık bırakmıştı yeşil gözlerini bana dikmişti.

''Çilli ne çiziyorsun?'' dedi ona bakmadan, ''Manzara'' dedim düz bir şekilde.

Ona hala kırgın olduğumun farkındaydı. Ayağa kalkıp yanıma geldi önce çizdiğim resime baktı sonra oturduğum sandalyenin arkasına geçip arkamdan sarıldı. Aeris sarılınca ona karşılık vermedim ama geride çekilmedim. Başını boyun girintimden çıkarmadan boğuk bir sesle, ''Özür dilerim'' dedi.

Tuvali boyayan elim durdu, ''Özür dilenecek bir şey yapmadın Maviş'' dedim ve tekrar tuvali boyamaya başladım.

Aeris kollarını boynumdan çözüp tekrar yatağıma oturdu, bende sonunda tuvali boyamayı bitirmiştim. Arkama yaslanıp bana bakmakta olan Aeris'a baktım.

Kısa bir sessizlikten sonra Aeris dayanamayıp, ''Çilli affettin mi beni?'' dedi işte Aeris böyle bir insandı en ufak bir şeyi bile kafasına takardı.

Derin bir nefes alarak kalktım tuvali yavaşça masanın üstüne koydum ve şövaleyi alarak gardırobun içine koydum. Yatağımda oturan Aeris'a doğru adımladım yatakta ona doğru olucak şekilde oturdum. Ensemde yaptığım topuzu açıp tam konuşmaya başlayacakken Aeris'ın telefonu çaldı.

Cebinden telefonunu çıkarıp baktıktan sonra telefonun ekranını bana çevirdi. Ekrana baktığımda Bangchan'ın aradığını gördüm. Aeris'a bakıp, ''Hoparlöre al'' dedim.

Aeris da telefonu açıp hoparlöre aldı ve karşıdaki ses konuşmaya başladı, ''Alo Aeris benim Bangchan'' dedi sanki numarası kayıtlı değilmiş gibi.

Aeris da bana bakıp, ''Biliyorum numaran kayıtlı neden aramıştın?'' dedi meraklı sesini bastırmaya çalışarak.

''Şirketle görüştüm seçmelere katılabilirsiniz ama önce sizinle buluşup sözleşme imzalamalıyız'' dedi ve ardından ekledi, ''Elara yanında mı?''

''Buradayım'' dedim, ''Nerede buluşacağız?'' diye sordum.

Kısa bir sessizlikten sonra Bangchan, ''Seninle buluştuğumuz kafeye gelin orada imzalarız'' dedi.

''Tamam o halde görüşürüz'' dedim ve karşı taraftan ses gelmeden Aeris telefonu kapattı.

Aeris ayağa kalktı yeşil gözlerini bana çevirip, ''Ben odama gidiyorum üstümü değiştirip geleceğim'' dedi başımı kaldırıp ona baktım ve dudaklarıma minik bir tebessüm yerleştirdim. Aeris da bana aynı şekilde gülümseyip odadan çıktı.

Yataktan kalkarak gardırobuma doğru adımladım ve açarak içindeki giysilere baktım elime ilk gelen giysileri aldım. Haki yeşili bir kazak ve siyah kot etek giymiştim üstüme siyah kabanımı geçirip aynadan kendime baktım. Gözlerim istemsizce çillerime kaydı nedense çillerimi bir anda sevmeye başlamıştım, çillerimi sevmeme Bangchan neden olmuştu.

Düşüncelerim Aeris'ın sesiyle bölündü, ''Çilli hadi geç kalıyoruz'' dedi telefonumu alıp hızlı adımlarla odadan çıktım.

Salona geldiğimizde Aeris ayakkabılarını bağlıyordu ayakkabılıktan uzun çizmelerimi alıp giyerken, ''Annemlere haber verdin mi?'' dedim.

Saçlarını arkasına atarken, ''Verdim çok geç kalmamamızı söyledi'' dedi. Evet annem ve babam bize hala çocuk muamelesi yapıyorlardı.

Çizmelerimi giydikten sonra Aeris ile hızlıca merdivenleri inip otoparka doğru yol aldık. Arabalarımızın yanına geldiğimizde hızlıca binip arabaları çalıştırıp otoparktan çıktık.

Arabada ilerlerken bilmediğim bir nedenle çok heyecanlanmıştım. ''Elara sen Avrupa birincisi olduğunda bu kadar heyecanlanmadın sakin ol'' dedim Bulgarca bir fısıltıyla.

