7. bölüm / 8
Saf Ve Berrak Aşk 16.BÖLÜM
Bölümler 8Şu an: 6.BÖLÜM
Geceki olaydan sonra sanki günler sonra ilk defa eski Alican'ı görmüştüm. Uyandığında yüzüne baktım, günler sonra ilk defa huzurla uyuyordu. Yanağına minik bir öpücük kondurup kalkmaya yeltendim ama tam o sırada Alican uyandı, nazikçe kolumu tuttu.
"Nereye gidiyorsun Zehram?"
Zehram... günler sonra ilk defa gerçekten eski Alican'ım geri dönüyordu.
"Kahvaltı hazırlamaya gidiyorum, sen biraz daha uyu."
Birden beni kendine çekti.
"Biraz daha birlikte uyuyalım. Seni öyle çok özledim ki anlatamam."
"Olmaz, en son biraz daha dediğinde 4 saat uyuya kalmıştık."
"Zehram acı be bana. Seni çok özledim. Sadece 1 saat hadi ama."
Yüzüne baktım, günler sonra huzurluydu. Nasıl hayır diyeyim bu yüze?
"Tamam ama 1 saat."
Dememe kalmadan Alican beni koynuna sokup sarıp sarmaladı.
"1 saat az, 1.5 saat olsun."
"Alican gerçekten çok fırsatçısın. İyi tamam ama sadece 1.5 saat. Sonra ayılmamız lazım."
Gülümsedi.
Başımı göğsüne yasladım. Kalbinin ritmi sakindi... bu bile mucize gibiydi.
"Tamam," dedi keyifli bir sesle. "1.5 saat. Söz."
Ama o "söz"ü söylerken bile kolu biraz daha sıkılaşmıştı.
"Bir şey sorabilir miyim?"
"Sor Zehram."
"Bu 1.5 saat zaman dilimindeki 1.5 saat mı yoksa senin dilindeki 1.5 saat mı? Çünkü sana göre 1.5 saat 3 saat oluyor."
"Bana göre 1.5 saat yani 3 saat."
"Alican!"
"Ne, sen bana önceden sorsan söylerdim."
"Zaman dilimindeki 1.5 saat daha fazla olmaz, ayılmamız lazım."
Saçlarıma doğru eğilip derin bir nefes aldı, saçlarıma bir öpücük kondurup gülümsedi.
"Koynumda böyle güzel melek varken ayılmak mümkün mü?"
Alican'ın yanağına derin bir öpücük kondurup:
"1.5 saatten fazlası yok."
"Tamam söz."
"Söz," dedi ama sesinde o tanıdık muzırlık vardı.
Yine de kafamı göğsüne yasladım, göğsünün inip çıkışını hissettim. Birkaç dakika sonra hafif nefes alışverişleri...
Yok artık, daha 3 dakika olmadı ne ara uyudu? Ama uyurken çok tatlı oluyor, orası ayrı konu. Ama işte bu yüzden 1.5 saat demiştim. Sonra ikimiz de birbirimizin sıcaklığında uyuya kalıyoruz ve ayılamıyoruz.
Ama yüzü o kadar huzurlu ki uyandırmaya kıyamıyorum. Gerçekten günler sonra huzurla uyuyordu. Elim yüzüne gitti, yavaşça okşadım yüzünü. Sanki hissetmişti bunu, beni kollarıyla daha sıkı sardı. Ben de huzurla kapattım gözlerimi.
~
Gözlerimi açtığımda kaç saat geçmişti bilmiyorum. Uyanınca ilk gördüğüm yüz Alican'ın yüzüydü, hâlâ uyuyordu. Uyanır uyanmaz kollarından ayrılmak zorunda kaldım. Daha fazla kalırsam yine uyuya kalacağım. Telefona uzanıp saate baktım.
12:00
1.5 saat uyumuştuk. İyi bari, en azından anlaştığımız saate kadar uyumuşum. Kalkmadan önce Alican'ı uyandırmaya karar verdim.
