Pusula hırsızı kitap kapağı

3. bölüm / 4

Pusula hırsızı

1. Swallow's End limanı

Vaveyla Yazarı: Berivan

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: 1. Swallow's End limanı

Etraf yine zifiri karanlıktı , karanlığın içinde önümü görmeden yürümeye devam ediyordum. Bu anı okadar çok yaşamıştım ki artık her saniyesini ezberlemiştim. Korku mu? ah o beni yıllar önce terketmişti. Birazdan yine etrafımda ruhani yüzler beliricekti sonra çoğalacak ve üzerime doğru çullanacaklardı. Anlamsız fısıltılar kulağıma dolacak ve beynimin içinde yankılanacaktı. Ölü varlıklar üzerimi tamamen örtünce uyanacaktım.
Ve evet işte ilk biçimsiz surat sağımda belirmeye başlamıştı dönüp bakmıştım yıllardır dönüp bakıyordum. Dumanlarla kaplı bedeni ve biçimsiz, ürkütücü suratı ile tam karşımda duruyordu. Ve sonra birtane daha tam arkamdaydı, solumda ve sağımda da belirmeye başladıklarında yıllardır tanıdık gelen bir hisle sarmalandı bütün bedenim. Titriyor gibiydim ama olduğum yerden hareket edemiyordum, yine ve yine ağzımı açamıyor ve tek kelime edemiyordum. Etrafımdaki varlıklar çoğaldıkça çoğaldı duman kaplı bedenlerinin içinden bana doğru uzattıkları etsiz kemikli ellerini görebiliyordum artık. Az sonra daha çok yaklaşmış ve etrafımı tamamen kaplamışlardı. Yine aynısı oluyordu az sonra ne olacağını biliyordum bunun bir rüya yada kâbus olduğunuda biliyordum. Yine şaşırmamıştım ruhani varlıkların bana uzanan iğrenç elleri ve üzerime çullanan duman kaplı bedenler ve kulğıma dolan anlamsız fısıltılar gördüğüm son şeydi.

Gözlerimi zorlanmadan açtığımda yine o tanıdık huzursuzluk kaplamıştı tüm bedenimi. Yıllar önce görmeye başladığım bu kâbus uzun zamandır her gece uykularımın misafiriydi. Okadar çok aynı kâbusu görmüştüm ki uyandığımda tepki bile vermiyordum. Bu kâbusları neden görmeye başladığım ve neden hâlâ devam ettiği hakkında hiçbir fikrim yoktu, tek bildiğim yıllardır kâbuslarımda gördüğüm o ruhani şeylerin atrık hayatımın parçası haline geldiğiydi.
" Lanet olası ölüler, madem öldünüz benimle sorununuz ne? Sizi tanımıyorum bile! " Kendimi bilmesen onları ben öldürdüm ve sonrada bana musallat oldular sanıcaktım.

Ben ürkünç ruhlara bildiğim hakaretleri sayarak yataktan kalkarken dış kapının açılıp kapanma sesini duyar gibi olmuştum. Hemen ardından küçük , fare yuvası gibi olan odama doğru ilerleyen narin adım sesleri doldu kulağıma. Elodie'nin kapımı çalan sakin vuruşlarının ardından aynı sakinlikteki sesini işittim " Uyanmadınmı Rox kahvaltı zamanı ama sen hâlâ uyuyorsun! " Sitem dolu narin sesi gördüğüm kâbustan sonra iyi gelmişti. Uykulu adımlarımı kapıya doğru yönlendirip beklemeden açmıştım. Elodie elinde bir sepet yumurta ile kapının dibinde ayakta bekliyordu. Bir elinde yumurta sepeti vardı diğer eli ise havada asılı kalmıştı sanırım kapımı tekrar çalmak için kaldırmıştı. Beni görünce havadaki elinide sepete indirip gözlerimin önüne kadar kaldırmıştı sepeti. Heyecanla vereceğim tepkiyi bekliyordu fakat ortada bukadar heyecanlanacak ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Bakışlarımda umduğunu bulamayınca onunda suratı düşmüştü eş zamanlı olarak sepeti de aşağıya indirmişti. Adımlarını kapımdan ayırıp mutfağa doğru yönelirken bana sitem etmeye devam ediyordu " Bazen seni boğazlamak istiyorum! Okadar sinir bozucusun ki bütün bu yumurtaları kafana geçireceğim. " Bunu yapmayacağını biliyordum tabiki çünkü o saydığı bu basit eylemleri bile yapamayacak kadar narin ve düşünceli biriydi.

Elodie bana nazik denilebilecek hakaretlerini sıralamaya devam ederken gözlerimi devirip üstümü giyinmek için odama geri döndüm.

Üzerimi giyinip mutfağa döndüğümde Elodi bana hakaret etmeyi bırakmış ve kahvaltı hazırlamaya koyulmuştu.

Mutfaktaki küçük masaya doğru yaklaşırken " Günaydın " Demeyide ihmal etmemiştim. Bütün sevecenliğimle dilediğim iyi sabahlar dileğim kabul olmamıştı çünkü cevap alamamıştım.

Bana küsmediğini biliyordum o bana alınmazdı bende ona. Muhtemelen hoşuma gitmeyecek birşey olmuştu ve ben kızmayayım diye önden önlem alıyordu.
" Elodie? " Yine cevap yoktu. Elindeki işle meşgulmüş gibi davranıyordu fakat ben arkadaşımı kendisinden bile iyi tanırdım.

" Tamam söyle hadi kızmayacağıma söz veriyorum. " Dediğimde heyecanla bana dönüp yanımdaki sandalyeye oturdu. Kocaman mavi gözlerini üzerime dikip sevimli olduğunu düşündüğü bakışlarını atmaya başladı.