Sonunda kafeye gelmiştik arabalarımızı park edip içlerinden indik tam yürüyecekken dikkatimi bir şey çekti. Gri büyük bir Jeep araba Bangchan'a ait olmalıydı bizim arabalarımız onun Bangchan'ın arabasının yanında küçük kalmıştı.

Ben arabaya bakmaya devam ederken Aeris'ın omzuma dokunmasıyla bakışlarım ona döndü. ''Noldu çok mu beğendin?'' dedi gülümseyerek.

Bende ona göz devirerek, ''Aeris yürüyecek misin? İmzalayalım şu sözleşmeyi de olsun ne olacaksa'' dedim huysuz bir şekilde.

Tam yürüyecekken Aeris'ın kolunu omzuma atmasıyla durdum, ''Hemen de kızma Çilli'' dedi az önceki gülümsemesini bozmayarak.

Ona tip tip bakmaya devam ederek, ''Kızdırma o zaman'' dedim ve kolunu omzumdan indirdim.

Kafeden içeri girdiğimizde tahmin ettiğim gibi bomboştu başımı çevirdiğimde bize bakan Bangchanı gördüm. Aeris ile adımlarımızı hızlandırıp karşı tarafındaki sandalyelere oturduk, kabanımı çıkarıp kucağıma koydum ve saçımı kulak arkası yaparak Bangchana baktım.

Kısa bir konuşmadan sonra asıl konuya geçtik Bangchan önümüze kağıt ve tükenmez kalem koydu. Önce Aeris ardından da sözleşmeyi ben imzaladım ve kalemi kağıdın üstüne koyup Bangchan'ın önüne iteledim. Bangchan da kağıdı imzaladıktan sonra kağıdı dikkatlice çantasına koydu.

Aeris yerinde kıpırdanarak, ''Seçmeler ne zaman olacak?'' diye sordu.

Bu sorusuna karşılık bacağını cimdirdim canı acımış olmalı ki elini bacağına atıp ovuşturdu ona bakıp, ''Aeris daha yeni imzaladık farkında mısın? Bu kadar sabırsız olma'' dedim Bulgarca bir şekilde.

Sinirli gözlerini gözlerime kilitleyip, ''Merak ettim işte ayrıca yeni imzalamış olabiliriz sabırsız biriyim ben'' dedi Rusça bir şekilde.

Bangchan boğazını temizledi ve kavga etmemizi engelledi. Aeris'a bakarak, ''Seçmeler daha belli değil. Ama büyük ihtimalle haftaya olacak'' dedi.

Yerimde kıpırdanarak, ''Bangchan sana bir şey söylemem lazım'' dedim.

Bangchan koyu kahverengi gözlerini bana çevirip, ''Dinliyorum'' dedi.

Derin bir nefes alarak, ''Benim hayatımı gruptaki kimse bilmeyecek. Sadece yönetici, sen ve Aeris üçünüzden başka kimse bilmeyecek'' dedim.

Bangchan önce itiraz etmek için ağzını kıpırdattı ama sonra her ne söyleyecekse söylemedi konuyu değiştirerek, ''Şirketle konuşurum. İsterseniz üyeleri tanıtabilirim'' dedi.

Aeris ile başımızı salladık.

Bangchan kahvesinden bir yudum alarak konuşmaya başladı, ''Önce grubumuzun en küçüğüyle başlayayım Yang Jeongin kendisi 20 yaşında. Koreli'' dedi.

Sanırım Jeongin'in beni sosyal medyadan takip ettiğini bilmiyordu tam söyleyecekken Bangchan bana bakıp konuşmaya başladı, ''Jeongin bana senin hesabını gösterdi çok beğenmiş hatta seninle tanışmak istediğini bile söyledi'' dedi.

Dudaklarıma bir gülümseme yerleştirdim.

Bu sırada Bangchan konuşmasına devam etti, ''Kim Seungmin 21 yaşında Koreli'' dedi ama sonraki söylediği isimle başımdan aşağı kaynar sular döküldü, ''Lee Felix Yongbok 21 yaşında oda benim gibi Avusturalyalı'' dedi.

Ve benim aklımda tek bir kişi canlandı ortaokul zorbam olan Lee Felix Yongbok, kendimden nefret etmeme sebep olan kişi.

Aeris'a bakmadan sinirli bir sesle, ''Lütfen düşündüğüm kişi olmasın Aeris'' dedim Bulgarca bir şekilde.

Aeris ise cevap bile vermemişti.

Bangchan bana bakarak, ''Bir sorun mu var?'' dedi.

Gözlerimi ona çevirip, ''Hayır, sen devam et'' dedim.

