《 Bölüm 1 》Koloni

Vaveyla Yazarı: Se - Bastian

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: 《 Bölüm 1 》Koloni

Jarvis o sabah, koli bandının cama yapışırken çıkardığı sesle uyandı.

Gözlerini açtığında odası hâlâ karanlıktı. Pencerenin önüne birkaç gün önce asılan kalın battaniye, sabah ışığının içeri girmesini engelliyordu. Yatağının yanında duran dijital saatin ekranında 06.42 yazıyordu. Koridordan ayak sesleri geliyor, ardından bant tekrar çekiliyordu.

Önce babasının yine pencereleri güçlendirdiğini düşündü. Son haftalarda bunu birkaç kez yapmıştı. Camların kenarlarına bant çekiyor, pencere kollarını kontrol ediyor, sonra da kimsenin perdeleri açmamasını tembihliyordu. Fakat Jarvis yataktan kalkıp koridora çıktığında işin pencerelerle sınırlı olmadığını fark etti.

Babası salonun ortasında diz çökmüş, büyük bir karton kutunun ağzını kapatıyordu. Kutunun üzerinde siyah kalemle "MUTFAK" yazıyordu. Yanında iki tane daha vardı. Birine kıyafetler, diğerine kitaplar doldurulmuştu.

Annesi mutfakta dolapları boşaltıyordu. Kullanabilecekleri konserveleri masaya dizmiş, son kullanma tarihlerini kontrol ediyordu. Evdeki sessizlik, ikisinin de uzun süredir uyanık olduğunu belli ediyordu.

Jarvis kapı eşiğinde birkaç saniye durdu.

"Taşınıyor muyuz?"

Babası başını kaldırmadan bandı dişleriyle kopardı.

"Uyandın mı?"

"Herhâlde."

"Odandaki çantayı hazırla."

Jarvis salona girip kutulara biraz daha yaklaştı. Evleri zaten büyük değildi, bu yüzden birkaç kutu bile odanın yarısını kaplamaya yetmişti. Televizyonun sesi kısılmıştı. Ekranda şehrin yukarıdan çekilmiş görüntüleri vardı; birkaç sokaktan duman yükseliyor, helikopterler binaların arasında dolaşıyordu.

Ekranın altındaki kırmızı şeritte aynı cümle tekrar tekrar geçiyordu:

BLACKWATCH, SİVİLLERİN KIRMIZI BÖLGELERDEN UZAK DURMASINI İSTEDİ.

"Gerçekten gidiyor muyuz?" diye sordu Jarvis.

Bu defa annesi cevap verdi.

"Henüz belli değil."

Babası kutuyu kaldırıp duvarın yanına koydu.

"Belli."

Kadın elindeki konserveyi masaya biraz sert bıraktı ama tartışmayı sürdürmedi. Son günlerde konuşmaları çoğu zaman böyle bitiyordu. Biri bir şey söylüyor, diğeri itiraz etmek istiyor ama evin içinde kavga çıkarmaya değmeyeceğine karar veriyordu.

Jarvis televizyona baktı. Görüntü değişmiş, siyah üniformalı askerlerin bir caddeyi kapattığı kayıtlar gösterilmeye başlanmıştı. Muhabir konuşurken arka plandaki askerlerden biri kameranın önüne geçti ve çekimi durdurmaya çalıştı.

Alexander Mercer'ın ölümünden sonra şehrin düzeleceği söylenmişti.

Jarvis bunu hatırlıyordu. Televizyondaki herkes aynı cümleyi farklı kelimelerle tekrarlamıştı. Mercer ölmüştü. Salgın kontrol altındaydı. James Heller, Blackwatch ile birlikte kalan enfekte bölgeleri temizleyecekti. İnsanların yalnızca sabretmesi gerekiyordu.

Birkaç ay boyunca buna gerçekten inanmışlardı.

Sokaklara yeniden otobüsler çıkmış, bazı okullar açılmış, marketlerdeki boş raflar yavaş yavaş dolmaya başlamıştı. Şehir hâlâ eskisi gibi değildi fakat insanlar en azından bunun geçici olduğuna inanabiliyordu.