Tamam sevimliydi.

" Şeyyy bu sabah yine olivin kümesinden yumurta almaya gitmiştim ve... "

" Eee " Ses tonu oldukça şüpheliydi umarım tahmin ettiğim şey değildir diye içimden umud ederken söyledikleri umuduma bir balta gibi inmişti.

" Kümesin kapısı sıkışmıştı ben açmak için çok uğraştım ama ne yaptıysam olmadı. Başka çarem kalmamıştı gerçekten sadece küçücük bir açma büyüsüydü. Eğer oliv'in göreceğini bilseydim asla yapmazdım. Rox inan bana isteyerek olmadı. " o kadar hızlı ve endişeli konuşmuştu ki sözünü bitirdiğinde söylediklerini idrak etmem zaman almıştı.

Oliv büyü yaptığımı gördü mü demişti o!

" Ne dedin sen? " Soruyu sorarken suratımın nasıl bir hal aldığını bilmiyorum fakat Elodie' nin fazlasıyla korktuğu kesindi.

" Şeyy gerçekten isteyerek olmadı etrafıma iyice bakmıştım, onu nasıl farkedemediğimi bilmiyorum. "
Sakin olmaya çalışarak derin bir nefes aldım. Evet Elodie bir büyücüydü yada belki cadıydı bilmiyorduk. Yetenekleri sekiz yıl önce bie ara sokakta ortaya çıkmıştı. İlk kez sekiz yıl önce ara sokağın birinde para kesesini aldığım bir adam bana saldırdığında Elodie korkudan donakalmıştı. Ne olduğunu anlamadığım bir anda adam üzerimden çekilmiş ve duvara yapışmıştı. Orada bizden başka hiç kimse yoktu ve Elodie'nin burnundan kanlar akmış, oracıkta bayılmıştı. Onun işi olduğunu anlamamız biraz zamanımızı almıştı fakat sonunda onun garip yetenekleri olduğunu ikimizde kabul etmiştik. Sallow's End ve etrafında büyü yapmak yasak olmasada insanlar büyüden çok korkar ve nefret ederlerdi. Bu yüzden büyü yapanlar halk arasında lanetli sayılır ve asla kabul görülmezlerdi. Bu yüzden yeteneklerini gizli tutmaya karar vermiştik ve bu güne kadar da saklamayı başarmıştık. Fakat şimdi birinin onu büyü yaparken gördüğünü söylüyordu. Hemde kasabanın en dedikoducu kadınının. Bu gördüğüm kâbuslardan bile daha kötüydü.

Sıkıntıyla derin bir nefes alıp ayağa kalktım, ellerimi kısa saçlarımın arasından geçirirken konuşmaya başladım" Peki ya oliv o ne dedi bişey oldumu? " Sorumla birlikte rengi bir kat daha sarardı.

" O beni öyle görünce çok korktu sanırım şok geçirmiş gibiydi ve bir anda bayılıverdi vee..." Devamını getirememişti çünkü muhtemelen devamında daha çok kızacağım birşey olmuştu.

" Ve ne, ne oldu Elodie? " Onu devamını anlatmaya teşvik etmek için sesimin olabildiğince sakin çıkmasına dikkat etmiştim fakat hiçte sakin değildim. Eğer o dedikoducu kadın kasabaya gördüklerini yayarsa ispatı olmasa bile burda barınmamıza izin vermezlerdi.

Elodie tereddütle tekrar konuşmaya başladı " Şey Oliv bayıldıktan sonra küçük bir hafıza kaybı büyüsü yapmaya çalıştım işe yaradımı bilmiyorum tanrım o kadar kötü hissediyorum ki. " Sonlara doğru sesi iyice kısılmıştı.

Elodienin bazı yeteneklerinin olması beni asla rahatsız etmiyordu aksine bazı zamanlar çok işimize yaradığını bile söyleyebilirdim. Yapabildikleri çok büyük şeyler değildi, birşeyi yoktan var edemiyordu yada insanların zihniyle oynayamıyordu belki çok uğraşırsa ufak bir anıyı silmeyi başarabilirdi ve oliv'in üzerinde de denemişti ama anladığım kadarıyla işe yarayıp yaramadığını beklemeden kaçıp eve gelmişti.

" Pekâlâ kahvaltıdan sonra ona uğrarım bişey hatırlayıp hatırlamadığına dair ağzını arayacağım daha fazla endişelenme. " Konuşurken onu biraz olsun sakinleştirmeye çalışıyordum. Masaya geri dönüp Yerime oturdum. Arkadaşımın gözleri hâlâ üstümdeydi muhtemelen söylemesi gereken bişey daha vardı. Elime çatalı alıp yaptığı yumurtaya batırıcağım sırada bakışlarının hâlâ üzerimde olduğunu biliyordum. Ağzıma attığım yumurta parçasını çiğnerken daha fazla dayanamadım ve yönümü Elodie çevirdim " Tamam söyle hadi bilmem gereken başka ne var? "

Elodi onu bukadar iyi tanımamdan gayet hoşnuttu çünkü çoğu zaman açıklama yapmak zorunda bile kalmazdı.