Bangchan diğer üyeleri de tanıttıktan sonra diğer bir konuya geçtik, ''Son olarak sizi hangi hayvan temsil edecek onu konuşalım'' dedi ve ardından ekledi, ''Siz seçin karışıklık olmaması için üyelerin hangi hayvanı temsil ettiğini söyleyeceğim'' dedi.

Ve ardından saymaya başladı, ''Beni kurt, Seungmin köpek, Changbin domuz, Jeongin tilki, Han sincap, Minho tavşan, Hyunjin gelincik ve Felix'i civciv temsil ediyor'' dedi.

Aeris'la kısa bir süre düşündükten sonra karar vermiştik.

Önce Aeris ardından da ben söyledim Aeris kedi, ben ise kara panter demiştim bu hayvanı küçüklüğümden beri çok seviyordum.

Bangchan'ın konuşmaya başlamasıyla ona doğru döndük, ''Bu arada yurt odamızda resim odası ve kayıt odası da var. Yani Elara yaptığın resimleri de getirebilirsin Hyunjin ile birlikte resimlerinizi çizersiniz. Ayrıca keman ve gitarınızı da getirin Han da gitar çalıyor eminim onunla çok iyi anlaşacaksınız'' dedi.

Biraz daha konuştuktan sonra arabalarımıza binip uzaklaştık.

Arabada ilerlerken aklımda tek bir isim vardı; Lee Felix Yongbok.

Ama eğer onunla aynı grupta olursam onu kendi ellerimle boğardım, ondan ölesiye nefret ediyordum.

Ortaokul hayatımda bana taktığı tek bir lakap vardı; Bulgar kızı.

Bu lakap benim aklımın hep bir köşesine kazınmıştı.

Bende onun hiç sevmediği hatta nefret ettiği ismiyle seslenirdim; Yongbok.

Bu isminden fazlasıyla nefret ediyordu.

Onun hakkında bildiğim birçok şey vardı; oda tekvando da 3. derece siyah kuşak sahibiydi, çok iyi tatlı yapabiliyordu, acı yemekler yiyemiyordu.

Bunları düşünürken istemsizce gülümsediğimi fark ettim.

Ve bir dakika...

Ben bunları neden hatırlıyordum?
Neden unutamamıştım?

''Elara unut onları hayatında yok artık sil onu'' dedim Bulgarca bir fısıltıyla.

Telefonum çaldığında bir yandan yola bakarken diğer yandan telefonumu çıkarmaya çalıştım.

Nihayet telefonumu çıkardığımda ekranda gördüğüm mavi kalp emojisi ile gözlerimi devirdim.

Aeris arabasıyla arkamdan gelmesine rağmen beni arıyordu acaba yine ne söyleyecekti?

Telefonu sabitleyip açtım karşıdan neşeli bir ses geldi, ''Çilli'' dedi.

Aeris böyle söyleyince istemsizce gülmüştüm onun hitabına karşılık, ''Maviş'' dedim ve ardından ekledim, ''Umarım o Felix düşündüğüm Felix değildir Maviş gerçekten küserim seninle'' dedim.

Tabii ki de Aeris bu söylediğimi ciddiye almadı ve güldü.

Onun bu umursamazlığına hayrandım birisi bana bu cümleyi kursaydı büyük ihtimalle gece uyuyamazdım.

Apartmanın otoparkına geldiğimizde arabalarımızı park ettik ve arabalarımdan inip Aeris ile birlikte apartmana girdik.

Merdivenleri çıkarken evimizin olduğu kata gelmiştik ama kapı açıktı ve babam bizi kapının önünde bekliyordu.

Aeris şaşırmış bir şekilde, ''Baba ne yapıyorsun burada?'' diye sordu.

Babam önümüzden çekilip içeri geçmemize izin verdi.

Ayakkabılarımızı çıkarıp içeri girdiğimizde babam bize gülümseyerek, ''Otoparka girdiğinizi görünce sizi karşılamak istedim'' dedi.

''Annem nerede?'' diye sordum.

Babam başını kaşıyarak, ''Terasta. Siz de üstünüzü değiştirip gelin'' dedi.

Aeris ile hızlı adımlarla odalarıma gittik üstümdeki kıyafetlerden kurtulup rahat kıyafetler giydim telefonumu alıp odamdan çıktım ve terasa doğru yürümeye başladım.

Omzuma atılan kolla hafif sendeledim.

Aeris bana gülümseyerek bakıyordu ona bakıp başımı hafifçe eğerek gülümsedim.