Sonra James Heller ortadan kaybolmuştu.

Ardından Blackwatch'a ait bir üs yok edilmişti. Birkaç gün sonra bir başkası, ondan sonra da şehir dışındaki araştırma tesisi. Haberlerde Heller'ın kontrolden çıktığı söyleniyordu. İnternette dolaşan videolarda ise Blackwatch'ın ona ihanet ettiği, Heller'ın saldırılarının bundan sonra başladığı anlatılıyordu.

Jarvis hangisinin doğru olduğunu bilmiyordu. Babası da bilmiyordu ama bilmediğini kabul etmek yerine her habere ayrı ayrı küfrediyordu.

Televizyondaki görüntü yine değişti. Şimdi bir binanın duvarına yayılmış kırmızı bir oluşum gösteriliyordu. Duvarın yarısını kaplayan, kalın damarlardan ve et parçalarından oluşan bir koloni.

Muhabir, Heller'ın saldırılarından sonra şehirdeki viral yoğunluğun yeniden arttığını anlatıyordu. Blackwatch'ın resmî açıklamasına göre kolonilerin büyük kısmı hareketsizdi ve doğrudan temas edilmediği sürece tehlike oluşturmuyordu.

Babası televizyonu kapattı.

"Saçmalık."

Jarvis gözünü kararan ekrandan ayırmadı.

"Ne?"

"Tehlikeli değilmiş." Babası kumandayı masaya bıraktı. "Madem değiller, askerler niye her gördükleri sokağı yakıyor?"

"Belki yayılmasını durdurmak içindir."

Babası ona baktı.

"Sen okuluna gideceksin."

Jarvis birkaç saniye cevap vermedi.

Okul son iki haftada üç kez kapanmış, iki kez yeniden açılmıştı. Öğretmenlerin yarısı gelmiyordu. Sınıfların bazıları başka mahallelerden getirilen öğrencilerle doldurulmuştu. Yine de babası, okul açık olduğu sürece Jarvis'in gitmesi gerektiğini düşünüyordu. Evde kalırsa korkacağını, korkarsa da olan biteni daha fazla düşüneceğini söylüyordu.

Jarvis'e göre bunun pek bir anlamı yoktu. Dışarı çıktığında düşünmemek daha zordu.

"Bugün de mi?"

"Bugün de."

Annesi masadaki konserveleri çantalara yerleştirirken araya girdi.

"Öğleden sonra erken dönsün."

Babası itiraz etmedi. Jarvis de odasına gidip üzerini değiştirdi.

Çantasını hazırlarken dışarıdan helikopter sesi geçti. Pencerenin önündeki battaniyeyi biraz aralayıp sokağa baktı. Gökyüzü kurşuni bir renkteydi. Karşı apartmanın girişine yeni bir uyarı kâğıdı yapıştırılmış, kaldırımın köşesine sarı bariyerler yerleştirilmişti.

İki gün önce orada hiçbir şey yoktu.

Jarvis battaniyeyi yerine bıraktı.

Masasının çekmecesini açınca içindeki buruşturulmuş kâğıdı gördü. Bir gün önce okulda Ethan vermişti. Kâğıtta mahalleden birkaç sokağın kaba bir haritası çizilmiş, eski eczanenin bulunduğu yer çarpıyla işaretlenmişti.

Ethan, eczanenin arka tarafında hâlâ canlı bir koloni olduğunu söylemişti.

Üstelik askerlerin gözünden kaçmıştı.

Jarvis önce ona inanmamıştı. Blackwatch birkaç gün önce bölgeyi kapatmış, bütün kolonilerin temizlendiğini açıklamıştı. Ethan ise kuzeninin gece oradan geçtiğini, duvarların hareket ettiğini gördüğünü söylüyordu.

Bir de koloninin içinde insan yüzleri olduğunu anlatmıştı.

Jarvis bu kısmın yalan olduğundan emindi.

Kâğıdı eline aldı, bir süre baktı ve tekrar çekmeceye koydu.

