27. bölüm · ŞAH MAT
27. Bölüm: Sıfır Mesafe
Velina Karev
2024/12/24
(Bölümde kısa bir smut sahne var ayrıntısız. Rahatsız olanlar geçebilir.)
Hastaneden çıkalı iki hafta olmuştu. Benim için çok uzun bir süreydi. Sancar ara sıra kötü oluyordu. Bazen iyi oluyordu. İki haftada feleğim şaşmıştı.
Ama artık Sancar gayet sağlıklıydı. Bütün yaraları iyileşmişti. Kaburgalarındaki kırıklarda iyileşmişti.
Bölge liderleri ile ise işler sıkıntıdaydı. Sürekli bana karşı bir saldırıda bulunuyorlardı. Ama hiçbir işe yaramıyordu.
Sancar'ın korumaları hâlâ evimin etrafındaydı. Genel olarak saldırıyı onlar engelliyordu.
Sancar benim içim yapılan oylamayı öğrenince çıldırmıştı. Hasta haliyle işe gitmeye çalışmıştı ama zor da olsa durdurmuştuk.
Ben kendi evime gelmiştim. Sancar zaten düşmanlarıyla uğraştığı için ne kadar beni eve getirmek isrese de gitmemiştim. En sonda benden umudu kesmişti.
Karan'ı bir türlü evden gönderememiştim. Huysuz herif Nuh diyor Peygamber demiyordu. Onla pek karşılaşmamaya çalışsam da evim o kadar da büyük değildi. Gün içinde sıkca karşılaşıyorduk.
Beni Sancardan vazgeçirmek için evde tişörtsüz dolaşıyordu. Kası olsa neyse diyecektim fakat o da yoktu.
Hastaneden çıkalı iki hafta olmuştu. Benim için çok uzun bir süreydi. Sancar ara sıra kötü oluyordu. Bazen iyi oluyordu. İki haftada feleğim şaşmıştı.
Ama artık Sancar gayet sağlıklıydı. Bütün yaraları iyileşmişti. Kaburgalarındaki kırıklar da iyileşmişti.
Bölge liderleri ile ise işler sıkıntıdaydı. Sürekli bana karşı bir saldırıda bulunuyorlardı. Ama hiçbir işe yaramıyordu.
Sancar'ın korumaları hâlâ evimin etrafındaydı. Genel olarak saldırıyı onlar engelliyordu.
Sancar benim için yapılan oylamayı öğrenince çıldırmıştı. Hasta hâliyle işe gitmeye çalışmıştı ama zor da olsa durdurmuştuk.
Ben kendi evime gelmiştim. Sancar zaten düşmanlarıyla uğraştığı için ne kadar beni eve getirmek istese de gitmemiştim. En sonunda benden umudu kesmişti.
Karan'ı bir türlü evden gönderememiştim. Huysuz herif Nuh diyor, Peygamber demiyordu. Onunla pek karşılaşmamaya çalışsam da evim o kadar da büyük değildi. Gün içinde sık sık karşılaşıyorduk.
Beni Sancar'dan vazgeçirmek için evde tişörtsüz dolaşıyordu. Kası olsa neyse diyecektim fakat o da yoktu.
Üstelik kendisini fazlasıyla çekici bulduğuna dair garip bir özgüveni vardı.
Bazen mutfakta su içerken karşıma çıkıyordu. Bazen salonda koltuğa yayılıp televizyon izliyordu. Bazen de hiçbir işi yokmuş gibi evin içinde dolaşıyordu. Sanki burası benim evim değilmiş, kendisi yıllardır burada yaşıyormuş gibi davranıyordu.
En sinir bozucu tarafı ise buna alışmaya başlamamdı.
Karan'ın varlığına değil.
Evde sürekli birinin bulunmasına.
