Sahne sıra bizde kitap kapağı

3. bölüm / 4

Sahne sıra bizde

3.

Yazar: Nisanur Uzun

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: 3.

Bir takıma seçilmek, o takımın bir parçası olmayı öğrendiğin anlamına gelmez. Bazen asıl seçmeler, içeri girdikten sonra başlar.

1. İlk Prova, İlk Felaket

Yoon Se-ah, alarmı çaldığında hayatında ilk kez yataktan bu kadar hızlı kalktı.

Normalde sabahları onunla yataktan kalkmak arasında uzun ve yorucu bir mücadele yaşanırdı. Fakat bugün durum farklıydı. Çünkü bugün Theia'daki ilk resmî provası vardı.

Se-ah yatağından fırladı, telefonunu aldı ve ekrandaki saate baktı.

07.10.

Prova saat 09.00'daydı.

“Harika! İki saatim var!”

Bunu söyledikten sonra durdu.

Duvara astığı programa baktı.

Dersleri.

İşi.

Prova.

Akşam çalışması.

Bir de ertesi gün teslim etmesi gereken ödev.

Gülümsemesi yavaşça kayboldu.

“Ben neden kendime bunu yaptım?”

Cevap belliydi.

Çünkü istemişti.

Hem de gerçekten istemişti.

Se-ah yüzünü yıkadıktan sonra saçlarını topladı, spor kıyafetlerini giydi ve çantasını hazırladı. Yanına su şişesini, küçük bir havlu, defterini ve atıştırmalık bir şeyler koydu.

Kapıdan çıkarken aynada kendisine baktı.

“Bugün kimseye rezil olmuyoruz.”

Bir saniye düşündü.

“En azından çok fazla.”

Kapıyı kapattı ve merdivenlerden inmeye başladı.

Üniversiteye ulaştığında saat sekiz kırk beşti.

Beş dakika erken.

Se-ah kendisiyle gurur duyuyordu.

Theia'nın prova salonuna yaklaştığında içeriden sesler geliyordu. Kapıyı açtı ve başını içeri uzattı.

“Günaydın!”

Salonun ortasında esneme hareketleri yapan birkaç üye başlarını çevirdi.

Choi Min-jae, yerde oturmuş ayakkabısının bağcığını bağlıyordu. Se-ah'ı görünce elini kaldırdı.

“Yeni üyemiz gelmiş!”

“Günaydın,” dedi Se-ah, gülümseyerek.

Min-jae ayağa kalktı ve etrafına baktı.

“Bir saniye. Kutu nerede?”

Se-ah'ın yüzündeki gülümseme anında kayboldu.

“Seninle daha ilk günden aramızın bozulmasını istemiyorum.”

Min-jae kahkahayı bastı.

“Şaka yapıyorum! Rahat ol.”

“Bence bu takımda en çok senden korkacağım.”

“Bunu iltifat kabul ediyorum.”

“Etme.”

Salondaki birkaç kişi güldü.

Se-ah çantasını kenara bıraktı. Tam esneme hareketlerine katılacakken Kang Na-yoon yanına geldi.

“Günaydın. Hazır mısın?”

“Sanırım.”

“Sanırım değil, hazır mısın?”

Se-ah omuzlarını düzeltti.

“Hazırım.”

“Güzel. Önce ısınma yapacağız. Sonra temel hareketleri çalışacağız. Yeni üyeler için ayrı bir değerlendirme de olacak.”

Se-ah başını salladı.

Na-yoon konuşmaya devam etti.

“Bir de önemli bir şey var. Burada kimseyi küçük düşürmek için hata aramıyoruz. Ama hatalarını görmezden de gelmiyoruz. Anlaştık mı?”

“Anlaştık.”

Na-yoon ona kısa bir gülümseme verdi.

“Güzel. Hadi başlayalım.”

Tam o sırada salonun kapısı açıldı.

Kang Do-hyun içeri girdi.

Elinde bir dosya, omzunda spor çantası vardı. Her zamanki gibi ciddi görünüyordu. İçeri girer girmez saate baktı.

“Günaydın. Herkes hazır mı?”

“Evet!” diye cevap verdi birkaç kişi.

