Sahne sıra bizde kitap kapağı

2. bölüm / 4

Sahne sıra bizde

2.

Yazar: Nisanur Uzun

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: 2.

Bazen insanın hayatını değiştiren kararlar, en çok vazgeçmek üzere olduğu anlarda verilir.

Yoon Se-ah o sabah kendine üç kez söz vermişti.

Birincisi, derslerine odaklanacaktı.

İkincisi, işinden geç kalmayacaktı.

Üçüncüsü, Theia'yı düşünmeyi bırakacaktı.

Saat akşam sekizi on yedi geçiyordu ve Se-ah üçüncü sözünü çoktan bozmuştu.

Küçük odasındaki masaya oturmuş, önündeki ders kitabını açık bırakmıştı. Fakat son yirmi dakikadır aynı sayfaya bakıyordu. Kalemi parmaklarının arasında çeviriyor, gözlerini satırlarda gezdiriyor ama okuduklarından hiçbir şey anlamıyordu.

Aklında sürekli aynı görüntü vardı.

Theia'nın prova salonu.

Müziğin ritmine uyan hareketler.

Takım üyelerinin aynı anda dönmesi.

Ve Kang Do-hyun'ın, sanki dünyanın en önemli meselesiymiş gibi, herkesin aynı ritimde hareket etmesini istemesi.

Bir de Lee Ji-ho vardı.

Se-ah kalemini masaya bıraktı.

“Hayır.”

Bir saniye sonra yeniden kalemini eline aldı.

“Kesinlikle hayır.”

Telefonunu açıp üniversitenin duyurularına girdi. Theia'nın başvuru ilanını bulması yalnızca birkaç saniye sürdü.

THEIA YENİ ÜYE SEÇMELERİ

Başvurular üç gün boyunca devam edecekti.

Se-ah ekrana baktı.

Üç gün.

Yani başvurmak için hâlâ zamanı vardı.

Bu, başvurmaması gerektiği anlamına geliyordu.

En azından mantıklı tarafı böyle söylüyordu.

Peki ya diğer tarafı?

O taraf, yıllardır dans ederken hissettiği mutluluğu hatırlatıyordu. Müziğin başladığı, düşüncelerinin sustuğu ve dünyadaki bütün sorunların birkaç dakikalığına uzaklaştığı anları…

Se-ah yatağına uzandı.

“Ben zaten çok yoruluyorum.”

Tavana baktı.

“Provalar da yorucu olacak.”

Bir süre sustu.

“Bir de o takım lideri var.”

Kang Do-hyun'ın ciddi yüzünü hatırlayınca istemsizce güldü.

“Kesinlikle beni ilk günden kovar.”

Sonra gülümsemesi yavaşça kayboldu.

Ya kovmazsa?

Ya seçilirse?

Ya gerçekten yapabilirse?

Se-ah aniden doğruldu.

Telefonunu tekrar eline aldı ve başvuru sayfasını açtı.

Formda adı, bölümü, iletişim bilgileri ve önceki deneyimleri soruluyordu. Son kısımda ise tek bir soru vardı.

Theia'ya neden katılmak istiyorsunuz?

Se-ah parmaklarını ekrana götürdü.

Dans etmeyi seviyorum.

Sildi.

Yeni insanlarla tanışmak istiyorum.

Onu da sildi.

Sonunda ekrana uzun süre baktı ve yazmaya başladı.

Çünkü uzun zamandır yalnızca yetişmem gereken şeyleri düşünüyorum. Derslerim, işlerim ve sorumluluklarım arasında kendime neyi sevdiğimi hatırlatmayı unuttum. Dans ederken kendimi daha özgür hissediyorum. Theia'ya katılabilirsem hem kendimi geliştirmek hem de gerçekten istediğim bir şey için çabalamak istiyorum.

Yazıyı bitirdiğinde kalbi hızlanmıştı.

Göndermeden önce birkaç kez okudu.

Sonra parmağını düğmenin üzerinde tuttu.

“Tamam,” diye fısıldadı. “Ne olacaksa olsun.”

Gönder düğmesine bastı.

Ekranda başvurusunun başarıyla alındığına dair bir bildirim belirdi.

Se-ah telefonunu yatağın üzerine bıraktı.

Birkaç saniye hareketsiz kaldı.

Sonra yastığını yüzüne kapattı.

“BEN NE YAPTIM?!”

Komşu odadan duvara vuruldu.

Se-ah yastığın altından seslendi.

“ÖZÜR DİLERİM!”