İki hafta önce Sancar hastanede yatarken, onun başına bir şey gelme ihtimaliyle yaşamıştım. Her telefon çalışında kötü bir haber alacağımı düşünmüştüm. Şimdi ise evimin içinde yürürken bile arkamı kontrol ediyordum. Pencerelere bakıyor, kapıların kilitli olup olmadığını kontrol ediyor, korumaların dışarıdaki hareketlerini anlamaya çalışıyordum.
Normal bir hayatım kalmamıştı.
Gerçi normal hayatım ne zaman olmuştu, onu da bilmiyordum.
Sancar'la tanışmadan önce hayatımın en büyük sorunu başka şeylerdi. Şimdi ise hayatımın merkezinde bir adam, çevresinde onlarca düşman ve her an patlayabilecek bir savaş vardı.
Buna rağmen Sancar'ı düşünmediğim tek bir gün bile yoktu.
Bazen onunla kavga ettiğim anları hatırlıyordum. Bazen bana bakışını. Bazen de hastane yatağında gözlerini açtığı anı.
İyileşmişti.
Gerçekten iyileşmişti.
Ama ben hâlâ o günün korkusundan çıkamamıştım.
Sancar'ın başına bir şey gelmesinden korktuğumu kendime itiraf etmek kolay değildi. Çünkü ben korkan taraf olmak istemiyordum. Her şeyi kontrol edebileceğimi düşünüyordum. Düşmanları yakalayabilir, bölge liderlerini karşıma alabilir, kendi ölümüm için yapılan oylamadan sağ çıkabilirdim.
Ama konu Sancar olunca bütün kontrolüm elimden gidiyordu.
Beni asıl sinirlendiren de buydu.
Onu sevdiğimi bilmek değil.
Onu kaybetme ihtimalinin hâlâ beni bu kadar çaresiz bırakmasıydı.
Bunu düşünmek bile sinirlerimi bozuyordu.
Çünkü ben kimsenin beni bu kadar etkileyebilmesini istemiyordum. Hele ki Sancar'ın.
Onun yanında güçlü görünmek kolaydı. Karşısına geçip bütün bölge liderlerini tehdit edebiliyor, düşmanlarını kendi ellerimle yakalayabiliyor, ölümüm için oy kullanan adamlara gözümü bile kırpmadan meydan okuyabiliyordum.
Ama Sancar'ın yüzündeki en küçük değişiklik bile bütün dengemi bozuyordu.
Kaşlarının çatılması, nefesinin bir anlığına düzensizleşmesi, elini kaburgalarına götürmesi...
Bunların hepsi benim için bir alarmdı.
Artık iyileşmiş olmasına rağmen gözüm sürekli üzerindeydi. Onun bunu fark etmediğini sanıyordum ama elbette fark ediyordu. Sancar hiçbir şeyi fark etmeyecek bir adam değildi. Özellikle konu ben olduğumda, en küçük hareketimi bile yakalıyordu.
Bazen kendimi onun karşısında yakalanmış gibi hissediyordum.
Sanki bütün o güçlü hâlimin altında ne kadar korktuğumu görüyordu.
Bu da hoşuma gitmiyordu.
Çünkü Sancar'ın beni korumaya çalışmasından nefret ediyordum. Daha doğrusu, beni korumak için kendisini tehlikeye atmasından nefret ediyordum. Ama aynı şeyi ben yaptığımda bunun farklı olduğunu düşünüyordum.
Ne kadar büyük bir ikiyüzlülük olduğunun farkındaydım.
Yine de kendimi durduramıyordum.
Sancar'ın hastaneden çıktıktan sonra ilk kez evime geldiği günü hatırladım. Koridorun başında durmuş, etrafına bakmıştı. Sanki evimi değil de beni inceliyordu. Her köşeyi, her pencereyi, her kapıyı kontrol etmişti.
O zaman bunun sinir bozucu olduğunu düşünmüştüm.
Şimdi ise bunun nedenini anlayabiliyordum.
Benim için korkmuştu.
Benim ölümüm için yapılan oylamayı öğrendiğinde neden çıldırdığını da artık daha iyi anlıyordum. Kendisi hastane yatağında yatarken benim dışarıda hedef hâline gelmem, onun için dayanılmaz bir şeydi.
