3. bölüm / 3
♡ 𝑷𝒊ş𝒕, 𝑫ö𝒓𝒕 𝑮ö𝒛! ♡Bir Dakika Yaman!
Bölümler 3Şu an: Bir Dakika Yaman!
- 1 Bir Proje, İki Bela”683 kelime
- 2 Üçte Orada Ol, Demiştim!1.063 kelime
- 3 Bir Dakika Yaman!2.763 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Herkese keyifli okumalar diliyorum. 🫶🏻💗
༺ ❀ ༻
Alya Erdem
Alarmımın sesiyle gözlerimi açtığımda ilk yaptığım şey, telefonumu kapatıp yorganı başıma çekmek oldu.
Beş dakika daha…
Sadece beş dakika.
Telefonum yeniden titredi.
Sonra bir daha.
Sonra bir daha.
Yastığın altından telefonumu çıkarıp ekrana baktım.
Zehra arıyor…
Allah'ım, bu kızın sabahın köründe benimle ne derdi vardı?
Aramayı cevapladım.
“Zehra, eğer söyleyeceğin şeyin hayati bir önemi yoksa seni arkadaşlıktan çıkarıyorum.”
“Günaydın, güneşim! Ben de seni çok seviyorum.”
“Zehra.”
“Tamam, tamam. Dün Pars'la ne yaptınız?”
Gözlerimi kapattım.
Yine başlamıştı.
“Proje yaptık.”
“Onu biliyorum. Peki, çocuk sana baktı mı?”
“Zehra, aynı masada oturuyorduk. Duvara mı bakacaktı?”
“Of, Alya! Seninle konuşmak bazen duvara konuşmaktan daha zor.”
“Harika. O zaman duvar bul kendine.”
Telefonu kapatacakken kahkaha attığını duydum.
“Bugün de görüşeceksiniz, değil mi?”
“Evet. Proje bitsin diye.”
“Tabii canım. Proje bitsin diye…”
“Zehra, yemin ederim—”
“Tamam, sustum! Akşam anlatırsın.”
Telefon kapandı.
Başımı yastığa gömdüm.
Daha gün başlamadan yorulmuştum.
Üstelik bugün Pars Yaman'la ikinci günümüzdü.
İki hafta.
Sadece iki hafta.
Bunu başarabilirdim.
En azından sabahın yedisinde kendime hâlâ güveniyordum.
༺ ❀ ༻
Okula vardığımda sınıfın yarısı yerini almıştı. Çantamı sırama bırakıp kitaplarımı çıkardım.
Tam defterimi açıyordum ki önümde bir gölge belirdi.
“Günaydın, Dört Göz!”
Kalemim elimden düşecekti.
Yavaşça başımı kaldırdım.
Pars Yaman.
Elinde bir meyve suyu, yüzünde dünyanın en masum insanıymış gibi duran o sinir bozucu gülümseme…
“Günaydın, baş belası.”
“Bana böyle güzel sözlerle hitap etmen gözlerimi yaşartıyor.”
“İstersen ağlayabilirsin. Mendilim yok ama.”
Sandalyeyi çekip yanıma oturdu.
Bir dakika.
Yanıma mı oturdu?
Kaşlarımı çattım.
“Senin yerin orası değil.”
“Biliyorum.”
“O zaman neden buradasın?”
“Çünkü senin yanın boş.”
“Vay canına! Gerçekten mi? Ben de orada görünmez bir fil oturuyor sanıyordum.”
Pars güldü.
“Sabah sabah enerjin yerinde. Güzel.”
“Seninle konuşunca bütün enerjim öfkeye dönüşüyor.”
“Demek ki sende büyük bir potansiyel var.”
Ona cevap vermekten vazgeçtim.
Bazı insanlarla tartışmak, duvara anlatmaktan daha yorucuydu.
Pars çantasından bir kâğıt çıkarıp sırama bıraktı.
“Al bakalım, ortaklık sözleşmemiz.”
