10. bölüm · ŞAH MAT

10. Bölüm: Düşman Kızı

Aylin

Kutay Turav
2024/10/10

Sabah kalktığımda kimse uyanmamıştı. Bir haftadır Velina ve Sancar arasındaki ilişkiyi yakından bakma fırsatım olmuştu.

Sözde birbirlerini sevmiyorlardı fakat Sancar'ın annesi gittiğinden beri hala aynı oda da kalmaya devam ediyorlardı.

Bana teşekkür borçlulardı.

Benim sayemde tamamlanmışlardı.

Fakat ikiside bunu anlamak istemiyordu. Sancar'ın mutlu olduğunu Velinaya değer verdiğini görüyordum. Kardeşim gibi bildiğim adamı yıllar sonra gözündeki parıltıyı görmek beni de mutlu ediyordu.

Ama Velina benden Sancarı almıştı. Artık bana daha az zaman ayırıyordu.

İkisini mutlu görünce mutlu oluyordum. Onların mutluluğu daha önemliydi...

Bir de aklımı çelen bir konu daha vardı.

Yaren.

Unutmakta kararlıydım. Onun hayatında başka bir adam vardı. Kendime yeni bir sayfa açmalıydım. Ne olmuşsa olmuştu geçmişte.

Geçmişte kalmak geleceğin kaçmasına sebep olurdu.

Ben geleceğimi kaçırmayacaktım.

Yıllardır kaçırmıştım artık bitmişti. Yeni sayfa da hayatımın kadınını bulacağımı biliyordum. Hissediyordum sanki. Hayır. Biliyordum.

Yaklaşık bir haftadır Sancarlardaydım herkes garipsiyordu. Umursamıyordum. Kardeşimin evi benim evimdi.

Velina bana sürekli sığınmacı,sırıtık deyip duruyordu.

Sırıtık lafını sevmiştim.

Hayat enerjim yüksekse bu benim problemim değildi diğerlerinin ruhsuzluğuydu.

Asansöre binip gitmem üzereyken biri bana seslendi.

"Kutay Bey." demesiyle adımlarım durdu.

Elenaydı.

Siyah saçlarınk topuz yapmıştı. Elaları sarıya bürünmüştü. Üstünde iş kıyafetleri vardı.

Güzel bir kadındı.

Onu süzerken fazla oyalanmış olmalıyım ki yerinde kıpırdındı. Onu daha fazla rahatsız etmemek için "Efendim Elena." dedim.

Sesinin hoş tınısıyla "Kahvaltınızı yaptınız mı?" dedi. Arkada duran elleri sanki benden bir şey saklıyordu.

Kafamı hayır diye sallayarak. "Hayır, yapmadım." dedim.

Arkada duran ellerini önüne doğru getirdiğinde elindeki saklama kapını gördüm. Cam olduğu için içi görünüyordu.

İçinde salata,domates,peynir ve simit vardı.

"Size kahvaltı yapmıştım. İster misiniz?" dedi. Bir kadın benim için ilk kez bir şey yapıyordu.

Yaren mi? O kimdi?

İster istemez gülümsememe sebep olmuştu. "İsterim tabiiki de. Sen yapmışsın sonuçta." diyerek elindeki kabı aldım.

Hayatımın yeni sayfasında bu kadın kendini ilk sayfaya koydurtmuştu.

Yanaklarının kızardığını görünce onu utandırdığımı anlayınca tebessüm ettim. Benden utanmıyordu. Benle konuştuğu için utanıyordu.

"Teşekkür ederim, Elena." dedim.

Sarı hareleri yeşile dönmüştü. Gözlerinin en sevdiğim tonu bir tek beni görünce yeşil oluyordu.

"Rica ederim ne demek. Aç kalmayın." dedi. Arkasını dönerek hızlı adımlarla mutfağa gittiğini görünce gülümsemem büyüdü.

Arkamı döndükten sonra asansörü bir daha çağırdım. Asansör geldikten sonra bindim.

Arabama bindikten sonra yola çıktım. Bölge liderleri küçük bir toplantk düzenlemek istemişlerdi. Fakat özellikle Sancarı çağırmamışlardı.

