《 Bölüm 2 》Yeni Düzen

Vaveyla Yazarı: Se - Bastian

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: 《 Bölüm 2 》Yeni Düzen

Jarvis uyandığında odasının içinde gün ışığı vardı.

Pencerenin önündeki battaniye yerinden sökülmüş, yatağın ayak ucuna bırakılmıştı. Solgun öğleden sonra ışığı camdan süzülüyor, masanın üzerindeki dağınıklığı ve odanın köşelerine yığılmış eşyaları olduğundan daha renksiz gösteriyordu. Bir gece önce kapının yanında duran sırt çantası artık yoktu. Kitaplarının çoğu de ortadan kaldırılmış, masanın çekmeceleri açık bırakılmıştı.

Bir süre tavana bakarak ne kadar uyuduğunu anlamaya çalıştı. Başındaki ağırlık geçmişti fakat vücudu ona ait değilmiş gibi hissediyordu. Kolları ve bacakları yatağın içine gömülmüş kadar ağır, parmaklarıysa rahatsız edici ölçüde hafifti. Elini kaldırdığında hareketin düşündüğünden daha kolay gerçekleştiğini fark etti.

Yatağın yanındaki saat 16.27'yi gösteriyordu.

Jarvis önce saatin bozulduğunu düşündü. Cama vuran gün ışığına, ardından yeniden ekrana baktı. Son hatırladığı şey önceki gece yatağına uzanmasıydı. Annesinin ya da babasının odasına girip girmediğini, sabah kendisini uyandırmaya çalışıp çalışmadıklarını hatırlamıyordu.

Kalkmak için doğrulduğunda midesi öyle sert kasıldı ki iki büklüm oldu.

Açlık, gün boyunca bir şey yemediğinde hissettiği boşluğa benzemiyordu. Sanki midesinin duvarları birbirine sürtünüyor, vücudu içeriden kendisini tüketmeye hazırlanıyordu. Ağzında bir anda yoğun bir tükürük birikti. Bir şey yemesi gerektiğini düşünmek bile yetmişti.

Yatağın kenarında birkaç saniye bekledi. Başının dönmesini, yeniden kusmasını veya bir gece önce başlayan o garip kalp atışını hissetmeyi bekliyordu. Bunların hiçbiri olmadı. Tam tersine, gözleri birkaç dakika önceye göre daha açık, çevresindeki sesler daha belirgin gelmeye başlamıştı.

Mutfakta metal bir kaşığın tencereye değdiğini duydu.

Salonda açılıp kapanan bir fermuar vardı. Üst kattaki dairede bir çocuk koşuyor, döşemeler her adımında hafifçe gıcırdıyordu. Koridordaki borulardan geçen suyun titreşimi bile duvarların içinden odasına kadar ulaşıyordu.

Jarvis yatağından kalkıp kapıya yöneldi. Eşiğe ulaştığında durdu.

Mutfaktan yemek kokusu geliyordu. Konserve fasulyenin, kızarmış ekmeğin ve annesinin kullandığı ucuz kahvenin kokusunu ayrı ayrı algılayabiliyordu. Fakat bunların altında başka bir koku daha vardı. Sıcak, tuzlu ve metalikti.

Başını salona çevirdi.

Babası pencerenin önünde, elindeki küçük bir tornavidayla taşınabilir radyonun kapağını açmaya çalışıyordu. Sağ başparmağının kenarında ince bir kesik vardı. Kan çoktan kurumaya başlamıştı ama Jarvis kokunun oradan geldiğini biliyordu.

Boğazı istemsizce kasıldı.

Babası onun kapıda durduğunu fark edince tornavidayı masaya bıraktı.

"Sonunda uyandın."

Jarvis bakışlarını adamın elinden çekmeye çalıştı.

"Saat kaç?"

"Saati görmüyor musun?"

"Beni niye uyandırmadınız?"

Annesi mutfaktan çıktı. Saçlarını başının üzerinde gelişigüzel toplamış, ev kıyafetlerinin üzerine kalın bir hırka geçirmişti. Jarvis'i görünce yüzündeki yorgunluk kısa süreliğine hafifledi ancak ona yaklaştığında kaşları yeniden çatıldı.

