13. bölüm / 14
PortreBölüm 13
Bölümler 14Şu an: Bölüm 13
- 1 Bölüm 1289 kelime
- 2 Bölüm 21.137 kelime
- 3 Bölüm 31.110 kelime
- 4 Bölüm 41.617 kelime
- 5 Bölüm 5844 kelime
- 6 Bölüm 62.274 kelime
- 7 Bölüm 71.129 kelime
- 8 Bölüm 81.193 kelime
- 9 Bölüm 91.098 kelime
- 10 Bölüm 1066 kelime
- 11 Bölüm 111.006 kelime
- 12 Bölüm 12748 kelime
- 13 Bölüm 131.795 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 Bölüm 141.539 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Baştan anlat. Bu evi nereden biliyorsun? Ve de anahtarının sende ne işi var?!” dedim biraz sinirli bir şekilde. İçimdeki kor ateş yine açığa çıkmıştı. Göğsümü yakmaya başlamıştı.
Ozan derin bir nefes alarak konuşmaya başladı.
“Dila abin söyledi,” dedi. Anlamsız bakışlar atarak,
“Abim ne söyledi sana. Görüşüyor muydunuz?” dedim.
“Biz abinle görüşmeyi hiç bırakmadık ki,” dedi. Alayla güldüm ve kalbim dile geldi sanki.
“Beni bıraktın ama abimi bırakmadın öyle mi?” dedim. Canımı yakan bu cümlem onunda canını yakmış olacak ki gözlerini yumdu, derin bir nefes aldı ve devam etti konuşmaya.
“Beni dinlemeyen sendin Dila! Hiçbir şey göründüğü gibi değildi,” dedi. İyice sinirlenmeye başlıyordum.
“Senin saçma sapan bahanelerini dinlemek istemiyorum! Aşkta bahanelere yer yoktur Ozan. Sen benden daha iyi bilirsin…” dedim.
“Sevdiğini korumak bahaneyse, evet Dila benim bahanem bu!” dedi bağırarak. Beni neyden koruyabilirdi ki? Tam bunu soracağım sırada devam etti.
“Sesimi yükselttim. Özür dilerim... Konuya dönecek olursak abinle arada görüşürdük ve iki hafta önce bana bu anahtarı verdi. ‘Senden isteyince getirirsin bana,’ dedi. Bende aldım.” Konuyu değiştirmişti ama üstünde durmadım.
“Nasıl yani, hiçbir şey söylemedi mi başka? Sormadın mı?” diye sordum hemen.
“Sordum tabii ki ama söylemedi. Sadece evin konumunu söyledi ve o gün sabah beni aradı anahtarı istedi. Bende getireceğimi söyledim ama bir daha ulaşamadım…” dedi. Derin bir sessizlik çöktü ikimize de, içimize konuştuk sanki.
“Neden hemen anlatmadın?” diye sordum sessizce.
“Duvarların buna izin vermedi Dila. Hatırla… Denedim ve dayak yedim,” dedi.
“Abimle ilgili bir olay olduğunu söyleseydin Ozan. Sen hep gelirdin konuşmak isterdin yine aynı olay sanmıştım…” dedim pişmanlıkla.
“Olay bu ya zaten Dila. Sen beni hiç dinlemedin.”
Reddetmek istedim ama kalbim “O haklı,” dedi. Aklımsa “Bırakmasının hiçbir bahanesi olamaz,” deyip duruyordu. Onun yaptığını yaparak kaçtım konudan.
“Hiç gelmiş miydin bu eve?” dedim. Gözleri konuyu kapattığımı anlayınca kırgın bir bakış attı.
“Hayır. Seninle birlikte benimde ilk gelişim,” dedi. Her şey çok mantıksızdı.
“Ya anlayamıyorum. Abimin bir evi var zaten. O da bizim evimiz. Neden burayı alsın ki? Neden hırkası var mesela burada?” dedim ve elimle sol tarafımda duran hırkayı aldım. İstemsizce burnuma götürdüm. Abimin kokusu…
Ne kadar acıydı. Bir gün hayatımızın içinde olan insanların artık yanımızda olmaması. Onu unutmamak için anılarımıza koşardık. Bu hırka gibi…
Kokusunun burnumuzdan hiç gitmesin isteriz. Ya da sesini, yüzünü unutmaktan korkarız. Her an her saniye geçmeyecek bir acının içinde debelenerek hayata devam etmeye gayret ederiz…
Burnumdan çekemediğim hırkayı kaç dakika kokladım bilmiyorum. Kendime geldiğimde hırkayı göğsüme bastırdım ve Ozan’a baktım. Elini sıkıyordu. Sanki tam bana sarılacakken kendini tutmuş gibiydi. Ona baktığımı görünce konuşmaya başladı.