Özel bir iş merkezini seçmişlerdi. Genelde toplantılar tarafsız bir bölgede yapılırdı.

Arabada giderken bir yandan da Elena'nın yaptığı kahvaltıyı yiyordum.

Çok güzel yapmıştı.

İş merkezine geldiğimde arabadan indim. İçeri doğru girerken Arel'in adamları beni karşıladı. Arel'in yaptıcağı bir toplantıdan ne beklenirdi orası tartışılırdı.

Bana başlarıyla selam verdiklerinde umursamadan yürümeye devam ettim. Kardeşim dediğim adamın karısına zarar vermişlerdi. Arel'e olan az bir şey saygım da gitmişti.

Yanlış adamlara çatmışlardı. Ve yanlış kadına.

Velina'nın altındaki kadını merak ediyordum. Bambaşka biri olduğunu Arel'i vurmasından bize kanıtlamıştı. Ardındaki kadını çıkartmak için sadece damarına basmaları yeterliydi.

Toplantının olacağı kata çıkmıştım. Toplantı odasına girdiğimde beni diğer bölge liderleri karşıladı.

Masa yuvarlak olduğu için herkes birbirini görebiliyordu.

Arel'in odaya girmesiyle toplantı başlamıştı.

İlk konuşan Arel oldu. "Biliyorsunuz ki Karev'in karısı beni vurdu. O yüzden bir süredir ortalıkta yoktum. Karev'in burnumu kırmasıyla da bu süre uzadı." dediğinde bütün bölge liderleri geçmiş olsun diledi biri hariç.

Ben

Herşeyi hak etmişti.

Arel'in bakışları bir süre üzerimde oyalandı ardından tekrar konuştu. "Bu nedenle de Velina Karev'in işini bitirmek istiyorum." dediğinde masada oyalanan bakışlarım ona döndü.

Ağzımdan bir kahkaha kaçtı. Bu adam ne dediğinin farkında mıydı? Sancar Karev'in karısından bahsediyorduk. O düşman kızı çok fenaydı.

Herkes bana bakmaya başlayınca boğazımk temizledim. Ama yüzümdeki gülümsemenin yeri bozulmamıştı.

Dimitri Morozov konuştu. "Gölge'nin karısı olan Velina Karev mi?" dedi. O bile inanmıyordu.

Eski bağlantıları güçlü bir adamdı. Zekiydi. Emin olmadığı kararların yanında durmazdı. Herkes onu manipüle edemezdi.

Ben dışında.

Arel sert bir nefes verdi. "Evet, Gölge'nin karısı olan Velina Karev." dedi.

Herkesten sesler çıktı. Oda da bir uğultu olunca bu uğultuyu kesen Taylan Vardar oldu. "Ben varım. Bir kadın bize hiç bir şey yapamaz." dedi.

Aptal bir adamdı.

Kaan Erdemir "Bilemiyorum Gölge diyoruz. O adamı karşımıza almak aptalca bir karar." Bu adamı seviyordum.

Stratejik açıdan zeki bir adamdı.

Fakat diğer herkes Arel'i onayladı.

Gözler bana dönünce koltuğumda düzeldim. "Üzgünüm Beyler ben bu işte yokum. Siz o kadının nasıl biri olduğunu görmemişsiniz." dedikten sonra Arel'e döndüm ve konuşmaya devam ettim. "Sen gördün fakat hala o kadını karşına alabilecek kadar cesursun." dedim alayla.

Arel'in kaşları çatıldı. Masadan kalıp kapıya doğru yürürken. "Hadi ama Turav. Bir kadından çekiniyorsan Gölge'yi nasıl karşısına alacaksın? Hem sürekli atışıyorsunuz. Demek ki konuşacak kadar yakınsınız." dedi.

Arkamı döndüm. Bakışlarımı Arel'e çevirdim. "Karşısında tir,tir titrediğin gölgeden mi bahsediyoruz?" dediğimde yüzü asıldı. "Bende öyle düşünmüştüm." dedikten sonra arkamı dönerek odadan çıktım.

Düşman kızıyla uğraşacaklarsa arkalarını iyi kollamalılardı. Kollasalarda bir şey değişmezdi. Sancar ve ben karşılarında varken şansları yoktu.