Kâğıdı şüpheyle açtım.
Üzerinde kocaman harflerle şunlar yazıyordu:
ALYA ERDEM VE PARS YAMAN'IN PROJE SÖZLEŞMESİ
Altında da maddeler sıralanmıştı.
1. Proje boyunca birbirimize yardım edeceğiz.
2. Birbirimizin fikirlerine saygı duyacağız.
3. Gereksiz tartışmalardan kaçınacağız.
4. Alya Erdem, Pars Yaman'a günde en fazla üç kez kızacak.
5. Pars Yaman, Alya Erdem'i günde en fazla beş kez Dört Göz diye çağırabilecek.
Kâğıdı yavaşça masaya bıraktım.
Sonra Pars'a döndüm.
“Sen aklını nerede bıraktın?”
“Evde. İstersen yarın getiririm.”
“Dördüncü madde ne demek?”
“Bence gayet açık.”
“Beşinci maddeyi de açıkla bakalım.”
“Günde beş kez Dört Göz diyebiliyorum. Fazlası yasak.”
Kâğıdı ikiye katladım.
Bir kez daha katladım.
Sonra ona uzattım.
“Al.”
Pars kâğıdı aldı.
“Beğenmedin mi?”
“Çok beğendim. Özellikle dördüncü maddeye bayıldım. Şimdi o kâğıdı alıp çöpe atmanı istiyorum.”
“Peki, bir şartla.”
Gözlerimi kıstım.
“Ne şartı?”
“Bugün proje için benim seçtiğim yerde çalışacağız.”
İşte şimdi merak etmiştim.
“Nerede?”
Pars gülümsedi.
“Göreceksin.”
“Pars, bana bak. Eğer beni okulun arkasındaki bir bodruma götürmeyi düşünüyorsan—”
“Senin hayal gücün neden bu kadar karanlık?”
“Çünkü seninle ilgili beklentilerim oldukça düşük.”
Tam cevap verecekti ki öğretmen sınıfa girdi.
Pars ayağa kalkarken eğilip kulağıma fısıldadı.
“Öğleden sonra görüşürüz, ortağım.”
Ardından kendi sırasına geçti.
Ben ise önümdeki kâğıda bakakaldım.
Bu çocukla iki hafta nasıl geçecekti?
༺ ❀ ༻
Son dersin bitiş zili çaldığında çantamı toplamak için acele ettim.
Planım basitti.
Pars'ı görmeden okuldan çıkacak, eve gidecek ve günün geri kalanını huzur içinde geçirecektim.
Harika bir plandı.
Neredeyse kusursuzdu.
Ta ki telefonuma mesaj gelene kadar.
Pars Yaman: Kapıdayım.
Ardından ikinci mesaj geldi.
Pars Yaman: Kaçmaya çalışma, seni görüyorum.
Başımı kaldırıp sınıfın kapısına baktım.
Koridorun sonunda, duvara yaslanmış hâlde duruyordu.
Elini kaldırıp bana selam verdi.
İçimden derin bir nefes aldım.
Benim bu çocuktan kurtulmam için bir mucize gerekiyordu.
Çantamı omzuma takıp yanına gittim.
“Beni takip mi ediyorsun?”
“Hayır. Seni bekliyorum.”
“İkisi arasındaki farkı anlatır mısın?”
“Takip etsem haberin olmazdı.”
Bir an durdum.
Sonra parmağımı ona doğrulttum.
“Bak, böyle cümleler kurmaya devam edersen öğretmene şikâyet edeceğim.”
“Ne diyeceksin? Pars benimle proje yapmak istiyor, öğretmenim mi?”
“Hayır. Pars benim akıl sağlığımı tehdit ediyor, diyeceğim.”
Pars kahkaha attı.
“Gel hadi. Vaktimiz azalıyor.”
“Ne için?”
“Büyük projemiz için.”
Şüpheyle arkasından yürümeye başladım.
Ve birkaç dakika sonra okulun karşısındaki kafeye vardık.
