RESET kitap kapağı

3. bölüm / 3

RESET

Değişmeyenler

Vaveyla Yazarı: Nisan Tarhan

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 3Şu an: Değişmeyenler

ALTHA

Bir an nerede olduğunu anlamamış gibi etrafı süzdü. Kahverengi gözlerini benimkiler ile buluşturdu. Her zaman olduğu gibi yine gözlerinin içi gülüyordu. Beni gördüğünde ise uykulu bir kıkırdama çıktı dudaklarında. Aynı edayla “Günaydın” dedim. Bana karşılık olarak o da “Günaydın” dedi. “Bugün okul var” sesi heyecanlıydı. Sesinin içinde biraz korkuda vardı. Hep sosyalleşmekten ve insanlar ile konuşmaktan çekinirdi. Kameralardan kaçar arkama saklanırdı.

Onu zor bela yattığı yerden kaldırdım ve üstüne giymesi için odasında kıyafet seçtik. Keskin inadı yüzünden on dakikada seçilecek kıyafeti biz otuz dakikada seçiyorduk. Bugünde şaşmadan aynısını yaşadık. Pembe yeşil desenleri olan içinde çok şirin durduğu bir elbise seçtik. Saçlarını arkadan at kuyruğu yapıp kurdele ile süsledim. Onun işi bittikten sonra onu yemek odasına gönderdim

Sıra bendeydi.Benim seçmem o kadar zor olmadı. Kahverenginin sıcak tonlarında elbiseyi giydim. Altın fiyonk detayları bütün ciddiyetime zarif bir yumuşaklık kattı. Aynı tonda topuklular adımlarımı dikleştirmemi sağladı.

Lauranın yanına indiğimde onun masada olmadığını gördüm. Acaba yine nereye kayboldu? Aniden bir kahkaya ile karışık çığlık sesi duydum. Pencereden dışarıya baktığımda Laura’nın evimizin yaşlı köpeği Odin ile oynadığını gördüm. Odin yaşlı bir köpek olmasına rağmen o kısa bacakları ile şaşırtıcı derecede hızlı koşuyordu.

Hızlı bir şekilde bahçeye fırladım. Tam geniş merdivenlarden inerken karşı yönden Laura’ya doğru koşan birini gördüm. Uzun boylu ve tanıdık bir yüz... Edwin. Eski bir dostum, hatta hayatta bana en çok güven veren insanlardan biriydi. Koşup Laura’ya yetişti, kucağına alıp “Sabah sabah ne neşeli bir hanımefendi” dedi Laura’ya bakarak. Laura kahkaha atarak Edwin’ın boynuna sarıldı. Bende gülümsedim. “Sizleri burada bu saatte görmek şaşıtıcı” dedim gülümserken. “Geçerken siz güzel hanımefendileri görmek istedim” dedi göz kırparak.

Ona dönüp “Kahvaltı yapıcaktık. Bize katılır mısın?” diye sordum. Edwin’ın şu hayatta rettediceği son şey yemekti. Birlikte dikdörtgen masaya oturduk. Laura iştahla yemeğini yerken Edwin ile işlerden konuştuk. Ama beynim çoktan günün koşuşturmasına dalmıştı bile

Edwin ile vedalaştıktan sonra Laura’yı okula gitmek için arabaya bindirdim. Arabanın ön koltuğuna otururken telefonumun çaldığını duydum. Arayan kardeşim Eliss’ti. Eliss,İwa ve ben daha yeni doğmuşken herhangi bir sebepten ötürü yetimhaneye bırakılmıştık. Üç yaşlarımızdayken ise Mary David Fire çifti tarafından evlat edinildik. Mary bizi kendi evladı gibi büyüttü. Gerçek annemizden farkı olmadı. Bizim eğitimimiz ile yakından ilgilendi.

“Günaydın,” dedi ciddi bir sesle. Şirket moduna girdiğini hemen anlamıştım.“Bize bunu yine son dakika haber veriyorlar. Öğleden sonra bir için boşluk ayarlandı. Bir de… hastaneye yeni bir ortak gelmiş. Ortak aynı zamanda çok iyi bir cerrahmış. Onu tanımak için toplantı yapılacak. Herkesin orada olmasını isteniyormuş. Bugün oldukça yoğunuz.” diye sitem etti.