Aşağıya indiğimde çıkışa doğru yürüdüm. Çıktığımda hava güzeldi. Sanki bahar gelmişti. Fakat daha kışa girmemiştik.

Elena'nın gözlerini hatırlayınca aslında hep baharda olduğum aklıma geldi.

Gülümsedim.

Arbama bindikten sonra eve doğru yola çıktım.

Velina Karev

Sabah uyandığımda yanımda kimse yoktu. Bugün kendi kahvaltımı kendim hazırlamak istediğim için aceleyle yataktan kalktım.

Gardırobu açtım. Üstüme beyaz body bir tişört altıma siyah tayt aldım. Bugün sportif bir kombin yapmıştım.

Kıyafetleri giydikten sonra hızlı adımlarla aşağa kata inmeye başladım. Asansör kullanmak istemediğim için merdiven kullanıyordum.

Aşağıya indiğimde nerdeyse herkes salondaydı.

Kutay dışında.

Sığınmacımızın evde olmaması garibime gitmişti. Normalde bu saatlerde hep evde olurdu.

Mutfağa girdiğimde mutfakta Elena ve Sancar vardı. Elena kahvaltı hazırladığı için onun yanına doğru geçtim.

Sancar sandalyede oturmuş önünde ki tabletten bir şeyler yapıyordu. Bir hafta önce ki yakınlaşmamızdan sonra aramızdaki buzlar daha da ermişti.

Sanki artık beni düşmanın kızı olarak görmüyor karısı olarak görüyordu.

Elena yanına geldiğimi görünce. "Noldu? Ne yapıcaksın?" dedi yumuşak bir sesle.

"Kendi kahvaltımı yapmak istiyorum." dedim.

Başıyla beni onaylayarak geriye çekildi. Mutfaktan çıktığını görünce önüme döndüm. Yine bir işler karıştırıyordu.

Aklımdaki sorularla tek başıma kalmıştım. Bugün babamın neden beni öldürmek istemesini öğrenecektim. Ve beni kimin suçladığını da.

Domatesleri doğramaya başladığımda arkamda bir sıcaklık hissetim.

Sancardı.

"Ne yapıyorsun?" diye sordum.

"Yardım ediyorum."

"Yardımına ihtiyacım yok. Kendi kahvaltımı kendim yapabilirim."

"Olabilir."

"Ne olabil-" diyerek arkamı döndüğümde bana çok yakın olduğunu gördüm.

Gözlerim dudaklarına kaydı.

Konuşursak değecek kadar yakınlardı. Bakışlarımı zar zor gözlerine çıkardım. Kehribarları beni karşıladı. Onun gözleri de bir dudaklarıma bir mavilerime bakıyordu.

Aramızdaki çekime karşı koymak çok zordu.

Kafamı hafifçe geri çektim. Elleri tezgahın iki yanında beni araya sıkıştırmıştı.

"Bu kadar yakın durmana gerek var mıydı?" dedim zar zor yutkunarak.

"Yardım ediyordum."

"Bunun adı yardım mı?"

"Rahatsız olsaydın çekilirdin."

Haklıydı. Hiç rahatsız değildim.

Sorusuna cevap vermedim.

Bir an gözlerinde ki o eski düşmanlığın yerini alan bir şeyi yakaladım. Ama anlandıramadım.

Dudaklarımız aramızdaki çekime daha fazla dayanmıyormuş gibi yakınlaşmaya başladı.

Tam o anda "Ben yanlış zamanda mı geldim?" diyen sesi duydum.

Kutaydı.

Bu adam en güzel anların katiliydi.

Sancarı kendimden ittirdim.

"Ne saçmalıyorsun?" dedim.

"Hiç bir şey. Sadece ikinizin öpüşmesini izlemek isterdim. Ben yokmuşum gibi davranın." dedi sırıtarak.

"Kutay." dedi Sancar.

"Tamam sustum. Ama yüzünüzdeki ifadeyi silemem."

"Senin başka işin yok mu?" dedim.

"Sizin öpüşmenizi izlemekten mi? Daha eğlencelisi yok."

Sabır dileyerek kahvaltımı hazırlamaya devam ettim.