Min-jae elini kaldırdı.

“Ben ruhen hazırım.”

Do-hyun ona baktı.

“Fiziksel olarak da hazır olmanı tercih ederim.”

“Baskı görüyorum.”

“Isınmaya başla.”

Min-jae iç çekerek yerine geçti.

Se-ah gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.

Do-hyun'ın bakışları ona döndü.

“Yoon Se-ah.”

Se-ah hemen dikleşti.

“Evet?”

“İlk günün olduğu için hareketleri öğrenmekte zorlanabilirsin. Takip edemediğin bir bölüm olursa sor.”

“Tamam.”

“Anlamadığın hâlde anladığını söyleme.”

Se-ah bir an durdu.

“Bunu özellikle bana mı söylediniz?”

Do-hyun cevap vermeden önce birkaç saniye ona baktı.

“Genel bir kural.”

Min-jae arkadan fısıldadı.

“Kesinlikle sana söyledi.”

Se-ah başını çevirip ona baktı.

“Duydum!”

“Duymanı istedim!”

Do-hyun ellerini birbirine vurdu.

“Konuşmayı bitirdiysek başlayabiliriz.”

Müzik açıldı.

İlk on dakika oldukça iyi geçti.

Se-ah hareketleri dikkatle izliyor, Na-yoon'ın gösterdiklerini tekrar ediyordu. Daha önce dans ettiği için ritmi takip etmekte zorlanmıyordu. Fakat tezahürat takımının hareketleri alıştığı danslardan farklıydı. Burada yalnızca müziğe uyum sağlamak yeterli değildi. Herkesin aynı anda hareket etmesi, geçişlerin temiz olması ve grubun bir bütün gibi görünmesi gerekiyordu.

İlk denemede Se-ah sağa dönmesi gerekirken sola döndü.

İkinci denemede kollarını yanlış anda kaldırdı.

Üçüncü denemede ise yanındaki üyeyle çarpışmamak için son anda durdu.

Müzik kesildi.

Do-hyun başını kaldırdı.

“Bir sorun mu var?”

Se-ah derin bir nefes aldı.

“Evet. Benim beynimle ayaklarım arasında iletişim problemi yaşıyoruz.”

Salon bir anda kahkahaya boğuldu.

Min-jae dizlerine vurdu.

“Bunu not edin! Takımın yeni sloganı!”

Do-hyun yüzünü ciddi tutmaya çalıştı ama dudaklarının kenarında belli belirsiz bir kıpırtı oldu.

“Komik olabilir. Ama sorunu çözmemiz gerekiyor.”

Se-ah başını salladı.

“Haklısınız.”

Do-hyun hareketi yavaşça gösterdi.

“Önce ayağını buraya yerleştir. Sonra dön. Kollarını dönüş sırasında kaldıracaksın. Hepsini aynı anda yapmaya çalışırsan karıştırırsın.”

Se-ah hareketleri dikkatle izledi.

“Tamam. Bir daha deneyebilir miyim?”

“Tabii.”

Müzik yeniden başladı.

Bu kez Se-ah ilk iki hareketi doğru yaptı. Dönüşü de tamamladı ama son adımda ritmi kaçırdı.

Durdu.

Yüzünü buruşturdu.

“Yine olmadı.”

Do-hyun ona yaklaştı.

“Oldu.”

Se-ah şaşırdı.

“Ne?”

“İlk denemendekiyle aynı değildi. Daha iyiydi.”

Do-hyun'ın bunu bu kadar doğal söylemesi Se-ah'ı hazırlıksız yakaladı.

“Yani… biraz ilerledim mi?”

“Evet. Ama son geçişi tekrar çalışman gerekiyor.”

Se-ah'ın yüzünde yeniden gülümseme belirdi.

“Tamam!”

Do-hyun başka bir üyeye yöneldiğinde Se-ah arkasından baktı.

Dışarıdan göründüğü kadar acımasız değildi.

Sadece herkesin elinden gelenin en iyisini yapmasını istiyordu.

Bu, onun işini kolaylaştırmıyordu elbette.

Ama en azından neden bu kadar ciddi olduğunu anlamaya başlamıştı.

