1. bölüm · Sahnenin Hükümdarları

1.Bölüm:Hayatın Dönüm Noktası

Esma Kara

Sabahın erken saatlerinde çalan alarm sesi kulaklarımı doldurdu. Gözlerimi açtım siyah saçlarım dalgalı bir şekilde yatağa yayılmıştı. Ellerimden yardım alarak yerimde doğruldum ellerimi yumruk yapıp gözlerimi ovuşturdum sonra ellerimle saçlarımı arkama attım.

Komodinin üzerinde duran telefonumu alıp sosyal medyaya girdim dünkü attığım video milyonlarca beğeni almıştı. Ben yüzümü göstermeden dans videoları, antreman videoları ve şarkı söylediğim videoları paylaşırdım ve bugün yeni takipçi gelmişti. profiline girip baktığımda Stray Kids grubundan Yang Jeongin olduğunu görmüştüm doğrusu şaşırmıştım ilk kez mavi tiki olan biri beni takip ediyordu.

Büyük ihtimalle Stray Kids grubunun yeni çıkarmış olduğu ''I Like İt'' şarkısının koreografisini çekmiştim Yang Jeongin'de çok beğenmiş olmalıydı. Daha sonradan aklıma gelmişti Aeris bu grubun hayranıydı hatta konserlerine bile gitmişti.

Telefonu kapatıp komodinin üstüne geri bıraktım sonra terliklerimi giyip, yataktan kalkarak tuvalete gittim. Tuvalette gittiğimde yüzümü inceledim alnımda şimşek şeklinde bir doğum lekem, burnumdan başlayıp elmacık kemiklerime doğru belirgin çillerim ve heterokromi olan gözlerim vardı. Bir gözüm gri,bir gözüm okyanus mavisiydi.

Yüzüme bakmayı bırakıp pijamamın kollarını sıyırdım ama birşey duraksamama neden oldu. Sağ kolumdaki bilekten dirseğime kadar olan kırmızı, belirgin ve ince çizgi halindeki yara izim. Bu izi annem ve babamın şehit olduğu gün almıştım. Bu haberi doğum günümde almıştım ve mutfağa girip bileğimden başlayıp dirseğime kadar bıçakla kesmiştim, beni Aeris öyle kanlar içinde bulmuştu ve sonrasında 1 hafta boyunca kolum sargıda kalmıştı.

Bu düşüncelerden sıyrılıp hızlıca yüzümü yıkadım ve bakımlarımı yaptım. Banyodan çıkıp pijamalarımı çıkarıp altıma siyah bir eşofman üstümede mavi bir sweatshirt geçirdim.

Üstümü giyindikten sonra telefonumu alıp bugünkü programıma baktım programımda tekvando kursum ve kurstan geldikten sonra dans videosu çekmem lazımdı, hızlıca spor çantamı hazırladım ve yatağımın üzerine bıraktım. Telefonumu da ön cebime koyup odadan çıktım ve odadan çıkar çıkmaz aldığım kokuyla keyfim yerine gelmişti.

Adımlarımı hızlandırıp mutfağa doğru gittim. Mutfağa girdiğimde kahvaltı masası hazırdı baş köşede babam sağ tarafındaki sandalyede annem karşısındaki sandalyede Aeris telefonuyla uğraşıyordu.

Bende gülümseyerek, ''Günaydın'' dedim ve Aeris'in yanındaki sandalyeye oturdum. Üçüde ''günaydın'' demişti.

Kahvaltı sofrasına göz attığımda pirinç, kimchi, haşlanmış yumurta, sebze ve arpa çayı vardı. Gülümsememi bozmadan ve bir yandan çöp stiğimi açarken anneme, ''Yine döktürmüşsünüz bayan Tanya'' dedim ve bu dediğim hoşuna gitmiş olucak ki gülmüştü.

Sonra babam annemin elini tutup, ''Annen her zaman güzel yemekler yapar, Min'' dedi. Bunu söyleyince Aeris'te telefonunu masanın üstüne koymuştu ve imalı imalı annesiyle babasına bakmıştı.