" Ben birşey yaptım... Yani olurda aceleyle yaptığım büyü işe yaramazsa diye kafasına odunla vurmuş olabilirim. " Söyledikleriyle bir anda kahkaha atmıştım kısa bir an elinde odunla olvin başında dikilmiş hali zihnimde canlandı.
" Hadi ama Elodin sen karıncayı bile incitemezsin. "

" Evet ama bu öyle birşey değildi o kadının nekadar çok konuştuğunu biliyorsun, uyandığında hatırlasa bile kafasını çarptığı için hayal gördüğünü söyleyebiliriz. " Gözlerime umutla bakıyordu. Onu daha fazla endişelendirmek istemediğim için gülüşümü durdurup konuşmaya başladım "Endişe etme ben onu hayal gördüğüne inandırırım tamammı, ama bir daha dışarda herhangi bir büyü yapmak yok anlaştıkmı. "

Sevinçle boynuma atlamıştı.
" Teşekkür ederim Rox sen olmasan ne yapardım bilemiyorum. "

" Ben olmasam herhalde seni bir kazığa bağlayıp cadı diye yakmışlardı ama neyseki ben yanındayım ve seni yakmalarına asla izin vermeyeceğim. O yüzden boynumu sıkmayı bırakmalısın çünkü boğulmak üzereyim. " Gülerek geri çekilmişti ama ben gülüşünün altındaki endişeyi net bir şekilde görebiliyordum.

Sessizleşip kahvaltı yapmaya döndüğümüzde aklım yine gördüğüm kâbusa gitmişti her uyuduğumda aynı şeyleri görmeye alışmış olsamda hâlâ ne anlama geldiğini bulamamıştık. Elodie bana ölü ruhların musallat olduğunu düşünüyordu fakat bana çok anlamsız geliyordu neden benimle uğraşsınlar ki? Hırsız olduğum içinmi? Hayır sanmıyorum çünkü yaşadığımız bu liman kasabası hırsızların kol gezdiği bir yerdi ohalde diğerlerine de musallat olmaları gerekmezmiydi? Bir diğer ihtimal ise değerli eşyalarını çaldığım zenginlerden birinin bana büyü yaptırmış olmasıydı ama oda kulağa saçma geliyordu çünkü çoğu zengin çalınan birkaç mücevheri umursamayacak kadar fazla varlığa sahiplerdi benimle uğraşmazlardı bile.

" Dün gece yine aynı rüyayı gördüm. " Pat diye lafa girmem onu şaşırtmamıştı. Elindeki çatalı yavaşça tabağına bırakıp başını bana doğru kaldırdı. " Beni dinlemelisin Rox bu işten anlayan birine görünmelisin."

" Kime görüneceğim peki bir büyücüyemi? Bu konu duyulursa burda kalmamıza asla müsade etmezler biliyorsun. "

" Biliyorum ama sen gizli işler konusunda tam bir ustasın yakalanmadan bir büyücü bulup konuşmak senin için çocuk oyuncağı. " Biliyordum elbette istesem şimdiye kadar çoktan birini bulup sorabilirdim ama hiç içimden gelmemişti.

" Rox duyacaklarındanmı korkuyorsun? " Uzanıp masanın üzerindeki elimi tutmuştu. " Bende seninle gelebilirim biliyorsun değilmi? " Elbette biliyordum ben onun için ölürdüm o da benimle ölüme bile gelirdi.
" Saçmalama tabiki korkmuyorum sadece bu konuda kimseyle konuşmak istemiyorum. Üstelik o varlıklarbana zarar vermiyorlar bu sadece rüya işte. "

Israr etsede kendi bildiğimi okuyacağımı biliyordu bu yüzden çok üstüne düşmeden kabullenmişti. " Peki ama söz ver bana işler kötüye giderse mutlaka biriyle konuşacaksın. " Peşimi bırakmayacağını biliyordum mecburen kabullenip söz vermiştim.

Kahvaltı bittikten sonra hazırlanıp dışarı çıkmıştım. Vakit kaybetmeden gidip oliv'i kontrol etmem gerekiyordu. Kaldığımız yerin sadece bir kulübe aşağısındaydı tavuk kümesi.
Kümese vardığımda tavuklarla dolu kafesleri es geçip oliv'in kulübesine yönelmiştim. Kapıyı çalıp ses gelmesini beklemeden itip içeri girmiştim neyseki kilitli değildi. Küçük salona doğru ilerlerken içerden koca karının inleme sesleri geliyordu. Tam tahmin ettiğim gibi koltukta uzanmış başını tutarak inliyordu.
" Merhaba oliv müsaitmiydin acaba birkaç yumurta almaya gelmiştim. " Oliv bana hiç bakmadan başını tutmaya devam ediyordu.
" Yumurtamı sen ciddimisin, Halimi görmüyormusun? Tanrı aşkına şimdiki gençlerde hiç saygı kalmamış." Sesi okadar kötüydü ki kulaklarım tırmalanmıştı.

Henüz Elodie hakkında hiçbirşey söylememişti fakat işi şansa bırakamazdım.
" Ne oldu kafana, yeremi düştün yoksa?" Konuşurken şüpheci görünmemeye çalıştım O da sesimden birşey çıkaracak kadar zeki değildi zaten.

" Ah sorma bu sabah kümese giderken düşüp bayılmışım. Nasıl düştüğümü bile hatırlamıyorum. Tanrı korusun, çok ürkütücü bir rüya gördüm. " İşte şimdi dökülmeye başlamıştı. " Ne rüyasıymış bu yoksa kümesine tilkimi girmişti? " Ben ağzını yoklarken o hâlâ inlemeye devam ediyordu. Konuşmaya başladığında ağzından çıkacaklara dikkat kesildim " Ah keşke tilki görseydim, zavallı Elodie'yi büyü yaparken gördüm. İnanabiliyor musun bir büyücüydü, ah zavallı Elodie bunu duysa kahrolurdu." Buda demek oluyor ki Elodienin denediği büyü işe yaramamıştı neyseki kadının kafasına odunla vurmayı akıl etmişti. Görünürde bir yara yoktu çünkü muhtemelen odunu sadece değdirmişti çünkü Elodie kimseye zarar veremezdi. Oliv bayılırken kafasını çok sert çarpmış olmalı bu yüzden olanları rüya sanıyordu. Gerildiğimi belli etmemek için gülmeye başladım gülmem kahkahaya evrilince biraz azaltıp gülüşümün arasından konuşmaya çalıştım " Elodi'mi, bizim Elodie'mi büyücüydü? Hadi ama oliv kafanı nekadar sert çarpmış olabilirsin ki?" Gülüşüm başını ağrıtmış olacak ki beni başından savmak için elini kaldırıp sallamıştı " Her neyse nekadar yumurta alıyorsan al da git hadi, parayıda kapının altından içeri at. Sakın yumurtalarımı çalmaya kalkma tamammı, beni duydunmu? " O hâlâ içerden konuşurken ben çıkışa ulaşmıştım bile " Tamaaaamm" Diye uzatarak seslendim içeriye doğru ve yumurta almadan birkaç demir parayı kapının altından içeriye doğru atıp uzaklaştım.