İçeri girdik. Pars, pencerenin kenarındaki masayı gösterdi.
“Buyur, hanımefendi.”
Ona baktım.
“Beni buraya kahve içmeye mi getirdin?”
“Hayır. Proje yapmaya.”
“Peki neden kütüphaneye gitmiyoruz?”
“Çünkü bugün birbirimiz hakkında daha fazla şey öğreneceğiz.”
Çantamı sandalyeye bıraktım.
“Dün de öğrendik.”
“Dün basit sorulardı. Bugün birbirimizin alışkanlıklarını, sevdiği şeyleri ve günlük hayatını öğreneceğiz.”
Kaşlarımı kaldırdım.
“Bunu nasıl yapacağız?”
Pars telefonunu çıkarıp masaya bıraktı.
“Birbirimize bir gün boyunca eşlik ederek.”
Sessizlik.
Birkaç saniye boyunca yalnızca yüzüne baktım.
Sonra güldüm.
Gerçekten güldüm.
“Sen ciddi misin?”
“Gayet.”
“Pars, biz bir proje yapıyoruz. Evlenme programına katılmıyoruz!”
Yan masadaki kadın bize dönüp baktı.
Sesimi alçalttım.
“Böyle bir şeyi öğretmene nasıl açıklayacaksın?”
“Çok kolay. Birbirimizi tanımak için günlük hayatımızı gözlemliyoruz.”
“Senin günlük hayatını gözlemlemek gibi bir hedefim yok.”
“Benim var ama.”
“Ne?”
Pars'ın yüzündeki gülümseme biraz daha büyüdü.
“Seni tanımak istiyorum, Alya.”
Kalbim bir anlığına tuhaf bir şekilde hızlandı.
Hayır.
Hayır, hayır, hayır.
Bu yalnızca şaşkınlıktı.
Karşımda sürekli saçmalayan bir çocuk vardı ve ben onun söylediği üç kelime yüzünden etkilenemezdim.
Hem de asla.
Boğazımı temizleyip önüme döndüm.
“Peki, diyelim ki kabul ettim. İlk olarak ne yapacağız?”
Pars telefonunu eline aldı.
“Önce senin sevdiğin şeyleri öğreneceğiz.”
“Onları zaten dün konuştuk.”
“Kitap okumayı sevdiğini biliyorum. Peki, en sevdiğin kitapçı neresi?”
Düşünmeden cevap verdim.
“Okulun yakınındaki küçük kitapçı.”
“Neden?”
“Çünkü sahibi yeni çıkan kitapları benim için ayırıyor. Bir de kitapların arasına küçük notlar bırakıyor.”
Pars beni dikkatle dinliyordu.
Dalga geçmiyor, araya girmiyor, her zamanki gibi laf sokmuyordu.
Bu durum beni nedense daha çok şaşırtmıştı.
“Peki,” dedi. “Bir günlüğüne oraya gidelim.”
“Ne?”
“Proje için. Sen sevdiğin bir yeri anlatacaksın, ben de orayı tanıyacağım.”
Dudaklarımı araladım ama cevap veremedim.
Pars Yaman gerçekten benim sevdiğim bir yere gitmek mi istiyordu?
Yoksa yine bir şeyler mi planlıyordu?
“Bunun karşılığında,” dedim şüpheyle, “ben de senin sevdiğin bir yere mi gideceğim?”
“Aynen öyle.”
“Peki sen nereyi seviyorsun?”
Pars bir an düşündü.
“Basketbol sahasını.”
Beklemediğim bir cevaptı.
“Basketbol mu oynuyorsun?”
“Arada.”
“Bunu neden daha önce söylemedin?”
Omuz silkti.
“Hiç sormadın.”
Haklıydı.
Yine.
Bu çocuk neden sürekli haklı çıkıyordu?
Tam o sırada telefonum titredi.
Zehra'dan mesaj gelmişti.
Zehra: Neredesin?