"Üç kere uyandırmaya çalıştım. Sesleniyorum, dokunuyorum, tepki vermiyorsun."

"Duymadım."

"Onu fark ettik."

Kadın elini Jarvis'in alnına koydu. Birkaç saniye bekledikten sonra bileğini, ardından boynunu kontrol etti.

"Dün buz gibiydin. Şimdi normal gibisin."

Jarvis, annesinin parmaklarının boynuna değdiği yerde kalbinin atmasını bekledi. Damarında hiçbir hareket hissetmedi ama kadın bunu fark etmiş görünmüyordu. Elini çekip mutfağa yöneldi.

"Bir şeyler ye. Sonra odanda ne kaldıysa topla."

Jarvis masaya oturdu. Önüne konan tabağı neredeyse çiğnemeden bitirdi. Annesi başka bir porsiyon koydu, ardından bir tane daha. İlk tabaktan sonra midesindeki ağrının geçmesini bekliyordu fakat her lokmayla birlikte açlık daha belirgin hâle geliyordu. Yediği şeyler sanki midesine ulaşmadan yok oluyordu.

Babası bir süre onu izledikten sonra radyonun kapağını kapattı.

"Yavaşla."

Jarvis ağzındaki lokmayı yuttu.

"Açım."

"Onu görüyoruz."

Annesi dolaplardan birini açıp geriye kalan konserveleri saydı. Jarvis'in önüne bir kutu daha koymakla vazgeçmek arasında kaldığı belliydi.

"Dünden beri hiçbir şey yemedi," dedi.

"Dünden beri uyuyor olması da normal değil."

"Normal olan ne kaldı zaten?"

Babası cevap vermedi. Jarvis önündeki ekmeğin son parçasını da yedi ve tabağın dibinde kalan sosu parmağıyla toplamamak için ellerini dizlerinin üzerine koydu.

Televizyonun sesi yükseldi.

Ekranda bir haber sunucusu değil, Blackwatch üniforması giyen bir subay vardı. Arkasındaki gri duvarda Amerikan bayrağı ile Blackwatch amblemi yan yana duruyordu. Adamın sesi sakindi; şehirde haftalardır duyulan sirenleri, yanan mahalleleri ve kaybolan insanları bilmiyormuş gibi konuşuyordu.

"Son kırk sekiz saat içinde viral aktivitede gözlenen artış nedeniyle New York metropol bölgesinde yeni güvenlik önlemleri yürürlüğe girmiştir."

Ekranın altındaki yazı değişti.

YENİ DÜZEN PROTOKOLÜ

Jarvis kaşığını masaya bıraktı.

Subay, belirlenen bölgeler arasındaki geçişlerin durdurulacağını, şehirden ayrılacak bütün sivillerin sağlık taramasından geçirileceğini ve Blackwatch birliklerinin evlerde kontrol yapmaya başlayacağını açıkladı. İzinsiz hareket edenler gözaltına alınacak, enfeksiyon belirtisi gösteren kişilerse geçici sağlık merkezlerine götürülecekti.

"Geçici sağlık merkezi," diye tekrarladı babası. "Artık öldürdükleri yere bunu mu diyorlar?"

Annesi televizyonun karşısında donup kalmıştı.

"Evleri ne zaman kontrol edecekler?"

Subay, ilk taramaların kırmızı bölgelere yakın mahallelerde başladığını söyledi. Ekranda şehrin haritası gösterildiğinde Jarvis kendi mahallelerinin sarı renkle işaretlendiğini gördü. Kırmızı alanın sınırı birkaç sokak ötelerinden geçiyordu.

Babası ayağa kalkıp perdeyi araladı. Sokakta daha önce olmayan iki zırhlı araç durmuştu. Yolun başına yeni bariyerler kuruluyor, siyah üniformalı askerler apartman girişlerine dağılıyordu.

"Ne kadar vaktimiz var?" diye sordu annesi.

Babası perdeyi kapattı.

"Liman bağlantısı gece yarısını söylemişti."

"Gece yarısına kadar burada kalamayız."

"Arabayı şimdi çıkarırsak sokağın sonunda durdururlar."

"Evde beklersek de içeri girecekler."

İkisinin bakışları aynı anda Jarvis'e döndü.