Annemde utanmış olucak ki gözlerini kaçırıp elini çekmişti ve babam annemin utandığını anlayıp hafifçe gülmüştü.

Kahvaltı etmeye başlamıştık ama Aeris sürekli telefonuna bakıyordu, telefonuna oturduğum yerden baktığımda yine Stray Kids grubunun editlerini izliyordu.

Babam dayanamayıp ''Dorogaya yine neye bakıyorsun telefonundan'' dedi. Dorogaya rusça'da değerlim demekti benim babam bana Min diye seslenirdi artık Aeris'ın babası'da, annesi'de bana Min diyordu.

Aeris gözlerini telefonundan ayırıp babasına çevirmişti. Başını kaşıyarak ''Stray Kids grubunun editlerini izliyordum'' dedi bunu söyleyince aklıma sabah ki olay gelmişti.

Arpa çayımdan bir yudum alıp masaya bıraktığımda Aeris'e bakıp, ''Stray Kids diyince aklıma bak ne geldi. Stray Kıds grubundan Yang Jeongin beni takip etmiş'' dedim.

Ben bunu söyleyince masadaki herkes şaşırmıştı ama en büyük şaşkınlığı Aeris yaşadı, gözleri fal taşı gibi açılmıştı.

Elini ağzına atıp, ''Gerçekten mi?'' dedi başımı sallayınca şaşkınlığı iyice arttı.

Bende masanın üzerine koyduğum telefonumu alıp, hesabıma girdim ve beni takip ettiğini gösterdim.

Aeris'te telefonumu elimden alıp iyice baktı en sonunda inandığında telefonumu bana geri verip, ''Gerçekten takip ediyor'' dedi.

Bende onun bu tatlı ifadesine karşılık yanağına küçük bir öpücük bıraktım.

Annem'de merak etmiş olmalıydı ki meraklı gözlerle bana bakıyordu bende telefonumu anneme verdim ve babam'la birlikte telefona bakmaya başladılar.

Sonra babam telefonu bana verip, ''Aeris'ın konserine gittiği gruptan birisi mi?'' dedi bende başımı salladım.

Telefonumdan saate baktığımda 10:00 olduğunu gördüm kursumda 12:00'de başlıyordu ama kurs yerim Seul'deydi. Biz ise Güney Kore'nin Busan şehrinde yaşıyorduk aralarında bir saat vardı, bu yüzden erken çıkmam lazımdı.

Arpa çayımı bitirip telefonumu alıp ayağa kalkarken,'' Benim gitmem lazım'' dedim ve koşar adım odama gittim.

Montumu, şapkamı, maskemi taktım. Saçlarımı ensemde ensemde dağınık topuz yapmıştım spor çantamı alıp hızlıca odamdan çıktım.

Kapının önünde ayakkabılarımı giyerken Aeris yanıma gelmişti ayakkabılarımı giydikten sonra doğrulup Aeris'ın yanaklarından öptüm oda beni öpmüştü.

Babam bana bakıp, ''Min kendini çok yorma kızım'' dedi dudaklarımda küçük bir tebessüm oluşmuştu cevap olarak üçünede uzaktan öpücük gönderdim.

Ve hızlıca kapıyı kapatıp merdivenlerden inmeye başladım.

Merdivenleri indikten sonra kendimi sonunda dışarı atmıştım maskemi çenemin altına indirip soğuk havayı ciğerlerime çekmiştim, maskemi tekrar takıp cebimden araba anahtarını çıkarmıştım bile.

Arabama binip spor çantamı yanımdaki koltuğa savurdum şapkamı ve maskemi de spor çantamın üstüne koyup arabayı çalıştırdım.

Arabada ilerlerken istemdışı Stray Kids'in ''I Like İt'' şarkısını mırıldanıyordum. Aeris sayesinde artık benimde dilime dolanmıştı.

Nihayet kursumun önüne geldiğimde arabayı otoparka sürdüm ve arabayı durdurduktan sonra şapkamı ve maskemi tekrar taktım, spor çantamı alıp arabadan indim kapısını kilitleyim hızlıca kursun içine girdim.