Sonra fikrini değiştirip cebine attı.

Okulda o gün ders işlenmedi.

Öğrenciler sınıflara girdikten yaklaşık bir saat sonra bina yönetimi yeni bir güvenlik uyarısı aldı. Öğretmenler koridorlarda dolaşıp velilere ulaşmaya çalıştı. Telefon hatları sürekli kesildiği için bazı çocuklar saatlerce beklemek zorunda kaldı.

Jarvis'i almaya kimse gelmedi.

Buna şaşırmadı. Annesi evde eşyaları hazırlıyordu, babası da muhtemelen arabaya yakıt bulmaya çalışıyordu. Müdür yardımcısı, yakın oturan öğrencilerin ikili gruplar hâlinde eve gitmesine izin verince Jarvis çantasını alıp binadan çıktı.

Ethan o gün okula gelmemişti.

Jarvis bir süre okulun önünde durdu. Eve giden ana yol sol taraftaydı. Eski eczanenin bulunduğu sokaklara ulaşmak için ise sağa dönmesi gerekiyordu.

Cebindeki kâğıdı çıkarmadı.

Yolu zaten hatırlıyordu.

Kendisine yalnızca uzaktan bakacağını söyledi. Eczanenin önünden geçecek, koloninin gerçekten orada olup olmadığını görecek ve sonra eve dönecekti. Duvara yaklaşmak veya bariyerleri geçmek gibi bir niyeti yoktu.

En azından sağa döndüğü sırada buna inanıyordu.

Şehir birkaç haftada değişmişti. Normalde öğle saatlerinde kalabalık olan caddelerde çok az insan vardı. Dükkânların çoğunun kepenkleri kapalıydı. Bazı camların üzerine sprey boyayla kırmızı çarpılar çizilmiş, birkaç bina tamamen plastik örtülerle sarılmıştı.

Jarvis ana caddeden ayrıldıkça çevredeki sesler azaldı. Arabaların uğultusu geride kaldı, helikopterler uzaklaştı. Dar sokaklarda yalnızca rüzgârın taşıdığı kâğıtlar ve arada bir çalan güvenlik alarmları vardı.

Eczanenin bulunduğu sokağa ulaştığında ilk gördüğü şey bariyerler oldu. Sarı şerit yolun iki tarafını kapatıyordu fakat yakınlarda asker yoktu. Sokağın girişinde bırakılmış bir Blackwatch aracı vardı. Ön camı parçalanmış, sürücü kapısı açık kalmıştı.

Jarvis şeridin altından geçti.

Bu noktada geri dönmesi gerektiğini düşündü. Buraya kadar gelmişti ve Ethan'ın en azından koloni konusunda yalan söylemediğini anlamıştı. Eczanenin çatısından sarkan koyu kırmızı damarlar, sokağın girişinden bile görülebiliyordu.

Fakat yüzler hâlâ yoktu.

Bunu kontrol etmesi gerekiyordu.

Eczanenin ön tarafındaki camlar kırılmıştı. İçeride devrilmiş raflar, yerde ilaç kutuları ve çatlamış fayanslar vardı. Jarvis binaya girmedi. Yan taraftaki dar geçitten arka sokağa geçtiğinde koloninin geri kalanını gördü.

Duvarın neredeyse tamamını kaplamıştı.

Televizyonda gösterilenlerden daha büyüktü. Kırmızı ve siyah tabakalar birbirinin üzerine yığılmış, ikinci kattaki pencerelere kadar ulaşmıştı. Koloninin bazı bölümleri kurumuş ve duvardan ayrılmış görünüyordu, fakat merkezindeki kalın damarlar hâlâ canlıydı.

Yavaş aralıklarla genişleyip daralıyorlardı.

Jarvis olduğu yerde kaldı.

Ethan'ın anlattığı yüzleri göremedi. Buna sevinmesi gerektiğini düşündü ama koloniye baktıkça içinde beliren his merak değildi artık. Karşısındaki şeyin uyuduğunu, buna rağmen çevresinde olan bitenin farkında olduğunu hissediyordu.