Laura’yı okula bıraktıktan sonra hızlıca arabayı annemin malikanesine sürdüm. Yıllardır değişmeyen o taş duvarlar , yüksek çam ağaçları ve ağır kapı beni hep çocukluğuma çekerdi.

Arabayla bahçeye girdiğimde bir kahkaha sesi duydum. Bu ses kardeşim İwa’nın kızı Betty’den geliyordu. Babası ile kovalamaca oynayan küçük kız birden babasını unuttup benim üzerime koşmaya başladı.”Teyze!” diye bağırdı. Yanıma gelip elbisemi minik elleri ile tuttu. Onu kucağıma alıp öptüm.

İwa yine sakin ama enerjik bir tavır içindeydi. Gür kıvırcık saçlarını bugün rahat bırakmayı tercih etmişti. Üzerine limon sarısı bir takım vardı. Neşeli ama sorgulayan bir tavırla bana döndü. “Şirkete yeni bir ortak gelmiş.Doktor olduğunu söylediler.” dedi. Sonra eşi Louis’de döndü “Sen şirketlerin avukatısın. İllaki kim olduğunu biliyorsundur ama söylemiyorsun.” dedi. Louis “Bugün kaçıncı soruşun bilmiyorum kıvıcığım.” diye eşine sitem etti. Benim bu kavgadan sıyrılmam gerekiyordu ki annemi gördüm. “Annem orada kavga etmeseniz.” dedim ağızımın kenarıyla. “Artık kim olduğunu toplantıda öğreniriz.” diyip annemin yanına koştum.

Louis ve İwa 4 yıl önce evlenmişlerdi. Evliliklerinin birinci yılında ise bir bebekleri olmuştu. Çok şirin bir aile olmuşlardı. İşlerini ve ilişkilerini birbirlerine karıştırmayan bir aile olmuşlardı aslında. Bazen şirket toplantılarında kavga ediyorlar ama toplantıdan çıktıktan sonra eski hallerine dönüyorlardı.Bu birçok çiftin başaramadıkları bir durumdu. Onlar birlikteyken dönüşmüyorlar, sadece birbirlerini tamamlıyorlardı.
.
Annemle salona geçtiğimizde annem pencerenin kenarındaki yumuşak bej rengi koltuğuna oturdu. Bende karşısındaki koltuğa oturdum. Yüzünü incelemeye başladım. Eskisine göre yüzündeki çizgiler daha belirgindi. Üvey babamızın vefatından sonra yüzündeki çizgiler daha belirgin olmaya başlamıştı. Bana döndü. “Yine çok aceleci ve stresli görünüyorsun.” dedi. “Hastaneye yeni biri geldi. Genelde herkesten önce haberi olan Louis”in bile haberi yok.” diye sordum. Annem kaşlarını hafifçe kaldırdı. “Demek onunda haberi yok.” dedi şaşkınlıkla. Başını yana eğip beni süzdü. “Sen niye bu kadar telaşlanıyorsun Altha? Yeni bir ortak yeni bir yüz demek. Hem senin alanın bile değil. Onu çok görmeyeceksin.” dedi.

Bakışlarımı ellerime indirdim ve onları kenetledim. “Öyle deme anne... o hastane ve şirket bizim için sıradan değil. Orada senin emeklerin var. Kim olduğunu bilemeden huzur bulamıyorum”. Annem sessizce gülümsedi sonra elini uzatıp parmaklarımı sıktı. “Kendini bu kadar yorma.” dedi.

Bir araba sesi duydum. Galiba İwa ve Louis hastaneye girmek için yola çıkmışlardı. Bende saatimi kontrol edip anneme döndüm. “Benim gitmem gerekiyor. Kim olduğunu öğrendiğimizde sana haber edicem” dedim. Annem bu son söylediklerime bir kahkaha patlattı. O bizim garip ve tuhaf hallerimiz hep komik bulurdu. Sarılıp vedalaştıktan sonra arabamın yanına gittim.