Ama bu, benim onun peşinden gitmem gerektiği anlamına gelmiyordu.
Sancar iyileşmişti.
Ben de kendi evimde kalmaya devam edecektim.
En azından bunu kendime böyle açıklıyordum.
Gerçekte ise onunla aynı evde bulunmanın beni ne kadar dağıttığını kabul etmek istemiyordum.
Karan'ın evin içinde dolaşması bile artık eskisi kadar sinirimi bozmuyordu. Gerçi hâlâ sinir bozucuydu. Özellikle de sabahın erken saatlerinde mutfağa girdiğimde onu tişörtsüz görmek, günümün daha başlamadan kötü geçmesine neden oluyordu.
Fakat son zamanlarda Karan'a kızmaktan çok, kendimi onunla aynı ortamda bulduğum için suçluyordum.
Çünkü aklım sürekli Sancar'daydı.
Karan ne kadar konuşursa konuşsun, ne kadar saçma hareket yaparsa yapsın, benim zihnim başka yerdeydi. Sancar'ın evine gidip gitmediğini, yemek yiyip yemediğini, dinlenip dinlenmediğini, yeniden işe fazla yüklenip yüklenmediğini düşünüyordum.
Bazen telefonumu elime alıyor, ona yazmak için ekranı açıyordum.
Sonra yazmaktan vazgeçiyordum.
Çünkü iki hafta boyunca onun başında beklemiş, nefesini bile kontrol etmiş, her hareketini takip etmiştim. Şimdi biraz olsun kendime ait bir hayatım varmış gibi davranmam gerekiyordu.
Ama kendime ait bir hayatım var mıydı, bundan bile emin değildim.
Sancar hayatıma girdiğinden beri hiçbir şey eskisi gibi olmamıştı. Önceden yalnızca kendi kararlarımı düşünürdüm. Şimdi attığım her adımın onun hayatına da dokunduğunu biliyordum.
Bir yere gitsem, onun düşmanları beni takip edebilirdi.
Bir karar versem, Sancar bunun sonuçlarıyla uğraşabilirdi.
Bir hata yapsam, bedelini yalnızca ben ödemezdim.
Belki de beni asıl yoran şey buydu.
Artık yalnız değildim.
Ve insan, yalnızken aldığı kararların sorumluluğunu taşımaya alışıyordu. Ama birini hayatının içine aldığında, o kişinin varlığı bütün kararlarını değiştiriyordu.
Sancar'ı hayatımın içine almıştım.
Hem de ne kadar direnmiş olursam olayım, onu artık dışarı çıkaramayacağımı biliyordum.
Bu düşünce beni korkutmuyordu.
Beni korkutan, onu kaybetme ihtimaliydi.
Tam o sırada dışarıdan bir araba sesi geldi.
İstemeden başımı pencereye çevirdim.
Kalbim hızlandı.
Bunun Sancar olup olmadığını bilmiyordum ama birkaç saniye boyunca başka hiçbir şeyi düşünemedim. Perdelerin arasından dışarı baktığımda korumalardan birinin araca doğru ilerlediğini gördüm.
Nefesimi tuttum.
Sonra kendime kızdım.
Bu hâlimden nefret ediyordum.
Bir zamanlar ölümün karşısında bile gözünü kırpmayan Velina, şimdi bir araba sesinden sonra nefesini tutuyordu.
Üstelik bunun sebebi korku değildi.
Umuttu.
Sancar'ın gelmiş olma ihtimaliydi.
Ve ben, onun gelmesini ne kadar istediğimi fark ettiğim anda, bütün gururumun biraz daha paramparça olduğunu hissettim.
Derin bir nefes aldıktan sonra odamdan çıktım. Acıkmıştım. Karana ne kadar gözükmek istemesem de kısa bir an duraksadım.
Benim evim değil miydi? Ben neden bu kadar tedirgindim?