O gece uyumadan önce yaptığı son şey, başvurusunun onaylandığını gösteren ekran görüntüsüne bakmak oldu.

Artık geri dönmek istemiyordu.

En azından henüz.

---

Ertesi gün kampüse geldiğinde ilk işi ilan panosunun önünden geçmek oldu.

Theia'nın afişi hâlâ oradaydı.

Se-ah durmadan yürümeye çalıştı.

Bir adım.

İki adım.

Üç adım.

Sonra geri döndü.

“Bir insan neden kendi yaptığı şeyden bu kadar korkar?”

Afişe yaklaştı ve başvuru tarihlerini yeniden kontrol etti. Sanki bir gecede bütün seçmeler iptal edilmiş olabilirdi.

Tam o sırada arkasından bir ses geldi.

“Başvurmayı mı düşünüyorsun?”

Se-ah öyle hızlı döndü ki çantasının askısı omzundan kaydı.

Karşısında Kang Na-yoon duruyordu.

Uzun, düz siyah saçları omuzlarından aşağı uzanıyordu. Elindeki dosyayı göğsüne bastırmış, Se-ah'ı dikkatle inceliyordu. Yüzünde ne tam bir gülümseme ne de soğuk bir ifade vardı. Daha çok, karşısındaki insanı birkaç saniyede çözmeye çalışan birine benziyordu.

Se-ah çantasını düzeltti.

“Ben mi? Hayır. Yani… belki. Aslında…”

Na-yoon kaşını kaldırdı.

“Bu kadar basit bir soruya bu kadar uzun cevap verdiğine göre başvurmuşsun.”

Se-ah'ın ağzı açık kaldı.

“Sen nereden—”

Na-yoon telefonunu kaldırdı.

“Başvuru listesi henüz herkese açık değil ama takımın yardımcı lideriyim. İsimleri kontrol etmem gerekiyor.”

Se-ah gözlerini kırpıştırdı.

“Benim adım listede mi?”

“Yoon Se-ah?”

Se-ah yavaşça başını salladı.

Na-yoon dosyasına baktı.

“Evet. Dün akşam başvurmuşsun.”

Se-ah bir an rahatladı, ardından yeniden gerildi.

“Bu kötü bir şey mi?”

“Bunu ben söyleyemem. Seçmelerde göreceğiz.”

Na-yoon'ın cevabı kısa ve netti.

Se-ah, onun yanında yanlış bir şey söylememek için kendini zor tutuyordu.

Na-yoon birkaç saniye daha onu inceledi.

“Daha önce tezahürat takımında bulundun mu?”

“Hayır.”

“Dans deneyimin var mı?”

“Biraz.”

“Biraz ne kadar?”

Se-ah düşündü.

“Yeterince.”

Na-yoon'ın yüzünde ilk kez hafif bir gülümseme belirdi.

“Bunu seçmelerde de böyle söylersen sana çok soru sorarlar.”

“Not aldım.”

Na-yoon başvuru tarihini gösterdi.

“Seçmeler yarın öğleden sonra. Geç kalma. Rahat kıyafetler giy ve yanında su getir.”

“Tamam.”

Na-yoon gitmek üzere döndü, fakat birkaç adım sonra durdu.

“Bir şey daha.”

Se-ah hemen ona baktı.

“Efendim?”

“Takıma girmek istiyorsan yalnızca dans etmeyi sevmen yetmez. Provalar yoğun olacak. Bazen yorulacaksın, bazen hata yapacaksın. Bazen de yaptığın her şeyin yetersiz olduğunu düşüneceksin.”

Se-ah'ın yüzündeki gülümseme biraz soldu.

Na-yoon devam etti.

“Bunları duyduktan sonra hâlâ gelmek istiyorsan yarın orada ol.”

Sonra yürüyüp gitti.

Se-ah arkasından baktı.

Harika. Daha seçmelere girmeden moral konuşması yerine hayatta kalma rehberi aldım.

Yine de içindeki heyecan büyüyordu.

Yarın.

Yarın gerçekten deneyecekti.

---

Theia'nın prova salonunda ise başka bir tartışma yaşanıyordu.

“Yeni başvuruların listesini gördün mü?” diye sordu Choi Min-jae.

Salonun zeminine oturmuş ayakkabısının bağcığını bağlayan Min-jae, elindeki listeyi sallıyordu. Kısa, dağınık siyah saçları alnına düşmüş, yüzünde her zamanki muzip ifade belirmişti.