İwa’dan bir mesaj gelmişti
- “Altha seni odamda bekliyorum. Toplantıya kadar vaktimiz var. Bende boşum kahve içelim. Eliss’te burada.” yazmıştı.Bende zaman kaybetmeden cevap verdim.
- “Şimdi yola çıkıyorum yirmi dakikaya orada olurum.” yazdım ve kontağı çevirdim

Hastaneye vardığımda etraf olağanüstü derecede kalabalıktı. Gazeteciler muhabirler her yerdeydi. Arabadan indiğimde herkesin bana baktığını hissettim ama acelem varmış gibi hastaneye doğru koşar adım gittim. Bazı gazeteciler bana doğru gelip soru sormaya başladı. Aralarında biri “Eski nişanlınız Bay Ruel’in hastaneye dönüşü için ne düşünüyorsunuz” diye sordu. Onun ismini duyunca sadece durdum ve gazeteciye döndüm. Sadece baktım. Bu doğru olamazdı. O an kolumun kenarında bir el hissetim. Beni tutup hastaneye doğru götürdü. Kafamını çevirdiğimde yanımdaki kişinin Edwin olduğunu gördüm. İyiyim anlamına gelen bir bakış gönderdim. O ise birşey demeden yanımdan ayrıldı ve dışarıdaki kalabalığı dağıtmaya çalıştı.

Şoku atlatmaya çalışırken İwa’nın odasına doğru yürümeye başladım. Yüzüm ifadesizdi ve sadece İwa'ın odasını arıyordum. Yürürken bir çarpma hissetim.Kafamı eğdiğimde bir çocuk vardı. Çocuk en fazla beş yaşındaydı. Gözleri maviydi ve elinde çok tanıdık bir oyuncak araba vardı. Göz hizasına eğildim.“Biraz yavaş olur musunuz küçük bey? Diye sordum. Sesim sert çıkmamıştı. Çocuk gözlerimin içine baktı ama bir şey demedi. “Biliyor musun? Bu oyuncak arabanın yeşili bende de var.” dedim. Çocuk sonunda benimle konuşmaya karar verdi. “Babamda da yeşili varmış ama çok sevdiği birine vermiş” dedi.Bu sözleri içimde altı yıl önce kapatmaya çalıştığım ama az önce biraz daha açılan yaramı biraz daha açtı.Onun bu sözlerine gülümsedim. “Peki annen ve baban nerede?” diye sordum. “Benim annem yok. Babam burada.” dedi. Bu cevabı içimi burktu. “ O zaman seni babana götürelim” dedim ve ayağa kalktım. Çocuğun minik elinden tuttum. Koridorun sonuna kadar beraber ilerledik. Çocuk birden elimi bıraktı ve koşmaya başladı. “Baba!” diyerek kalabalığın arasına daldı. Bende istemsizce bakışlarımı peşinden sürükledim. Ve işte o anda zaman durdu.

Kalabalığın arasında beliren silüet geçmişten bir hayalet gibi göründü gözüme. Orta uzunluktaki kıvırcık saçları alnına düşüyor, mavi gözleri ise kalabalığın arasında beni seçiyordu. Onu tanımam imkansızdı.

Cristopher Ruel…

Lanet olsun ki az önce duyduğum cümle doğruydu. Geri gelmişti.

Yıllar önce ardında paramparça bir kalp bırakan beni en sessiz şekilde terk eden adam. Oğlunu kollarına aldı. Çocuk ona sarılırken benim içimde geçmişin bütün zincirleri birer birer kırıldı ve aynı acıyı yeniden yaşattı. Bacaklarım sanki kök salmış gibi yere çakılıydı. O mavi gözler bana her şeyi hatırlatıyordu. Bana bakıyordu. Pişman mıydı, yoksa sadece şaşkın mıydı, bilmiyordum. Ama gözlerindeki tanıdıklık kalbimi darmadağın etti. Cris adım atmaya çalıştı. Dudaklarımdan ismimi fısıldayacak gibiydi. Ama ben… ben nefes alamıyordum. Kaçmak, saklanmak, yok olmak istedim. Ayaklarım kendi iradem dışında geriye çekildi. Sonra hızla döndüm ve koşarcasına İwa’nın odasına daldım.

