2. bölüm / 4
PSYCHOPATHKaranlığın Başlangıcı
Bölümler 4Şu an: Karanlığın Başlangıcı
- 1 Cinayet 1454 kelime
- 2 Karanlığın Başlangıcı1.521 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 Karanlığın Silüeti1.775 kelime
- 4 Cinayet 21.630 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Soğuk bir sonbahar akşamıydı.
Şimşekler gökyüzünü yırtıyor, yağmur - sanki bütün olmuş ruhların birikmiş gözyaşlarıymış gibi - insanların üzerine aralıksız yağıyordu. O gece, yetimhanenin rutubet ve nem kokan soğuk odalarında herkes derin bir uykudaydı.
Herkes, Darcy hariç.
Darcy, yetimhanenin en alt katında, müdürenin ceza niyetine kapattığı o bodrumdaydı. Karanlığın kendisi bir ceza gibi üzerine çökmüştü. Dışarıda uğuldayan rüzgar teninde bir ürpertiye dönüşüyor, en çok da gök gürültüsünün duvarlarda yankılanan tok sesi, küçük kalbini yerinden söküp alıyordu.
Yapmadığı bir şey yüzünden kapatıldığı bu yerde, soğuk ve tozlu betonun üzerine çömelmiş, dizlerini karnına çekmişti. Küçücük elleriyle kulaklarını sıkı sıkı kapatıyor, o büyük gürültüyü biraz olsun azaltmaya çalışıyordu. Nafileydi.
Karanlıkta bir hışırtı. Etrafta gezinen fareler, duvardan duvara kaçışan küçük böcekler... Ayak sesleri gibi geliyordu ona. Yalnızlığını daha da keskin, korkusunu daha da gerçek kılıyorlardı
Dışarıda fırtına bütün şiddetiyle devam ederken, içeride, o küçücük bodrumda, sadece bir çocuğun tutulmuş nefesi ve duvara çarpıp geri dönen kalp atışları duyuluyordu.
Ailesini kaybettiği o trajik geceden sonra, kaderi onu bu soğuk, sevgisiz yere mahkum etmişti.
Dışarıda dünya dönmeye devam ediyordu elbet; mevsimler değişiyor, insanlar gülüyor, unutuyordu. Ama onun için zaman, o gecenin dumanında donup kalmıştı. Buraya getirildiğinde küçücük bir kızdı. Taş duvarlar, yüksek pencereler, asla ısınmayan koridorlar... Burası bir yuva değil, bir bekleyişin ta kendisiydi. Bekleyişin ve eksilmenin.
Buradaki tek dostu, tek ailesi ise adı gibi karanlığına ışık olan Nora vardı.
İlk geldiği günden beri onu yalnız bırakmayan, o soğuk yemekhanede tabağındaki ekmeği sessizce ona iten, geceleri ranzanın altından elini uzatıp "korkma" diyen tek dostu, kız kardeşiydi. Kan bağı olmayan bir kız kardeşlik bu; aynı acıdan doğmuş iki çocuğun birbirine tutunmasıydı.
O gece de onu o karanlıkta yalnız bırakmamıştı.
Bodrum katın en ucundaki ceza odası... Nemli beton, küf ve toz kokusu. Tek bir ampulün bile esirgendiği bir karanlık. Darcy dizlerini karnına çekmiş, sırtını duvara dayamıştı. Soğuk, iliklerine kadar işliyordu. Yukarıdan gelen ayak sesleri, anahtar şıkırtıları, uzak bir yerlerden gelen ağlamalar... Hepsi yabancı, hepsi düşmanca seslerdi. O seslerin içinde kaybolmak üzereyken duydu.
"Darcy... orada mısın? Ben geldim."
Fısıltılı, ince ve narin bir ses. Sanki karanlığın kendisi bile incinmesin diye fısıldanmış bir dua gibi. Nora'ya aitti.
O ses, bütün o yabancı uğultuyu bir anda silip süpürdü. Darcy'nin donmuş omuzları titredi. O ana kadar ağlamamıştı, ağlamayı unutmuştu sanki. Ama şimdi gözleri doldu.
Hemen bulunduğu o soğuk betondan kalktı. Dizleri uyuşmuştu. Yavaşça, düşmemek için duvara tutunarak kapıya doğru ilerledi. Kapının altındaki o ince ışık çizgisinden sızan toz zerreciklerini gördü. Dışarıda Nora vardı.
"Darcy," dedi yine o ses, bu kez kapının hemen dibinden, ahşaba yakın. "Elini koy."
Darcy titreyen elini, yıllardır boyanmamış, soğuk demir kapıya koydu. Karşı tarafta, aynı hizada bir sıcaklık hissetti. Nora'nın eli.
" Nora sen misin?"
" Evet , benim seni için geldim"
" Müdüre buraya geldiğini görürse sana da ceza verir"
"Merak etme kimse görmez , hem seni burda asla yalnız bırakmam . Korkuyor musun? "
" Biraz .."