2. Lee Ji-ho'nun Büyük Yardımı

Provanın ilk bölümü sona erdiğinde herkes kısa bir mola verdi.

Se-ah su şişesini alıp duvarın kenarına oturdu. Ayakları ağrıyordu. Daha önce dans etmişti ama bu kadar uzun süre aynı hareketleri tekrar etmek farklı bir şeydi.

Şişesinden birkaç yudum su içti.

Tam gözlerini kapatacakken önünde bir gölge belirdi.

“Hayatta mısın?”

Se-ah gözlerini açtı.

Lee Ji-ho.

“Şimdilik.”

Ji-ho yanına oturdu.

“İlk günün için fena değildi.”

Se-ah kaşlarını kaldırdı.

“Bu bir iltifat mı?”

“Kesinlikle.”

“Pek inandırıcı gelmedi.”

Ji-ho güldü.

“Peki, şöyle söyleyeyim. İlk denemede yaptığın dönüşü gördüm. Bir an için hepimizi şaşırtacağını düşündüm.”

“Sonra sola döndüm.”

“Evet. Hepimizi başka bir şekilde şaşırttın.”

Se-ah ona baktı.

“Bana yardım etmek için mi geldin, yoksa benimle dalga geçmek için mi?”

Ji-ho bir an düşündü.

“İkisi de olabilir.”

Se-ah su şişesinin kapağını kapattı.

“Teşekkürler. Çok yardımcı oldun.”

Ji-ho güldükten sonra ayağa kalktı.

“Gel. Sana bir şey göstereceğim.”

Se-ah şüpheyle baktı.

“Bu cümlenin ardından genellikle kötü bir şey oluyor.”

“Bu kez olmayacak.”

“Bunu nereden biliyorsun?”

“Çünkü kötü bir şey olsaydı sana söylemezdim.”

Se-ah birkaç saniye düşündü.

“Bu mantıklı değil.”

“Yine de geliyor musun?”

Se-ah ayağa kalktı.

“Geliyorum ama başıma bir şey gelirse sorumlusu sensin.”

Ji-ho onu salonun diğer tarafına götürdü. Aynanın önünde durup hareketin başlangıç bölümünü gösterdi.

“Bak, sen dönüşü yaparken önce kollarına odaklanıyorsun. Ama bu harekette ağırlığını ayaklarına vermen gerekiyor.”

Se-ah dikkatle izledi.

“Yani önce ayaklarım?”

“Aynen. Sonra kolların.”

Ji-ho hareketi yavaşça tekrarladı.

Se-ah da aynısını yapmaya çalıştı.

İlk denemede dengesini kaybetti.

İkincide ayağını yanlış yere koydu.

Üçüncüde ise hareketi tamamladı.

Se-ah aynaya baktı.

“Bir dakika.”

Hareketi yeniden yaptı.

Bu kez daha düzgün görünüyordu.

“Ben yaptım!”

Ji-ho başını salladı.

“Gördün mü?”

Se-ah heyecanla ona döndü.

“Gerçekten oldu!”

“Oldu.”

Se-ah bir kez daha denedi.

Yine başardı.

Gülümsemesi büyüdü.

“Tamam, seninle dalga geçtiğin için biraz daha az kızgınım.”

Ji-ho elini göğsüne koydu.

“Bunu duymak beni çok duygulandırdı.”

“Abartma.”

“Ben hiçbir şeyi abartmam.”

Tam o sırada arkalarından bir ses geldi.

“Ji-ho, ne yapıyorsun?”

İkisi de döndü.

Do-hyun kapının yanında duruyordu.

Ji-ho hiç istifini bozmadı.

“Yeni üyeye hareketi gösteriyorum.”

Do-hyun'ın bakışları Se-ah'a kaydı.

“Benim verdiğim açıklama yeterli olmadı mı?”

Se-ah hemen cevap verdi.

“Hayır! Yani… yeterliydi. Ama Ji-ho başka bir şekilde gösterdi. O da işe yaradı.”

Do-hyun birkaç saniye sessiz kaldı.

“Güzel. O zaman bir sonraki bölümde de aynı şekilde çalış.”