Kutay bize takılmaya devam ediyordu. "Yüzüzde ki bu ifadeyi görmeyeli yıllar oldu." dedi Sancar'a. Onlarla ilgilenmiyormuş gibi yaparak dediklerini dinliyordum.

"Ne ifadesi." dedi Sancar.

"Aşk."

Yanaklarım kızarmaya başlamıştı. Sancar bana aşık mıydı? Sanmıyordum. Saçma bir çekim yüzünden birbirimize yakındık başka bir açıklaması olamazdı.

"Saçmalıyorsun."

Dilimi damağına vurarak ses çıkardı. "Tabii sen sadece karının nefes alışlarını sayıyordun az önce değil mi?" dedi alayla.

Arkamı dönerek Kutay'a ters ters bakmaya başladım.

"Niye öyle bakıyorsun düşman kızı." dedi Kutay.

"Nasıl bakıyormuşum?" dedim.

"Üstüme atlayacak gibi. Ama doğru sen bir kocanın üstüne atlarsın." dediğinde elimdeki bıçakla ona doğru yürümeye başladım.

Ne saçmalıyordu bu adam nerde atladığımı görmüştü Sancar'ın üstüne.

Kutay kaçışmaya başladığında bende arkasından geliyordum. "Geçen vurulmaman bir istisnaydı. Ama şimdi gerçekten öldüreceğim seni!" dedim bağırarak.

"Yok sizin öpüşmediğimizi görmeden ölmem." dediğinde iyice zıvanadan çıkmıştım.

Masanın etrafında dolanıp duruyorduk. En son yakalamak üzereyken bir el beni belimdem tutarak geriye çekti.

"Bırak beni. Öldüreceğim bu adamı!"

"Sakin ol güzelim." dediğinde istemsizce yumuşamıştım.

Tezgaha doğru yürmeye başladım. Elimdeki bıçağı bırakarak et kesmek için kullanılan bıçağı aldım.

"Delirmiş bu kadın!" diyerek salona doğru koşuşturmaya başlayan Kutayın peşinden gidecekken elimdeki bıçak bir anda alındı.

"Tamam Velina. Abartılacak bir şey yok." dedi Sancar yatıştırıcı sesiyle.

"Kes sesini! Önceden öldürmediğime dua etsin sırıtık." dedim.

"Yavrum tamam bir şey yok. Sakin ol." dediğinde bu sefer kesin olarak sakinleşmiştim.

Kahvaltımı bitirdikten sonra herkesle beraber yemek masasına oturduk.

**

Artık zamanı gelmişti aklımdaki soruların cevabını bugün alacaktım.

Ne olursa olsun.

Sancar'ın mutafkta olduğunu öğrenince adımlarımk mutfağa yönlendirdim.

İlk soracağım şey beni kimin hedef olarak gösterdiğiydi. Aklımda biri vardı aslında. Herkes şaşırdığımda şaşırmayan. Anormal bulunam bir olayı normal bulan kişi.

Kutay Turav.

Neden yaptığıyla ilgili en ufak bir fikrim bile yoktu. Ama nedense onun yaptığını düşünüyordum.

Mutfağa girdiğimde Sancar yine tabletiyle ilgileniyordu. Birinin geldiğini görünce kafasını kaldırdı.

Benim olduğumu anlayınca yerinde dikleşti. Yanındaki sandalye'ye geçerek oturdum. Bakışlarını bana çevirmeden. "O gün bu gün mü?" diye sordu. Anlamıştı.

Kafamı evet anlamında salladım. Gözleri kararsız bakıyordu. Sanki bir şeyler arasında gidip geliyordu.

Uzatmadan lafa girdim. "Beni kim hedef olarak gösterdi?" bakışları bana döndü.

Kehribarları sakin görünüyordu. "Kutay." dedi. O sığınmacının böyle bir şey yaptığını biliyordum.

"Neden?" diye sordum. Mantıklı bir açıklaması olmalıydı.

Ne kadar onlara alışmış gibi dursam da Kutay yüzünden hayatım değişmişti. Evden her türlü kovulacaktım. Fakat Rusya'da sakin kendi halimde bir hayat yaşabilirdim.