Yanındaki Kim Woo-jin başını kaldırdı.

“Kaç kişi başvurmuş?”

“Yeterince kişi var. Ama asıl mesele bu değil.”

“Ne o zaman?”

Min-jae listenin bir satırını gösterdi.

“Yoon Se-ah.”

Do-hyun, elindeki notlardan başını kaldırdı.

“Ne olmuş ona?”

Min-jae sırıttı.

“Demek hatırlıyorsun.”

“Dün malzemeleri getiren öğrenci.”

“Evet. Başvurmuş.”

Ji-ho, salonun diğer ucundan konuşmaya katıldı.

“Güzel.”

Do-hyun ona baktı.

“Güzel olan ne?”

“Yeni üyeler geliyor. Takım büyüyor. Daha çok insan, daha çok enerji.”

Min-jae başını salladı.

“Ve daha çok hata.”

“Sen her provada zaten yeterince hata yapıyorsun,” dedi Na-yoon kapıdan içeri girerken.

Min-jae elini göğsüne koydu.

“Bana neden böyle davranıyorsun? Ben bu takımın neşesiyim.”

“Sen bu takımın ses seviyesisin,” diye karşılık verdi Na-yoon. “Neşe olduğuna henüz karar vermedik.”

Ji-ho kahkaha attı.

Min-jae itiraz etmeye hazırlanırken Do-hyun araya girdi.

“Yarınki seçmelerde şaka yapmaya zamanınız olmayacak. Herkes görevini biliyor. Adayların hareketlerini, ritim duygusunu ve takım çalışmasına uyumunu değerlendireceğiz.”

“Anlaşıldı, liderim,” dedi Min-jae, abartılı bir selam vererek.

Do-hyun ona bakmamayı tercih etti.

Na-yoon dosyasını masaya bıraktı.

“Bu arada, Se-ah'ın başvuru formunda daha önce takım deneyimi olmadığını yazmış.”

“Peki dans deneyimi?” diye sordu Ji-ho.

“Biraz olduğunu söylemiş.”

Min-jae şaşkınlıkla güldü.

“Biraz mı? Herkesin ‘biraz’ anlayışı farklıdır. Benim biraz dans deneyimim var desem kimse bana inanmaz.”

“Çünkü seni gördük,” dedi Na-yoon.

Ji-ho yeniden güldü.

Do-hyun ise başvuru listesini eline aldı.

Yoon Se-ah.

İsim sıradan görünüyordu. Başvuru formunda da onu diğer adaylardan ayıracak özel bir bilgi yoktu. Üniversite öğrencisiydi, dersleri vardı ve daha önce Theia'da bulunmamıştı.

Ama Do-hyun dün onu hatırlıyordu.

Kutuyu taşımaya çalışırken yaşadığı aksilikten sonra bile gülümsemişti. Üstelik prova sırasında gözlerini salondan ayıramamıştı.

İnsan bir şeyi gerçekten merak ettiğinde bakışlarını saklamakta zorlanırdı.

Do-hyun listeyi kapattı.

“Yarın göreceğiz.”

Ji-ho ona baktı.

“Ne göreceğiz?”

“Ne kadar hazır olduğunu.”

Ji-ho'nun gülümsemesi büyüdü.

“Bunu merak ettiğine göre sen de onu hatırlıyorsun.”

Do-hyun listeyi masaya bıraktı.

“İşimizi yapıyoruz.”

“Tabii, tabii.”

“Ji-ho.”

“Bir şey demedim!”

Fakat yüzündeki gülümseme, tam tersini söylüyordu.

---

Ertesi gün Se-ah, seçmelerin yapılacağı binanın önünde on dakika erken duruyordu.

Sonra beş dakika daha erken gelmiş olmayı diledi.

Ellerini çantasının askılarına yerleştirip derin bir nefes aldı. Üzerinde rahat spor kıyafetleri, ayağında dans ederken kullandığı spor ayakkabıları vardı. Saçlarını yüzüne gelmeyecek şekilde toplamıştı.

Telefonunun ekranında annesinden gelen mesaj belirdi.

Anne: Bugün nasıl gidiyor?

Se-ah bir süre düşündü.

Se-ah: İyi gidiyor. Bugün önemli bir şey deneyeceğim.

Anne: Ne gibi?

Se-ah gülümsedi.

Se-ah: Sonra anlatırım.

Telefonunu kapattı.