Mutfağa girdiğimde şaşırmadım. Her zamanki gibi buradaydı. Yemek hazırlamış bir tabak önünde diğer tabak da karşısında duruyordu.
Bir anda iştahım gitmişti. "Yemeyecek misin?" dediğinde gözlerimi devirdim. Sinir bozucu bir adamdı.
"İştahım kaçtı." dedim. Yüzüne bakmadan salona geçtim. Arkamdan adım sesleri gelince sertçe nefesimi verdim.
Peşimi bir türlü bırakmıyordu!
Onu umursamadan L koltuğa oturdum. Yanıma gelip oturdu. Daha fazla tahammülüm kalmamıştı. "Karan ne istiyorsun?" dedi sakin tutmaya çalıştığım ses tonumla.
"Seni." dediğinde yüzümü buruşturdum.
"Krolaşmışsın da." dedim. Komik değildi ama gülmüştü.
Gülüşü soldu. "Velina seni seviyorum. Tehlikeli hayattan vazgeç. Kötü adamı bırak iyi adamı seç." dedi. Kaşlarım çatıldı. Sancara kötü adam demişti.
"Kocam kötü biri mi diyorsun?" dedim alttan alarak.
"Demiyorum. Biliyorum, görmüyor musun sana zarar veriyor." dedi. Bende ona vermiştim. Karşılıklıydı bizde. Ayrıca bu durumdan hiç de rahatsız değildim.
"Karan geçmişi kapat. Ben geleceğime bakıyorum. Ve geleceğimde de tek bir adam var." dedim Sancarı ima ederek.
Koltukta bana yaklaştı. Ne yapacağına bakıyordum. Bir anda beni belimden çekip koltukta yatırır bir pozisyona getirdi.
"Ne yapıyorsun!" dedim onu ittirmeye çalışarak. Üstüme doğru eğildi. Dudaklarımız arasında çok az bir mesafe kalmıştı.
"Bir kere... Bir kere deneyelim ve görelim." dedi. Yaptığı imayla onu daha sert ittirmeye çalıştım fakat kıpırdamıyordu.
Üstündeki siyah askılı atletin askısının birini aşağıya indirdi. "Karan saçmalama gebertirim seni!" dedim. Askımı geri çekmek için uzanmışken diğer askımı da indirdi.
"Velina..." dedi. Yüzüne sertçe bir yumrum geçirdim. Sarsılsa da hala üstümde durmaya kararlıydı.
Bacak arasına sertçe bir tekme attığımda sonunda onu üstümden ata bilmiştim. Nefes nefese kalmıştım.
Göğüsüm kalbim hızlı çarptığından hızla inip kalkıyordu. Takıntılıydı bu adam. Tam bir daha kalkıp bana doğru gelecekken kapı çaldı.
Kapıda kimin olduğu umrumda bile değildi. Aceleyle kapıya ulaştım. Kim o demeden hızla kapıyı açtım.
Kehribar gözleri görünce derin bir nefes verdim. Sanki zor durumda olduğumu anlamış gibi yetişmişti.
Kapının önünde bana anlamaz gözlerle bakıyordu. Sıkıca boynuna sarıldım. Kokusunu derince içime çektim. Ellerini belime doladı.
Neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. "Güzelim... Ne oldu?" dedi. Sesi beni biraz da olsa yatıştırmıştı.
Bir eli hâlâ belimdeyken diğer eli saçlarımı okşuyordu. "Yok bir şey... Özlemişim seni." dedim. Yalan söylememiştim. Gerçekten de özlemiştim.
Ama Sancara içeride olanlardan bahsetmeyi düşünmüyordum. Zaten işi başından aşkındı. Bir de Karan ile ilgilenmesine gerek yoktu.
Güldüğünü hissettim. "Özlediysen evimize gelebilirsin." dedi. Kıkırdadım. O ev bana garip hissettiriyordu. Kendi evim daha çok içimi açıyordu.
"Biraz daha burada kalacağım." dedim geri çekilip, gülümseyerek. Benim sözlerime karşı yüzü düştü.
