Rolde Aşk kitap kapağı

1. bölüm / 4

Rolde Aşk

-1. BÖLÜM-

Vaveyla Yazarı: zeynep.r.yetkin .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: -1. BÖLÜM-

Sabahın aydınlık saatleriyle gözümü açmayı başardım. Dün ders çalışmaktan aklımı yitirdiğimi fark ettim. Yataktanda her zamanki gibi zar zor kalkmayı başararak terliklerimi giyip ayağa kalktım. Bedenim yorgunluktan arınamamıştı. Pencereye doğru ilerleyip perdeyi iki taraftan da açtım. Güneşin güzelliğiyle güne başlamayı bayılıyordum. Bugün kü lisemin ilk günü olduğundan içimde kıpırdayan bir duygu vardı. En son gittiğim lisenin iyi olduğu söylenemezdi. Berbat bir yerin içine düştüğümü hem öğrencilerden hemde okulun kalitesizliğinden anlaşılıyordu.
Gardırobuma ilerleyip kapaklarını açtım. Yeni gideceğim lisenin formasını bulup hemen çıkardım. Aynadan baktığımda ilk defa bu kadar güzel bir okul kıyafeti gördüğümü fark ettim. Hızlıca üstümü giyip altımada bol kemerli bir pantolon geçirdim. Boy aynamda denemeleri yaptım. Gerçekten de çok güzel olmuştu. Hızlıca makyaj masama oturup hazırlandım. Okulun ilk günü disiplin yemek istemediğimden abartısız bir şeyler düşündüm. Saçlarımı tarasam bile gene eski dalgalı hâline döndüğünden genede tanıyordum. Bazen gerçekten de çok karışıyordu. Arkadaşım Sude ile aynı okula gidecektik. Bugün ikimiz için de yeni lise günü. Yeni sayfaların açıldığı dönem.
Anında beklenmedik bir anda telefonum çaldı. Hızla arkamı dönüp yatağımın yanındaki komodinden telefonu kaptım. Arayan Sude'ydi. "Günaydın Helin!" dedi neşeyle. Boğazımı temizleyerek "Günaydın aşkım." dedim onunla ton yaparak.
"Yeni lise hayatına hazır mısın?"
"Heyecanlıyım desem daha uygun olur gibi. Hazır olduğum söylenemez."
"Sakın bana yataktayım deme Helin."
Kısa bir kahkaha attım. "Hayır tabiki de şapşal. Üstüm hazır tabiki de sadece makyaj kaldı."
"Makyaj yapmana ne gerek var aşkım zaten güzelsin."
"Ha sen öyle san. Okulun ilk günü bu halde gidemem."
"Neyse ben çıkıyorum sende çık, sınıfımıza bakacağız daha."
"Oke görüşürüz."
"Bay."
Telefonu kapattıktan sonra çantamı alıp hızla içine attım. Çantamla aşağı inip mutfağa uğradım. Annem, ablam ve babam çalıştıkları için evde tek kalmıştım. Klasik okul sabahlarım işte. Dolaptan termosumu çıkarıp içine ağzına kadar espresso hazırlayıp doldurdum. Sabahları kahve içmek genelde çok iyi gelirdi. Kahve makinasından hızla doldurmaya koyuldum. Ev ile okul arası genellikle otuz dakika sürerdi.
Arabayla gidip geldiğim için genellikle trafik olursa kırk beş-elli dakikada varıyordum. Ev ile okul arası hiç toplu taşıma olmadığından dolayı arabayla gitmem gerekiyordu. Kahvem hazır olduğunda termosumun kapağını kapattım. Hızlı adımlarla masamdan çantayı kapıp koluma geçirdim.
Hızlı olmam gerekiyordu çünkü pazartesi trafiği olabilirdi. Hiçte çekilmeyecek bir trafik. Termosumu yere bırakarak ayakkabılarımı giyip bağcıklarını bağlamaya koyuldum.