Alya: Pars'la proje yapıyorum.
Zehra: YİNE Mİİİ?
Alya: Bağırma, telefonun içinden duyuyorum seni.
Zehra: Kızım, çocuk seni bir yere mi götürdü?
Alya: Kafedeyiz.
Zehra: KAFE Mİ????
Alya: Proje yapıyoruz, Zehra!
Zehra: Tabii canım. Proje dediğin de böyle başlar zaten. 😂💗
Telefonu kapatıp çantama koydum.
Başımı kaldırdığımda Pars'ın bana baktığını fark ettim.
“Ne oldu?”
“Hiç.”
“Gülümsüyordun.”
“Gülümsemek yasak mı?”
“Hayır. Sadece seni ilk kez bu kadar neşeli görüyorum.”
Gülümsemem anında kayboldu.
“Yanlış görmüşsün.”
Pars bir şey söylemedi.
Sadece önündeki defteri açtı ve ilk satıra şunu yazdı:
Alya Erdem'in sevdiği şeyler.
Sonra bana döndü.
“Pekâlâ, Dört Göz. İlk sorum hazır.”
İç çektim.
“Ne?”
“Birini gerçekten sevdiğinde bunu belli eder misin, yoksa saklar mısın?”
Kalemini elimden düşürdüm.
Pars'ın yüzünde o tanıdık gülümseme belirdi.
“Ne oldu? Basit bir soru.”
Ona bakakaldım.
Bu soru proje için miydi?
Yoksa…
Hayır, Alya.
Saçmalama.
Yerden kalemimi alıp doğruldum.
“Böyle sorular yok demiştik.”
“Ne zaman?”
“Az önce!”
“Ben hatırlamıyorum.”
“Çünkü işine gelmiyor!”
Pars kahkaha attı.
Ben de çantamı alıp ayağa kalktım.
“Ben gidiyorum.”
“Daha cevap vermedin.”
“Cevabım yok!”
“Bence var.”
“Pars!”
“Tamam, tamam. Yarın sorarım.”
Kafeden çıkarken arkamdan seslendi.
“Alya!”
Döndüm.
“Ne var yine?”
Bu kez gülümsemesi diğerlerinden farklıydı.
“Yarın kitapçıya gidiyoruz. Unutma.”
Gözlerimi devirdim.
“Unutmam, baş belası.”
Dışarı çıktığımda hava serinlemişti.
Yürürken kendi kendime söylenmeye başladım.
Bir günlüğüne birbirimizin hayatına eşlik etmek…
Ne saçma bir fikirdi.
Üstelik Pars'ın basketbol oynadığını bile bilmiyordum.
Onun hakkında bilmediğim ne çok şey vardı.
Ama asıl sorun bu değildi.
Asıl sorun, onun da benim hakkımda bir şeyler öğrenmek istemesiydi.
Çünkü bir insanı tanımaya başladığında, onunla ilgili düşüncelerin değişebilirdi.
Ve ben Pars Yaman hakkındaki düşüncelerimin değişmesini istemiyordum.
Kesinlikle istemiyordum.
Telefonumu çıkarıp Zehra'ya bir mesaj yazdım.
Alya: Zehra, sana bir şey söyleyeceğim ama yanlış anlayacaksın.
Cevap anında geldi.
Zehra: PARS'LA İLGİLİYSE ZATEN YANLIŞ ANLAMAYA HAZIRIM. 👀
Telefonu kapattım.
Hayatım gerçekten çekilmez bir hâl almıştı.
Üstelik ertesi gün Pars'ın basketbol sahasına gidecektim.
Ve nedense…
Bunun nasıl geçeceğini şimdiden merak ediyordum.
~Bölüm sonu~
༺ ❀ ༻ ༺ ❀ ༻
3. BÖLÜM — BİR DAKİKA, YAMAN!
Herkese keyifli okumalar diliyorum. 🫶🏻💗
༺ ❀ ༻
Alya Erdem
Alarmımın sesiyle gözlerimi açtığımda ilk yaptığım şey, telefonumu kapatıp yorganı başıma çekmek oldu.