Soyunma odasına girdim üstümdeki kıyafetlerimi çıkarıp tekvando kıyafetlerimi giydim ve spor çantamı kilitli dolabıma koydum.

Hızlı adımlarla kurs alanına girerken bir yandan saçımı ensemde sıkı bir topuz yapıyordum ki birşey dikkatimi çekti.

Tribünlerde bir adam oturuyordu başında siyah şapkası ve maskesiyle dikkat çekiyordu.

Ben ona bakınca önüne dönmüştü bense adama hala bakıyordum ve bir ses duydum, ''Elara hadi sen bekliyoruz'' bu ses tekvando hocama aitti.

Adama bakmayı bırakıp bir yandan hızlı bir şekilde yürüyüp bir yandan, ''Geliyorum'' dedim.

Antreman başlamıştı hocamız artık Dünya Şampiyonu olmamızı istediği için fazlasıyla çalışıyorduk, gözlerim ara ara tribünlerde oturan adama kayıyordu ve ne zaman baksam beni izliyordu.

Antreman sonunda bitmişti ama bende bitmiştim, ter içinde ve nefes nefese kalmıştım.

Yorgunlukla tribünlere doğru çıkıp rastgele bir yere oturdum.

Tribünlerden Lena elinde bir havluyla bana doğru geliyordu.

Tam önümde durunca sağ elinde tuttuğu havluyu bana doğru uzattı gülümseyip elinden aldım.

Lena'da arkasını dönüp merdivenlerden inmeye başlamıştı.

Elimdeki havluyla önce yüzümü sonra ensemi kuruladım.

Ensemi kuruladıktan sonra havluyu elimde tutup nefesimin düzene girmesini bekledim ama önümde bir adam durmuştu.

Başımı kaldırıp baktığımda beni sürekli izleyen adam olduğunu anladım bu sefer suratında maskesi yoktu koyu kahverengi gözlerini yüzüme dikmişti.

Bakışlarım ciddileşti sinirli bir sesle, ''Kimsiniz? Neden sürekli beni izliyorsunuz?'' dedim ama o benim aksime daha sakindi.

Elini uzatıp, ''Ben Stray Kids grubunun lideri Christopher Bangchan. Elara seninle konuşmam gereken bir konu var'' dedi.

İsmimi bilmesine şaşırmıştım ve beni kursuma kadar takip mi etmişti?

Umursamaz bir tavırla, ''Ne konuşacakmışız?'' dedim.

Oda elini tutmayacağımı anlamış olmalı ki elini indirmişti.

Kendisi yanımdaki koltuğa oturmuştu bende ona doğru dönüp soruma cevap beklemeye başladım.

Sonunda, ''Önemli bir konu dışarıda konuşmamız lazım'' dedi.

Normalde tanımadığım kimseyle konuşmazdım ama ses tonundan ve yüzünden anlamıştım ondan zarar gelmezdi.

Ayağa kalkıp, ''Sen burada bekle'' dedim ve onun konuşmasına izin vermeden arkamı dönüp hızlı adımlarla soyunma odasına ilerledim.

Spor çantamda olan siyah kargo pantolonumu ve mavi sweatshirtimi giydim, şapkamı ve maskemi taktım montumu ve spor çantamı alarak geri tribünlere döndüm.

Az önce tanıştığım Bangchan isimli adamda ayakta ellerini cebine bir şekilde beni bekliyordu.

İlk kez fark ediyordum ki boyu bir hayli uzundu benim boyum 1.75ti ve onun omzuna geliyordum.

Boyu 1.90'nın üzerinde olabilirdi.

Tam önünde durunca, ''Gidelim'' dedim oda önümden çekilip geçmeme izin verdi.

Bende ilerledim ve beraber dışarı çıktık.

Ona dönüp, ''Neymiş o çok önemli konu?'' dedim alaycı bir ifadeyle.