Arabam evin önünde duruyordu. Bağcıklarımı hızla bağlayıp termosumu alarak arabaya doğru ilerledim. Sürücü koltuğu-nun olduğu tarafa geçip kapıyı açtım. İçeri girdiğimde nefes alacak hava bulamadım. Oturur oturmaz ilk işim çantamı bırakmak olsa da camı açmak oldu. Çantamı da bırakıp telefonumu çıkardım.
Navigasyondan okulu bulmam gerekiyordu çünkü okulun yolunu bilmiyordum. Babamın bahsettiği üzere lisenin adı Işık lisesiydi. Herkesin çok beğendiği bir liseymiş bildiğim üzere. Umarım benimde beğendiğim bir lise olur. Artık lise değiştirmekten bıkmıştım.
Navigasyonu ayarladıktan sonra telefonu sabitledim. Derin bir nefes alarak anahtarı takıp arabayı çalıştırdım. Gaza basarak yolumda ilerledim. Yaklaşık on dakika olduğunda arkadaki
kırmızı bir araba korna çalmaya başladı. Çalmasını çok aldırmadan yoluma devam ettim. Ancak hâlâ çalmaya devam ettiğinde bana çaldığını fark ettim. "Ne yapıyor bu ya?" diye sordum kendi kendime.
Yol istediğini zannedip arabayı sola çektim. Yolumda altmış kilometre hızla gidiyordum. Kontrolümü toplamaya çalıştım.
Arkamdaki araba sağ tarafıma yöneldi. Sinirimi korumak için müzik açtım. Rasgele çıkan müzik Cambaz-Mor ve ötesi oldu. Sağ taraftaki arabaya döndüğümde sürücü koltuğunda hafif kıvırcık kumral saçlı ve keskin suratlı bir çocuk gördüm.
O da bana baktığında iddialı bir şekilde sırıttım. Gaza biraz daha bastığımda yetmiş kilometreye gelmiştim. Onun önünden giderken içimde yarışma hissi vardı. Tanımadığım biriyle yarışıp, yarışın sonunda herhangi bir arabaya zarar gelip kavga çıkmasını göze alamazdım. Yaptığım hızı fark ettiğinde hızla benimle aynı konuma geldi. "Demek öyle?" dedim düşünceli bir şekilde. Biraz daha hız yaparak hızımı yetmiş beş kilometreye çıkardım. Hızım o kadar hızlandırmıştım ki her an bir yere çarpma hissi veriyordu. Bu sefer benimle aynı hızla gittiğini fark ettim çünkü yanıma ulaşmıştı. Sağ tarafa tekrar ona bakarak iddialı bir bakış attım. Sağa dönmem gerekiyordu ama bunu yapmam için onun önüne geçmem gerekiyordu. Derin bir nefes alıp hızlandım. Onun önüne geçmeyi başardığımda aklım zafer duygusu verdi.
Direksiyonu hızla sağa çevirdim. Yan aynalardan sorunları gözlemledim. Ancak sorun yoktu. Yol dönen yol olduğu için kontrolümü doğru sağlamam gerekiyordu. Kaza yaparsam annemden milyonlarca azar yerdim. Kontrolü doğru sağladıktan sonra düz yola geçtim. Okula gidiyorum diyip yolumu polislere doğru çeviremezdim. Sol tarafa geçmeyi karar verdim. Etrafımı kontrol ede ede yolumda giderken sağ tarafımda gene o araba belirdi. Arabayı sürerken bir bana bakıp bir yoluna bakıyordu. Sinirden hızımı biraz daha arttırdım. Önüme geçmeye çalıştığında bu sefer hızı daha da arttırdım ve onun önüne geçtim. Navigasyon "Yüz metre sonra sağa dönün." diye konuştu.