Jarvis, midesindeki açlığı unutmuştu. Elleri masanın altında yumruk olmuştu. Bir gece önce koloninin avucuna sarıldığı an yeniden gözlerinin önüne geldi. Derisinin altında ilerleyen siyah çizgileri, ağır titremeleri ve kalbinin yanlış yerde attığını hatırladı.

Annesi yanına gelip çömeldi.

"Bize doğruyu söylemen gerekiyor."

Jarvis başını kaldırmadı.

"Ne hakkında?"

"Dün neredeydin?"

"Okuldaydım."

"Okul seni öğleden önce göndermiş."

"Eve yürüdüm."

"Beş saat boyunca mı?"

Jarvis cevap vermedi. Babası masaya yaklaşıp onun karşısındaki sandalyeyi çekti. Oturmadı, yalnızca iki elini sandalyenin arkasına koyarak bekledi.

"Bir yere girdin mi?" diye sordu. "Kapatılan sokaklardan birine, boş bir binaya, herhangi bir yere?"

Jarvis, babasının elindeki kesiğe yeniden baktığını fark edince gözlerini kaçırdı.

"Hayır."

Annesinin yüzünde hayal kırıklığına benzeyen bir ifade belirdi. Belki de inanmak istiyor fakat bunu başaracak bir şey bulamıyordu.

"Dün eve geldiğinde ayakta duramıyordun," dedi. "Üstünde ne olduğu belli olmayan siyah lekeler vardı. Şimdi saatlerdir uyuyorsun ve üç kişilik yemek yiyip hâlâ aç olduğunu söylüyorsun."

"Biraz hastalandım dedim."

"İnsanlar bu şehirde 'biraz' hastalanmıyor artık."

Odadaki sessizliği dışarıdan gelen ağır bir motor sesi bozdu. Zırhlı araçlardan biri apartmanın önüne yanaşmıştı. Ardından megafondan bir askerin sesi duyuldu.

"Bütün sakinler dairelerinde kalacak. Kimlik belgelerinizi ve sağlık kayıtlarınızı hazırlayın. Kapılar Blackwatch personeli tarafından kontrol edilecektir."

Babası küfretti ve pencerenin yanından uzaklaştı.

"Çantaları yatak odasına götür. Limanla ilgili ne varsa ortadan kaldır."

Annesi masadaki pasaportları toplarken Jarvis'e baktı.

"Sen de odana git."

"Beni saklayacak mısınız?"

"Şimdilik yalnızca söylediğimizi yap."

Jarvis yerinden kalktı. Koridorda yürürken apartmanın giriş kapısının açıldığını, askerlerin merdivenlere dağıldığını duyabiliyordu. Botların her basamakta çıkardığı sesi ayırt etmek kolaydı. Daha rahatsız edici olan ise bunların arasındaki başka seslerdi.

Düzenli, boğuk vuruşlar.

Başta borulardan geldiğini düşündü. Sonra ritimlerden birinin hızlandığını, bir başkasının daha yavaş olduğunu fark etti. Her biri farklı bir daireden geliyor, duvarların ve tavanın içinden geçerek Jarvis'in kafasında birleşiyordu.

Kalp atışlarıydı.

Üst kattaki çocuk hızlı hızlı nefes alıyordu. Yan dairede yaşayan yaşlı kadının kalbi düzensiz çalışıyordu. Merdivenleri çıkan askerlerin atışlarıysa ağır ve kontrollüydü. Jarvis bir anlığına apartmanın içindeki herkesi görmeden nerede durduklarını anlayabileceğini düşündü.

Sağ elini duvara koydu.

Sesler biraz daha belirginleşti.

Bir kapı açıldı. Askerlerden biri aynı soruları sormaya başladı: Evde kaç kişi yaşıyordu, son bir hafta içinde ateşlenen olmuş muydu, kırmızı bölgelere girilmiş miydi? Cevapların ardından kısa bir elektronik sinyal duyuluyor, birkaç dakika sonra askerler bir sonraki kata çıkıyordu.

Jarvis odasına girdi ve kapıyı kapattı. Aynadaki görüntüsüne bakmamaya çalışarak yatağın kenarına oturdu. Avuçlarını dizlerine bastırdığında parmaklarının ucunda hafif bir sızı hissetti.

Tırnaklarından biri, başparmağının kenarından kalkmıştı.