Beş dakika daha…
Sadece beş dakika.
Telefonum yeniden titredi.
Sonra bir daha.
Sonra bir daha.
Yastığın altından telefonumu çıkarıp ekrana baktım.
Zehra arıyor…
Allah'ım, bu kızın sabahın köründe benimle ne derdi vardı?
Aramayı cevapladım.
“Zehra, eğer söyleyeceğin şeyin hayati bir önemi yoksa seni arkadaşlıktan çıkarıyorum.”
“Günaydın, güneşim! Ben de seni çok seviyorum.”
“Zehra.”
“Tamam, tamam. Dün Pars'la ne yaptınız?”
Gözlerimi kapattım.
Yine başlamıştı.
“Proje yaptık.”
“Onu biliyorum. Peki, çocuk sana baktı mı?”
“Zehra, aynı masada oturuyorduk. Duvara mı bakacaktı?”
“Of, Alya! Seninle konuşmak bazen duvara konuşmaktan daha zor.”
“Harika. O zaman duvar bul kendine.”
Telefonu kapatacakken kahkaha attığını duydum.
“Bugün de görüşeceksiniz, değil mi?”
“Evet. Proje bitsin diye.”
“Tabii canım. Proje bitsin diye…”
“Zehra, yemin ederim—”
“Tamam, sustum! Akşam anlatırsın.”
Telefon kapandı.
Başımı yastığa gömdüm.
Daha gün başlamadan yorulmuştum.
Üstelik bugün Pars Yaman'la ikinci günümüzdü.
İki hafta.
Sadece iki hafta.
Bunu başarabilirdim.
En azından sabahın yedisinde kendime hâlâ güveniyordum.
༺ ❀ ༻
Okula vardığımda sınıfın yarısı yerini almıştı. Çantamı sırama bırakıp kitaplarımı çıkardım.
Tam defterimi açıyordum ki önümde bir gölge belirdi.
“Günaydın, Dört Göz!”
Kalemim elimden düşecekti.
Yavaşça başımı kaldırdım.
Pars Yaman.
Elinde bir meyve suyu, yüzünde dünyanın en masum insanıymış gibi duran o sinir bozucu gülümseme…
“Günaydın, baş belası.”
“Bana böyle güzel sözlerle hitap etmen gözlerimi yaşartıyor.”
“İstersen ağlayabilirsin. Mendilim yok ama.”
Sandalyeyi çekip yanıma oturdu.
Bir dakika.
Yanıma mı oturdu?
Kaşlarımı çattım.
“Senin yerin orası değil.”
“Biliyorum.”
“O zaman neden buradasın?”
“Çünkü senin yanın boş.”
“Vay canına! Gerçekten mi? Ben de orada görünmez bir fil oturuyor sanıyordum.”
Pars güldü.
“Sabah sabah enerjin yerinde. Güzel.”
“Seninle konuşunca bütün enerjim öfkeye dönüşüyor.”
“Demek ki sende büyük bir potansiyel var.”
Ona cevap vermekten vazgeçtim.
Bazı insanlarla tartışmak, duvara anlatmaktan daha yorucuydu.
Pars çantasından bir kâğıt çıkarıp sırama bıraktı.
“Al bakalım, ortaklık sözleşmemiz.”
Kâğıdı şüpheyle açtım.
Üzerinde kocaman harflerle şunlar yazıyordu:
ALYA ERDEM VE PARS YAMAN'IN PROJE SÖZLEŞMESİ
Altında da maddeler sıralanmıştı.
1. Proje boyunca birbirimize yardım edeceğiz.
2. Birbirimizin fikirlerine saygı duyacağız.
3. Gereksiz tartışmalardan kaçınacağız.
4. Alya Erdem, Pars Yaman'a günde en fazla üç kez kızacak.
5. Pars Yaman, Alya Erdem'i günde en fazla beş kez Dört Göz diye çağırabilecek.
Kâğıdı yavaşça masaya bıraktım.