Maskesini taktıktan sonra etrafa baktı ve bir noktada koyu kahverengi gözleri durdu, bana bakmadan eliyle bir yeri işaret etti. İşaret ettiği yere baktığımda kafe görmüştüm.

Bangchan konuşunca ona bakmak zorunda kaldım, ''Oraya gidelim, orda konuşuruz'' dedi.

Konuşmadan yürümeye başladık hızlı adımlarla kafe'nin içine girmiştik içerisi inanılmaz şekilde bomboştu. Buraya kurs çıkışı Lena'yla gelirken o zaman burası tıklım tıklım dolu olurdu ama şimdi bomboştu.

Bangchan'a baktığımda maskesini ve şapkasını çıkarmıştı siyah saçlarından iki tutam alnına düşmüştü.

Ne yani şimdi bu adam sırf benimle konuşmak istediği için kafe'yi mi kapatmıştı? Demek ki ünlü olmak böyle birşeydi.

Bende maskemi ve şapkamı çıkardım cam kenarında olan masalardan birinde oturduk. Spor çantamı yanımdaki boş sandalyenin üstüne bıraktım ensemde yaptığım topuzu açıp saçlarımın omuzlarıma dökülmesine izin verdim.

Yanımıza garson gelmişti Bangchan ve bana bakıp, ''Ne istersiniz?'' diye sordu.

Tam konuşucakken Bangchan araya girip, ''İki tane latte alalım'' dedi.

Garsonda elindeki küçük deftere not ettikten sonra arkasını dönüp uzaklaştı.

Kahvelerimiz gelene kadar ikimizde sessiz kaldık.

Ben telefonumla, Bangchan'da çantasından çıkardığı kağıda birşeyler yazmakla meşguldü ama gözleri sürekli olarak boynumdaki künyeye ve sağ elimdeki gümüş yüzüğe kayıyordu.

Kahvelerimiz geldiğinde ikimizde başımı kaldırıp garsona baktık, garsonda kahveleri ikimizin önüne bırakıp arkasını dönüp uzaklaştı.

Telefonumu masanın üstüne bırakıp gözlerimi Bangchan'a diktim biraz öne eğilip, ''Söyleyecek misin artık'' dedim sabırsız bir şekilde.

O da derin bir nefes vererek konuşmasına başladı, ''Açık konuşucam Elara grubumun çok ünlü olduğunu biliyorsundur ama tekrar çıkış yapmamız lazım'' dedi.

Kaşlarım çatılmıştı o zaman benim bu konuyla ne ilgim vardı?

Bangchan iç sesimi duymuş olucak ki, ''Benim bu konuyla ne alakam var diye sorucak olursan doğrusunu söylemek gerekirse senin gibi çok güzel dans eden birisini kaybetmek istemem'' dedi.

Bu adam benim sosyal medya hesabımımı mı bulmuştu? Yinede cevabını bildiğim halde sordum, ''Sen benim dans ettiğimi nerden biliyorsun?''

Dediğim esnada telefonundan dans ettiğim bir videoyu bulup telefonu önüme bırakmıştı. Ben videoyu izlerken kendiside hem kahvesini içiyor hemde önündeki kağıda birşeyler yazıyordu.

Gözlerimi devirip telefonu onun önüne iteledim tam ben konuşucakken bana bakmadan ''Aeris Areska tanıyor musun?'' dedi ve başını kaldırıp bana baktı.

Yerimde huzursuzca kıpırdanarak, ''Tanıyorum kendisi arkadaşım yoksa...'' dedim duraksayıp.

Umarım Aeris benden habersiz bu adama dans ettiğim ve şarkı söylediğim videoları atmamıştı.

Ben bunları düşünürken Bangchan hiç duymak istemediğim o cümleyi söyledi, ''Aeris bana videolarını gönderdi hayran kaldım doğrusu kendiside hem senin için ve kendi için şirkete başvuru yapmış'' dediği anda bir elimi alnıma atıp ovuşturdum ve ofladım.