Ji-ho başını salladı.

“Emredersiniz, liderim.”

Do-hyun ona baktı.

“Benimle böyle konuşmayı bırak.”

“Nasıl konuşayım?”

“Normal.”

Ji-ho ciddi bir ifadeyle başını salladı.

“Anladım. Çok normalim.”

Do-hyun arkasını dönüp uzaklaştı.

Se-ah, Ji-ho'ya döndü.

“Onu kızdırmayı seviyorsun, değil mi?”

Ji-ho gülümsedi.

“Bunu anlaman uzun sürmedi.”

“Peki neden?”

Ji-ho bir an Do-hyun'ın uzaklaşmasını izledi.

“Çünkü bazen kendisini fazla ciddiye alıyor.”

“Bence işini ciddiye alıyor.”

“İkisi arasında fark var.”

Se-ah cevap vermedi.

Ji-ho'nun söylediklerinde bir miktar doğruluk vardı. Ama Do-hyun'ın da kendi sorumlulukları bulunuyordu. Takım lideri olmak kolay görünmüyordu.

Mola bitince ikisi yeniden grubun yanına döndü.

Se-ah'ın hareketleri artık biraz daha iyiydi.

Ve ilk kez, burada bulunmayı gerçekten başarabileceğini düşündü.

3. Takımın İçindeki Çatlak

Öğleden sonraki prova daha zordu.

Yeni üyeler, takımın deneyimli üyeleriyle birlikte çalışmaya başlamıştı. Amaç, herkesin aynı ritimde hareket etmesini sağlamaktı.

Se-ah, Park Da-eun'la aynı sıraya yerleştirildi.

Da-eun sabah seçmelerde konuştuğu kızdı. Enerjik, kendinden emin ve rekabetçi görünüyordu. Hareketleri hızlı öğreniyor, hata yaptığında hemen tekrar deniyordu.

“Hazır mısın?” diye sordu Da-eun.

Se-ah başını salladı.

“Hazırım.”

Müzik başladı.

İlk geçiş iyi gitti.

İkinci geçişte Se-ah bir adım gecikti.

Da-eun hareketini tamamlayıp yerine dönerken Se-ah'ın kolu onun omzuna hafifçe çarptı.

Müzik durdu.

Da-eun geri çekildi.

“Daha dikkatli olabilir misin?”

Se-ah hemen başını eğdi.

“Özür dilerim. Biraz geç kaldım.”

“Biraz değil. Bütün sırayı etkiledin.”

Se-ah'ın yüzündeki gülümseme kayboldu.

“Bir daha olmayacak.”

Da-eun kollarını birleştirdi.

“Umarım.”

Do-hyun yanlarına geldi.

“Ne oldu?”

Da-eun cevap verdi.

“Se-ah ikinci geçişte ritmi kaçırdı.”

Do-hyun başını salladı.

“Tamam. O bölümü tekrar çalışacağız.”

Se-ah yerine geçti.

Müzik yeniden başladı.

Bu kez daha dikkatliydi. Hareketlerini sayıyor, ayaklarının yerini kontrol ediyor ve Da-eun'ın ritmine yetişmeye çalışıyordu.

Fakat fazla düşünmek de işleri zorlaştırıyordu.

Son geçişte yine gecikti.

Müzik durduğunda Se-ah'ın yüzü kızarmıştı.

“Özür dilerim,” dedi yeniden.

Do-hyun ellerini beline koydu.

“Özür dilemek yerine sorunu bulalım. Hangi adımda ritmi kaybediyorsun?”

Se-ah düşündü.

“İkinci dönüşten sonra. Sonraki hareketi yaparken bir an duraksıyorum.”

“Güzel. Demek sorunun nerede olduğunu biliyorsun. Şimdi onu çalışacağız.”

Da-eun iç çekti.

“Bunu tekrar tekrar yapmak zorunda mıyız?”

Do-hyun ona döndü.

“Evet.”

“Diğer bölümler de var.”

“Biliyorum. Ama bu bölüm düzelmeden devam etmeyeceğiz.”

Da-eun'ın yüzü gerildi.