Sonra Pars'a döndüm.
“Sen aklını nerede bıraktın?”
“Evde. İstersen yarın getiririm.”
“Dördüncü madde ne demek?”
“Bence gayet açık.”
“Beşinci maddeyi de açıkla bakalım.”
“Günde beş kez Dört Göz diyebiliyorum. Fazlası yasak.”
Kâğıdı ikiye katladım.
Bir kez daha katladım.
Sonra ona uzattım.
“Al.”
Pars kâğıdı aldı.
“Beğenmedin mi?”
“Çok beğendim. Özellikle dördüncü maddeye bayıldım. Şimdi o kâğıdı alıp çöpe atmanı istiyorum.”
“Peki, bir şartla.”
Gözlerimi kıstım.
“Ne şartı?”
“Bugün proje için benim seçtiğim yerde çalışacağız.”
İşte şimdi merak etmiştim.
“Nerede?”
Pars gülümsedi.
“Göreceksin.”
“Pars, bana bak. Eğer beni okulun arkasındaki bir bodruma götürmeyi düşünüyorsan—”
“Senin hayal gücün neden bu kadar karanlık?”
“Çünkü seninle ilgili beklentilerim oldukça düşük.”
Tam cevap verecekti ki öğretmen sınıfa girdi.
Pars ayağa kalkarken eğilip kulağıma fısıldadı.
“Öğleden sonra görüşürüz, ortağım.”
Ardından kendi sırasına geçti.
Ben ise önümdeki kâğıda bakakaldım.
Bu çocukla iki hafta nasıl geçecekti?
༺ ❀ ༻
Son dersin bitiş zili çaldığında çantamı toplamak için acele ettim.
Planım basitti.
Pars'ı görmeden okuldan çıkacak, eve gidecek ve günün geri kalanını huzur içinde geçirecektim.
Harika bir plandı.
Neredeyse kusursuzdu.
Ta ki telefonuma mesaj gelene kadar.
Pars Yaman: Kapıdayım.
Ardından ikinci mesaj geldi.
Pars Yaman: Kaçmaya çalışma, seni görüyorum.
Başımı kaldırıp sınıfın kapısına baktım.
Koridorun sonunda, duvara yaslanmış hâlde duruyordu.
Elini kaldırıp bana selam verdi.
İçimden derin bir nefes aldım.
Benim bu çocuktan kurtulmam için bir mucize gerekiyordu.
Çantamı omzuma takıp yanına gittim.
“Beni takip mi ediyorsun?”
“Hayır. Seni bekliyorum.”
“İkisi arasındaki farkı anlatır mısın?”
“Takip etsem haberin olmazdı.”
Bir an durdum.
Sonra parmağımı ona doğrulttum.
“Bak, böyle cümleler kurmaya devam edersen öğretmene şikâyet edeceğim.”
“Ne diyeceksin? Pars benimle proje yapmak istiyor, öğretmenim mi?”
“Hayır. Pars benim akıl sağlığımı tehdit ediyor, diyeceğim.”
Pars kahkaha attı.
“Gel hadi. Vaktimiz azalıyor.”
“Ne için?”
“Büyük projemiz için.”
Şüpheyle arkasından yürümeye başladım.
Ve birkaç dakika sonra okulun karşısındaki kafeye vardık.
İçeri girdik. Pars, pencerenin kenarındaki masayı gösterdi.
“Buyur, hanımefendi.”
Ona baktım.
“Beni buraya kahve içmeye mi getirdin?”
“Hayır. Proje yapmaya.”
“Peki neden kütüphaneye gitmiyoruz?”
“Çünkü bugün birbirimiz hakkında daha fazla şey öğreneceğiz.”
Çantamı sandalyeye bıraktım.
“Dün de öğrendik.”