"Alican, Alican uyan sevgilim hadi."
Uykulu bir mırıltı çıkardı. Ben onu nasıl uyandıracağımı biliyorum.
"Alican, günaydın öpücüğü istemiyor musun?"
"Hiç istemez miyim?"
"E uyanda vereyim günaydın öpücüğünü."
Alican anında gözlerini açtı. Bunun işe yarayacağını biliyordum. Eski Alican da böyle uyanırdı.
Gülümseyerek baktı bana uykulu bir sesle:
"E hani nerede günaydın öpücüğüm?"
Hızlı bir şekilde yanağına küçük bir öpücük kondurdum.
"İşte burada."
Alican memnuniyetsiz bir şekilde:
"Bu kadarcık mı?"
"Şimdilik idare et."
Bir anda beni kendine çekti.
"Ben bu öpücüğü kabul etmiyorum, çok kısa sürdü. Hadi bir daha öp."
"Alican ayılmamız lazım."
"Hadi ama çok şey istemiyorum ki, sadece bir öpücük daha ver."
"İyi tamam," deyip yanağını bir kere daha öptüm.
"Öbüründen de öpsen?"
"Alican!"
"Ne var sadece diğer yanağı—"
Daha lafını bitirmeden diğer yanağını da öptüm.
"Oldu mu?"
"Olmadı."
"Ne demek olmadı?"
"Ben konuşurken öptün sayılmaz. Hadi bir kere daha."
"Sen gerçekten çok fenasın," deyip diğer yanağını bir kere daha öptüm.
"Şimdi olmuştur."
"Oldu, çok güzel oldu." Demesine rağmen hâlâ yatakta beni kolları arasına almış durumdaydı.
"O zaman bırak artık beni."
"4 ay ayrı kaldık, bırak da biraz daha böyle kalalım."
"Alican lütfen bahsetme o 4 aydan. Hem sana kötü şeyler hatırlatıyor hem ben üzülüyorum."
Bir süre ikimiz de sessiz kaldık. O 4 ay çok kötü şeyler hatırlatıyordu ikimize. Benim özlemim ve Alican'ın esir düştüğü korkunç bir 4 ay.
Bunu söylediğimde Alican daha sıkı sardı beni.
"Bundan sonra o 4 aydan bahsetmeyelim olur mu Zehram?"
"Evet, tamam."
Bir süre daha öyle kaldıktan sonra:
"Kalkalım mı artık?"
"Kalkmasak olmuyor mu?"
"Ne yapalım bütün gün yatakta mı duralım?"
"Gayet cazip bir teklif, neden olmasın?"
"Olmaz ayılmamız lazım," deyip odadan çıkıp mutfağa yöneldim.
Mutfakta yemek yaparken birden arkamdan iki güçlü kol sarıldı.
"Seni bu kadar çok özlemişken nasıl ayılmamı bekliyorsun Zehram?"
"Ben de seni çok özledim Alican ama ya şu kapıdan biri aniden çıkıp gelse bizi böyle görse ne olacak?"
"Kimse gelmez merak etme," deyip boynuma derin bir öpücük kondurdu.
"En son bunu yaptığımızda Dilan'a yakalanmıştık hatırlatmak isterim."
"O küçük canavar burada değil rahat ol Zehram."
Dediği anda kapı çaldı.
"Lan Aliş aç kapıyı sana kahvaltıya geldik!"
Bu ses Alican'ın Tim'de onunla hep uğraşan Tim arkadaşı Zülfikar'ın sesiydi.
Alican yüzünü buruşturarak:
"Zehram ne olur yanlış duyuyorsun de, gerçek değil de, hayal görüyorsun de. Bu ses Zülfikar komutanımın sesi değil de lütfen."
"Ne yazık ki doğru duydun Alicanım. Hadi kapıyı aç, adam kapıda kaldı."
"Ses etme, çalar çalar açmayınca gider."