Oliv'in kulübesinden ayrılırken eve gitmek yerine limana doğru yola koyuldum. Evimize çok uzak değildi arada yalnızca birkaç kulübe ve Lewis'in büyük sayılabilecek hanı vardı. Yolu bitirip limana ulaştığımda kalabalığın oldukça arttığını görmüştüm işte bugün o gündü, ayda birkez tüccar gemileri sallow's End limanına yanaşır birçok tüccar ve asil insan buradaki hanlarda geceyi geçirirdi. Benim içinse işlerin en iyi gittiği gündü. Bir yankesici'nin tüccarlar ve asiller den daha çok seveceği hiç birşey yoktur. Tabi benim gibi pusuda bekleyen birçok hırsız vardı elbette, bu yüzden her zamankinden daha hızlı ve dikkatli olmam gerekiyordu.

Limanı es geçip Lewis'in hanına doğru ilerledim. Burdaki işim akşam başlıyordu çünkü gemiler akşamüzeri yanaşıyordu limana.
Han'a ulaştığımda beklemeden içeri girdim. İçerde çok az sayıda insan vardı, hepsi de şimdiden sarhoş olmuşlardı ve muhtemelen Lewis gelecek olan zenginlere yer açmak için onları akşama doğru dışarı atacaktı.
Ahşap bar tezgahına yaklaşıp oturdum. Lewis ortalarda görünmüyordu onun yerine uşağı Patrick vardı.
" Selam patrick nasılsın?" Diye sordum niyetim sohbeti başlatıp akşam ile ilgili birkaç bilgi almaktı.
Ve Patrick bu amacımın fazlasıyla farkındaydı.
" İyiyim ya sen? Ne zamandır uğramıyordun. "
Evet gemilerin yanaştıkları günün dışında çok uğramazdım, fakat fazla boşlamazdım da Lewis'in hanı bir bakıma benim alanım haline gelmişti bu yüzden uzun süre uğramamazlık etmezdim. Yerimi kimseye kaptırmaya niyetim yoktu.
" Birkaç işim vardı onları hallediyordum ama şimdi buradayım öyle değilmi? " Sevimli olduğunu düşündüğüm bakışlarla baktım karşımdaki adama. Patrick yirmilerinin sonunda kıvırcık saçlara sahip hoş bir adamdı, buraya gelen asil kadınlarla takılmaya bayılırdı bir ara bende de şansını denemişti fakat kesinlikle tipim değildi.
" Demek işin vardı, sahi senin yankesicilikten başka işin varmıydı? " Söyledikleriyle yüzümü buruşturmuştum bazen çok can sıkıcı bir ahmak olabiliyordu " Bazen fazla ukala oluyorsun bunu daha önce söylemişmiydim? " Cevabı gecikmemişti " Bir milyon kez falan. " Ona cevap verneden Gözlerimi devirip etrafı izlemeye devam ettim. Orada nekadar vakit geçirdiğimi bilmiyordum, sarhoş olmak istemediğim için sadece bir kadeh şarap almıştım ve yavaş yavaş içiyordum. Gelecek olan avlarımı beklerken oldukça sabırsızdım fakat dışardan bakan birileri yalnızca sakinlik görürdü.
Ben bar sandalyesinde oturmaya devam ederken hanın kapısı açılmıştı, dikkat çekmeden arkamı dönüp gelenleri çokta umursamıyormuş gibi bakıyordum. İçeri iyi giyinimli iki adam ve oldukça asıl duran bir kadın girmişlerdi. İşte başlıyorduk

Kadın etrafı incelerken adamlardan biri oturduğum yere yaklaşıp barda duran Patrick'e doğru eğildi " bu gece için iki oda istiyoruz " Kalın bir sesi vardı fakat benim dikkatimi çeken şey serçe parmağına taktığı elmas yüzük olmuştu ayrıca ceketinin cebinden sarkan gümüş pusula da oldukça ilgi çekici duruyordu. Fazla dikkat çekmemek için bakışlarımı önüme çevirip saçlarımın yüzümü saklamasına izin verdim. Patrick adamın isteğini yerine getirip ona iki oda anahtarı uzattı " Başka bir isteğiniz varmı efendim? " Diye sormayıda ihmal etmemişti. Sesi de oldukça itaatkar çıkıyordu bu duruma bir an gülmek istesemde kendimi tuttum ve adamın diğerlerinin yanına dönmesini bekledim. Patrick yabancı adamın istediği yiyecek ve içecekleri hazırlarken bende yüzüme peçemi takmıştım. İşimi yaparken yüzümü açık etmezdim beni tekrar gördüklerinde tanımamalılardı.