Kapının önünde birkaç aday daha bekliyordu. Bazıları birbirleriyle konuşuyor, bazıları esneme hareketleri yapıyor, bazılarıysa kulaklıklarıyla müzik dinliyordu.

Se-ah onların arasına katıldığında kendisini bir an yabancı hissetti.

Ya herkes benden daha iyiyse?

Bu düşünce kafasına yerleşir yerleşmez onu uzaklaştırmaya çalıştı.

O zaman onlardan bir şey öğrenirim.

Ya hata yaparsam?

O zaman yeniden denerim.

Ya seçilmezsem?

Bu soruya hemen cevap veremedi.

Çünkü seçilmemek, yalnızca bir takımın kapısından geri dönmek anlamına gelmiyordu. Aynı zamanda kendisi için ilk kez ayırdığı bir fırsatı kaybetmek demekti.

Tam o sırada kapı açıldı.

Kang Na-yoon dışarı çıktı.

“Adaylar, lütfen içeri gelin. Telefonlarınızı sessize alın ve çantalarınızı belirlenen alana bırakın.”

Se-ah'ın kalbi hızlandı.

Adaylar sırayla salona girdi.

Ve oradaydılar.

Do-hyun, elindeki değerlendirme kâğıtlarıyla salonun ortasında duruyordu. Ji-ho duvara yaslanmış, gelenleri izliyordu. Min-jae başka bir üyeyle fısıldaşıyor, Na-yoon ise adayların isimlerini kontrol ediyordu.

Se-ah içeri girince Ji-ho onu fark etti.

“Yoon Se-ah!”

Se-ah başını çevirdi.

Ji-ho elini kaldırdı.

“Bu kez kutu getirmemişsin!”

Salondaki birkaç aday güldü.

Se-ah ellerini beline koydu.

“Bir dahaki sefere sana özel olarak getiririm!”

Min-jae kahkahayı bastıramadı.

“Bu kız iyiymiş!”

Do-hyun ise adayların önüne geçti.

“Tamam. Herkes yerleşsin. Birazdan başlayacağız.”

Salondaki konuşmalar yavaşça kesildi.

Do-hyun adaylara tek tek baktı.

“Öncelikle, buraya geldiğiniz için teşekkür ederim. Theia yalnızca bir gösteri takımı değil. Burada birlikte çalışmayı, birbirimize güvenmeyi ve aynı hedef için çabalamayı öğreniyoruz. Seçmelerde yalnızca en iyi hareketleri yapan kişiyi aramıyoruz. Takımla birlikte gelişmeye hazır insanları da arıyoruz.”

Se-ah onu dinlerken omuzlarındaki gerginliğin bir kısmı azaldı.

Do-hyun'ın sesi ciddiydi ama söyledikleri beklediğinden farklıydı.

“Bugün kolay olmayabilir. Hata yapabilirsiniz. Hareketleri karıştırabilirsiniz. Önemli olan, hata yaptığınızda ne yaptığınızdır.”

Do-hyun kısa bir ara verdi.

“Hazırsanız başlayalım.”

Müzik açıldı.

İlk adaylar sırayla hareketleri denemeye başladı.

Se-ah kenarda beklerken parmaklarını açıp kapatıyordu. Bazı adaylar hareketleri kusursuz yapıyor, bazıları ritmi kaçırıyordu. Na-yoon değerlendirme notları alıyor, Do-hyun ayrıntıları dikkatle izliyordu.

Sıra Se-ah'a geldiğinde salon bir an sessizleşti.

Se-ah öne çıktı.

Müzik başlamadan önce gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.

Buraya kadar geldin.

Şimdi kendine bir şans ver.

Müzik başladı.

İlk hareketi yaptı.

Sonra ikincisini.

Ritmi takip etti. Bir dönüşte ayağı hafifçe kaydı ama dengesini toparlayıp devam etti. Hareketlerin tamamı kusursuz değildi; bazı geçişlerde gecikti, bir noktada kollarını yanlış açıyla kaldırdı.

Fakat müzik bittiğinde yerinde kalıp başını kaldırdı.

Özür dilemedi.

Bahane üretmedi.

Yalnızca bekledi.

Do-hyun değerlendirme kâğıdına birkaç not yazdı.

Na-yoon dikkatle ona bakıyordu.

Ji-ho'nun yüzündeki gülümseme kaybolmuş, yerini daha ciddi bir ifadeye bırakmıştı.

Min-jae ise yanındaki üyeye eğilip fısıldadı.

“Bence devam edebilir.”

Do-hyun başını kaldırdı.

