13. bölüm · Rozel ( geçmişten gelen yara izleri )
_7 Bölüm _
Ceylin, saatler süren ve her anı bıçak sırtında geçen ameliyatı bitirdiğinde Ankara’nın soğuk sabahı malikanenin camlarına vuruyordu. Alnındaki teri elinin tersiyle sildi, kanlı eldivenlerini çıkarıp bir kenara fırlattı. Kapıyı açtığında, Baran’ı koridorda, tam karşısındaki duvara yaslanmış bir halde buldu.
Baran, saatlerdir o kapının açılmasını beklemişti. Ceylin’in bitkin ama hala dik duran bedeni koridorda belirdiğinde, Baran’ın gözlerinde nefrete karışmış, karanlık ve sert bir tutku şimşek gibi çaktı. Bu kadının ona boyun eğmemesi, odaya girerken savurduğu o sert sözler Baran’ın içinde uyuyan bir canavarı uyandırmıştı; ama bu seferki öfke değil, kontrol edemediği bir hayranlıktı.
Ceylin: (Sesi yorgunluktan kısılmış ama tavrı hala tavizsiz) "Bitti. Kardeşinin kurşununu çıkardım, iç kanamasını durdurdum. Şanslıymışsın, Kaan güçlü bir çocukmuş."
Baran, duvardan yavaşça doğruldu. Adımları ağır ve baskıcıydı. Ceylin’in tam önünde durduğunda, aralarındaki çekim odadaki havayı ağırlaştırıyordu
Baran: "Şanslı olan benim kardeşim değil doktor, sensin. Eğer o odadan kötü bir haberle çıksaydın, Ankara’nın bu soğuk sabahı senin son sabahın olurdu."
Ceylin: (Acı bir gülümsemeyle) "Tehditlerin artık bayatladı Baran. İşimi yaptım. Sözünü tut. Kardeşim Açelya’yı hemen bana getir ve bu evden gidelim. Bir dakika bile sizin o kirli havanızı solumak istemiyorum."
Baran, Ceylin’in bu korkusuzca meydan okuyuşuna karşı garip bir keyifle gülümsedi. Elini kaldırıp Ceylin’in yüzüne doğru yaklaştırdı, parmakları Ceylin’in yanağına dokunacak kadar yakındı ama dokunmadı. Ceylin geri çekilmedi, doğrudan gözlerinin içine baktı.
Baran: "Bu dik başın... Bu kibrin... İnsanın içindeki her şeyi yakıp yıkma isteğini uyandırıyor doktor. Sen sanıyor musun ki sadece bir ameliyat yaptın ve her şey bitti? Kardeşimi kurtararak bana bir can borçlandın. Ve ben, borçlarımı tahsil etmeyi severim."
Ceylin: "Benim sana borcum yok! Ben bir hayat kurtardım, sen ise kardeşimi kaçırarak bir hayatı kararttın. Şimdi Açelya’yı ver bana!"
Baran: (Sesini iyice alçaltarak, tehlikeli bir fısıltıyla) "Açelya üst katta, güvende. Ama senin gidişin o kadar kolay olmayacak. Kaan gözlerini açana kadar, onun nefesini takip edeceksin. Bu ev artık senin hastanen, ben de senin tek gerçeğinim."
Ceylin öfkeyle Baran’ın göğsünden itmek istedi ama Baran onun bileklerini yakalayıp duvara sabitledi. Aralarındaki temas, Ceylin’in nefesini kesti. Baran’ın gözlerinde, Ceylin’in daha önce hiçbir erkekte görmediği kadar sert ve sahiplenici bir tutku vardı.
Baran: "Bana öyle nefretle bakma doktor. O nefretin arkasındaki korkuyu da görüyorum, o korkunun altındaki ateşi de... Şimdi yukarı çık ve dinlen. Kardeşini göreceksin, ama beraber gitmek? O başka bir bahara kaldı."
Ceylin: "Senden nefret ediyorum Baran! Bu yaptıklarının bedelini ödeyeceksin."
Baran: "Ödet o zaman," dedi Baran, Ceylin’in kulağına doğru eğilerek. "Ama önce hayatta kalmayı öğrenmelisin. Çünkü benim dünyamda aşk da nefret gibi kanlı biter."
Baran, Ceylin’i serbest bırakıp arkasını döndü ve koridorda yürürken adamlarına bağırdı: "Doktor Hanım'a ve Avukat Hanım'a en üst kattaki odayı hazırlayın. Kapıda bir ordu beklesin. Kuş uçmayacak!"