Patrick istenilenleri bir tepsiye dizdiğinde ondan önce davranıp tepsiyi kapmıştım. O arkamdan kısık sesle söylenirken ben çoktan oturdukları masaya yönelmiştim. Elimdeki tepsiyi masaya doğru uzatırken olabildiğince onlarla göz teması kuruyordum . Adamlardan birinin gözü benim üzerimdeyken diğerinin gözü yiyecek ve içeceklerdeydi. Yüzümdeki peçe kadının ve adamlardan birinin dikkatini çekmiş olacakki bakışlarını yüzüme dikmişlerdi buda pek âlâ işime gelmişti çünkü adamın gümüş pusulasını alırken ruhu bile duymamıştı. Tüccarların pusula kullanması alışılagelmiş bir şeydi çok fazla yeri ziyeret edip mallarını taşıyorlardı. ceketimi yemeklerden uzak tutuyormuş gibi yapıp pusulayı cebime atmıştım. Yüzüme odaklanan adamın önüne şarabını koyarken bu sefer kadına yönelmiştim yiyeceklerini önüne koyarken hâlâ bana baktığını farkettim ve kazara çatalı yere düşürmüş gibi yaptım tabiki kadın yerdeki çatalı almak için benimle eş zamanlı olarak eğilmişti . Masadakilerin görüş açısından çıktığımıza emin olunca elimi uzatıp bileğini yakaladım nazik dokunuşum onu durdurmuştu " Ah lütfen efendim ben alırım. " Sesimin sakinliği onuda gevşetmişti öyleki bileğindeki pahalı bilekliği alırken anlamamıştı bile.
Olduğum yerden kalkarken çaktırmadan bilekliği de cebime atmıştım. Kadının yemeklerini de önüne koyduktan sonra geldiğimden beri gözünü yemeklere dikmiş olan adama doğru ilerledim ve önünde durup tepside duran tabağı önüne koydum. Şarap şişesini de önüne koyacağım sırada adamın sabırsızca yemeğe uzanan elini fırsat bilip şarap kadehini devirdim ve doğruca üzerine dökülmesini sağladım. Bir anda üzerine dökülen şarapla ayağa fırlamıştı adam " Ah ben çok özür dilerim efendim, benim hatam çok üzgünüm. " Bir yandan özürlerimi sıralarken diğer yandan elimdeki mendille uzanıp üzerini temizlemeye başladım ona dokunmama izin vermesi işime gelmişti çünkü o karmaşanın içinde cebine giren elimin farkında bile değildi. Elime gelen para kesesiyle birlikte memnuniyetle gülümsemiştim. Yüzümdeki peçe sayesinde gülümsemem gizliydi.
Adamın üzerini silmeyi bitirdiğimde elimdeki para kesesini mendilin içine sıkıştırıp masadan uzaklaşmıştım. Bara geri döndüğümde aceleyle keseyi cebime sıkıştırıp yeni bir çatal ve şarap istemiştim. Patrick'in kınayan bakışları altında şarap kadehini ve temiz çatalı masaya götürüp önlerine bıraktım, afiyet olsun dileklerimle birlikte uzaklaşacakken başından beri bakışlarını üzerimde hissettiğim adam bileğimi tutmuştu. Kısa bir an aldıklarımı farkedip etmediğini tarttım fakat adamın bakışları tamamen farklı bir niyet taşıyordu, sanırım geceyi benimle geçirmek istiyordu. Bileğimi tutan eline uzanıp avucumun içine aldım ve yumuşak bir dokunuşla okşayıp serbest bıraktım . Adam bunu bir çeşit evet olarak anlasada ben parmağındaki yüzüğü çoktan almıştım. Hâlâ gözlerime bakan adama gözlerimi süzüp sakince Patrick'in olduğu tezgaha doğru ilerlemiştim. Tepsiyi tezgaha bırakıp yüzüğüde cebime gizledim.

Patrick ağzını açmış bana eleştiriler yağdıracağı sırada Han'ın kağısı oldukça sert bir şekilde açıldı. Bakışlarım kapıya doğru kayarken içeri giren bedenle donup kalmıştık . Oldukça uzun boylu ve iri bir adamdı başını ve omuzlarını kapatan pelerin olmasaydı belki daha iyi görebilirdim. Cüssesine ve pelerinin altından görünen kıyafetlerinin bir kısmına bakınca nasıl biri olduğunu anlamak zor değildi. Ya paralı asker yada ödül avcılarından biriydi. Şuana dek gördüğüm ödül avcılarına hiç benzemiyordu çünkü kıyafetleri çok temizdi ayrıca yüzünüde gizliyordu, avcılar gizlenme ihtiyacı duymazlardı. Pelerinin altından görünmeyen kısmı gitgide daha fazla merak ederken gördüğüm şey ile merakım dağılıvermişti. Sadece parlak altın bir zincirdi,zincirin ucu iç cebindeydi. Ucunda ne olduğunu fazlasıyla merak eymiştim çünkü zincir saf altından dı . Tanrım saf altını nerede görsem tanırdım zincirin güzelliği gözlerimi alırken paralı asker olduğuna kanaat getirmiştim. O zincir ve ucundaki her ne ise benim olmalıydı hemde bu gece. Adam en köşedeki çok görünmeyen masaya doğru ilerledi ve beklemeden geçip oturdu. Sessizce beklemeye başladığı sırada ben zinciri nasıl alacağımı düşünüyordum. Kapıdan yeni giren tüccarları görünce planım kafamın içinde canlanmaya başlamıştı bile. Paralı asker olduğunu tahmin ettiğim adam oturduğu yerden bütün Han'ı inceliyordu. İşte fırsat bu fırsattı yeni gelenlerin isteklerini götürürken oldukça dikkatli bir şekilde almıştım ziynet eşyalarını oturanlar farketmemişti fakat beni gören birinin olduğuna emindim. Umursamadan masadan uzaklaştım ve köşede oturan paralı askere doğru ilerledim.