Kapıyı sertçe kapattım. Göğsüm hızlı bir şekilde inip kalkıyordu. O an bacaklarımın tutmadığını hissettim. Ve olduğum yere çöktüm. Odanın içinde Eliss ve Iwa vardı. Dudakları kıpırdıyor, bir şeyler söylüyorlardı.
Derin bir nefes aldım, gözlerimi yere dikmiş halde dakikalarca hareketsiz kaldım. Onunla yaşadığım birçek iyi anı gözlerimin önüne getirdim. Minik bir damla gözümden düştü. Ardında herşeyin yaşandığı o akşam gözümün önüne geldi. Ondan sonra yaşadığım herşey hasret hissini öfkeye bırakmamı sağladı.

İwa ve Eliss’in endişeli gözerinin üzerimde olduğunu hissediyordum. Kafamı kaldırıp onlara baktığımda yüzlerinde sabrı ve üzüntüyü gördüm. Yavaşça doğrulup bakışlarımı dışarıda akan trafiğe çevirdim. “Vakit kaybetmeden toplantı salonuna gitmeliyiz” dedim sesimi olabildiğince toparlamya çalışarak.

Koridorda sakin bir şekilde yürümeye başladık. Yanımda adımlarını duymaktan huzur bulduğum iki kardeşimde yanımda benimle aynı hizada yürüyordu.

Toplantı salonun önüne geldiğimizde içeriden gelen konuşma seslerini, sandalye gıcırtısını duyabiliyordum. İwa bir adım öne çıktı ve kapıyı açtı. O içeri girdiğinde sırayla bizde içeriye girdik. Herkes bize baktı ve bir anda ortama bir sessizlik hakim oldu. Luke ile Eliss göz göze geldiğinde Luke’nin yüzünü kocaman bir tebessüm aldı. Sonra ben ve İwa’yı başıyla selamladı.

Luke her zamanki gibi sakin ama güven veren bir duruşla masanın kenarında oturuyordu. İwa’nın en yakın dostu olmasının yanı sıra, Eliss’in kalbini kazanmış adamdı. Üniversite yıllarında İwa ile yolları kesişmiş farklı bölümler okusalarda aralarındaki dostluk kısa sürede ayrılmaz bir bağa dönüşmüştü. O bağ, Luke’nin Eliss ile tanışmalarına vesile olmuştu.

Luke sarı saçlarını geriye doğru savurdu ve Eliss’in yanına gelişini izledi. Bizde bu arada koltuklarımıza oturmuştuk Annemin yönetim kurulu başkanlığını şimdi emekliğe ayrılmasıyla beraber İwa’ya yapıyordu. İwa eliyle saçlarını düzeltti.

Gözlerimi masada gezdirdim. Cristopher hala gelmemişti. İçimde garip bir huzursuzluk vardı. O kapının açılıp onun içeriye gireceğini düşündükçe boğazım düğümlenir gibi oluyordu. Neden geri döndü ki?

Kardeşim bunu fark etmiş olucak ki yerinde biraz kıpırdandı ve mavi gözlerini bana çevirdi. Gözlerini kısıp bana daha dikkatli baktı. İfadesi hem şefkatli hemde sorgulayıcıydı. İwa’nın tam arkasında duran saatin tik tak seslerine odaklanmaya çalıştım. O anda kapı açıldı.

Cristopher giydiği siyah takım ile dikkatlerin hepsini üzerine çekti. Saçları onu bugün gördüğümden daha düzenliydi. Dik omuzları ve kendinden emin yürüyüşüyle tüm salonun dikkatini üzerine çekiyordu. Gözleri masada hızlıca gezindi ama mavi gözleri kısa bir an durup bana kilitlendi. Başıyla selam verdikten sonra onun için ayrılan sandalyeye oturdu. Bir insanın altı yıl boyunca hiç mi yürüyüşü ve bakışları değişmezdi?

Kendimi bu garip karmaşık duygunun içinden çıkartıp toplantıya odaklanmaya çalıştım.

Hastane ise sadece Cris gelmemişti. Peterson Crew adında, Birleşik Krallık’ta isminden çokça bahsettirmiş olan ve birçok dergide makaleler yayımlanmış olan ünlü bir onkologda gelmişti. Hastanemize hizmet vericek olması hastanenin adı ve hasta memnuniyeti açısında harika olacaktı.