Tırnağı çekmedi. Elini kolunun altına sakladı ve dışarıdaki konuşmaları dinledi.

Askerler alt kata ulaştığında bir kadın bağırmaya başladı. Sesini tanıyordu; ikinci katta yaşayan Bayan Keller'dı. Kocası iki gündür yataktan kalkamıyordu ve binadaki herkes bunun sıradan bir grip olduğunu düşünmeye çalışıyordu.

"Onu hiçbir yere götürmeyeceksiniz," diye bağırdı kadın. "Ateşi var, hepsi bu!"

Bir asker sakin olmasını söyledi. Başka biri cihazdaki ölçümü tekrar yaptı. Birkaç saniye sonra koridorda bir eşya devrildi, ardından ağır bir boğuşma sesi duyuldu.

Jarvis'in göğsünün içinde bir şey kıpırdadı.

Bayan Keller'ın kalbi öyle hızlı atıyordu ki vuruşlar birbirine karışıyordu. Kocasının ritmi ise farklıydı. Yavaşlaması gerekirken giderek hızlanıyor, her atışın arasında garip bir titreşim oluşuyordu.

Sonra bütün apartmanda duyulabilecek bir çığlık koptu.

Silah sesleri peş peşe geldi. Alt katta insanlar kapılarını çarparak kapattı, askerler merdivenlerde bağırmaya başladı. Jarvis yatağından kalktı ve farkında olmadan kapıya doğru birkaç adım attı.

Karnındaki açlık yeniden uyandı.

Bu defa yemek kokusuyla ilgisi yoktu.

Alt kattaki kanın kokusunu alabiliyordu.

Jarvis ağzını kapatıp geri çekildi. Midesi bulanmadı. Bundan utanması gerektiğini düşünürken bile boğazındaki kuruluk arttı. Vücudunun bir parçası, aşağı inmesi gerektiğini söylüyordu; yaralanan şey her neyse ona dokunmalı, içinde olanı anlamalıydı.

Kapının diğer tarafından annesinin sesi geldi.

"Jarvis?"

Jarvis cevap vermeyince kadın kapıyı açtı. Elinde kalın bir kazak ve deri eldivenler vardı. Yüzü solmuştu ama sesini mümkün olduğunca normal tutmaya çalışıyordu.

"Bunları giy."

"Aşağıda ne oldu?"

"Bizi ilgilendirmiyor."

"Birini vurdular."

Annesi kazağı yatağın üzerine bıraktı.

"Tam da bu yüzden bizi ilgilendirmiyor."

Jarvis eldivenleri aldı. Sağ elini içine sokarken kalkmış tırnağı kumaşa takıldı ve yerinden tamamen ayrıldı. Acı hissetmedi. Eldivenin içine düşen küçük parçanın sesini yalnızca kendisi duydu.

Annesi onu dikkatle izliyordu.

"Ellerini göster."

Jarvis kazağı giyiyormuş gibi davranarak bakışlarını kaçırdı.

"Niye?"

"Göster."

Koridorda askerlerin bot sesleri yaklaştı. Artık aynı kattaydılar. Annesi Jarvis'in kolunu tutup elini çekmeye çalıştı fakat Jarvis istemsizce direndi. Kadının parmakları bileğinde sıkıştı; Jarvis biraz daha güç uygularsa kemiklerini kırabileceğini anladı.

Elini hemen gevşetti.

Annesi şaşkınlıkla ona baktı. Bir şey söylemesine fırsat kalmadan dairenin kapısı sertçe vuruldu.

"Blackwatch! Kapıyı açın."

Babası salondan seslendi.

"Bir dakika."

"Kapıyı şimdi açın."

Annesi Jarvis'in eldivenlerinin bileğini düzeltti ve sesini alçalttı.

"Ne olursa olsun sakin dur. Sana ne sorarlarsa kısa cevap ver. Hasta olduğunu söyleme."

"Hasta mıyım?"

Kadın bir an duraksadı. Gözlerinin içindeki korku, vereceği cevaptan daha açıktı.

"Bilmiyorum."

Kapı tekrar vurulduğunda salona geçtiler. Babası pasaportları masaya dizmişti. Jarvis'in yüzüne baktı, ardından eldivenlerini görünce gözlerini annesine çevirdi. Kadın belli belirsiz başını salladı.