Ama Zülfikar'ın sesi yine geldi.
"Lan Aliş içerde misin?"
Sonra yanındaki Duru konuştu:
"Zülfikar bırak boşver, uyuyorlardır belki de."
"Öğlen oldu Duru ne uykusu? Allah aşkına ya bir şey olduysa."
Sonra kapıyı daha sert yumruklamaya başladı.
"Lan Aliş ses ver orada mısın Aliş? Zehra? Lan bunlara bir şey oldu! Duru komutan Karakurt'u ara!"
Alican söylenerek kapıyı açtı.
"Zülfikar Komutanım."
"Lan Aliş niye açmıyon kapıyı?"
"Duymadım komutanım."
Zülfikar ve Duru içeri geldiğinde Duru hemen benim yanıma geldi.
"Zehra ne yapıyordunuz?"
"Kahvaltı yapacaktık, tam zamanında geldiniz."
"Daha yeni uyanmışsınız galiba."
"Nereden anladın?"
"Yüzünden anlaşılması zor olmuyor."
"Dün gece biraz zor geçti."
"Ne oldu?"
"Küçük bir baş dönmesi."
"Baş dönmesi mi?" Yüzü bir anda aydınlandı. "Yoksa..."
"Hayır öyle bir şey yok."
Duru'ya göre baş dönmesi hamilelik işaretiydi ama daha çok erkendi. Hem sadece baş dönmesiyle olmaz ki, daha bir sürü belirtisi var. Benim sadece başım dönüyordu.
"Tamam peki düğün ne zaman?"
"Daha konuşmaya fırsatımız olmadı ama yakında olur herhalde."
"O zaman çocuk da yakındır."
"Saçmalama Duru."
Yemekten sonra Duru ve Zülfikar biraz daha oturdular. Zülfikar sürekli Alican'la uğraşıyordu. Onlar gittikten sonra ben mutfakta bulaşık yıkarken Alican yine belime sarıldı.
"Sonunda baş başa kaldık Zehram."
"Evet ama ya biri daha gelirse?"
"Yok kimse gelmez artık."
Dediği anda telefonu çaldı.
"Yok bugün kimse bizi baş başa bırakmak istemiyor. Yine kim arıyor acaba?"
Alican'ın annesi Aynur Teyze arıyordu. Alican telefonu açıp hoparlöre verdi.
"Alo efendim anne?"
"Oğlum nasılsın?"
"İyiyim anne, sen nasılsın?"
"Ben de iyiyim oğlum."
"Anne hayırdır ne oldu?"
"Düğününüzle ilgili konuşmak için aradım. Eğer Zehra için uygunsa 2 hafta sonra Denizli'de yapalım düğününüzü."
"Anne 2 hafta bile geç. Yarın yapalım bence."
"Düğün 2 hafta sonra olacak. Yarına nasıl yetiştirelim hazırlıkları? Düğün 2 hafta sonra, konu kapandı."
"Tamam anne, haftaya geliriz Denizli'ye. 1 hafta sonrada düğünü yaparız tamam mı?"
"Tamam oğlum görüşürüz."
"Görüşürüz anne."
Telefon kapandıktan sonra Alican gülümseyerek baktı bana.
"2 hafta sonra tamamen benim olacaksın."
"Ben zaten hep senindim."
"Haftaya gideriz dedim ama istersen yarın gidip bir sürpriz yapalım olur mu?"
"Olur hem de çok güzel olur. Alican teşekkür ederim."
"Ne için?"
"Hayatıma girdiğin için," deyip ona sıkıca sarıldım. İkimiz iki beden tek kalptik. 2 hafta sonra tamamen Alican'ın olacaktım. Ki ben zaten hep Alican'ındım
Evet, bir bölümün daha sonuna geldik. Umarım beğenirsiniz. Düşüncelerinizi yorumlarda yazarsanız sevinirim. Okuduğunuz için teşekkür ederim ❤️🥰🌹
Bölüm etkileşimi