Kehribarları, dirseğime kadar inen askılarımda bir süre kaldı. Kaşları çatıldı. Tekrar gözlerime baktı. Bir bana bir içeriye bakıyordu.
Tam o anda. "Kim miş Velina? İşimiz bitmedi senle!" diye bir bağrış duyuldu.
Çocukluk arkadaşımın nasıl böyle bir insana dönüştüğünü anlamıyordum. Zaman insanı değiştirirdi. Ama bu kadarı fazlaydı.
Ellerim askılarıma gitmişken Sancar ellerimi sıkıca tuttu. Kendini zor tuttuğu kızaran kulaklarından belli oluyordu.
Beni biraz geriye doğru sürükledi. Kapıyı bir eliyle kapattı. Diğer eli hâlâ ellerimi sıkıca tutuyordu.
Salona doğru ilerledi. Nefes alış verişleri hızlanmıştı. "Sancar öyle bir şey değil." desem de beni duymuyor gibiydi. Sadece Karan'a odaklanmıştı.
Salona girdiğimizde Karan koltukta rahatça oturuyordu. Benim gelmemi beklediği için yüzünde iğrenç bir sırıtış vardı. Sancar'ı görünce oturuşu düzeldi. Yüzündeki sırıtış kayboldu.
Sancar bana döndü. "İçeri geç güzelim. Ben geleceğim." dedi. Şaşırmıştım. Yanlış anlar sanmıştım fakat o beni anlamıştı.
"Gitmesin. Görsün senin nasıl biri olduğunu." dedi Karan. Sancar'ın sevgi dolu bakan gözleri bir anda karardı.
"En güzel şekilde göstereceğim." Sancar ellerimi bıraktı. Karan'ın üstüne doğru yürüdü. Boynundan tutarak ayağa kaldırdı.
Hemen ardından gelen yumruklar...
Öylece bakıyordum. Asla karşı çıkmayacaktım. İğrenç bir adam dönüşmüştü. Üstümdeki şoku hala atamıyordum.
Karan'ın gözleri kaymaya başladığında Sancara yaklaştım. Fakat o sadece Karan ile ilgileniyordu. Bir tane daha yumruk geçirdiğinde Karan bir anda ayılmış gibi oldu.
"Karıma nasıl dokunursun! Karım olmasını bırak bir kadına rızasız nasıl dokunursun!" dedi bağırarak.
Karan, Sancar'ın elinden kurtulmaya çalışıyor fakat Sancar ona sürekli yumruk attığı için hiç bir şey yapamıyordu.
"İstedi! Velina da istedi!" dedi yumrukların arasından. Kaşlarım çatıldı.
Sancar sertçe bana döndü. Yüzümdeki ifadeyi görünce Karan'a geri döndü. "Hâlâ yalan söylüyor!" dedi.
Karan'ın gözleri yine kaymaya başlayınca Sancar'ın elini tuttum. Bana döndü. "Cesediyle uğraşmayalım bir de." dedim yumuşak bir sesle.
Sancar gülümsedi. Gözleri parıldadı. "Sen nasıl istersen." dedi. Bir kaç adım geriledi. Karan kapanmaya yüz tutmuş gözleriyle bana bakıyordu.
Tiksinierek baktım. Yanına yaklaşıp yüzüne sertçe bir tekme geçirdim. "Güzelim, öldürdün." dedi Sancar. Karan'a baktım.
Yok ölmemişti. Dokuz canlıydı sanki! Hala bayık gözleriyle bana bakıyordu. "Dışarı at." dediğimde Sancar hiç beklemeden Karan'ı bir kolundan çekerek sürükledi.
Arkama baktığımda yerde kan aradım fakat hiç yoktu. Belli ki Sancar'ın üstü kan olmuştu.
Kapıda Sancarların koruması vardı. Sancar'ın emri ile Karan'ı götürdüler. Kapıyı sertçe kapatıp bana döndü.
Gözlerime baktıkça sakinleşiyor gibiydi.