Babamın beni öldürme kararını değiştirmezdi belki ama eğer fark etseydim belki...Belki bir şekilde kurtula bilirdim. Ne kadar imkansız olsa da.

Bir erkeğin korumasına ihtiyacım yoktu.

Bu evliliği neden kabul ettiğimi de hala sindiremiyordum. Evet Sancara karşı bakışım değişmişti ama evliliği kabul etmeseydim ve o depo dan birlikte çıksaydık beni vurmak için gelen adam yine gidecekti.

Eğer birlikte çıkmasaydık...İşte bunu düşünmemiştim.

Ama yine de evlenmek tek çözüm değildi. Sindirmem hâyli bir zor olucaktı.

Sancar bakışlarını önündeki tablete çevirerek. "Kutay ile atışmalarımızı bilmeyen yok zaten biliyorsun." dediğinde kafamı salladım. Konuşmaua devam etti. "Son vuruşu o yapmak istedi. Fakat ben beklenmedik bir haraket yaptım. Senle evlendim." dedi.

Cidden beni hedef göstermesinin tek nedeni aralarındaki atışma mıydı? O herifi kesinlikle öldürecektim.

Sinirlerim atmıştı. "Sizin bu saçma sapan atışmalarınız yüzünden benim hayatım değişti farkında mısınız!" dedim yüksek bir ses tonuyla.

Gergin olan kehribarları daha da gerildiğini belli ediyordu. "Bir tek senin hayatın değişmedi." dediğinde iyice sinirlenmiştim.

"Tek seçeneğin evlenmek miydi sanki! Yer altındaki herkese söz geçiren,herşeyi yaptıran adamın tek seçeneği evlenmek miydi?" dedim sert bir sesle.

"Yer altında herkese söz geçiren adam karşısındaki kadının fotoğrafını gördüğü günden beri ona söz geçiremeyeceğini biliyordu." dedi. Bana söz geçiremeyeceğini biliyordu.

Bunu bilmesi iyiydi. Kafama silah da dayansa ben bir şey yapmak istemedikçe kimse bana tek bir adım attıramazdı.

"Bana tek söz geçiren kişi de sensin Velina." dediğinde birazda olsa sakinleşmiştim.

Derin bir nefes aldım. En merak ettiğim yere gelmiştim.

Babam.

Babamın beni öldürmek istediğini öğrendiğimden beri her gün neden öldürmek istediğini düşünmüştüm.

Ama bir sebebini bulamamıştım. Düğünün olacağı gün kendi adımla ilgili soyadı da açmaya çalışmıştım. Fakat açamamıştım. Bu yüzden son çarem herşeyi bilen fakat bana söylemeyi düşünmeyen adama sormaktı.

"Babam beni neden öldürmek istedi?" dediğimde bakışları değişmişti. Kehribarları bir anda sertleşmiş, yüzündeki ifade buz kesmişti.

Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.

Çenesindeki kas belirginleşti.

"Bu konuyu kapat." dedi, sesi her zamankinden daha soğuktu.

"Kapatmayacağım. Bugün bu soruların cevabını öğreneceğim."

Ayağa kalktığında kolundan tutarak kendime çevirdim. Bana döndüğünde kaşları çatıktı.

Bir adım ona yaklaşarak. "Herkes herşeyi biliyor ben neden bilemiyorum?"

"Bilmediğin sürece güvendesin."

"Güvende olmak uğruna cahil kalmak istemiyorum." dediğimde bana cevap vermedi.

Sorumu değiştirdim.

"Babam benden neden nefret ediyor?" dedim. Bunun sebebini artık öğrenmeliydim. Bu sefer beni terslememeliydi.

Sancar'dan cevap bekledim fakat bana cevap vermek yerine kehribarlarını benden kaçırdı.

Biliyordu.

"Biliyorsun ve bana söylemiyorsun." dedim. Neden bana söylemiyordu. Ne vardı bu kadardı da beni cevapsız bırakıyordu.

"Bazı şeyleri bilmesen daha iyi." dedi. Sinirlenmiştim. Benim hakkımdaki olayı neden ben bilmiyordum.

"Benim hayatımla ilgili kararları neden herkes benden önce veriyor?"

Bana cevap vermiyordu. Susuyordu.