Ceylin olduğu yerde kalakaldı. Kardeşini kurtarmıştı ama şimdi kendisi, bu karanlık adamın ördüğü o görünmez parmaklıkların ardındaydı. Ankara’nın ayazı dışarıda, Baran’ın tutkusu ise içeride onu kuşatmıştı.
Ceylin, korumaların eşliğinde üst kata çıkarıldığında kapının açılmasıyla beraber içeriye daldı. Açelya yatağın kenarında büzülmüş, gözleri şişmiş bir halde bekliyordu. Ablasını görür görmez yerinden fırlayıp boynuna sarıldı. İki kardeş dakikalarca, sadece hıçkırık seslerinin duyulduğu bir sessizlikte kenetlendiler.
Ceylin yavaşça geri çekilip kardeşinin yüzünü ellerinin arasına aldı. Gözlerindeki şefkat, yerini aniden bastıramadığı bir öfkeye ve siteme bıraktı
Ceylin: "Sana söylemiştim Açelya! Bu adamların şakası yok, bu dava senin boyunu aşar demiştim. Bak ne haldeyiz? Bir evin içinde tutsağız, dışarıda bir ordu bekliyor!"
Açelya: (Sesi titreyerek) "Abla, haklıydın... Ben sadece adaletin yerini bulacağını sanmıştım. Kaan’ın önüme atlayacağını, o mermilerin hedefi olacağımızı hiç düşünmedim. Özür dilerim, her şey benim yüzümden oldu."
Ceylin: "Özür dileme, artık çok geç. Şimdi tek derdimiz buradan sağ salim çıkmak. Ama bu adam..."
Sözü, odanın kapısının şiddetle çarpılarak açılmasıyla yarım kaldı. İçeriye giren kişi Baran değil, öfkeden gözü dönmüş olan babasıydı. Yaşlı adam, elindeki bastonu yere vurarak kardeşlerin üzerine yürüdü.
Aslan bey: "Sizin o zehirli dilleriniz yüzünden oğlum içeride can çekişiyor! Sizin gibi iki sürtük için benim soyum mu tükenecek?"
Adam elini kaldırıp Açelya’ya doğru hamle yapınca Ceylin kardeşinin önüne siper oldu.
Ceylin: "Dokunma ona! Haddini bil, biz senin o karanlık dünyandaki figüranlar değiliz!"
Aslan bey: "Hala konuşuyor musun? İkinizi de bu evin bahçesine gömdürmediğim her saniye için şükredin!"
Tam elini tekrar kaldırmıştı ki, kapı eşiğinde Baran belirdi. Sesi, odadaki havayı anında donduracak kadar sert ve otoriterdi.
Baran: "Yeter baba! Ellerini o kadınların üzerinden çek."
Aslan bey: "Baran? Ne diyorsun sen oğlum? Bu kızlar yüzünden kardeşin ölümden döndü. Onları bana bırak, bu iş burada bitsin."
Baran: (Babasının üzerine yürüyüp araya girdi) "Ceylin olmasaydı Kaan şu an morgdaydı. Bu kadının bir suçu yok, o görevini yaptı. Kardeşimi hayata döndüren ellerin sahibi o. Şimdi odadan çık ve Kaan uyanana kadar kimsenin huzurunu bozma."
Babası, oğlunun gözlerindeki o sarsılmaz kararlılığı ve Ceylin’i koruyan o tavrı görünce bir an duraksadı. Öfkeyle burnundan soluyarak Kaan’ın yattığı odaya geçmek üzere kapıdan çıktı. Konak, adamın sert ayak sesleriyle sarsıldı.
Oda sessizliğe gömüldüğünde Ceylin derin bir nefes aldı. Kalbi hala deli gibi çarpıyordu. Baran, hala kapının önünde durmuş, gözlerini dikmiş ona bakıyordu. Ceylin yavaşça ona doğru yürüdü.
Ceylin: "Teşekkür ederim... Babana karşı bizi koruduğun için."
Baran, bu samimi ama mesafeli teşekkür karşısında hafifçe gülümsedi. Bu, Ceylin’in daha önce görmediği kadar karanlık ama bir o kadar da etkileyici bir gülüştü. Bir adım yaklaşıp Ceylin’in araladığı mesafeyi tamamen kapattı.
Baran: "Bana kuru bir teşekkür borçlu değilsin doktor. Ben sadece benim olanı korurum. Ve ben... Teşekkürümü çok daha farklı bir şekilde almayı planlıyorum."
Ceylin: "Ne demek bu?"