Şarkının ana kısmı gelince sesi biraz daha yükselttim. Tam ana kısım geldi ilk cümleyi söyledim ki başka bir ses şarkıyı devam ettirdi. Hızla sol tarafıma baktım. O çocuk şarkıyı devam ettirmişti. Çocuğa ters bakışlar attım. O ise sırıtıp duruyordu. Aldırmadan yoluma devam ettim. Ve o büyük okul karşıma geçti. O kadar güzel görünüyordu ki gözlerimi ayıramıyordum. Park alanı bulup hızla park ettim. Arkamdan hızla bir araba daha geçip yanıma park etti. Sürücü koltuğunda kimin olduğuna göz attım. Ve gene o çocuktu. Bıkkın bir ifadeyle arabadan inip çantamı kaptım.
Aynı anda arabadan inmiştik. "Ne zaman peşimi salacaksın?" diye sordu bir anda. "Peşimi salmayan sen misin ben mi?" diye sordum derin bir nefes vererek. "Kendi rolünü bilmeyen bir kız mı görüyorum şu an?" diye sordu şaşkınlıkla gülerek. "Rolümü belirleyen bir kızım diyelim. Ama kendi rolümü bilmeyecek kadar senin gibi salak olmak bana yakışmaz. Kusura bakma." dedim son cümleyi tebessüm bir gülümsemeyle cevaplayarak. Tam gidecektim ki beni durdurdu ve "Ne yani sen şimdi kabullenmiyor musun rolünü?" dedi. "Rolümü kabullenmiyor değil, senin salak rolü oynamana kabulleniyorum." dedim ondan kurtularak. Çantamı omzuma attım ve onu arkamda bıraktım. Arkamdan bakakaldığını sezdim. Bir anda telefonum çaldı ve çantamın en küçük cebini açıp çıkardım. Arayan kişi Sude'ydi.
Aramayı yanıtlayarak kulağıma koydum. "Neredesin?" diye sordu hesap sorarcasına. "Arabayı park ettim, sorma ya." dedim bıkkın bir ne-fesle. "Yanına geliyorum hızla, bak anlatacaksın n'olduğunu." dedi ken-dinden emin bir şekilde şaşkınlıkla. "Tamam, girişte buluşalım." dedim okulun etrafını tarayarak. "Yalnız ben okulun arkasındayım, beklersin değil mi?" diye sordu. "Beklerim sıkıntı yok." dedim. "Tamam geliyorum." Son cümlesinden sonra bir şey demeden telefonu kapattım. Kollarımı bağlayıp telefonu elimde tutmaya devam ettim. Aynı çocuk omzuma elini koyarak "Bulmuşsun girişi." dedi sırıtarak.
Ödüm bokuma karıştı anında. "Ruh hastası mısın ya sen?" dedim hızla sağa dönerek. "Sakin ol be. Ne bu korku." dedi ellerini üzerimden çeke-rek. "Allah Allah ne bu korku acaba. Senin salak davranışlarından olabilir mi?" diye sordum sinirle. "Sakin ol abla, sabah sabah gerginlik olmaz. Sen hep böyle mi güne başlıyorsun yoksa?" diye sordu gülerek. Elimle omzuna vurup gitmesini işaret ettim.
O ise gıcık bir şekilde önümden geçip gitti. "Ruh hastası manyak." dedim Sude'yi beklemeye devam ederek. Yanıma hızla koşarak geldi. "Helin n'oldu bu sinir ne?" dedi şaşkınlıkla. Sinirle nefesimi verdim. "İçeri geçelim anlatacağım." dedim ona içeriyi işaret ederek. "Geçelim tabii." diye yanıtladı. Koluma girdi ve içeri girmek için adım attık. Dönen o kapılardan vardı. Yavaşça kapının dönmesiyle içeri girdik.
"Ne oldu anlat." dedi bana bakarak. Sakinleşmeye çalışarak anlatmaya başladım. "Ya yoldaydım. Bu okuldan bir tane salağın teki arkadan korna basıyor. Başta anlamadım. Sonradan benle yarışa geçtiğini fark ettim. Arabayı park ettim, indim. Laf dalaşına soktu beni aptal. Sen gelmeden önce de korkuttu mal." dedim son cümleyi söylerken ona bakarak. "Çocuğun adı ne?" diye hafifçe sırıtıp sorarak. Öfke içinde ona dönüp omzuna vurdum. "Ne yapsaydım Sude? Çocukla laf dalaşına girerken şey mi sorsaydım 'Çok yakışıklıymışsın da adın neydi?' deseydim?" dedim ona dönerek.