“Dün basit sorulardı. Bugün birbirimizin alışkanlıklarını, sevdiği şeyleri ve günlük hayatını öğreneceğiz.”
Kaşlarımı kaldırdım.
“Bunu nasıl yapacağız?”
Pars telefonunu çıkarıp masaya bıraktı.
“Birbirimize bir gün boyunca eşlik ederek.”
Sessizlik.
Birkaç saniye boyunca yalnızca yüzüne baktım.
Sonra güldüm.
Gerçekten güldüm.
“Sen ciddi misin?”
“Gayet.”
“Pars, biz bir proje yapıyoruz. Evlenme programına katılmıyoruz!”
Yan masadaki kadın bize dönüp baktı.
Sesimi alçalttım.
“Böyle bir şeyi öğretmene nasıl açıklayacaksın?”
“Çok kolay. Birbirimizi tanımak için günlük hayatımızı gözlemliyoruz.”
“Senin günlük hayatını gözlemlemek gibi bir hedefim yok.”
“Benim var ama.”
“Ne?”
Pars'ın yüzündeki gülümseme biraz daha büyüdü.
“Seni tanımak istiyorum, Alya.”
Kalbim bir anlığına tuhaf bir şekilde hızlandı.
Hayır.
Hayır, hayır, hayır.
Bu yalnızca şaşkınlıktı.
Karşımda sürekli saçmalayan bir çocuk vardı ve ben onun söylediği üç kelime yüzünden etkilenemezdim.
Hem de asla.
Boğazımı temizleyip önüme döndüm.
“Peki, diyelim ki kabul ettim. İlk olarak ne yapacağız?”
Pars telefonunu eline aldı.
“Önce senin sevdiğin şeyleri öğreneceğiz.”
“Onları zaten dün konuştuk.”
“Kitap okumayı sevdiğini biliyorum. Peki, en sevdiğin kitapçı neresi?”
Düşünmeden cevap verdim.
“Okulun yakınındaki küçük kitapçı.”
“Neden?”
“Çünkü sahibi yeni çıkan kitapları benim için ayırıyor. Bir de kitapların arasına küçük notlar bırakıyor.”
Pars beni dikkatle dinliyordu.
Dalga geçmiyor, araya girmiyor, her zamanki gibi laf sokmuyordu.
Bu durum beni nedense daha çok şaşırtmıştı.
“Peki,” dedi. “Bir günlüğüne oraya gidelim.”
“Ne?”
“Proje için. Sen sevdiğin bir yeri anlatacaksın, ben de orayı tanıyacağım.”
Dudaklarımı araladım ama cevap veremedim.
Pars Yaman gerçekten benim sevdiğim bir yere gitmek mi istiyordu?
Yoksa yine bir şeyler mi planlıyordu?
“Bunun karşılığında,” dedim şüpheyle, “ben de senin sevdiğin bir yere mi gideceğim?”
“Aynen öyle.”
“Peki sen nereyi seviyorsun?”
Pars bir an düşündü.
“Basketbol sahasını.”
Beklemediğim bir cevaptı.
“Basketbol mu oynuyorsun?”
“Arada.”
“Bunu neden daha önce söylemedin?”
Omuz silkti.
“Hiç sormadın.”
Haklıydı.
Yine.
Bu çocuk neden sürekli haklı çıkıyordu?
Tam o sırada telefonum titredi.
Zehra'dan mesaj gelmişti.
Zehra: Neredesin?
Alya: Pars'la proje yapıyorum.
Zehra: YİNE Mİİİ?
Alya: Bağırma, telefonun içinden duyuyorum seni.
Zehra: Kızım, çocuk seni bir yere mi götürdü?
Alya: Kafedeyiz.
Zehra: KAFE Mİ????
Alya: Proje yapıyoruz, Zehra!
Zehra: Tabii canım. Proje dediğin de böyle başlar zaten. 😂💗
Telefonu kapatıp çantama koydum.
Başımı kaldırdığımda Pars'ın bana baktığını fark ettim.