" İyi akşamlar efendim. " Sesim fazlasıyla hülyalı çıkmıştı, elbette bundan etkilenmeyeceğini biliyordum, yalnızca planımın bir parçasıydı. Elimdeki bira şişesini önüne doğru uzatırken sesini duydum " İnsanlara eşyalarını geri ver! " Derinden gelen sesi oldukça net ve tehditkardı. " Neyden bahsettiğinizi anlamadım efendim. " Tabiki anlamıştım, aldıklarımı görmesine özellikle dikkat etmiştim çünkü askerler dürüst ve onurlu yetiştirilirlerdi herhangi bir yerde hırzlıkla karşılaşırlarsa durdurmak zorunda hissederlerdi işte bu yüzden şuan geri vermemi istiyordu. Yüzünü göremediğim askerin sesini tekrar duydum " İnsanlardan çaldıklarını geri ver dedim! " Ellerim titremeye başlamıştı gerildiğimi hissediyordu. Elim ayağıma dolaşmış gibi davranıyordum ve oda acemi bir hırsız olduğuma kanaat getirmiş olacak ki arkasına yaslanıp beni bekledi. Korkmuş gibi titremeye başlarken arkamı dönüp kaçacakmış gibi hareketlenirken elimle bira şişesini devirmiştim. Adam hızla ayağa kalkarken diğer masallardaki birkaç gözde üzerimize dönmüştü fakat çok umursamadan yemeklerine geri dönmüşlerdi.

Ben beklemeden kaçacakken kocaman bir elin bileğime sarılmasıyla geriye doğru çekildim
Kafamı kaldırıp Gövdesine nerdeyse yapıştığım adama baktım.
Bileğimi saran kocaman eli dokunduğu yeri yakıyordu sanki. Tanrı korusun gözleri okadar derindiki bir an içinde kaybolacağımı sandım. Belkide han'ın çokta parlak olmayan ışıklarından dolayı öyle görünüyordu. Yüzünün büyük kısmı karanlıkta kalmıştı fakat gözlerini görebiliyordum, keşke görmeseydim diye geçirdim içimden. Öylesine bir askerde bulunmaması gereken derin ve etkileyici gözleri vardı. Ben onun koyu gözlerine dalmışken oda dikkatle benim gözlerimi inceliyordu çünkü yüzümün geri kalanı bir peçeyle örtülüydü.

Gözlerim dolmaya başlamış, korkmuş görünüyordum.
Yüzünün şeklini göremesemde memnun bir ifadesi olduğu kesindi.

Ben korkarak geri adım atmıştım ve oda fazla zorlamadan bırakmıştı ben ise çok korkmuşum gibi titrek adımlarla Han'ın kapısına doğru koşturdum. Çıktığımda hava çoktan kararmıştı hatta yağmur da başlamış sadece çiseliyordu. Vakit kaybetmeden bildiğim sokakta koşmaya başladım ve hanın yakınlarında olan kulübeye kolaylıkla tırmandım. Bu kulübeyi özellikle seçmiştim çünkü üzerinden bakınca Han'ın kapısı oldukça net görünüyordu ve karanlıkta da asla görünmüyordum. Geriye doğru saymaya başladım 10 saniye vermiştim fakat daha kısa sürede Han'ın kapısı kırılırcasına dışarıya doğru açılmıştı, pelerinli adam etrafına dikkatli bir endişeyle bakıyordu. Olduğum yer oldukça yüksek ve zifiri karanlıktı, beni görmesi işten bile değildi. Fazla vakit kaybetmeden sokağın aşağısına doğru koşmaya başladı.
" Kahrolası hırsız! " Öfke dolu sesi olduğum yüksek yere kadar gelmişti. Beni yakalamasını istemezdim çünkü her adımı resmen yeri dövüyordu. Zinciri alırken dikkatimi çeken kılıcı artık pelerinin içinde gizlenmiyordu. Tanrıya şükür şuan karşısında değildim çünkü muhtemelen beni parçalarıma ayırmıştı.

Adam sokağın aşağısına doğru koşarken elimdeki zinciri göz hizama kaldırıp karanlıkta incelemeye çalıştım. İnsan eliyle yapılmış en güzel şeylerden biri olabilirdi. bu şey bir pusulaya benziyordu ve pusulada altındandı . Acaba satmasammı diye düşünmeden edemedim. Bu pusulaya alıcı bulmak kolaydı tabiki limana gelen asiller saf altın için delirirlerdi. Sağlam bir alıcı bulana kadar yanımda saklamaya karar vermiştim. Bu karanlıkta bile pahabiçilemez görünen pusulaya eve varınca mum ışığında daha dikkatli bakacaktım.

Kulübeden inip adamın gittiği yolun tersine doğru hızlı adımlarla ilerledim. Kulübeye giden yol uzamış olsada, buraları avucumun içi gibi bilirdim.

Neyseki askere yakalanmadan eve dönebilmiştim.

Sessizce içeri adımlarken Elodienin uyuduğunu tahmin etmiştim, ev oldukça sessizdi fakat yanılmıştım. Çünkü kapısının altından sızan mum ışığı arkadaşımın hâlâ uyanık olduğunun habercisiydi.

Yavaşça kapısını tıklatıp " Elodie? " Diye seslendim fakat ses gelmedi. Bir an uyuyabileceğini düşünsem de onun asla aydınlık bir ortamda uyuyamayacağını bildiğim için beklemeden kapı kolunu aşağıya indirip içeri girdim. İçerde beni karşılayan manzaranın havada uçuşan eşyalar olmasını beklemiyordum fakat durum tam olarak öyleydi. Yavaş adımlarla ilerlerken gözüm yatağına kaydı ama orda değildi.