Ama hiç istemediğim birşey daha olmuştu sağ elimi alnıma atmıştım ve sweatshirt'üm sıyrılmıştı yani ortaya yara izim çıkmıştı ben bunu hissetmemiştim bunu fark etmemi sağlayan Bangchan olmuştu.

''Koluna ne oldu?'' demesiyle birlikte elimi alnımdan çekip sweatshirt'ümü geri sıyırmam bir olmuştu.

Ona bakmadan, ''Birşey olmadı'' dedim.

Oda konuyu değiştirdi,''Elara seni buna zorlayamam ama böyle güzel yeteneklerin yeteneklerinin de yok olup gitmesine izin veremem. Yinede soruyorum gerçekten idol olmak istiyor musun?'' dedi.

Aslında lisedeyken idol olmayı düşünmüştüm.

Ama liseden mezun olduktan sonra saçma olduğunu düşünüp bu konuyu bir daha açmamak üzere kapatmıştım bunun yerine yaptığım sporlara ağırlık vermeyi tercih etmiştim ama şimdi bu fikri tekrar düşününce bu fikir aklıma yatmıştı.

Ben cevap vermeyince Bangchan, ''Üzerine gelmek istemiyorum ama sana yinede bazı sorular sormak zorundayım kendini tanıtır mısın?'' dedi.

Bende kahvemden bir yudum alıp, ''Adım Elara Min 20 yaşındayım. Bulgaristanlıyım. Doğum tarihim 12 Ekim 2006'' dedim.

Ama bu tarihi söylerken içimde birşeylerin kopup gittiğini hissettim.

İnsan hiç doğum tarihinden nefret eder miydi? İşte ben ediyordum. İnsan hiç doğduğu güne lanetler okur muydu? Ben okuyordum çünkü o tarih benim en kıymetlilerimi almıştı. Annemi ve babamı almıştı.

Bu düşüncelerden sıyrılmama Bangchan neden oldu ve hiç istemediğim o soruyu sordu, ''Peki ailen hakkında biraz konuşur musun?'' dedi.

Bende derin bir nefes alarak konuşmaya başladım, ''Annem özel harekat polisiydi babam ise askerdi ama...''

Bu noktada durmuştum ve kendimi toparlayarak konuşmaya devam ettim, ''İkiside ben 13 yaşındayken şehit düştüler. Bende o günden sonra Aeris ve ailesiyle birlikte yaşamaya başladım'' dedim.

Ben bunları söyledikten sonra Bangchan'ın bakışları değişmişti, kağıdın üzerinde yazan eli durmuştu ve başını ağır ağır kaldırıp koyu kahverengi gözlerini bana doğru dikti.

Ben ise soğukkanlı bir şekilde duruyordum.

Oda konuyu değiştirmek amaçlı, ''Sadece dansla mı ilgileniyorsun?'' dedi.

Bende kendimden emin bir şekilde, ''Tekvando ve okçulukta ilgileniyorum bunun dışında resim çizebiliyorum ve keman çalabiliyorum'' dedim.

Oda elini tekrar kağıdın üzerinde oynatmaya başladı. Kağıda söylediklerimi yazdıktan sonra başını kaldırıp tekrar bana baktı, ''Peki gittin okullar'' dedi

''İlkokul ve liseyi Bulgaristan'da, ortaokulu Kore'de okudum'' dedim.

Bu dediklerimi de not ettikten sonra kalemin kapağını kapattı, kahvesini yudumladı ve tekrar konuşmaya başladı, ''Neden liseyi de Kore'de okumadın?'' dedi.

Bende arkama yaslanıp, ''Ortaokul'da çillerimle dalga geçtikleri için geri Bulgaristan'a taşındık'' dedim.

Oda kahve bardağını eline alıp, ''Sana bir sır veriyim mi?'' dedi.

Bende hafif öne eğilip, ''Ne sırrı?'' dedim.

Oda elindeki kahve bardağını masaya bırakıp,''Bir rivayete göre bir kadının yüzünde ne kadar çil varsa o kadın o kadar güzeldir ve senin yüzünün her yeri çil olduğuna göre...'' dedi.