"Bana gerçeği söyle."

"Karımsın diye sana her şeyi anlatacağımı sanma. Unutma, sen hâlâ düşmanımın kızısın. Ve bu gerçeği kaldırabilecek güçte değilsin."

Yanılmıştım. Ben onun gözünde hiç değişmemiştim hala beni düşman kızı olarak görüyordu. Onun gözünde her zaman düşmanın kızı olacaktım.

Beni güçsüz ona muhtaç sanıyordu.

Kendimi alamadım ve tokat attım. Ona vurmamla kafası hafifçe yana çevrildi.

Vurmamla tokatın sesi mutfakta yankılandı.

Sesi çıkmıyordu.

"Senin soyadını taşıyor olmam, benim hayatım hakkında karar verebileceğin anlamına gelmez. Gerekirse o soyadı aldığım gibi bırakmasını da bilirim."

Kısa bir sesizliğin ardından konuşmaya devam ettim. Bakışları değişmişti.

"Düşmanının kızı olduğumu unutmadım. Ama sen de karşındaki kadının sadece babasının kızı olmadığını unutma. Düşman oğlu." dedikten sonra arkama bakmadan hızlı adımlarla mutfaktan çıktım.

Saat yediye geliyordu. Hava kararmıştı fakat umursamadım. Dış kapıya doğru yürüdüm. Elena benim dışarıya çıkacağımı anlayınca koşturarak yanıma geldi.

Dolan gözlerini saklamaya çalıştım. Neden gözlerim dolmuştu anlamıyordum. Başka biri dese umrumda olmayacak sözleri Sancar deyince dugusal olmuştum. Nefret ediyordum ondan. Hayır etmiyordum. Ona karşı ne hissetiğimi ben bile bilmiyordum.

Elena yanıma geldiğinde yüzü endişeliydi. "Mutfaktan gelen ses...Sancar sana vurdu mu?" dedi. Yüzü bir anda değişmişti endişenin yerini kızgınlık almıştı.

"Sence Sancar bana vursa ben öylece durur muyum?" dedim.

"O zaman sen vurdun."

"Tabiiki de ben vurdum."

"İşte benim kızım!" dedi heyecanla. Gülmeye başlamıştım. Bir anda ciddileşti. "Velina...Ağlıyorsun."

Ellerimi aceleyle gözlerime götürdüm. Göz yaşlarım akarken bir yandan da silmeye çalışıyordum.

"Ne dedi o sana." dedi sinirle.

"Boş ver önemli değil. Hava almaya çıkacağım biraz."

"Gelmemi ister misin?"

"Yalnız kalsam daha iyi." dedim.

Beni tek bırakmak istemediği gözlerinden okunuyordu. Yapacak başka bir şey yokmuş gibi çaresizce kafasını salladı.

Kıyafetlerim inceydi fakat umursamadım. Ayakkabılarımı giyerek üstüme hiç bir şey almadan dışarı çıktım.

Sancar Karev

Çok büyük bir hata yapmıştım.

Bu hatadan kendimi nasıl döndürürdüm nasıl kendimi affetirirdim bilmiyordum.

Velina bana tokat atmıştı fakat sanki canı yanıyormuş gibiydi.

Benim yüzümden.

Velina mutfaktan çıktığından beri öyleyece olduğum yerde bekliyordum.

Babasıyla ilgili şeyleri söyleyemezdim. Hazır gibi gözükse de duyduklarıya yıkıkacağını biliyordum. Umursamamış gibi davranacaktı fakat içten içe kendini yiyecekti.

Biri elini omzuma koyunca kafamı gelen kişiye çevirdim.

Kutaydı.

Bütün yaşananları duymuş gibiydi. "Bazen o kişinin gitmesindense yıkılmasını izlemek daha iyidir." dedi. Haklıydı. Ve ben Velinanın gitmesini tercih etmiştim.

Büyük ihtimalle şuanda yukarı çıkmış kıyafetlerini ilk kaldığı odaya taşıyordu.

"Burdan nasıl dönerim bilmiyorum." dedim. Velina'nın mavilerindeki kararlılığı hatırladıkça ne yapmam gerektiğini bilmiyordum.

Ben sustum o konuşmaya başladı.