Kapı açıldığında içeri üç asker girdi.

İkisinin elinde tüfek, üçüncüsünün boynunda ise tarama cihazı vardı. Adamların üniformalarına yağmur damlaları yapışmış, botlarının altında alt kattan taşınan kanlı izler kalmıştı. Jarvis o izlere bakmamaya çalıştı.

Öndeki asker kimlikleri aldı.

"Evde üç kişi mi yaşıyor?"

Babası başını salladı.

"Başka kimse yok."

"Son yedi gün içinde ateş, kusma, bilinç kaybı veya deri değişimi yaşayan oldu mu?"

"Hayır."

Askerin bakışları Jarvis'in üzerinde durdu.

"Çocuk okula gidiyor mu?"

"Bugüne kadar gidiyordu."

"Bugün nereden döndü?"

Babası cevap vermeden önce çok kısa bir tereddüt yaşadı.

"Okuldan."

Jarvis, askerin buna inanmadığını yüzünden anladı. Adam pasaportları yanındaki askere verdi ve tarama cihazını çıkardı.

"Tek tek yaklaşın."

Önce babası kontrol edildi. Cihaz alnına, boynuna ve avuçlarına tutuldu. Ekranda yeşil ışık yandıktan sonra annesi öne geçti. Onun taraması biraz daha uzun sürdü fakat sonunda cihaz yine yeşile döndü.

Jarvis'in sırası geldiğinde odadaki bütün kalp atışları yeniden yükseldi.

Annesinin ritmi hızlanmıştı. Babası nefesini tutuyordu. Tüfekli askerlerin parmakları tetiklerin yanındaydı. Tarama cihazını taşıyan adam ise diğerlerinden daha sakindi; kalbi neredeyse aynı aralıklarla atıyordu.

Jarvis bir adım öne çıktı.

Asker cihazı alnına yaklaştırdı. Ekrandaki ışık önce sarı, ardından kırmızı oldu.

Adam kaşlarını çattı.

"Tekrar."

Babası hemen araya girmek istedi.

"Cihazda bir sorun mu var?"

"Geri çekilin."

Asker sensörü Jarvis'in boynuna tuttu. Cihaz kısa aralıklarla sinyal vermeye başladı. Jarvis'in ensesinde ter birikiyor, eldivenin içinde kalan tırnak parçası avucuna batıyordu.

O sırada göğsünün içinde başka bir hareket hissetti.

Koloniye dokunduğunda başlayan karıncalanmaya benziyordu ama bu kez acı vermiyordu. Omurgasının dibinden yukarı doğru çıkan soğukluk kaburgalarının arasına yayıldı, ardından boynuna ve yüzüne ulaştı. Jarvis nefes almak istediğinde ciğerlerinin buna ihtiyacı olmadığını fark etti.

Kalbi durdu.

Bunu duyamadığı için değil, gerçekten durduğunu biliyordu.

Vücudundaki sıcaklık hızla çekilirken cildinin altındaki damarlar daraldı. Açlık, korku ve odadaki kalp sesleri birkaç saniyeliğine ortadan kayboldu. Jarvis ayakta duran bir ceset gibi hissediyordu fakat dizleri titremiyor, gözleri kapanmıyordu.

Tarama cihazındaki kırmızı ışık söndü.

Ekran yeniden yeşile döndü.

Asker cihazı biraz uzaklaştırıp tekrar yaklaştırdı. Bu kez herhangi bir uyarı çıkmadı.

"Az önce ne oldu?" diye sordu yanındaki asker.

"Parazit olabilir."

"Alt kattaki cihaz da önce parazit vermişti."

Bu cümleyle birlikte odadaki hava değişti. Tüfekli askerlerden biri silahını biraz kaldırdı. Jarvis'in babası fark edilmeyecek kadar küçük bir adımla oğlunun önüne geçti.

Tarama yapan asker Jarvis'in eldivenlerine baktı.

"Ellerini çıkar."

Jarvis kıpırdamadı.

"Oğlumun ellerinde egzama var," dedi annesi. "Soğukta kötüleşiyor."

"Ellerini çıkar."