Aklına gelenlerle kehribarları yine alev aldı. "Neden o herif hala bu evdeydi!" dedi ses tonunu yükselterek. Şimdi ne diye bana kızıyordu.
"Gitmedi." dedi onu aksine sakin bir ses tonuyla.
"İstesen göndere bilirdin!" dedim. Sertçe nefesimi verdim.
İşaret parmağımı onun yüzüne doğru kaldırdım. "Karan'a olan sinirimi sakın benden çalışma!" Ses tonumu biraz yükseltmişti.
Gözleri bir süre düşen askılarımda takıldı. Ben de kanlı gömleğine baktım. Beyaz gömlek giymişti ve nokta nokta kanlar vardı.
"Sana bir şey yapabilirdi..." sesi çaresiz çıkmıştı. Onda en sevmediğim şey çaresizlikti.
"Ama yapmadı." dedim. Bir adım ona yaklaştım. Yüzünü avuçlarımın içine aldım. Baş parmağımla okşadım yüzünü.
"İyiyim Sancar. Sorun yok." dedim. Beni kollarımdan çekerek sertçe sarıldı. Benim kadar korkmuştu.
Yumuşacık olan saçlarını okşadım. Bir elimle sırtını sıvazlıyorum. Geriye doğru çekildim. Kehribarlarında hem korku hem sevgi vardı.
"Sana bir şey olsaydı..." sözünü kestim.
"Ama olmadı." dedim. Gözleri dudaklarıma kaydı. Üzerime doğru yürüdü. Çok garip bir herifti. Bir anda korkusuz geçmişti. Ve dudaklarıma yapışmak istermiş gibi bakıyordu.
Aramızda olmayan mesafeye rağmen bir adım daha attı. Bir adım geriledim. Sırtım duvara çarptım. Bu kadar hızlı duvara ulaşmayı beklemiyordum.
Sancar beni duvarla kendi arasına aldı. Çenemden tutup kafamı yukarı kaldırdı. Kehribarları aruzula parlıyordu.
Kafasını bana eğdi. Bir an bile beklemeden dudaklarını dudaklarıma sertçe bastırdı. Ensesinden tutup onu bir az daha kendime çektim.
Bacaklarımdan tutup destek vererek kucağına binmemi sağladı. Dudaklarımı aşla öpüyor bir an olsun bırakmıyordu.
Nefesim yetmediği için dudaklarından ayrıldım. Gömleğine baktım. "Hep kan olmuş." dedim. Üstü kapalı yaptığım imayı anladı.
Sırıttı.
Beni ensemden çekerek tekrar dudaklarıyla buluşmamı sağladı. Sancar'ın gözleri kapanırken ben ise gömleğinin düğmelerini yavaşça çözüyordum.
"Beni delirtmeye mi çalışıyorsun?" dedi aruzdan kısılan sesiyle. Düğmelerini daha yavaş açtım.
Erkeksi bir gülüş kaçtı ağzından. Beni yasladığı duvardan çekti. Odama girip kapıyı kapattı.
Beni yatağa yatırdı. Gömleğini sertçe çekiştirdi. Bazı düğmeleri kopmuştu. Kanlanmış gömleğini sertçe yere fırlattı. Gözlerim kaslarında gezindi. Alt dudağımı ısırdığımda kendini zor tutuyormuş gibiydi.
"Sınırlarımı zorluyorsun." dedi.
"Hiç şikayetçi değil gibisin."
"Değilim..." dedi. "Hemde hiç değilim." Üstüme doğru eğildi. Bacaklarımı araladığımda iki dirseğini yatağa yaslayarak üstümde durdu. Dudaklarını tekrar dudaklarıma bastırdı.
Dudakları dudaklarımı talan ederken elleri atletimin eteklerini gitti. Biraz yukarı sıyırdı.
Benim ona yaptığımı bana yapıyordu!
Yavaşça atleti üstümden çıkardı. Dudaklarıma tekrar yumulduğunda bir elim ensesine gitti.