Bir adım geri çekilirken ayakkabısının altında cam kırıldı.

Ses, boş sokakta beklediğinden daha yüksek çıktı.

Koloninin hareketi durdu.

Jarvis de kıpırdamadı.

Birkaç saniye boyunca hiçbir şey olmadı. Sonra duvarın ortasındaki damarların yönü değişti. Hepsi aynı noktaya doğru çekiliyor, koloninin merkezinde dar bir yarık oluşturuyordu.

Jarvis'in aklına ilk gelen, şeyin gözlerini açtığı oldu.

Bu düşünce saçmaydı. Koloninin gözleri yoktu. Onu görebilmesi için başı, yüzü veya en azından canlılara benzeyen bir organı olması gerekirdi.

Yine de kendisine baktığını biliyordu.

Göğsünün içinde bir baskı hissetti. Korkudan kalbinin hızlandığını sandı fakat baskı göğsünde kalmadı. Omzuna, oradan da sağ koluna yayıldı. Parmak uçları hafifçe karıncalanmaya başladı.

Jarvis elini kaldırıp baktı.

Eldiven takmıyordu. Avucunda veya parmaklarında bir değişiklik görünmüyordu.

Koloninin merkezindeki damarlardan biri kasıldı.

Aynı anda Jarvis'in avucuna ince bir sancı girdi.

Elini yumruk yaptı. Sancı kayboldu.

Bir süre sonra koloni yeniden hareket etmeye başladı. Yüzeyindeki koyu katmanlardan biri gevşiyor, duvardan aşağı doğru yavaşça uzuyordu. Jarvis bunun kendisine doğru geldiğini fark edince geriye doğru iki adım attı.

Et parçası kaldırımın üzerinde durdu.

Aralarında birkaç metre vardı.

Jarvis'in korkması gerekiyordu. Koşarak uzaklaşması, eve gidip gördüklerini ailesine anlatması gerekiyordu. Fakat şeyin saldırmaya çalışmadığını düşündü. Hareketi, bir hayvanın yabancı bir kokuyu anlamaya çalışmasına benziyordu.

Biraz daha yaklaştığında koloniden yayılan kokuyu aldı. Paslı metal, nem ve uzun süredir açıkta kalmış et birbirine karışmıştı. Midesi bulandı ama durmadı.

Duvarın önünde, kaldırıma yayılmış ince damarlardan birine baktı. Damarın içinden koyu bir sıvı geçiyor, her geçişinde yüzeyi hafifçe kabarıyordu.

Jarvis çömeldi.

Elini uzattı. Parmaklarıyla damar arasında hâlâ birkaç santimetre varken yüzeyde küçük bir hareket oldu. Damar, onun eline doğru kıvrıldı.

Jarvis kolunu çekmek istedi.

Yeterince hızlı davranamadı.

Soğuk ve yapışkan bir şey avucuna değdi. İlk anda canı acımadı. Yalnızca parmak uçlarındaki karıncalanmanın güçlendiğini hissetti. Ardından damar elinin çevresine sarıldı.

Jarvis ayağa kalkmaya çalıştı fakat kolu onu aşağı çekiyordu.

Koloninin yüzeyindeki diğer damarlar da hareketlendi. Duvardan kaldırıma doğru ince lifler uzanıyor, avucuna yapışan parçayla birleşiyordu. Jarvis kolunu bütün gücüyle geri çektiğinde elindeki baskı daha da arttı.

Bu kez bağırdı.

Sesi sokağın içinde yankılandı ama yardımına gelen olmadı.

Karıncalanma bileğini geçip dirseğine ulaştı. Sağ omzu bir anda uyuştu, ardından göğsünün ortasında keskin bir ağrı başladı. Jarvis nefes almaya çalıştı fakat ciğerleri birkaç saniyeliğine nasıl çalışmaları gerektiğini unutmuş gibiydi.

Koloniye bağlı damar şişti.

İçinden geçen koyu sıvı Jarvis'in avucuna ulaştı.