Se-ah, diğer üyelerin kendilerine baktığını fark etti. Kimsenin kendisi yüzünden daha fazla çalışmasını istemiyordu.

“Ben tek başıma çalışabilirim,” dedi. “Siz devam edin. Ben sonra yetişirim.”

Do-hyun'ın yüzündeki ifade sertleşti.

“Hayır.”

Se-ah şaşırdı.

“Ben sadece—”

“Bu bir takım provası. Bir kişi geride kaldığında onu kendi hâline bırakmayız. Sorunu birlikte çözeriz.”

Salonda sessizlik oldu.

Do-hyun devam etti.

“Birlikte çalışmak, herkesin aynı hızda öğrenmesi demek değildir. Ama herkesin birbirine fırsat vermesi gerekir.”

Da-eun bakışlarını yere indirdi.

Se-ah ise ne söyleyeceğini bilemedi.

Do-hyun müziği yeniden başlattı.

Bu kez hareketleri yavaşlattılar. Se-ah ikinci dönüşten sonra ayağını nereye koyacağını belirledi. Na-yoon geçişi birkaç kez gösterdi. Ji-ho da ritmi sayarak yardımcı oldu.

Beşinci denemede Se-ah hareketi doğru yaptı.

Altıncıda da.

Yedincide ise bütün sıra aynı anda tamamlandı.

Müzik bittiğinde Se-ah nefes nefeseydi ama yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.

“Başardık!”

Min-jae elini kaldırdı.

“Ben de bu başarının bir parçasıydım. Moral desteği verdim.”

Na-yoon ona baktı.

“Sen su içiyordun.”

“İnsan su içerken de destek olabilir.”

Bu kez Da-eun bile gülümsedi.

Se-ah ona döndü.

“Az önceki için tekrar özür dilerim.”

Da-eun bir süre sessiz kaldı.

Sonra başını salladı.

“Ben de biraz sert konuştum. Sadece hareketlerin yetişmeyeceğinden endişelendim.”

“Anlıyorum.”

Da-eun'ın yüzü yumuşadı.

“Bir dahaki sefere birlikte daha çok çalışırız.”

Se-ah gülümsedi.

“Anlaştık.”

Küçük bir tartışma sona ermişti.

Ama Se-ah, takımın içinde herkesin birbirine hemen alışmayacağını anlamıştı. Bazıları sabırlıydı, bazıları rekabetçiydi, bazılarıysa duygularını saklamakta zorlanıyordu.

Theia bir grup insandan oluşuyordu.

Ve her insanın kendine ait bir hikâyesi vardı.

4. Beklenmedik Bir Duyuru

Provanın sonuna doğru Do-hyun herkesi topladı.

“Bir duyurum var.”

Üyeler yavaşça yan yana dizildi.

“Önümüzdeki hafta üniversitenin büyük spor etkinliği var. Theia bu etkinlikte ana gösteriyi yapacak.”

Min-jae'nin yüzü aydınlandı.

“Sonunda!”

Do-hyun devam etti.

“Gösteriye kadar yoğun bir programımız olacak. Yeni üyeler de hazırlıklara katılacak. Herkes kendi sorumluluğunu bilmeli.”

Na-yoon dosyasını açtı.

“Yarın koreografi çalışması var. Sonraki gün takım toplantısı. Hafta sonu da sahne düzenini kontrol edeceğiz.”

Se-ah'ın gözleri büyüdü.

“Hafta sonu da mı?”

Na-yoon başını salladı.

“Evet.”

Se-ah zihninde iş programını canlandırdı.

Hafta sonu iki vardiyası vardı.

Bir de teslim etmesi gereken ödevi.

Kendisine ayırabileceği zaman neredeyse kalmamıştı.

Do-hyun onun yüzündeki değişikliği fark etti.

“Bir sorun mu var?”

Se-ah hemen başını salladı.

“Hayır. Sadece programımı düzenlemem gerekiyor.”

“Bir çakışma olursa önceden haber ver. Son dakikaya bırakma.”

“Tamam.”

Do-hyun kısa bir açıklama daha yaptıktan sonra üyeleri serbest bıraktı.

Se-ah çantasını alıp salonun kenarına geçti. Telefonunu açarak iş yerindeki vardiya çizelgesini kontrol etti.