Onsuz öne doğru birkaç adım attım. "Ya hayatım o yüzden değil ya. Merak ettim sadece." dedi yanıma doğru hızla ilerleyip koluma girerek. "Sude sinirliyim zaten merakını şu anlık içinde sakla." dedim nefes vere-rek. "Gel şu müdüre bakalım bi'." Koridorları bir bir aşarak müdürün odasını aradık. En sonunda, kapının yanındaki duvarda "Müdür Yardımcısı - Özge Sezer" yazan odanın kapısını çalarak içeri girdik. "Hocam gelebilir miyiz?" diye sordum. "Gelin." dedi koltuğunda oturarak. İkimizde içeri geçerek kapıyı kapattık. "Hoş geldiniz kızlar, oturun." dedi. Bir şey demeden sadece tebessümle gülümseyerek oturduk. "Nasıl yardımcı olabilirim?" diye sordu. "Biz bugün okula kayıt olduk da sınıfımız nerede diye soracaktık." dedi Sude müdüre bakarak. "Tamamdır adınız ne?" Sude benim ilk söylemem için bana baktı. "Helin Koray." diye yanıtladım müdürün sorusunu. İsmimi bilgisayara girerek arattı. "Sen 11-A'dasın. Okul numaran 452." diye yanıtladı. Ardından Sude'ye bakarak ondan cevap istedi. "Sude Demir." diye yanıtladı. Hızla onunda adını araştırdı. "Şanslısınız, sende 11-A'dasın. Numaran 257." dedi ikimize bakıp gülümseyerek.
"Teşekkür ederiz, çıkabilir miyiz?" diye sordum gülümseyerek, "Rica e tabii." diye yanıtladı. Koluma girdi ve içeri girmek için adım attık. Dönen o kapılardan vardı. Yavaşça kapının dönmesiyle içeri girdik.
"Ne oldu anlat." dedi bana bakarak. Sakinleşmeye çalışarak anlatmaya başladım. "Ya yoldaydım. Bu okuldan bir tane salağın teki arkadan korna basıyor. Başta anlamadım. Sonradan benle yarışa geçtiğini fark ettim. Arabayı park ettim, indim. Laf dalaşına soktu beni aptal. Sen gelmeden önce de korkuttu mal." dedim son cümleyi söylerken ona ba-karak. "Çocuğun adı ne?" diye hafifçe sırıtıp sorarak. Öfke içinde ona dönüp omzuna vurdum. "Ne yapsaydım Sude? Çocukla laf dalaşına girerken şey mi sorsaydım 'Çok yakışıklıymışsın da adın neydi?' desey-dim?" dedim ona dönerek.
Onsuz öne doğru birkaç adım attım. "Ya hayatım o yüzden değil ya. Merak ettim sadece." dedi yanıma doğru hızla ilerleyip koluma girerek. "Sude sinirliyim zaten merakını şu anlık içinde sakla." dedim nefes vere-rek. "Gel şu müdüre bakalım bi'." Koridorları bir bir aşarak müdürün odasını aradık. En sonunda, kapının yanındaki duvarda "Müdür Yardımcısı - Özge Sezer" yazan odanın kapısını çalarak içeri girdik. "Hocam gelebilir miyiz?" diye sordum. "Gelin." dedi koltuğunda otura-rak. İkimizde içeri geçerek kapıyı kapattık. "Hoş geldiniz kızlar, oturun." dedi. Bir şey demeden sadece tebessümle gülümseyerek oturduk. "Nasıl yardımcı olabilirim?" diye sordu. "Biz bugün okula kayıt olduk da sınıfımız nerede diye soracaktık." dedi Sude müdüre bakarak. "Tamamdır adınız ne?" Sude benim ilk söylemem için bana baktı. "Helin Koray." diye yanıtladım müdürün sorusunu. İsmimi bilgisayara girerek arattı. "Sen 11-A'dasın. Okul numaran 452." diye yanıtladı. Ardından Sude'ye bakarak ondan cevap istedi. "Sude Demir." diye yanıt-ladı. Hızla onunda adını araştırdı. "Şanslısınız, sende 11-A'dasın. Numaran 257." dedi ikimize bakıp gülümseyerek.