Jarvis, sağ elindeki eksik tırnağın nasıl göründüğünü bilmiyordu. İlk düşen tırnağın altında pürüzsüz bir deri oluşmuştu fakat bu kez neyle karşılaşacağını düşünmeye vakti yoktu. Eldivenin bileğini tutarken aşağı kattan bir patlama sesi geldi.

Bina hafifçe sarsıldı.

Koridorda bir asker bağırdı.

"İkinci katta hareket var! Hedef yeniden kalktı!"

Dairedeki askerlerin üçü de kapıya döndü. Ardından alt kattan insan sesine benzemeyen, boğuk bir hırıltı yükseldi. Tüfekli askerlerden biri dışarı çıkarken diğerlerine emir verdi.

"Tarama sonra. Merdivenleri kapatın."

Cihazı taşıyan asker Jarvis'e son kez baktı. O bakışta şüphe vardı ama aşağıdaki kargaşa daha acildi. Pasaportları masaya bıraktıktan sonra kapıya yöneldi.

"Evden çıkmayın. Kontrol tamamlanana kadar sokağa adım atarsanız vurulursunuz."

Askerler daireden ayrıldı. Babası kapıyı kapatıp kilitlediğinde hiç kimse birkaç saniye konuşmadı. Alt kattan silah sesleri gelmeye devam ediyor, binanın içinde insanlar ağlıyordu.

Jarvis'in kalbi yeniden çalışmaya başladı.

İlk vuruş öyle güçlüydü ki göğsü içeri doğru çökmüş gibi hissetti. İkinci vuruş karnının altında, üçüncüsü ise boğazında gerçekleşti. Sonra ritim yavaşça normal yerine oturdu.

Babası bunu görmüş olamazdı ama Jarvis'in yüzündeki değişimi fark etmişti.

"Odana git," dedi.

Jarvis kapıya doğru yöneldi.

"Sen değil. Annen."

Kadın itiraz etmeye hazırlanırken adam sertçe tekrarladı.

"Lütfen."

Annesi Jarvis'e birkaç saniye baktıktan sonra yatak odasına geçti. Kapı kapanınca babası salonun ortasında kaldı. Dışarıdaki silah sesleri azalırken yüzünü oğluna çevirdi.

"Eldivenleri çıkar."

Jarvis bu kez karşı çıkmadı.

Sol elindeki eldiveni önce çıkardı. Parmakları normal görünüyordu. Sağ eldiveni çektiğinde içine düşen tırnak yere yuvarlandı.

Babası küçük parçaya baktı, sonra Jarvis'in elini tuttu.

Serçe parmağındaki tırnak tamamen yok olmuştu. Altında kanlı bir yara yerine siyaha yakın, pürüzsüz bir tabaka bulunuyordu. Yeni oluşan yüzey tırnaktan daha kalın, deriden daha sert görünüyordu.

Adam oğlunun elini hemen bıraktı.

"Nereye gittin?"

Jarvis'in sesi çıkmadı.

"Bu kez yalan söylersen seni koruyamam."

"Eczanenin arkasına."

Babası gözlerini kapattı. Öfkeleneceğini, bağıracağını veya ona vuracağını düşünen Jarvis, adamın yalnızca yorgun görünmesine şaşırdı.

"Orada ne vardı?"

"Koloni."

"Dokundun mu?"

Jarvis cevap vermedi.

Babası başını eğip iki elini yüzüne götürdü. Bir süre öylece kaldıktan sonra pencereye yöneldi ve perdeyi çok az araladı. Sokaktaki askerler apartmanın önünde toplanmış, sedyeye bağlanmış bir şeyi zırhlı araca taşımaya çalışıyordu.

"Bizi taradıklarında cihaz neden önce kırmızı yandı?"

"Bilmiyorum."

"Sonra neden normale döndü?"

"Bilmiyorum."

Bu defa söylediği şey doğruydu ama babası ona inanmadı.

"Dün gece de böyle miydin?"

Jarvis eline baktı.

"Hayır."

"Ne zamandır tırnakların dökülüyor?"

"Bu ilk."

Aslında ilk olmadığını söylemedi. Babasının bunu kaldırabileceğini düşünmüyordu. Adam birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra masadaki pasaportları topladı ve şeffaf dosyaya yerleştirdi.