Derisinin altında siyah çizgiler belirdi. Çizgiler bileğine doğru ilerlerken Jarvis'in görüşü bulanıklaştı. Ayakta duramadı ve dizlerinin üzerine çöktü.

Çevresindeki sokak kayboldu.

Yerine tanımadığı görüntüler geldi.

Beyaz ışıklarla aydınlatılmış bir oda gördü. Cam bölmelerin arkasında hareket eden insanlar, siyah üniformalı askerler ve tavandan sarkan kablolar vardı. Bir masanın üzerinde yatan kişinin göğsü açıktı ama etrafında hiç kan yoktu.

Görüntü değişti.

James Heller karanlık bir odada bir adamı duvara yaslamıştı. Jarvis onun yüzünü haberlerden tanıyordu, fakat ekrandaki görüntülerde olduğundan daha yaşlı ve bitkin görünüyordu. Üzerindeki kıyafetler yırtılmış, kollarına kadar kan bulaşmıştı.

Bir şey söylüyordu.

Jarvis kelimeleri duyamadı. Görüntülerde ses yoktu. Yalnızca öfkeyi hissedebiliyordu; Heller'ın öfkesini mi, yoksa görüntüleri ona gösteren şeyin öfkesini mi, bilmiyordu.

Sonra Alexander Mercer'ı gördü.

Mercer bir binanın çatısında duruyordu. Aşağıdaki sokaklara kırmızı damarlar yayılmış, şehrin binalarını birbirine bağlamıştı. Yukarıdan bakıldığında New York tek bir organizmanın parçaları gibi görünüyordu.

Mercer başını çevirdi.

Doğrudan Jarvis'e baktı.

O anda görüntü parçalandı. Laboratuvar, askerler, Heller ve Mercer birbirine karıştı. Jarvis'in zihninden kendisine ait olmayan yüzler, sokaklar ve çığlıklar geçti. İnsanların isimlerini bilmiyordu fakat korkularını hissedebiliyordu. Bir kapının arkasında saklanan kadın, enkaz altında kalan asker, koşarken düşen çocuk...

Hepsi kısa süreliğine onun içindeydi.

Sonra geriye yalnızca açlık kaldı.

Bu his midesinden gelmiyordu. Vücudunun belli bir yerine ait de değildi. Çok daha büyük, çok daha eski bir şeyin ihtiyacıydı. Büyümek, çoğalmak ve önüne çıkan her canlıyı kendisinin bir parçasına çevirmek istiyordu.

Jarvis elini son kez çekti.

Koloniye bağlı damar koptu.

Siyah lifler havada gerildi, birkaç tanesi avucunun içinde kaybolurken diğerleri kaldırıma düştü. Jarvis geriye savrulup sırtüstü yere çarptı.

Bir süre hareket edemedi.

Nefesi yavaş yavaş geri geldiğinde başını kaldırdı. Koloni duvarda hâlâ duruyordu fakat birkaç dakika öncesine göre daha küçük görünüyordu. Yüzeyindeki kırmızı tabakalar büzülüyor, bazı bölümleri kuruyarak yere dökülüyordu.

Jarvis sağ eline baktı.

Avucunda yara yoktu. Koloniye dokunduğunu gösteren bir iz de kalmamıştı. Derisinin altında gördüğü siyah çizgiler kaybolmuştu.

Ayağa kalkmayı denediğinde bacakları titredi. Duvara tutunarak doğruldu ve sokağın girişine doğru yürümeye başladı. Birkaç adım sonra midesi kasıldı. Kaldırımın kenarına eğilip kustu.

Midesinden koyu renkli, yapışkan bir sıvı çıktı.

Jarvis birkaç saniye sıvıya baktı. İçinde saç teli inceliğinde şeyler hareket ediyordu. Birbirlerine dolanıyor, sonra yeniden ayrılıyorlardı.

Arkasında koloni tekrar kasıldı.

Jarvis bu kez beklemedi.

Koşmaya başladı.

Eve ulaştığında hava kararmak üzereydi.