"Teşekkür ederiz, çıkabilir miyiz?" diye sordum gülümseyerek, "Rica ederim tabiki." diye yanıtladı. Yavaşça ayağa kalkıp odadan çıktık. "Şansa bak aynı sınıfa düştük." dedim gülümseyerek. "Neredeki bu sınıf?" dedi etrafa bakarak. Koridorun ortasında öylece sınıfı aradık. "Hangi sınıfı arıyorsunuz?" diye sordu arkamızdan biri. Sude'yle arkamıza dönüp sesin kaynağına baktık. Ve gene o çocuktu.
"11-A'yı arıyoruz biliyor musun?" diye sordu Sude. Gözlerim anında büyüdü. Gözleri önce bana sonra Sude'ye kaydıktan sonra yanıtladı. "Aynı sınıftayız demekki. Bir üst katta." dedi kollarını göğsünde bağlayarak. "Aaa şansa bak. Teşekkür ederiz." diye yanıtladı Sude gülümseyerek. Sude'ye bir an şaşkınlıkla baktım. Önümüze dönüp merdivenlere doğru yürüdük. "Ya kızım n'apıyorsun!" dedim şaşkınlıkla. "N'oldu ya?" dedi bir anda. "O çocuktu." dedim sesimi alçaltarak. "Ne!" diye bağırdı bir anda. Hızla elimle ağzını kapattım. "Sus sus!" dedim. "Belli etme." dedim, bu kez işaret parmağımla dudaklarına bastırarak. Sude sessiz bir şekilde sadece bakakaldı.
"Sıkıntı mı var?" dedi o çocuk biraz daha ötemizden. "Yok bi-" diye çıkıştığında Sude bu kez ağzını kapattım. Gözlerimi sinirden kısa süreliğine kapatıp açtım. "N'apıcaksın? Çözücek misin? O kalın kafan yeter mi ondan şüpheliyim yalnız." dedim sinirimi toparlayarak. Ardından Sude'nin ağzını açtım ve yolumuza devam ettirdim.
Merdivenlerden çıkarken arkasını kontrol eden Sude, ortamın uygun olduğundan emin olunca sordu: "Kızım niye atar yaptın boşuna? Belki yardım edecekti."
"Ya salağın teki. N'apalım onun yardımını. Kendimiz buluruz." dedim sesimi biraz yükselterek. Arkamızdan birinin çıktığını anladım. Arkamıza baktık, gene ve gene aynı çocuk. "Salmaz mısın ya bizi?" dedim öfkeyle çıkışarak. "Aynı sınıftayız ya hani." dedi gülümseyerek.
"Kader ayırmıyor demek ki." dedi Sude gülerek. "Olamayan kader mi?" dedim Sude'ye de çıkışıp vurarak. Önden ilerlemeye devam ettim ve bu seferde ikisini arkamda bıraktım. "Biraz fazla sinirli sanırım bugün." diye konuştu o çocuk. "Bilmiyorum." dedi Sude. Seslerini hâlâ duyabiliyordum. "Adın ne bu ara?" diye sordu Sude. "Yiğit ben." dedi o çocuk. "Bende Sude."
Yiğit demek. "Helin!" diye seslendi arkamdan Sude. Onu aldırmadan devam ettim. Sınıfı bulduğumda içeri girdim. Bütün gözler bana döndü. Hoca erken mi gelmişti? "Hocam geç mi kaldım?" diye sordum. "Hayır ben erken geldim." diye yanıtladı. "Yeni misin sen?" diye sordu arkadan bir tane çocuk. "Evet." diye yanıtladım. "Tanıt kendini."
diye tahtayı işaret etti.