Baran: "Bunu zamanı gelince anlayacaksın. Şimdilik sadece şunu bil: Bu evde güvendesin, çünkü benim gölgem altındasın. Ama bunun bedelini ödeme vaktin geldiğinde, kaçacak yerin olmayacak."
Baran arkasını dönüp çıkarken, Ceylin onun bıraktığı o ağır ve baskın havanın içinde öylece kalakaldı. Baran sadece hayatlarını değil, sanki ruhlarını da esir almıştı.
Baran kapıyı çekip çıktıktan sonra odada ağır bir sessizlik kaldı. Açelya, korkudan titreyen elleriyle ablasının koluna yapıştı. Gözleri fal taşı gibi açılmıştı; az önce yaşanan o tuhaf koruma kalkanını ve Baran’ın ablasına bakışındaki o karanlık ifadeyi anlamlandırmaya çalışıyordu.
Açelya: "Abla… Neye uğradığımı şaşırdım. Bu adam ne yapmaya çalışıyor? Seni babasına karşı nasıl korur? Ve o son söylediği… 'Teşekkürümü farklı şekilde alacağım' ne demek? Bu neydi şimdi abla?"
Ceylin, Baran’ın az önce durduğu kapı boşluğuna bakarken derin bir nefes aldı. Kalbinin ritmi hâlâ normale dönmemişti ama kardeşini sakinleştirmek zorundaydı.
Ceylin: "Bilmiyorum Açelya, gerçekten bilmiyorum. Sadece… Bu adamın nefreti kadar ilgisi de tehlikeli. Bizi korudu evet ama bunun bir bedeli olacağını açıkça söyledi. Şimdilik sadece Kaan’ın iyileşmesine odaklanmalıyız. O uyandığı an, buradan gitmek için daha güçlü bir kozumuz olacak."
Açelya: "Abla, o adamın sana bakışlarını gördüm. Sanki… Sanki bir nesneye ya da bir zafer kupasına bakıyor gibiydi. Dikkat et lütfen, onun dünyasında teşekkür etmek bile bir savaş ilanı gibi."
Ceylin: "Korkma, ben o savaşa hazırım. Sen sadece yanımda kal."
İki kardeş birbirine tutunmuş bir halde beklerken, alt kattan bir hareketlilik sesi geldi. Birkaç dakika sonra odanın kapısı tekrar vurulmadan açıldı. Gelen, Baran’ın sadık adamlarından biriydi.
"Doktor Hanım, Kaan Bey gözlerini açtı. Baran Bey hemen aşağı gelmenizi istiyor."
Ceylin ve Açelya birbirlerine kısa bir bakış atıp hemen aşağı indiler. Kaan’ın yattığı odada hava değişmişti; babası bir köşede gururla oğluna bakıyor, Baran ise yatağın başucunda, kollarını göğsünde kavuşturmuş bekliyordu.
Kaan, bembeyaz yüzü ve güçlükle nefes alan haliyle yastıkta kıpırdandı. Gözleri önce abisini, sonra odaya giren Ceylin’i buldu. Ama bakışları en son Ceylin’in arkasında duran, gözleri yaşlı Açelya’ya takıldı.
Kaan: (Sesi fısıltı gibi, zorlukla) "Açelya… İyi misin?"
Odada bir anda buz gibi bir hava esti. Aslan bey öfkeyle kaşlarını çattı, Baran ise gözlerini Ceylin’den ayırmadan kardeşinin bu sözlerini dinledi. Açelya bir adım öne çıkmak istedi ama Ceylin onu hafifçe geri itip Kaan’ın yanına yaklaştı.
Ceylin: "Konuşmaya çalışma Kaan. Ağır bir ameliyat geçirdin. Şu an sadece dinlenmen gerekiyor."
Kaan: (Hafifçe gülümsemeye çalışarak) "Beni kurtaran… sendin değil mi doktor? Abim… abim seni zorla getirdi ama… sen yine de hayatımı kurtardın."
Baran, kardeşinin bu sözleri üzerine Ceylin’e doğru bir adım attı. Aralarındaki o gergin elektrik tekrar canlanmıştı.
Baran: "Kardeşim uyandı doktor. Gördüğün gibi her şey yolunda. Şimdi, o sözünü ettiğim teşekkürü konuşma vaktimiz yaklaşıyor. Ama önce… Kaan’ın biraz daha toparlanması lazım."
Baran, babasına dönüp çıkması için işaret verdi. Odada Kaan, Ceylin, Açelya ve Baran kaldı. Kaan’ın Açelya’ya olan o minnet dolu bakışı, bu büyük fırtınanın içinde yeni bir yangının başladığının habercisiydi.