Ama ben ne olduğunu anlamıştım hafif utangaç bir ifadeyle başımı öne eğmiştim ama sandalyeden çıkan ses yüzünden başımı kaldırmak zorunda kalmıştım.

Bangchan yanımdan geçiyordu. Geçerken masaya bir kartvizit bıraktı ve seslendi, ''Eğer fikrin değişirse bu numarayı ara'' dedi ve arkasını dönüp uzaklaştı.

Bende elimdeki kartvizite baktım önce bu kartviziti çöpe atmayı düşündüm ama sonra çöpe atmayıp cebime koydum ve spor çantamı omzuma takıp bende çok geçmeden kafe'den çıkıp arabama bindim.

Arabada ilerlerken aklım sürekli Bangchan'ın bana verdiği kartvizitteydi.

Sonunda apartmanın otoparkına gelmiştim. Arabamı park ettim ve spor çantamı alıp hızlıca apartmana girdim.

Gözlerimden ateş çıktığına emindim. Merdivenleri hızlıca çıkıp kapının önüne geldiğimde anahtarı cebimden hızlıca çıkarıp yuvasına soktum ve kapıyı açtım.

Hızlıca içeri girip kapıyı kapattım ve ayakkabılarımı çıkarttım.

Annem ve babamın sesi salondan geldiği için salona gittim. Babam beni görünce gülümseyip, ''Min hoşgeldin ama sen iyi misin?'' dedi.

Sinirden çenemin kasıldığını oda görmüş olmalıydı ki bu soruyu sormuştu babamın sorusunu ciddiye almayarak,'' Aeris nerede?'' dedim tekdüze bir sesle.

Annem'le babam birbirlerine kısa bir süre baktıktan sonra annem bana bakıp, ''Odasında'' dedi.

Hızlıca Aeris'ın odasına yürümeye başladım. Arkamdan annem ve babam birşeyler söylüyordu ama ben onları duymuyordum.

Aeris'ın odasının önüne gelince hışımla kapıyı açtım ve içeri girdim.

Aeris'te yatağında gitar çalıyordu ben görünce gitarı yatağına bırakarak, ''Çilli iyi misin?'' dedi ve ayağa kalktı.

Sakince elimdeki spor çantamı yere bıraktım.

Ben Aeris'a ateş saçan gözlerle bakarken Aeris önüme gelip,''Elara ne oldu iyi misin?'' dedi.

Ona doğru bir adım attım ve yeşil gözlerine bakıp, ''Bence sen gayet iyi biliyorsun ne olduğunu'' dedim buz gibi bir sesle.

Ne demek istediğimi anlamış olmalı ki beni sakinleştirmek amaçlı, ''Elara gel otur konuşalım'' dedi ama ben onu dinlemeden, ''Aeris sen ne zamandan beridir benim hakkımda kararlar vermeye başladın? Neden Aeris neden yaptın bunu!'' dedim hafif bağırarak.

Büyük ihtimalle sesim salona kadar gitmiş olmalıydı çünkü odaya annem ve babam girmişti. Onlar olayı anlamaya çalışırken Aeris, ''Elara buna mecburdum'' dedi.

Bu dediğine hafif şekilde gülmüştüm, ''Demek mecburdun...Neden bana sormadın?'' dedim sesimi bu sefer azaltarak.

Babam dayanamayıp, ''Neden tartışıyorsunuz siz? Konu ne!'' dedi hafif bağırarak.

İkimizde babama doğru dönmüştük Aeris tam konuşacakken ben ondan önce davranıp, ''Aeris hem kendi için hemde benim için şirkete başvuru yapmış'' dedim.

Babam kısa bir süreliğine bana baktıktan sonra tekrar anneme baktı. O an anladım ki babam ve annem'de bu işin içindeydiler.

Annem ve babama bakıp, ''Sizde mi biliyordunuz?'' dedim ama sesim hayal kırıklığıyla doluydu.

Sonra annem bana bakıp, ''Senin nereden haberin oldu?'' dedi.