Banyo penceresinden girmeyi düşünmüştü fakat bunu yapacak gücü kalmamıştı. Ana kapıya geldiğinde bir süre anahtarı kilide sokmaya çalıştı. Parmakları uyuşmuştu ve anahtar sürekli elinden kayıyordu.

Kapı, o daha açamadan içeriden çekildi.

Babası karşısında duruyordu.

Önce Jarvis'in yüzüne, ardından çamura bulanmış kıyafetlerine baktı.

"Neredeydin?"

Jarvis cevap vermeye çalıştı ama boğazı kurumuştu.

"Okul erken kapandı."

"Bunu sordum mu?"

Annesi salondan çıktı. Jarvis'i görünce yüzündeki öfke kısa süreliğine kayboldu.

"İyi misin?"

Jarvis başını salladı.

Babası geri çekilip geçmesine izin verdi. Jarvis içeri girerken dizlerinin yeniden boşalacağını hissetti fakat duvara tutunarak ayakta kaldı. Evdeki kutuların sayısı artmıştı. Bavullar kapının yanında dizilmiş, masanın üzerindeki pasaportlar şeffaf bir dosyaya konmuştu.

"Gerçekten gidiyoruz," dedi Jarvis.

Babası kapıyı kilitledi.

"Yarın gece."

"Nereye?"

"Önce şehirden çıkacağız."

"Sonra?"

Babası cevap vermedi.

Jarvis annesine baktı. Kadın birkaç saniye tereddüt ettikten sonra yanına gelip alnına dokundu.

"Elin buz gibi."

"Toparla kendini bu hal ne?"

"Biraz hastalandım galiba."

"Ateşin yok."

Jarvis koloniye dokunduğu elini cebine soktu. Annesinin onu kontrol etmesini istemiyordu.

"Biraz uyuyacağım."

Odasına doğru yürürken arkasından babasının sesi geldi.

"Yarın dışarı çıkmak yok."

Jarvis durmadan başını salladı.

Odana girdiğinde kapıyı kapattı ve sırtını kapıya yasladı. Bir süre sessizce bekledi. Salondan annesiyle babasının alçak sesle konuşmaları geliyordu. Limandan, sahte belgelerden ve gece yarısından sonra açılacak bir yoldan bahsediyorlardı.

Jarvis yatağının kenarına oturdu.

Sağ elini cebinden çıkardı. Avucuna baktığında hâlâ hiçbir iz göremedi. Parmaklarını oynattı, elini birkaç kez yumruk yapıp açtı.

Normal görünüyordu.

Kendisini ikna etmek için elini göğsüne koydu.

Kalbinin atmasını bekledi.

İlk birkaç saniye hiçbir şey hissetmedi.

Sonra göğsünün içinde ağır bir vuruş oldu. Normalden daha güçlüydü ama yanlış yerdeydi. Kalbi sanki göğsünün solunda değil, biraz daha aşağıda atmıştı.

Jarvis elini çekti.

Bir süre sonra ikinci vuruş geldi.

Bu defa karnının içinde hissetti.

Ayağa kalkıp aynanın karşısına geçti. Yüzü solmuş, gözlerinin altı kararmıştı. Yine de aynada gördüğü kişi hâlâ kendisiydi.

En azından öyle görünüyordu.

Jarvis ışığı kapattı ve tekrar yatağına uzandı. Gözlerini kapatır kapatmaz koloninin görüntüsü yeniden zihnine geldi. Duvarda hareket eden damarları, avucuna sarılan lifleri ve Mercer'ın kendisine dönen yüzünü gördü.

Yatağının yanında duran sağ eli, karanlığın içinde kısa süreliğine kasıldı. Avucunun altında siyah bir damar belirdi, bileğine doğru birkaç santimetre ilerledikten sonra tekrar derisinin altına çekildi.

Salonda ailesi ertesi gece şehirden nasıl kaçacaklarını konuşuyordu.

Hiçbiri, götürmeye hazırlandıkları şeyin artık yalnızca oğulları olmadığını bilmiyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

13okunma 5beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18