“Yoon Se-ah.”

Se-ah doğruldu.

“Evet?”

“Bir hareketi kaçırdığında neden durmadın?”

Se-ah soruyu beklemiyordu.

“Çünkü müzik devam ediyordu.”

Do-hyun birkaç saniye ona baktı.

Se-ah devam etti.

“Bir hata yaptım diye geri kalanını da mahvetmek istemedim.”

Salonda kısa bir sessizlik oldu.

Do-hyun notlarına yeniden baktı.

“Anladım. Teşekkürler. Sonuçları daha sonra açıklayacağız.”

Se-ah başını eğdi.

“Teşekkür ederim.”

Yerine döndüğünde dizlerinin titrediğini fark etti. Az önce kendisini zorlayarak ayakta tutmuştu. Şimdi ise yaptığı her hareketi zihninde yeniden izliyordu.

Şurada yanlış yaptım.

Orada daha hızlı olabilirdim.

Dönüşüm berbattı.

Sonra kendini durdurdu.

Hayır.

Bugün buraya kusursuz olmak için gelmemişti.

Denemek için gelmişti.

Ve denemişti.

Bu bile onun için önemliydi.

---

Sonuçların açıklanması için adaylardan bir süre beklemeleri istendi.

Se-ah koridordaki sandalyelerden birine oturmuş, ellerini dizlerinin üzerinde birleştirmişti. Yanında bekleyen adaylardan biri su şişesini uzattı.

“İyi iş çıkardın.”

Se-ah şaşırarak ona baktı.

“Teşekkür ederim. Sen de iyiydin.”

Aday gülümsedi.

“Ben Park Da-eun.”

“Yoon Se-ah.”

“Biliyorum. Biraz önce adını duydum.”

Se-ah güldü.

“Umarım iyi bir sebepten duymuşsundur.”

Da-eun omuz silkti.

“Burada herkesin bir yerde hata yaptığını gördüm. Önemli olan ne kadar hızlı toparlandığımız sanırım.”

Se-ah başını salladı.

“Ben de öyle düşünüyorum.”

İkisi kısa bir süre sohbet etti. Da-eun enerjik ve kendinden emin görünüyordu. Takıma katılmayı uzun zamandır istediğini söylediğinde Se-ah onu dikkatle dinledi.

“Sen neden katılmak istiyorsun?” diye sordu Da-eun.

Se-ah cevap vermeden önce düşündü.

“Bir süredir yalnızca sorumluluklarımı yerine getiriyorum. Bir şeyin gerçekten benim için olmasını istedim.”

Da-eun'ın ifadesi yumuşadı.

“Umarım ikimiz de seçiliriz.”

Se-ah gülümsedi.

“Umarım.”

Bir süre sonra Na-yoon koridora çıktı.

“Adaylar, lütfen sonuçları öğrenmek için içeri gelsin.”

Se-ah ayağa kalktı.

Kalbi yeniden hızlanmıştı.

Salonun içine döndüğünde Do-hyun elinde bir kâğıtla bekliyordu. Ji-ho, Min-jae ve diğer takım üyeleri de oradaydı.

Na-yoon isimleri okumaya başladı.

Birkaç aday seçilmişti.

Bazıları yedek değerlendirmesine alınmıştı.

Bazılarıysa bu kez kabul edilmemişti.

Se-ah her isimde nefesini tuttuğunu fark etti.

Sonunda Na-yoon listeye baktı.

“Yoon Se-ah.”

Se-ah başını kaldırdı.

“Buradayım.”

Na-yoon gözlerini listeden ayırdı.

“Seçilen yeni üyeler arasındasın.”

Bir saniye boyunca hiçbir şey olmadı.

Se-ah yalnızca ona baktı.

Sonra gözlerini kırpıştırdı.

“Ben… ne?”

Min-jae gülmeye başladı.

“Seçildin! İnsanlar genelde bu kadar şaşırmıyor!”

Se-ah ağzını kapattı.

“Gerçekten mi?”

Do-hyun başını salladı.

“Evet. Ama bu, her şeyi bildiğin anlamına gelmiyor. Eğitim ve provalar başlayacak. Takıma uyum sağlaman gerekecek.”

Se-ah hâlâ kendine gelememişti.

“Anladım.”

“Programını kontrol et. Provalara düzenli katılman önemli.”

“Katılacağım.”

Bu cevabı o kadar hızlı vermişti ki kendisi bile şaşırdı.

Do-hyun kısa bir süre ona baktı.