Nora küçükken o korktuğunda annesinin onnun için söylediği şarkıyı şimdi ise Darcy ' ye söylemeye başladı.
So sleep now angel,Don't be afraid
(Şimdi uyu meleğim, korkma sakın)
Dry your eyes angel ,It's all gonna be okay
(Gözyaşlarını sil meleğim, herşey düzelecek)
The darkness will become like morning light
(Karanlık, sabah ışığına dönecek)
And hope will still shine in a moonrise
(Ve ay doğduğunda Umut yine parlayacak)
So sleep now angel
(Öyleyse uyu şimdi meleğim)
Don't be afraid of the dark
(Karanlıktan korkma)
İşte o gece Darcy ve Nora bir kapının farklı iki tarafında birlikte uykuya daldılar.
Betonun soğuğu iliklerine işlese de, kapının iki yanına dayanmış iki küçük beden için dünya o an sadece avuç içlerinin değdiği o ince demirden ibaretti. Biri içeride, biri dışarıda... Ama aynı uykuda. Aynı rüyada. Dışarıdaki koridordan süzülen cılız hava akımı bile aralarındaki o sessiz anlaşmayı bozamamıştı.
Sabahın ilk ışıkları bodrumun küçük, kirli penceresinden süzülürken her şey bozuldu.
Onları aynı odada kalan, ikisinden de hoşlanmayan kız, koridorda Nora'yı gördü. Ayaklarını karnına çekmiş, başı kapıya yaslı, küçücük kalmış bir halde uyuyordu. Saçları dağılmış, eli hâlâ kapının altından içeriye uzanmıştı. Kızın gözlerinde kıskançlığın o çirkin pırıltısı belirdi. Koşa koşa Müdüre Hanım'ın odasına gitti. Kapıyı çalmadan anlattı, abarttı, süsledi.
Bu olanları duyan Müdüre Hanım, terliklerini sürüye sürüye doğruca bodrum kapısına yürüdü.
Orada, ayaklarını birbirine çekmiş, büzülmüş halde uyuyan Nora'ya yaklaştı. Uyku ile uyanıklık arasında, en savunmasız halindeydi küçük kız. Hiçbir şey söylemeden, sertçe kolundan tuttuğu gibi çekistirmeye başladı.
Ne olduğunu anlamayan Nora, bir anda kendisini sürüklenir halde buldu. Taş zeminde dizleri sürtündü.
"Seni bacak kadar şey! Ben kimse buraya gelmeyecek demedim mi ha? Sen şimdi görürsün!"
Zavallı küçük Nora yardım çığlıkları attı. Sesi, o koca binanın soğuk duvarlarında yankılanıp kayboluyordu. Fakat ona yardım edebilecek tek kişi, o kapının diğer tarafında kilitli haldeydi.
"Darcy yardım et!" diye bağırdı, konuşan, tutup çekiştiren Müdüre'ye dönüp, "Bırak!"
Sesleri duyan Darcy, uykudan sıçrayarak uyandı. Kapının ardından gelen o çığlığı tanıdı. Dünyada tanıdığı tek sesti.
Çaresizce kapıyı deli gibi yumruklamaya başladı. Küçük yumruklarının sesi, demir kapıda boğuk birer tokat gibi patlıyordu.
"Nora!... Bırakın onu! O hiçbir şey yapmadı! Lütfen, ona dokunma!"
Bütün çabası boşunaydı. O küçücük, kemikleri sayılan elleri, o metal kapıyı ne açmaya ne de kırmaya yetmiyordu. Demir, merhamet nedir bilmezdi. Tıpkı koridorun öbür ucundaki kadın gibi.
Yapabildiği tek şey, arkasından bağırmak olmuştu.
Kapı bir daha, bir daha inledi. Ve sonra koridorda sürüklenen ayak sesleri uzaklaştı. Nora'nın çığlığı, koridorun dönemeçlerinde incelip bir fısıltıya dönüştü.
Darcy alnını soğuk demire dayadı. Kapının öbür tarafında artık kimse yoktu. Sadece sabahın o ilk ışığında, yerde kalmış bir saç teli, Nora'nın oraya bıraktığı tek iz olarak duruyordu.
........................🍁...........................
Saat: 09.10
Sabahın ışıkları , büyük geniş daha çok beyaz ve bej rengin ağırlıklı olarak kullanıldığı , duvarlarında birbirinden güzel ve değerli tabloların olduğu, aynı zamanda da odanın bir köşesinede bulunan tuval ,çeşit çeşit boya ve kalemlerin olduğu bir köşesi olan Hazel'in odasını aydınlatmaya başlamıştı. Yatakta üzerinde ince askılı saten beyaz geceliğiyle , kafasını yastığa gömmüş bir şekilde uyuyordu. Uyanmasına neden olan şey ise telefonunun ısrarla çalmasıydı. Uykunun onda bıraktığı sersemlik ile kafasını kaldırıp ısrarla çalan telefona baktı arayan annesi isabella'di. Telefonu açmadan yatağın diğer ucuna fırlatıp tekrar uyumaya devam etti fakat annesinin ısrarlı arayışları buna izin vermedi. Hazel en sonunda pes ederek telefonu eline aldı ,biraz kendine geldikten sonra ısrarla çalan telefonunu açar açmaz , annesinin endişeli sesi kulaklarında yankılandı . Annesinin yüksek sesinden dolayı rahatsız olan Hazel telefonu kulağından biraz uzaklaştırdı.