"Bir saat içinde çıkıyoruz."

Jarvis başını kaldırdı.

"Askerler dışarı çıkmayın dedi."

"Burada kalırsak tekrar gelecekler. O cihaz ikinci kez aynı hatayı yapmayabilir."

"Liman gece yarısında değil miydi?"

"Plan değişti."

Babası yatak odasının kapısını açtı. Annesine yalnızca hazırlanmasını söyledi. Jarvis'in koloniye dokunduğundan bahsetmedi fakat kadının yüzündeki ifadeden gerçeği az çok anladığı belliydi.

Sonraki kırk dakika boyunca evde kimse doğru düzgün konuşmadı. Bavulların yarısı bırakıldı. Babası yalnızca para, belgeler, birkaç parça kıyafet ve yiyecek almalarına izin verdi. Kitaplar, fotoğraf albümleri ve mutfak eşyalarının bulunduğu kutular duvarın yanında kaldı.

Jarvis kendi odasına son kez girdiğinde, sabah ışığı çoktan yerini gri bir akşama bırakmıştı. Masasının üzerinde birkaç kalem, Ethan'ın çizdiği harita ve artık yanına alamayacağı eşyalar duruyordu. Haritayı eline alıp bir süre baktı. Koloninin bulunduğu yere çizilen çarpı, kâğıdın diğer tarafına kadar geçmişti.

Kâğıdı yırtmak istedi ama yapmadı. Katlayıp cebine koydu.

Koridorda annesi onu çağırdı.

Jarvis odadan çıkarken aynadaki yansımasına baktı. Yüzü hâlâ aynıydı; biraz solgun, uykusuz ve olduğundan daha küçük görünüyordu. Fakat aynanın karşısında durduğu birkaç saniye içinde çevresindeki bütün sesler yeniden belirginleşti.

Annesinin kalbi yatak odasında hızlı atıyordu. Babasınınki salonda daha yavaş ama düzensizdi. Merdiven boşluğunda iki asker konuşuyor, apartmanın önündeki araçlarda motorlar çalışıyordu. Alt kattaki dairedeyse birkaç dakika önce vurulan adamın kalbi hâlâ atıyordu.

Çok zayıf, neredeyse duyulmayacak kadar yavaş.

Jarvis aynadan uzaklaştı.

Aile, arka taraftaki yangın merdivenini kullanarak binadan çıktı. Babası sokağa açılan kapının önünde uzun süre bekledi, askerlerin diğer girişte toplanmasını fırsat bilerek onları dar bir geçide yönlendirdi. Arabaları iki sokak ötede, terk edilmiş bir otoparkta duruyordu.

Jarvis arka koltuğa oturduğunda annesi yanına geçti. Kadın elini oğlunun elinin üzerine koymak istedi ancak eksik tırnakları görmemek için son anda vazgeçmiş gibi dizlerinin üzerinde tuttu.

Babası motoru çalıştırdı.

Araç otoparktan çıkarken uzakta sirenler çalıyor, gökyüzünde Blackwatch helikopterleri dolaşıyordu. Şehrin bazı bölgelerinde duman yükselirken ana yollar bariyerlerle kapatılmıştı. Babası daha dar sokaklara yöneliyor, her köşede planını yeniden değiştirmek zorunda kalıyordu.

Jarvis arka camdan apartmanlarına baktı.

İlk bölümde koloniye yaklaştığında hissettiği titreşim yeniden dişlerinin içinde belirdi. Şehirdeki kalp atışlarının arasından başka bir ritim yükseliyordu. İnsanlara ait değildi. Sokakların altında, duvarların içinde ve terk edilmiş binaların arasındaki kolonilerde dolaşıyordu.

Jarvis gözlerini kapattı.

Ses uzaklaşmadı.

Tam tersine, araba mahalleden çıktıkça peşlerinden geliyormuş gibi güçlendi.

Babası önündeki yola bakarken annesi sessizce dua ediyordu. İkisi de bir saat önce evlerini bırakmış, şehirden kaçmaya çalıştıklarını düşünüyordu.

Jarvis ise ilk kez farklı bir ihtimalden korkmaya başladı.

Belki de içindeki şey New York'tan ayrılmıyordu.

Belki New York, onunla birlikte geliyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

10okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18