"Ben Helin Koray. Bu okula gelmeden önce birkaç okul değişikliği yapmıştım. Çünkü okullar genelde iyi değildi." diye sözümü yeterli yerde kestim. "Peki geçebilirsin." dedi hoca. Boş olan bir yere geçtim. Diğer yanıma Sude oturur diye çantamı oraya koydum. Ardından kapının çaldığını işitip, ikisininde içeri girdiğini gördüm. "Hocam erken gelmişsiniz." dedi Yiğit gülerek.
"Evet bugünde böyle olsun dedim." diye yanıtladı. "Kaç yeni öğrenci geldi ya." dedi biri şaşkınlıkla fısıltıyla. "Sende mi yenisin?" diye sordu hoca Sude'ye baka-rak. "Evet hocam." dedi Sude. "Tanıt kendini." dedi hoca önüne bakarak. "Ben Sude Demir. Helin ile aynı durumu yaşıyoruz. Bende aynı şekilde birçok kez okul değişikliği yaptım. Geçebilir miyim?" diye yanıtladı hocaya bakarak.
"Geç." dedi hoca. Sude yanımdaki boş sıraya doğru ilerledi. Yiğit'de yerine geçtikten sonra hoca sınıf defterinin kapağını açtı ve tükenmez kalemle imzaladı. "452 burada mı?" diye sordu hoca bize bakarak. "Burada." diyerek elimi kaldırdım. "257 burada mı peki?" diye sordu ardından. "Burada." dedi Sude omda aynı şekilde elini kaldırarak. Ardından birkaç numara daha saymaya başladı. Bende o sırada telefonumu sessize alıp gizlice bakıyordum. Daha fazla hocaya yakalanmamak için çantama koydum. Hoca yoklamayı aldıktan sonra ayağa kalkıp tahtayı açtı. Sarışın saçları, tatlı soft bir pembe renginde yanakları, gözleri ela rengindeydi. Yiğit benim yan sıramda bir tane çocukla oturuyordu. "Çıkışta ne yapıyoruz?" diye sordu Sude kulağıma doğru fısıldayarak. "Kafeye falan gideriz." dedim fısıltıyla. "Sen mi götüreceksin." dedi sırıtarak. "Ne sandın tabiki de." dedim.
Yiğit'in bana olan bakışları bütün dikkatimi dağıttı.

Ders çok hızlı geçmişti. Sude'yle beraber sınıftan çıkıp koridorları aştıktan sonra bahçeye çıktık. Bahçede güneş ama bir esinti havası da vardı. Bahçenin etrafında dizili olan banklara oturduk. "Sence diğer ders ne olur?" diye sordu Sude merakını içinde saklayarak. "Bence Türkçe olabilir. Yani öyle olmasını istiyorum." diye yanıtladım.
Ardından ikimizin telefonuna da aynı anda bildirim gelmişti. Telefonlarımızı açıp bildirime baktık. 11-A grubuna eklendiniz.
"Bu ne?" dedi Sude bildirimi bana göstererek. "Bana da aynısı geldi." diyerek telefonun ekranını ona gösterdim. Bildirimin üstüne tıklayarak mesajları açtım.
Bilinmeyen numara: "Okulumuza hoş geldiniz Helin ve Sude. Ben Asya. Tanıştığıma memnun oldum."
Ben: "Teşekkür ederiz. Bizde çok memnun olduk."
Yiğit: "Bir dahaki dersimiz ne bu ara?"
Asya: "Türkçe."
Sude: "Tahminlere bak Helin *göz kırpan emoji*
Ben: "*Sırıtan emoji*"
Asya: "Neyden bahsediyorsunuz kızlar?"
Sude: "Helin bir dahaki dersi bilmediği halde, tahminleri doğru çıktı."
Yiğit: "Anlaşılan Helin'in içgüdüleri çok güçlü."
Profilden anlaşıldığı üzere bu Yiğit'di.