“Güzel. O zaman hoş geldin, Yoon Se-ah.”

Bu sözleri duyduğunda Se-ah'ın yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi.

Gerçekten seçilmişti.

Theia'nın bir parçası olmuştu.

Kang Na-yoon'ın uzattığı bilgilendirme dosyasını aldı. Ji-ho yanına gelip elini kaldırdı.

“Takıma hoş geldin!”

Se-ah onunla el çaktı.

“Teşekkürler!”

Min-jae de araya girdi.

“Şimdi önemli bir sorumuz var.”

Se-ah şüpheyle baktı.

“Ne?”

“İlk gün için kutu taşıma görevini sana verelim mi?”

Se-ah bir an durdu.

Sonra elindeki dosyayı göğsüne bastırdı.

“Ben daha ilk günden istifa ediyorum.”

Salon kahkahaya boğuldu.

Do-hyun gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.

“Min-jae, lütfen.”

“Ne yaptım ki?”

“Daha ilk gün.”

“Takıma uyum sağlamasına yardımcı oluyorum!”

Ji-ho yeniden gülmeye başladı.

Se-ah da kendini tutamadı.

Birkaç dakika önce buraya ait olup olmadığını bilmeyen kız, şimdi bu insanların arasında gülüyordu.

Her şeyin kolay olacağını bilmiyordu.

Provaların ne kadar yorucu olacağını da.

Dersleri, işi ve sorumlulukları arasında nasıl zaman bulacağını henüz çözememişti.

Ama ilk kez uzun zamandır, geleceği düşündüğünde yalnızca endişe hissetmiyordu.

Biraz korku vardı.

Biraz belirsizlik.

Bir de heyecan.

Ve bazen yeni bir başlangıç için bunların hepsi yeterliydi.

---

O akşam Se-ah eve döndüğünde çantasını masanın üzerine bıraktı. Theia'nın verdiği dosyayı dikkatle açtı. İçinde prova programı, takım kuralları ve yaklaşan etkinliklerin tarihleri vardı.

Programı görünce yüzündeki gülümseme yavaşça silindi.

“Pazartesi, çarşamba, cuma…”

Sayfayı çevirdi.

“Hafta sonu da mı?”

Bir sonraki sayfaya baktı.

“Etkinlik hazırlığı mı?”

Telefonunu eline aldı ve iş programını açtı.

Sonra ders programını.

Sonra yeniden Theia'nın programını.

Üçünü yan yana getirdiğinde hayatının artık çok daha karmaşık olacağını anladı.

Se-ah yatağa oturdu.

Belki de biraz acele etmişti.

Belki de her şeyi aynı anda yapamayacaktı.

Ama başvuru formunu gönderdiği anı hatırladı. Uzun zamandır ilk defa bir şey istemiş ve onu elde etmek için gerçekten adım atmıştı.

Bunun kolay olacağını kimse söylememişti.

Telefonunu açıp annesine mesaj yazdı.

Se-ah: Anne, bugün bir takıma seçildim!

Cevap birkaç saniye içinde geldi.

Anne: Gerçekten mi? Tebrik ederim! Nasıl bir takım?

Se-ah gülümsedi.

Se-ah: Theia. Üniversitenin tezahürat takımı.

Anne: Çok sevindim. Senin için mutlu olduğun bir şeyin olması güzel.

Se-ah mesajı okuduğunda boğazında hafif bir düğüm hissetti.

Uzun zamandır kendisine böyle bir şey söylememişti.

Mutlu olduğu bir şey.

Kendi istediği bir şey.

Telefonu göğsüne bastırıp yatağına uzandı.

Tavanı izlerken bir kez daha gülümsedi.

“Tamam, Theia. Görelim bakalım.”

Henüz bilmiyordu.

Theia'ya katılmak yalnızca yeni bir hobi edinmek anlamına gelmeyecekti.

Bu takımın kendi içinde kuralları, rekabetleri, geçmişten kalan sorunları ve kimsenin kolayca konuşmadığı sırları vardı.

Se-ah kısa süre içinde yalnızca hareketleri öğrenmekle kalmayacak, kendisini hiç beklemediği tartışmaların ortasında da bulacaktı.

Ama bunların hiçbiri bu gece önemli değildi.

Bu gece yalnızca bir şeyi biliyordu.

Yoon Se-ah artık Theia'nın bir üyesiydi.

Ve hikâyesi daha yeni başlıyordu.

Bölüm 2 — Son.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

5okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…