Gözlerimi Aeris'a çevirip, ''Bugün grubun lideriyle konuştum Christopher Bangchan ile bana kartvizitini verdi eğer fikrim değişirse onu aramam için'' dedim.

Gözlerimi Aeris'ın gözlerinden çekip anneme bakarak,''Ama kararım belli kabul etmeyeceğim'' dedim.

Tam arkamı dönüp odadan çıkacakken bir ses ''Elara yeter'' dedi bu ses Aeris'e aitti.

Aeris konuşmasına devam etti, ''Ben senin kariyerini düşündüğüm için bunu yaptım'' dedi.

Aeris'e bakıp, ''Kariyemi düşünmek sana mı kaldı?'' dedim sinirle.

Ona baktığımda hiçbir şey olmamış gibi rahattı bu rahatlığı beni daha çok sinirlendiriyordu.

''Çünkü bu yeteneklerini görmezden gelemezdim. Ayrıca sende lisedeyken idol olmayı hayal ediyordun'' dedi.

Evet idol olmayı hayal etmiştim ama o zaman aklım başımda değildi. Her istediğime özenen bir ergendim.

İç sesimi dışa vurdum, ''O zamanlar ergendim ne yaptığımın farkında değildim'' dedim yeşil gözlerine bakarak.

Sinirim inanılmaz bir şekilde geçmişti.

Aeris hafif gülümseyerek, ''Ama şimdi ne yaptığının farkındasın ne istediğinin, ne istemediğinin farkındasın'' dedi ve yavaşça ellerimi tuttu.

Annemlerde artık kavga etmeyeceğimizi anlamışdı çünkü ikiside hiçbir şey demeden odadan çıkmışlardı.

Odada Aeris ve ben kalmıştık.

Aeris ellerimi daha sıkı tutup,'' Elara seni buna zorlayamam. Ama lütfen kendin için bu seçmelere katıl eğer kazanırsan hayatın değişecek farkındasın bunun değil mi?'' dedi.

Ama ben ona cevap vermek yerine sımsıkı sarıldım.

Biz küçükken de kavga ederken Aeris kavgada hep sakin taraf olurken ben hep bağırıp çağıran taraf oluyordum.

Aeris'e sarılırken, ''Sana öyle davrandığım için özür dilerim Maviş'' dedim.

Ayrıldığımızda Aeris bana bakıp dudaklarına bir tebessüm yerleştirdi.

Bende yere bıraktığım spor çantamı alıp arkamı döndüm kaapının önüne gittim ve kapınıın kolunu tuttum ve açmadan önce Aeris'a dönüp, "Şimdi odama gidip bu teklifi düşüneceğim'' dedim ve odadan hızla çıkıp kendi odama doğru gittim.

Odama girince spor çantamı komodinin yanına bıraktım, yatağa oturup cebimden Bangchan'ın bana verdiği kartvizite bir süre baktım ve karar vermiştim seçmelere katılacaktım.

Yatağımıın üzerinde duran telefonumu aldım, kartvizitteki numaray tuşladım ve telefonu kulağıma götürdüm ilk çalışta açıldı.

Karşı taraftaki ses Bangchan'a aitti. ''Alo'' dedi.

Hiç bekletmeden, ''Bangchan benim Elara'' dedim.

Bangchan meraklı bir sesle, ''Elara teklifimi düşündün mü?'' dedi.

Cevap vermeden önce biraz düşündüm sonra ''Evet seçmelere katılacağım'' dedim.

Kısa bir sessizlikten sonra, ''Tamam o halde şirketle görüşüp sana geri dönüş sağlayacağım...Görüşürüz'' dedi.

Hiçbir şey demeden telefonu kapattım.

Üstümden yük kalkmış gibi hissediyordum telefonumu ve kartviziti komodinin üstüne koydum.

Ayağa kalkıp pijamalarımı giydim ve yatağa uzandım.

İlk defa bu kadar heyecanlanmıştım Aeris'inda dediği gibi eğer bu seçmeleri kazanırsam hayatım değişecekti.

Ama uykum baskın düştüğü için gözlerimi kapatıp uykuya daldım