Yatağın yanına bağdaş kurup oturmuş olan bedenine ilişti gözlerim. Arkası bana dönüktü, ellerini bağdaş kurduğu dizlerinin üzerinde birleştirmiş, gözlerinide kapatmıştı. Odaya girdiğimi farketmemişti bile. Belkide kendinde değildi, yavaşça ona doğru yaklaştım elimi uzatıp yavaşça omzuna dokundum. Sanırım yine garip yeteneklerini deniyordu. Onu suçlayamazdım kim böyle bir yeteneği varken sonsuza kadar içinde tutup köreltir ki? Bu güç benim olsa kim bilir neller yapmıştım!!

Elodie bana göre fazla sabırlı ve sakin bir karakterdi. Buda ona olan saygımı dahada arttırıyordu.

Elodie çiçekleri çok severdi. Bir keresinde çaldığım bir bilekliği işlemeli antik bir vazoyla takas edip yaş gününde Elodie'e hediye etmiştim. Okadar beğenmişti ki başucuna koyumuş ve durmadan içine çiçekler koyuyordu. Vazo şuan kafamın üzerinde uçuşup duruyordu, kafamıza düşmese bari!

Ben hayranlıkla Elodie ve uçuşan eşyalara bakarken burnundan akan bir damla kanı görmemle hayranlığım saniyeler içinde endişeye dönüşmüştü.

" Elodie!" Omzunu tutup sarsmaya başladım ama hâlâ beni duymuyor gibiydi. " Elodie, kendine gel !! " Bağırışım ve sarsmam işe yaramış olacak ki transtan çıkmış gibi gözlerini araladı. Keşke biraz daha yavaş sarssaydım çünkü kendine geldiğinde kafamızda uçuşan bütün eşyalar üzerimize yağmaya başlamıştı. Elodie'nin kafasına inmek üzere olan vazoyu son anda yakalamıştım neyseki onun dışındaki çogu şey ahşaptandı.

Kafama inen kitaptan kurtulamamıştım ne yazıkki .
İnleyerek vazoyu yere bırakıp kafamı tuttum, bu nasıl bir kitaptı böyle, Taştanmı yapılmıştı?

Elodie hızla yerinden kalkıp kafama doğru uzandı bir yandan da özürlerini sıralamaya başlamıştı

" Rox ço özür dilerim. Ahh tanrım, bu nasıl oldu inan bilmiyorum. Kafan iyimi, yaralandınmı? İzin ver bir bakayım. " Sesi oldukça endişeli çıkmıştı. Kafamın acısı kısa süre sonra geçmişti zaten önemli birşey yoktu.
"Sakin ol Elodie sadece kafama bir kitap düştü kılıçtan geçirilmedim ya." Ardından küçük bir gülümsemeyle baktım ona. Bazen gereğinden fazla evhamlı olabiliyordu.
" Ben, dalmışım geldiğini duymadım çok üzgünüm. " Duymadığını farkettim der gibi bakmıştım ona bakışlarımdaki imayı anında yakalamıştı. Üzüntüyle kafasını aşağıya eğmişti. Tekrar sakinleştirmek için ağzımı açıcaktım ki yerde duran kitaba çarptı gözüm. Üzerinde garip simgeler ve yazılar bulunan işlemeli, ve oldukça da büyük bir kitaptı. Elimi kitaba uzattığım sırada Elodie benden önce davranıp kitabı almıştı. Kucağında öyle sıkı tutuyordu ki sanki hazine dolu bir sandık saklıyordu.
Çok geçmeden tavrının sebebini tahmin etmiştim. Elindeki eski bir büyü kitabıydı öyle değil mi?
Bakışlarım hâlâ onunla kitap arasında gidip geliyordu ki sonunda pes edip kitabı önüme doğru uzattı " Ben çok üzgünüm Rox biliyorum yapmamalıydım ama elimde değil sürekli içimde birşeyler kaynıyor gibi hissediyorum. Parmak uçlarım karıncalanıyor ve bedenim içirdekini dışarı çıkarmaya çalışıyor. Gerçekten üzgünüm yakalanabilirdik biliyorum fakat kendime engel olamadım. " Büyük bir mahçubiyetle konuşurken gözleride dolmaya başlamıştı.

Cebimdeki mendili çıkarıp burnuna doğru uzattım. Kan lekesi hâlâ orda duruyordu elimdeki mendile anlamsızca baktı, ben burnunu işaret edince kafasına dank etmiş olacak ki aceleyle alıp burnunu silmeye başladı.
" İyimisin? " Sorum karşısında şaşırmamıştı aksine daha fazla mahçup olmuştu çünkü biliyordu, benim için herşeyden önemli olan şey onun iyi olmasıydı.
" Evet iyiym, teşekkür ederim. " sesi
Titremişti şuan ne kadar kötü hissettiğini tahmin edebiliyorum.
" Bu şeyi yaparken nasıl hissediyorsun? " İşte bu soruma şaşırmıştı. Yapmamasını hiçbir zaman söylememiştim fakat ikimizde yakalanmaktan korkmuş ve sessiz bir anlaşmayla saklamaya karar vermiştik. Elodie karşımda bir iblise bile dönüşse onu olduğu gibi seveceğimi biliyordu bu yüzden biraz bile ısrar etsem benden Hiçbirşey saklayamazdı.