Toplantı bittiğinde dosyalarımı alıp odayı hızlıca terk ettim.

CRİS
Bazı şeyleri yıllar değiştirmiyordu.

6 yıl önce çalıştığım şehre geri dönüyordum… Aynı zamanda bazı duygulara, anılara ve yüzlerede…

Arabanın camından dışarıya baktım. Hala bıraktığım gibiydi.

Arka koltuktan gelen bir sesle dikiz aynasından arkaya baktım. “Baba…” dedi elindeki arabasıyla oynarken. “Efendim” dedim. “Ben sıkıldım” dedi bıkkınlıkla. Oğluma hak veriyordum. Yaklaşık 1 saattir yoldaydık. Ve bu …. İçin bir oturma rekoruydu . Sesindeki bıkkınlık gülmeme sebep olmuştu.

Annesi Raina’nın vefatından sonra vefatının ardından biraz durgunlaşmıştı. Sabahları mutfaktan gelen ses yoktu.Hatta annesine sorduğu soruları bana soruyordu artık ve ben bazılarını cevaplayamıyordum. Daha 5 yaşındaydı ve bazı kayıpları anlaması çok olası değildi.

Bazı geceler odasına girdiğimde annesini resmine öylece bakıyor buluyordum onu.

“Daha ne kadar kaldı?” diye sordu bir anda. Bende “Azcık kaldı oğlum sabret” dedim. “Bence azcık kalmadı” dedi. O an gülüşümü tutamadım. Kime çekmişti bu çocuk. Arkadan tekrardan bir “Baba..” sesi geldi. Bu seferki “Baba… benim bir sorum var” babasıydı. Durmadan hemen sorusunu sordu. “Baba sen daha önce burada yaşadın dimi” dedi. Bende karşılık olarak “Evet” dedim. “O zaman burada arkadaşların vardı. Onları özledin mi?” diye sordu. Soruyu duymamış gibi yola odaklanmaya çalıştım. “Baba sorumu cevaplamadın.” dedi. “Evet bazılarını özledim…” diye cevap verdi.

....

Hastaneye vardığımızda siyah ceketli bir adam hemen kapımı açtı. Arabadan indiğimde hastanenin altı yıl öncesinden çok farklı gözüktüğünü gördüm. Hastanenin kapısından içeri girdiğimde burnuma çok tanıdık dezenfektan kokusu geldi. Bazı şeyleri yıllar değiştirmiyordu demek. Elimde olan evraklara bakarken oğlumun yanımda zıplarak yürüdüğünü gördüm. Ona bakarak “Düzgün yürü Charles.” Dedim. “Düzgün yürüyorum zaten” diye karşılık verdi. Düzgün yürümüyordu. Zıplıyordu bu çocuk. Arabada hapis kaldığı 1 saatin acısını çıkarıyordu.

Yıllar önce bu hastanenin koridorlarında asisten olarak koşuyordum. Şimdi ise bambaşka bir ben buradaydı.

Beni durduran ve yıllardır görmediğim arkadaşım ile konuşurken yanımda bir boşluk hissetim. Kafamı yana çevirdiğimde Charles’ın yanımda olmadığını fark ettim. Beynim bir anda çalışmayı durdurdu. Nereye kaybolmuştu? Sadece bir dakika elini tutmamıştım. Konuşan doktoru durdurup Charles’ı aramaya koyuldum. Hızla koridora çıktım. İşte oradaydı. Çok uzaklamamıştı. Ama yalnız değildi. Yanında kahverengi elbiseli ince bir kadın vardı. Kadın dizlerinin üzerine çökmüş, onunla konuşuyordu. İlk yüzünü seçemedim. Yaşlandım diye düşünürken kadın ve Charles bana doğru gelmeye başladı. Yeşil gözlü, kahverengi saçlı çocukluğumu gördüm. 6 yıl boyunca görmedim ama tanımam bir saniye sürmüştü.

Altha Fire…

Saçları onu en son gördüğümden beri daha uzundu. Yüz hatları daha olgun görünüyordu. Gözleri ise hiç değişmemişti. Kalbim göğsüm sıkıştı. Geceleri onu bir daha görürsem nasıl tepki verirdim diye birçok kez düşünmüştüm. Ama hayal ettiğim gibi olmamıştı.