Sancar'ın bir eli saçlarımı okşarken diğer eli belimdeydi.
Belimden tutarak beni biraz daha yukarı çıkardı.
İkimizde burdan sonra neler olacağını biliyorduk. Düşündükçe garibime gidiyordu. Anlaşmalı evlendiğim bir adamla gerçek bir evlilik?
Artık çocuklarımız olunca kabullenirdim.
Gözlerimi araladığımda sarı haralerinin bana baktığını gördüm. Gözleri aşkla bakıyor, bunun olduğuna o da benim gibi inanamıyor gibiydi.
Bazen iyi ki babam beni öldürmeye çalışmış diyordum.
♟️
Gözlerimi yavaşça araladım.
Her yerim ağrıyordu. Gözlerimi tamamen açtığımda dün gece aklıma gelenlerle yanaklarımın ısındığını hissettim.
Yatakta yanına baktığımda Sancar'ın olmadığını gördüm. Burnuma gelen kokular ile mutfakta olduğunu anladım.
Üstüme battaniye örtmüştü.
Tatlı herif
Yataktan kalktım. Dolabımdan kendimi beyaz bir gecelik çıkardım. Üstümdeki battaniyeyi yatağa fırlattım. Üstüme geceliği geçirdim.
Odadan çıkıp mutfağa ilerledim. Mutafığın kapısını açtığımda beni altına eşorfmanıyla üstünde ise hiç bir şey olamayan kocam karşıladı. Gözlerim bir süre sırtında gezindi. Çizikler vardı.
Benim sorunum değildi.
Bir bakıma sorun bendim.
Yanına ilerledim. Birinin geldiğini fark etmiş olacakki kafasını çevirip bana baktı. Beni gördüğünde gözleri parladı. Dudakları iki yana kıvrıldı. Gözlerim gamzelerinde gezindi.
"Uyanmışsın." dedi. Yanında durup ne yaptığına baktım. Güzel bir kahvaltı hazırlıyordu.
"Uyandım." dedim ona bakıp tebessüm ederek. Gülüşümde kaldı bir süre gözleri.
Derince bir iç çektikten sonra önüne geri döndü. O yemeği hazırlarken bende masayı hazırladım.
"Ne hamarat koca almışım." dedim alayla. Kıkırdadığımda o da güldü.
"Ben aldım seni." dedi alayla.
"O kağıda imza atmasam hâlâ bekâr ve benim kadar güzel bir kadınla evli değildin." dediğimde güldü.
"İyiki atmışsın o imzayı." dedi arkadan bana sarılarak. Gülüşüm daha da büyüdü.
Başımı ona doğru kaldırdım. Dudaklarıma küçük bir buse bıraktı. Geri çekilip yaptığı menemeni getirdi. Bakalım eli lezetli miydi?
Oturduğumda o da karşıma oturdu. Menemeni tattığımda gözlerim parladı. Cidden eli lezetli koca almıştım!
"Yemekler sende bundan sonra." dediğimde güldü.
Aklıma Elena geldi. Nerdeyse hergün telefonda konuşuyorduk. Ama gerçekten de onu çok özlemiştim. Sırf Elena için o eve geri dönebilirdim.
"Yemekten sonra seni bir yere götüreceğim." Bakışlarım ona döndü.
"Nereye?" dedim merakla. Bana cevap vermeyeceğini belli ederek omuz silkti. Ters bir bakış attıktan sonra yemeğime geri döndüm.
Yemeğimizi yedikten sonra giyinmek için odama geçtim. Elime siyah bir elbise alacakken Sancar içeri girdi.
Bakışlarım ona döndü. Yanıma gelip elbiselerime baktı. Elime almak üzere olduğum siyah elbiseyi görünce dili damağına vurdu.
"Ben seçeceğim." dedi. Onaylarcasına kafamı salladım. Geriye doğru bir adım attım. "Hep siyah giyiyorsun. İçin daralmıyor mu?" dediğinde güldüm.