Heyecanla konuşmaya başladığında gözlerindeki hüzün gitmiş ve bir elmas gibi parlamaya başlamıştı " Rox o kadar inanılmaz hissettiriyor ki inanamazsın. Sanki bulutların üzerindeyim ve özgür bir kuş gibi istediğim yere süzülerek uçuyorum. Uçtukça dahada yükselmek istiyorum ama yükseldikçe başım dönmeye başlıyor, ve sonunda da burnum kanıyor. Sanırım çok büyük bir yeteneğim yok sadece birkaç eşyayı yerinden oynatacak kadar işte. "

" Birkaç eşyamı? Elodie sekiz yıl önce o ara sokakta olanları unuttunmu? bir eşekle aynı boyda olan adamı duvara fırlattın! Tanrım o anı asla unutamıyorum. Orada harikaydın. " Gözlerime çocuksu bir sevinçle bakmaya başlamıştı " Elodie, bak sen ne olursan ol seni hep seveceğim bunu biliyorsun. Yeteneklerini kullanmana engel olamam elbette, içindeki şeyin ne olduğunu da bilemem ama onu dışarı çıkarmak istemeni anlayabilirim. Kim içinde böyle bişey varken hayatının sonuna dek hiç kullanmadan durabilir ki? " Gözleri dolmaya başlamıştı yine. Anlaşıldığını bilmek onu hep duygulandırır dı. Kim duygulanmaz ki zaten.

Konuşmaya devam etmek istesemde ikimizde fazlasıyla yorgunduk ve ben kendimi Anlatamasam da o beni anlamıştı herzaman yanında olacağımı biliyordu.
" Bu kitabı nerden buldun sen? "
Tahmin ettiğim gibi büyüler, büyücüler ve cadılar hakkında yazılmış eski bir kitaptı.

" Şeyy ben... Bana verdiğin bir kolyeyle takas ettim. " O kadar kısık sesle konuşmuştu ki ne dediğini zor anlamıştım.
" Nekadar da muhteşem bir arkadaşsın, demek hediye ettiğim kolyeyi bir kitaba takas ettin öylemi? Gözlerimi yaşartıyorsun. "

Alaya almam onu güldürmüştü gülüşü solmasın diye bende eşlik etmiştim. " Şimdilik bu kitabı kulübeden dışarı çıkarma olurmu, evde okumaya yada uygulamaya devam edersin anlaştıkmı? "

" Tamam söz veriyorum. " Kararlı hali bana hiç güven vermesede üzerine daha fazla düşmedim. Ayağa kalkıp odanın dışına doğru yöneldiğim sırada tekrar narin sesini duymuştum " Rox... iyiki varsın. "

" İyi geceler Elodie "

"İyi geceler, sevgili hırsız " Lakabı beni hep gülümsetirdi.

Kahvaltıdan sonra hiçbişey yemediğimi hatırladığımda yönümü mutfağa çevirip ilerledim.
Bişeyler atıştırdıktan sonra kendi odama çekilmiştim.

Cebimdeki ziynet eşyalarını boşaltırken elim tekrar altın pusulanın üzerinde gezindi. Tanrı bilir bunu hangi zanaatkar yapmıştı, okadar güzel görünüyordu ki satacak olmama üzülmüştüm bir an.
Pusulayı incelemeye devam ederken sahibinin gözlerini hatırlamadan edemedim, öylesine koyu ve derin gözleri hiç görmemiştim. Acaba yüzü nasıldır diye hayal ettim kısa bir an. Okadar iri cüsseye, uzun boya ve güzel gözlere rağmen çirkin bir yüzü varsa eğer bu benim için büyük bir hayâl kırıklığı olurdu.

Bir daha karşılaşırmıydık bilmiyorum fakat içimden bir ses bu pusulanın peşini kolay kolay bırakmayacağını söylüyordu.

Cebinden aldığım para kesesine yöneldim, tüccarların keselerine benzemiyordu. Kaliteli bir kadife kumaştan yapılmıştı. İçin baktığımda ise gördüğüm şeyle neredeyse çığlık atacaktım. İçi altın paralarla doluydu. Demir para, dahada iyisi gümüş para beklerken bir sürü altın para bana da büyük sürpriz olmuştu.
Buralarda altın para bulmak neredeyse imkansızdı çoğu asil ve zengin tüccarlar gümüş paralar ve pahalı elmas takılar kıllanırdı.

Kesenin içindeki altın paralardan birini elime alıp incelemeye başladım. Üzerindeki armalar tanıdık gelmiyordu fakat aklı başında her insan üzerinde arma olan bu altın paraların kraliyet mensuplarına ait olduğunu bilirdi.

O adamın paralı asker olabileceğini tahmin etmiştim fakat kraliyetten olabileceğini aklımın ucuna bile getirememiştim. Peki onun buralarda ne işi vardı? Neden yüzünü gizliyordu? Ve neden kraliyetten biriymiş gibi giyinmemişti?

Aklıma onlarca soru gelirken hepsini aklımdan çıkarıp başıma bela almamış olmayı diledim.

Belkide pusulasını geri vermeliydim bilemiyorum buna yarın karar vermeyi düşünüp üzerimi değiştirdim. Pusulayı versem bile paraları asla geri vermezdim asla.

Para benim için herşeydi.

Aldığım bütün eşyaları ve paraları diğerlerini sakladığım sandığın içine attım. Fakat altın pusulayı sandığa atmaya elim gitmemişti.
Öyle farklı ve güzeldi ki ilk baktığımda büyülü olduğunu bile düşünmüştüm.

Rahatsız edici düşüncelerin ve soruların arasında uykuya dalmayı başardığımda bu sefer rüyalarımın başka bir misafiri vardı, bir çift koyu göz.

🔑🔑🔑

İlk bölümü nasıl buldunuz?

Roxanna ve Elodie'i sevdiniz mi?

Sizce Troy saati için Rox'un başına bela olurmu?

Yorum yapmayı ve beğenmeyi unutmayın🧚‍♂️🧚‍♂️

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

10okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 147

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastik#felsefeGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18