“Ne oldu?”
“Hiç.”
“Gülümsüyordun.”
“Gülümsemek yasak mı?”
“Hayır. Sadece seni ilk kez bu kadar neşeli görüyorum.”
Gülümsemem anında kayboldu.
“Yanlış görmüşsün.”
Pars bir şey söylemedi.
Sadece önündeki defteri açtı ve ilk satıra şunu yazdı:
Alya Erdem'in sevdiği şeyler.
Sonra bana döndü.
“Pekâlâ, Dört Göz. İlk sorum hazır.”
İç çektim.
“Ne?”
“Birini gerçekten sevdiğinde bunu belli eder misin, yoksa saklar mısın?”
Kalemini elimden düşürdüm.
Pars'ın yüzünde o tanıdık gülümseme belirdi.
“Ne oldu? Basit bir soru.”
Ona bakakaldım.
Bu soru proje için miydi?
Yoksa…
Hayır, Alya.
Saçmalama.
Yerden kalemimi alıp doğruldum.
“Böyle sorular yok demiştik.”
“Ne zaman?”
“Az önce!”
“Ben hatırlamıyorum.”
“Çünkü işine gelmiyor!”
Pars kahkaha attı.
Ben de çantamı alıp ayağa kalktım.
“Ben gidiyorum.”
“Daha cevap vermedin.”
“Cevabım yok!”
“Bence var.”
“Pars!”
“Tamam, tamam. Yarın sorarım.”
Kafeden çıkarken arkamdan seslendi.
“Alya!”
Döndüm.
“Ne var yine?”
Bu kez gülümsemesi diğerlerinden farklıydı.
“Yarın kitapçıya gidiyoruz. Unutma.”
Gözlerimi devirdim.
“Unutmam, baş belası.”
Dışarı çıktığımda hava serinlemişti.
Yürürken kendi kendime söylenmeye başladım.
Bir günlüğüne birbirimizin hayatına eşlik etmek…
Ne saçma bir fikirdi.
Üstelik Pars'ın basketbol oynadığını bile bilmiyordum.
Onun hakkında bilmediğim ne çok şey vardı.
Ama asıl sorun bu değildi.
Asıl sorun, onun da benim hakkımda bir şeyler öğrenmek istemesiydi.
Çünkü bir insanı tanımaya başladığında, onunla ilgili düşüncelerin değişebilirdi.
Ve ben Pars Yaman hakkındaki düşüncelerimin değişmesini istemiyordum.
Kesinlikle istemiyordum.
Telefonumu çıkarıp Zehra'ya bir mesaj yazdım.
Alya: Zehra, sana bir şey söyleyeceğim ama yanlış anlayacaksın.
Cevap anında geldi.
Zehra: PARS'LA İLGİLİYSE ZATEN YANLIŞ ANLAMAYA HAZIRIM. 👀
Telefonu kapattım.
Hayatım gerçekten çekilmez bir hâl almıştı.
Üstelik ertesi gün Pars'ın basketbol sahasına gidecektim.Basketbol sahası ve ben k kadar mantıksız ki hayatımda hiç öyle yerlere gitmedim Allah'ım ben napıcaktım ya yarın kitapçıya gidecektik hemde benim sevdiğim kitapçıya
Ve nedense…
Bunun nasıl geçeceğini şimdiden merak ediyordum.
Eve vardığımda dış kapıyı açıp içeri girdim ev buz gibiydi hani bazı çocuklar ailelerinin kıyametini bilmiyor ya keşke o çocukların yerinde ben olsam diyorum ne annem var ne babam beni hep dedem ve babaannem büyütmüş ve ben 14 yaşında talihsiz bir kaza geçirdim o kazada hem dedemi hemde babannemi kaybettim onların evinde kalıyordum ama onlar olmayınca ev buz gibi oluyor Oysaki okuldan eve geldiğimde ev sıcacık ve neşe ile doluydu....
~Bölüm sonu~
Bölüm etkileşimi