"Her gün siyah takım elbise giyen adam bana bunları diyor." dediğimde yüzünde ki sırıtışı saklayamamıştı.
En son seçtiği elbiseyi eline alarak bana döndü.
Bebek mavisi bir elbiseydi. Halter yakası vardı. Belden aşağısı bollaşıyordu. Belimi tam kavrayacak bir elbiseydi.
Bakışlarımı elbiseden çekip Sancara döndüm. "Elbiselerden anlamadığını sanıyordum." dedim elindeki elbiseyi alarak.
"Asıl sen anlamıyorsun." dediğinde onu baştan aşağıya süzdüm.
"Sen bana kötü giyiniyorsun bu diyorsun Sancar?" dedim gözlerimi kısarak.
"Asla! Renk seçimin yanlış. Yoksa sana her şey yakışır güzelim. Baksana afet gibisin. Renk seçiminde doğru aslında. Sadece hep siyah giyiniyorsun diye dedim. Gerçekten." dediğinde gülmemek için yanaklarımı dişledim.
Annesi onu kızmasın diye türlü türlü şeyler üreten bebekler gibiydi. "Çık Sancar." dedim kendimi zor tutarak.
"Velina..."
"Çık hadi." dedim. Bana son kez bakıp çıktı. Çıkınca gülmemi tutamadım. Sessizce gülmeye başladım. Az önce o kadar tatlı görünüyordu ki üstüne atlamamak için kendimi zor tutmuştum.
Sancar'ın seçtiği elbiseyi giydim. Saçımı ensemde esnek, önümde bir kaç tutam bırakarak topuz yaptım.
Odamdan çıktım. Kapının önünde Sancar vardı. Üstünde lacivert bir takım elbise vardı. Birimiz açık birimiz koyu olmuştuk.
Elimden tutarak beni dış kapıya kadar götürdü. Ayağıma beyaz topuklu ayakkabı giydim.
Evden çıkıp arabaya bindik. Sancar hâlâ bana nereye gideceğimizi söylememişti ve ben iyice merak ediyordum.
Üstelik bir de giyeceğim elbiseyi kendi seçmişti. Bana evlilik teklifi yapsa şaşırmazdım.
"Hâlâ söylemeyecek misin?" diye sordum.
"Söyelemeyeceğim." dedi arabayı sürmeye devam ederek. Ofalyıp önüme döndüm. Söylesr ortadan ikiye ayrılacaktı sanki!
Bir süre daha ilerlemeye devam ettik. Ben meraktan yerimde duramazken Sancar benim aksime çok sakindi.
Aklımda türlüce fikirler üretmiştim. Ama bir süre sonra hepsi saçma gelmeye başlamıştı.
Durduğumuzda ilk etrafıma bakındım. Kocaman bahçeler, golf sahası gibi yerler vardı. Beyfendi herhalde bana ne kadar zengin olduğunu göstermeye çalışıyordu.
Arabadan indim. Bir evin karşısında duruyordum.
İki katlı, güzel bir bahçesi vardı. Işıkları yanıyordu ve çok şık görünüyordu. Sancar yanıma geldiğinde bakışlarımı ona çevirdim.
"Neden buraya geldik?" diye sordum.
Sırıttı.
"Anlamadın mı?' diye sordu. Kafamı iki yana salladım.
"Neresi burası?" dedim.
Kısa bir an kafasını eve çevirip baktı. Ardından bana döndü. Kehribarları dudaklarıyla uyum içinde gülümsüyordu.
"Evimize." dediğinde dünya da kısa bir an her şey durdu.
Anlamıştı...
Sancar beni hep anlardı ama ilk kez beni anladığını bu kadar çok hissetmiştim. O evde rahat edemediğimi, beni bir şeylerin rahatsız ettiğini anlamıştı.
Dudaklarım iki yana kıvrıldı. Gözlerim parlamıştı.
Hayatımdaki en iyi kararı o belgeye imza atarak vermiştim. Dudaklarımı araladım:
"Evimize..."