Ben: "İçgüdülerimin ne kadar güçlü
olduğunu anladığına göre, benim de en az
onlar kadar iddialı olduğumu fark etmişsindir artık.
Asya: "Siz tanışıyor musunuz?"
Ben: "Beyfendi peşimi bıraksaydı tanışmazdık."
Yiğit: "Beni niye suçluyorsun şimdi?"
Bilinmeyen numara: "Bende Yağız bu ara. Yiğit'in arkadaşıyım."
Sude: "Yalnız değilmişsin demek ki Yiğit."
Yiğit: "Değilim tabiki de ne sandın."
Ben: "Umarım sende bu salak kadar salak değilsindir Yağız."
Yağız: "Tanışmadan salak olduğunu nereden çözdün?"
Tam cevap yazacaktım ki zil çaldı.
Ben: "Tanıştım çünkü."
"Neyse kalkalım bari." dedi Sude telefonunun ekranını kapatıp ayağa kalkarak. "Kızım bari grupta sinirlenmeseydin çocukla." diye devam etti. "Nereden çıktı da bizi buldu bu salak?" dedim oflayarak.
"Ben bulamadım sen buldun." dedi suçlu çıkmamak amaçlı. "Ben bulmadım o beni buldu." dedim. Bende istemeyerek ayağa kalktım ve içeri girdik. Birkaç kat yukarı çıkarak sınıfa ulaştık. İçeri girdiğimizde Yiğit ve yanındaki çocuk oradaydı. "Hikâyeye bak sen." dedi yanındaki çocuk. "Yağız sussana." dedi Yiğit fısıldıyla ona dirsek atarak. "Boş ver sen bunu." dedi geçiştirmek için Yiğit bana bakarak. "Haklıları susturman hiç hoş değil Yiğit." dedim kollarımı göğsümde bağlayarak. "Ben Yağız bu ara." dedi Yiğit'in yanındaki çocuk elini uzatarak. Bende aynı şekilde karşılık verdim. "Helin." diye yanıtladım gülümseyerek.
Sude'de araya girerek "Sude bende." dedi kurnaz gülümsemeyle elini uzatarak. Yağız'da gülümseyerek elini uzattı. "Siz ciddi misiniz" diye sordu bi' Yağız'a bi' bana bakarak. "Neden? Akıllılarla uğraşmak hoşuna gitmedi mi?" diye sordum hafifçe eğilip gözlerine odaklanarak. Ayağa kalkarak beni arkadaki dolapla kendi bedeni arasına aldı. "N'apıyorsun lan sen!" dedim şaşkınlıkla. Hiçbir şey söylemeyince tokadı direk yapıştırıverdim. "Aptal." diyerek onu önümden çektim ve yerime oturdum. "Herkes otursun yerine!" diyerek içeri girdi hoca. Herkes ayağa kalkıp hocayı selamladı. "Oturabilirsiniz." Yağız el kaldırdı. "Hocam az önce ne oldu inanamazsınız." dedi sırıtarak. "Yağız." diye fısıldadım şaşkınlıkla. "Ne oldu?" diye sordu hoca oturup Yağız'a bakarak. Yağız beni aldırmadan direk söze geçti. "Hocam Helin Yiğit'e öyle bi' vurdu ki." dedi överek. "O zaman vardır bir bildiği." diye yanıtladı hoca Yiğit'e bakarak. Herkes gülmeden duramamıştı. "Hocam aşk olsun ama." dedi Yiğit alınır bir şekilde.
"Ama Yiğit ne olursa olsa hep senden çıkıyor. Neden Yağız'dan veya Ege'den çıkmıyor?" Yiğit sadece gülümseyerek hocaya bakakaldı.
"Peki Helin ve Sude kim?" diye sordu hoca sınıfın içinde bizi arayarak. "Ben Helin."
"Bende Sude."