"Ne yaptın?" dedi. Sustum.

"Velina ağlayarak çıktı." dediğinde bakışlarım ona döndü. Saçının teline zarar gelmesinden korktuğum kadını ağlatmıştım. Kendi sözlerimle.

"Sana emanet edilen,koruman gereken kadını kırdın." dedi.

Sustum.

Derin bir nefes alarak devam etti.

"Peşinden git."

"Sakinleşince döner geri."

"Gözlerindeki o kararlılığı görmene rağmen döner diyorsun." Kafasını salladıktan sonra devam etti.

"Ritim kaçıyor Sancar. Bunun geri dönüşü olmaz. Git."

Haklıydı. Eğer Velina'nın peşinden gitmezsem onu kaybede bilirdim.

Velinayı kaybetmek en son isteyeceğim şey bile değildi.

"Haklısın." dedikten sonra mutaktan çıktım. Arkamdan Kutayın bağrışını duydum.

"Ben her zaman haklıyım." dedi. Elimde olmadan güldüm.

Elena'nın ters bakışları altında merdivenden aşağıya inerken Elenadan beklemeyeceğim sözler döküldü ağzından. "Patronumsunuz diye saygı gösteriyorum. Ama bir kadını ağlatmaya hakkın yok! Aptal herif!" dedikten sonra yanıma gelerek bir tokatta Elena attı. Ardından yüzüme tükürdü. "Şerefsiz!" dedi tıslayarak.

Elaları bana nefretle bakıyordu.

Kadın kadının yurdudur diye boşuna dememişlerdi.

Yanımdan geçip gittiğinde yüzümdeki tükürüğü silerken hızlı adımlarla aşağıya inmeye başladım.

Hak etmiştim ve diyecek sözüm yoktu.

Güvenliğin yanına geldiğimde Velina'nın nereye doğru gittiğini sorduğumda sokakta yürümeye başladığını söyledi.

Rusya'nın sokakları akşamları tehlikeli olduğu aklıma gelince koşarak Velinayı aramaya başladım.

Görmüştüm.

Arkası bana dönüktü ama hıçkırıkları sokağın başından duyuluyordu.

İçim acıdı. Ben yapmıştım. Ben ağlatmıştım.

Koşarak Velina'nın yanında geldim. Adım seslerimi duyunca arkasını döndü.

Beni görmeyi beklemiyormuş gibiydi.

Nefes nefese kalmıştım. Velina aceleyle göz yaşlarını silmeye çalıştı. Duymuştum...O içli hıçkırıklarını hayatım boyınca unutmayacaktım.

"Neden geldin?" dedikten sonra derin bir nefes alarak devam etti.

"Yine neyi kaldırıp kaldıramayacağımı mı söyleyeceksin." sesindeki kırgınlık hissediliyordu.

"Hayır. Saçma sapan konuştum Velina. Öyle demek isteme-"

"Ne demek istedin! Sana muhtaç olduğumu mu sanıyorsun!" dedi. Sesi sokakta yankılanmıştı.

Gözünden düşen yaşlarla beni omzumdan ittirdi. Her gözyaşı içimi yakıyordu.

"Biliyorum hatalıyım-"

"Evet hatalısın Sancar. Ama umrumda değil biliyor musun? Düşmanın dediği kimin umrunda."

Onun canını en çok düşmanın kızı demem yakmıştı.

Düşmanın kızı değildi.

Karımdı.

"Velina, ben sana düşmanın kızı demek istemedim. O sinirle ağzımdan yanlışlıkla çıktı." dedim.

"Açıklamanı dinlemek istemiyorum. Umrumda değilsin düşman oğlu." dedikten sonra omzunu omzuma çarparak yanımdan geçip gitti.

Şimdi anlıyordum neden bu kadar takıldığına. Düşmanın oğlu...Bilerek demişti. Bana aynı hissi hissetirmek için. Hissetmiştim. İliklerime kadar.

Üç aydır zar zor yıkmaya başladığımız duvarları benim yüzümdem tekrar örmüştük.

Artık emindim.

Karar vermiştim.

Karımın gönlümü alacaktım.

Hayır.

Sevdiğim kadının gönlünü alacaktım.