" Tanrıya şükür açtın telefonu Hazel, "
Telefonu tekrar kulağına yakınlaştırarak
" Sana da günaydın anne , bu ısrarlı arayışının sebebini sorabilir miyim?"
"Ahhh, Hazel senin için ne kadar endişelendim bilemezsin , iyisin değil mi?"
" Neden endişelendin ki "
" Dün gece bağış gecesinde yaşanan olayları görünce TV de , çok korktum senin için "
" Ne oldu ki dün geceki bağış gecesinde"
" Ne demek ne oldu , sen iyi misin Hazel?"
Annesinin Bu sözünden sonra, telefonundan son dakika haberlerini okumak için telefonunu açtı ve açmasıyla karşısında gördüğü haber ile donup kaldı.
GB NEWS' ten son dakika haberleri
Dün gece Hazel Wort tarafından düzenlenen bağış gecesinde bir cinayet yaşandı. Bu olayla ilişkin polis memurları bağış gecesinde Hazel Wortta dahil olmak üzere bulunan tüm herkesin ifadesini aldı. Malum şahsın karın kısmında tam beş bıçak darbesi görüldü olayın en can alıcı kısmı ise öldürülen şahsın yüzük parmağının kesik ve kayıp olması. Şahsın nefesini vermeden önceki son sözleri ise ona bunu yapanın içerden biri olduğunu söylemesiydi.
Tüm araştırmalar devam ediyor. Katilin en kısa sürede yakalnamasını Umut ediyoruz.
Tüm bu haberleri şaşkınlık ve hayretler içinde okuyan Hazel , annesinin sesini duyması ile kendine geldi. Olabildiğince sakin ve normal bir ses tonu ile cevap verdi.
" Hazel , Tanrı aşkına beni duyuyor musun ?"
" Ah evet burdayım... , tabiki hatırlıyorum, ben sadece hala olayın şokundaydım . Seni sonra arasam olur mu? Anne."
" Tamam ama gün içinde mutlaka uğra bana, baban da çok endişelendi senin için"
" Tamam uğrarım , görüşürüz"
Dedikten sonra telefonu kapattı. Neler olduğunu anlamaya çalışan Hazel hayretler içinde haberleri okumaya, dün gece karakoldan çıkarkenki kendisinin çekilen fotoğraflarına bakıyordu fakat dün gece dair hatırladığı tek şey salona girdiği an dışında hiçbir şeyi hatırlamadığıydı. Hemen kendine gelebilmek için banyoya gitti elini yüzünü defalarca yıkadı. Kafasını kaldırıp aynada kendisiyle göz göze geldiğinde geceye dair bir şeyler hatırlamaya çalıştı fakatn hiçbir şey hatırlamıyordu. Ne Olayın yaşandığı anı ne de sonrasında olanları. Tam o sırada kafasian giren keskin ağrı ile biraz sersemledi .
" Çok fazla içtim herhalde , Ahhh ...en iyisi sıcak bir duş almak"
Duş almak için üzerindekilerden kurtulup kendini sıcak suyun altına bıraktı. Bu durumla ilgili çok fazla düşünmemeye ve üzerinde durmamaya karar verdi . Duştan çıktıktan sonra üzerinde bulunan bornozdan kurtulmak için odasında bulunan kocaman , bir sürü dolabın olduğu giyinme odasının kapısını açarak içeri girdi . Kıyafet dolapalarının yanına gelerek bu gün için , üzerine gri bir mini etekli takım elbise giydi. Tam odadan çıkacakken dün gece üzerinde bulunan elbisesinin odanın ortasında bulunan Pufun üzerinde olduğunu fark etti . Ama asıl dikkatini çeken şey ise elbise değil , elbisenin belli başlı yerlerinde olan lekelerdi. Elbiseyi eline alıp lekeleri biraz inceledikten sonra şarap lekesi olduğunu düşünerek, çokta üzerinde durmadan hemen dolabın yan tarafında bulunan kirli sepetine attı. Giyinme odasından çıkıp ,odasına yatağının yanındaki komidinin üzerinde duran telefonunu alacakken odanın köşesinde bulunan resim tuvalleri dikkatini çekti biraz daha yaklaştığında ise gördüğü şey karşısında adeta kanı çekilmiş halde kalakaldı.
Bölüm etkileşimi