Hoca gülümseyerek başıyla onayladı. "Hoş geldiniz." diye yanıtladı hoca. "Hoş bulduk." dedik Sude'yle aynı anda. "Yağız emin misin sen Helin'in böyle bir şey yaptığına?" diye sordu emin olamayarak. "Hocam siz öyle sanın. Var ya. Korkulur hocam bu kızdan." diye atıldı Yiğit. "Hocam benden korkulsa herkes korkardı zaten. Sadece fazla beni sinir ettiği için patlıyorum." diye yanıtladım tebessümle. Hoca gülümseyerek yanıtladı. "Neyse o zaman yavaştan derse geçelim." dedi hoca ayağa kalkarak.
Hoca açık olan tahtadan bir dosyayı açtı. Bir anda telefonuma sessiz bildirim geldiğini duydum. Hocadan gizlice sıranın altından telefonumu çıkarıp bildirime baktım. Gruptan gelmişti.
Yiğit: "Dikkatli ol Helin. Derste bu mesajları okurken sakın ama sakın sinirlenme *göz kırpan emoji*"
Ters bir şekilde Yiğit'e baktım. "Sakin." dedi gıcık etmek amaçlı.
Ben: "Tedbir almanı öneririm. Geri adım da atmıyorum.
Tedbir almayacaksan da olacaklardan ben sorumlu değilim Yiğit bey. *tebessüm eden emoji*"
Yiğit: "Tedbir almam gerektiğini düşünmüyorum.
Sonuçta geri adımı bende atmayacağım. Aşk, geri
adımla atılacak iş değildir.
Ben: "Aşk?"
Yağız: "En büyük aşklar nefretle başlar
diye bir inanış var. Sizde onlardan birisiniz."
Yiğit ile bu mesajı gördüğümüzde aynı anda Yağız'a baktık.
Ben: "Arkadaş arkadaşa benzer diye bir söz de var yalnız.
Sende Yiğit'in salak rolünün aynısını
oynuyorsun sahnede demek ki."
Yiğit bu mesajı görür görmez şaşkına dönmüştü.
Yağız: "Neyse baştan söyleyelim o zaman en büyük
aşklar sizlersiniz kabul edin. *gülen emoji*"
"Arkadaşlar buraya odaklanır mısınız?" dedi hoca bize bakarak. Dikkatimi derse verdim. Telefonu kapatıp sıranın altına yavaşça koydum. "Hocam öncesinde diğer dersimiz ne olacak?" diyerek parmak kaldırdım. "Diğer dersiniz tiyatro dersi. Yukarıda işleyeceğiz o dersi." diye yanıtladı. Başımla onayladım. Hoca konuları anlatırken dikkatlice dinlemeye çalıştım.
Deftere not alarak, yazdıklarımı gözden geçirdim. Ders bitiş zili çaldığında eşyalarımı çantama koyup ayağa kalktım. Telefonumu da alarak Sude'yle sınıftan çıktık. "Sinirlerim bozuldu ya." dedim sinirle. "Bakayım ne yazmışlar." dedi telefonunu açarak.
"Yağız haklı sanırım." dedi Sude mesajları büyük heyecanla okurken.
"Ne dedin sen!" dedim şaşkınlıkla. "Sakin bir şey demedim." diye geçiştirdi. Gözlerimi devirip önden yürüdüm. Ve telefonuma gene bir bildirim geldi. Telefonumu kontrol ettim.
11/A:
Yiğit: Arkadaşlar tiyatro dersinde ne yapacaktık?
Grup mesajlarını açtım.
Asya yazıyor...
Asya: "Sanırım rol yapacaktık."
Yiğit: "Ne olduğu belli mi?"
Asya: "Hayır belirlenmedi daha."
Bilinmeyen numara: "Diksiyon eğitimi var mıydı?"
Yiğit: "Vardı sanırım."
Asya: "Kızlar bu da Kuzey."
Mesajı yanıtladığı kişiye baktığımda, bilinmeyen numarayı yanıtlamıştı.
Kuzey: Memnun oldum.
Ben: "Bizde."
Dersin başlamasına son beş dakika kaldığında Sude'yle yukarı çıktık. Rolünü sahnende gösterme zamanı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

34okunma 12beğeni 6yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18