Terasa geldiğimizde annem ve babam koltukta oturuyorlardı masanın üstünde arpa çayı ve en sevdiğim tatlı olan Kifla vardı kendisi Bulgar tatlısıydı.

Aeris ile masanın sağında ve solunda bulunan tekli koltuklara oturduk bacaklarımı kendime çekip bağdaş kurdum.

Masanın üstünden çayımı aldım.

Annem, bana ve Aeris'a bakıp, ''Sözleşmeyi imzaladınız mı?'' dedi.

Çayımı yudumlayarak, ''İmzaladık üyelerden bahsetti, yurttan bahsetti sonra bizi hayvan temsil edecek onları konuştuk'' dedim.

Aeris konuşmaya başlayarak, ''Beni kedi, Çilliyi ise kara panter temsil edecek'' dedi heyecanlı bir sesle.

Babam anlamamış gözlerle bize bakıp, ''Onu neden sordu ki?'' dedi.

Yerimde kıpırdanarak, ''Peluş oyuncak yapacak eğer fanlarımız olursa onlar satın alacak'' dedim.

Başını sallayıp arkasına yaslandı.

Bardağı masaya bırakıp yanında duran Kiflayı aldım ve yemeye başladım.

Aeris telefonuna bakarken hafifçe gülümsedi sormama gerek yoktu Bangchan mesaj atmıştı.

Başını tekrar kaldırıp bana bakarak, ''Çilli, Bangchan gruptakilerin telefon numaralarını atmış sana da atıyorum'' dedi.

Poğaçanın son lokmasını ağzıma attım ve cebime koyduğum telefonumu çıkarıp Aeris'ın attığı numaralara göz gezdirdim.

Felix'in ismini görünce istemsizce ofladım.

Aeris neye ofladığımı anlamış olmalı ki hafifçe öksürdü.

Babam bizim bir şeyler karıştırdığımızı anlamıştı hafifçe öne eğilerek, ''Ne karıştırıyorsunuz siz?'' dedi.

Aeris ile göz göze geldim babama bakarak, ''Grupta Felix adında birisi varmış. Umarım o kişi benim düşündüğüm kişi değildir. Aeris o kişi olmadığını söylüyor umarım öyledir'' dedim.

Aeris kendini savunmak ister gibi, ''Elara o değil diyorum güven sen bana. Hem zaten sende onu unutamadın'' dedi.

Evet bu doğruydu neden hala onu hatırlıyordum ki?

Bu dediğine karşılık sustum.

Bangchan'ın gönderdiği numaraları kayıt ettim sıra Felix'in numarasına gelince onu diğerleri gibi emojiyle kayıt etmek yerine ismiyle kayıt ettim.

Gece olduğunda ise odama gidip pijamalarımı giydim.

Yatağıma oturup yorganın içine girdim bir süre sosyal medyada gezindikten sonra telefonumu komodinin üstüne koydum.

Yatağa uzandım ama bir türlü uyuyamıyordum.

Felix'ten hayatım boyunca nefret etmiştim bana zorbalık yapan birini neden hala unutamamıştım?

Onun yüzünden kendimden hep nefret etmiştim özellikle çillerimden ve gözlerimden.

Babam bana çillerim ve gözlerimin Tanrı'nın bir hediyesi olduğunu söylerdi ne zaman bana zorbalık yapsa aklımda hep babamın bu sözü yankılanırdı.

2017 yılında tekvando dalında aldığım Avrupa birinciliği ile Felix bana daha çok gıcık kapmıştı.

O sıralarda Felix zaten benimle uğraşıyorken bu başarım onu sinir etmiş ve onun benimle daha çok uğraşmasını sağlamıştı.

Üstüne üstlük bu müsabakada 1. olmamı sağlayan şey ona karşı galibiyet almamdı.

O anki yüzünü hala hatırlıyordum mavi gözlerini sinirli bir şekilde bana dikmişti, siyah saçları terden dolayı birbirine yapışmıştı.

Bu düşüncelerden sıyrılıp hızlıca tuvalete gidip yüzümü yıkadım yatağa tekrar uzandım ve beynimi rahatlatmaya çalıştım.

İşe yaramayınca yataktan kalkarak masanın üstünde duran resim defterimi ve kalemimi alıp yatağa geri döndüm.

Yatağa uzandım ve resim defterimi açtım bir portre çizmeye karar verdim cinsiyeti belirlemediğim için rastgele çizgeler çekmeye başladım.

Resim bittiğinde defteri kaldırıp resime baktım ve içimden Bulgarca bir küfür savurdum.

Lee Felix Yongbok'u çizmiştim.