Cumartesi öğleden sonra çalışması gerekiyordu.

Theia'nın sahne hazırlığı da aynı saatteydi.

Se-ah dudaklarını birbirine bastırdı.

Daha ilk haftadan sorun çıkarmak istemiyordu. Ama işini de bırakamazdı. O para, kira ve günlük masrafları için gerekliydi.

Bir süre ekrana baktıktan sonra iş yerindeki sorumlusuna mesaj yazmaya başladı.

Merhaba. Cumartesi vardiyamı değiştirmem mümkün mü? Üniversitedeki bir etkinlik nedeniyle…

Mesajı göndermeden önce durdu.

Ya kabul etmezse?

Telefonunu kapattı.

Önce yüz yüze konuşacaktı.

Bir çözüm bulabilirdi.

Mutlaka bir çözüm vardı.

“Bir şey mi oldu?”

Se-ah başını kaldırdı.

Do-hyun birkaç adım ötede duruyordu.

“Hayır. Programımla ilgili küçük bir mesele.”

“Çözebilecek misin?”

Se-ah gülümsemeye çalıştı.

“Çözmek zorundayım.”

Do-hyun bir an onu izledi.

Sonra başını salladı.

“Bir sorun çıkarsa haber ver. Takımın programını mümkün olduğunca önceden planlıyoruz.”

Se-ah şaşırdı.

“Teşekkür ederim.”

Do-hyun cevap vermeden dosyasını aldı ve diğer üyelerin yanına gitti.

Se-ah arkasından baktı.

Kang Do-hyun hâlâ katıydı.

Hâlâ en küçük ayrıntıyı bile fark ediyordu.

Ama belki de bir takım liderinin yapması gereken buydu.

İnsanların yalnızca performansını değil, nasıl çalışabildiğini de anlamak.

Se-ah çantasını omzuna yerleştirdi ve salondan çıktı.

Koridorda yürürken telefonuna yeni bir bildirim geldi.

Theia'nın grup sohbetine eklenmişti.

Theia Resmî Grup Sohbeti

Choi Min-jae: YENİ ÜYELERİMİZ HOŞ GELDİNİZ!!!

Kang Na-yoon: Büyük harflerle yazmak zorunda değilsin.

Choi Min-jae: HEYECANLIYIM!!!

Lee Ji-ho: Bunu fark ettik.

Choi Min-jae: SE-AH, KUTU GETİRMEYİ UNUTMA.

Yoon Se-ah: Seni engellemenin bir yolu var mı?

Lee Ji-ho: İlk gününde takım arkadaşını engellemek mi? Çok acımasızca.

Yoon Se-ah: İkinizi de engelleyebilir miyim?

Kang Do-hyun: Grup sohbeti takım duyuruları içindir. Lütfen konudan sapmayın.

Birkaç saniye sonra yeni bir mesaj geldi.

Choi Min-jae: LİDERİMİZ DE BİZİMLE SOHBET EDİYOR!!!

Se-ah otobüs durağında kahkaha attı.

Yanındaki kadın ona dönüp baktı.

Se-ah hemen ciddileşti.

“Özür dilerim.”

Telefonuna yeniden baktığında Do-hyun'ın son mesajını gördü.

Kang Do-hyun: Min-jae, yarın ilk gelen kişi sen olacaksın.

Choi Min-jae: MESAJIMI GERİ ALABİLİR MİYİM?

Se-ah bu kez gülmemek için kendini zor tuttu.

Belki de Theia'ya katılmak düşündüğü kadar kötü bir fikir değildi.

Belki de bu kadar çalışmanın, yorulmanın ve yeni insanlarla uğraşmanın arasında güzel şeyler de bulabilirdi.

Otobüs geldiğinde telefonunu çantasına koydu.

Yarın yeni bir gündü.

Yeni bir prova.

Yeni bir sürü sorun.

Ama bu kez Se-ah'ın yanında yalnızca kendi hayalleri olmayacaktı.

Artık bir takımı vardı.

Ve Theia'da hiçbir şey göründüğü kadar basit değildi.

Bölüm 3 — Son.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

4okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…