Oğlum beni fark edince “Baba…” diye bağırarak üzerime koştu. Althanın bakışları Charles’ın peşinden geldi.

Bakışları bana ulaşınca yeşil gözleri bana kilitlendi. Ve zaman durdu. Yüzünde olan ifade saniyeler içinde değişti.

Şaşkınlık… Öfke… Umutsuzluk… Belkide hepsini aynı anda içinde yaşıyordu. Boğazım düğümlendi. Oğlumu kucağıma aldım. Bir adım ileriye gittim. “Altha…” dedim. Sesim fısıldar gibi çıkmıştı. Duymadı beni. Belkide duymak istememişti.

Bir adım geriye gitti. Sonra bir adım daha. En sonunda arkasını dönüp uzaklaştı. Hepsi bu kadardı işte. Altı yıl sonraki karşılaşmamış sadece otuz saniye sürmüştü. Ama o saniyeler bile her şeyi anlatmaya yetmişti. Altha beni unutmamıştı. Lanet olsun ki… Bende onu.

....

Olanların hepsi benim hatamdı. Althayı daha mutlu görmek için onu mutsuzlaştırmıştım. Ben sevdiğim kadına değil başkasına inanmıştım. O gün mantıklı sebepler bulmuştum. Bensiz daha iyi bir kariyeri olacağı, daha güzel yaşayacağı. Ne büyük aptallık etmişim.

Çünkü Altha’ya seçim hakkı tanımadan onun adına karar vermiş ve harekete geçmiştim. Kendi korku ve şüphelerimi onun adına verdiğim kararlar ile gizlemiştim. Ve bunun bedelini ikimizde altı yıl boyunca ödemiştik.

Gözlerimin önüne onunla ayrıldığımı akşam geldi. Evlerinin önünde saatlerce beklemiştim. Kendi kendime bunun ne kadar mantıklı bir karar olduğunu sorgulamıştım. Ama en sonunda daha mutlu olacağını düşünerek ona o konuşmayı yapmıştım. Onu görmeden gidebilirdim. O zaman benden daha az nefret ederdi belki. Ama ben onu bencilce tekrar görmek, tekrardan gözlerine bakmak istemiştim. İşte o gün çocukluğumuzu ve hayallerimizi kendi ellerimde yıkmıştım.

....

Toplantı odasının kapısının önünde bir saniye bekledim. Hayatımda sayısız ameliyata girmiştim. En zor vakalarda dahi elim böyle titrememişti. Ama bu kapının ardında olan tek bir kadın bütün soğukkanlılığımı yıkmaya yetmişti.

Kapıyı açtığımda onu gördüm. Bıraktığım durumda değildi elbette. Daha soğuk, uzaktı.. Sanki koridorda karşılaştığım kadın değildi. Sanki ben onun hayatından hiç geçmemiştim.

Masada kardeşi İwa’nın yanında oturuyordu. Yüzünde hiçbir ifade yoktu. Bakışları donuktu. Sanki ben onun hayatından hiç geçmemiştim. Beni tanımıyor gibiydi. Ama ben onu çok yakından tanıyordum.

Sağ elinin altıda olan dosyayı daha çok sıktı. Gözlerini bana çevirmesinden bana hala kızgın olduğunu anladım. Buna kesinlikle hakkı vardı. Başımla kıza bir selam verdim. Masadaki herkes selamıma karşılık verirken bir tek o karşılık vermemişti. Bu da hakkıydı. Yerime oturdum. İwa yönetim kurulu başkanı olarak konuşmaya başladı. Hastanenin geleceği, uluslararası projeler… Her şeyi duyuyordum ama dinleyemiyordum. Masanın diğer ucunda oturan kadın yıllardır susturmaya çalıştığım bütün anılarımı tekrardan ortaya çıkarmıştı.

Aklım hala koridrdaydı. Küçük oğlumun elini tutuşundaydı. Bir anlığına kendi ellerimden aldığım geleceğimi gördüm. Bizi sahip olabileceğimiz bir hayat vardı. Ve be bu hayatı elimin tersiyle itmiştim.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

3okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18