“Bilmiyorum Dila. Keşke bilseydim,” dedi. Pişmanlığını her zerremde hissettim.
“Özür dilerim. Keşke Burak’ı daha çok zorlayıp öğrenseydim,” diyerek devam etti.
“Düzelt o zaman Ozan. Demek gelip, 'Sana bir şey göstereceğim,' diyebiliyorsun bunun neden olduğunu da bul! Kafayı yiyeceğim artık. Ben ayakta uyurken neler olduğunu anlamaya çalışmaktan yoruldum!” dedim bağırarak. Ayağa kalmıştım ki Ozan kolumu tuttu.
“İzin ver sadece Dila. Ben hiçbir zaman bir Şahin olmadım. Sadece senin yanında olmak istiyorum. İzin ver yardım edeyim,” dedi. Yorgun bir gülümseme vardı yüzümde.
“Al sana fırsat Ozan. Bir Şahin olmadığını kanıtla!” dedim ve kucağımdaki hırkayla odaları incelemek için salonun çıkışına yöneldim.
Kalbim ve aklım tartışıyordu. Neden izin vermiştim ki? Diyordum kendime ama o benden daha çok şeye sahip. Şahinlerin tam merkezinde. “Ya yine giderse?” dedi içimdeki çocuk. O zaman ne yapardım bunu düşünmek istemiyordum.
Arkamdan geliyordu Ozan da. İlk olarak mutfağa yöneldim. Bir ip ucu arıyordum. Neden abi? Bana bir ip ucu bırakmış ol, lütfen…
Mutfakta işe yarar hiçbir şey yoktu. Geri dönüp iki artı bir olduğunu şu an anladığım iki odadan ilkine yöneldim. Her adımımda uzuyordu sanki yol. Korkuyordum… Görmek istemediğim bir şey görmekten ya da kalbimin daha çok yanacağı bir şeyden korkuyordum.
İlk soldaki odaya girdim. Yavaşça kapıyı açtım ve ışığı yaktım. Ozan da hemen arkamdan içeri girdi. Tüylerimi diken diken eden bir şey vardı bu odada. Vücudum hafiften titriyordu.
Odada bir tek kişilik yatak, gardırop ve çalışma masası vardı. Direkt çalışma masasına yöneldim. Masanın üstünde ders notları vardı. Hukukla alakalıydı. Elimdeki notları arkamda duran Ozan’a göstererek,
“Bunlar da ne? Abim mezun olalı çok oluyor,” dedim. Ozan elimdeki kağıtları aldı ve incelemeye başladı.
Bende yeniden masaya bakmaya devam ettim. Her yer silgi tozu doluydu. Sadece bunlar vardı masada.
“Abinin yazısı değil de mi Dila?” diye sordu Ozan.
“Hayır, değil. O yüzden çok saçma zaten,” dedim ve gardıroba yöneldim. İçi erkek kıyafetleriyle doluydu ve abimin tarzının çok dışında şeylerdi hepsi.
“Bunlar abimin giyeceği tarzda kıyafetler değil,” dedim Ozan’ın da duyması için. Kağıtları masanın üstüne bırakarak o da kıyafetlere bakmaya başladı.
“Haklısın. Başka birinin bunlar muhtemelen,” dedi.
“Kimin işte. Burada başka biri yaşıyorsa neden anahtarı abimdeydi?” dedim.
“Dila belki de gerçekten başka birinindir,” dedi Ozan. Anlamsız bakışlar attım ve konuştum.
“Nasıl yani?”
“Belki de sadece müvekkilinin falandır. Olamaz mı?” dedi.
“Olabilir ama neden abimin hırkası vardı içeride?” diye sordum. Masanın önündeki sandalyeye bıraktığım hırkaya bakarak.
“Hırka burada yaşadığını kanıtlamaz ki. Bende başta burada yaşadığını düşünüyordum ama şimdi fikirlerim değişmeye başladı,” dedi.
“Bilmiyorum Ozan. Kafam çok karışık,” dedim ve başka hiçbir şey olmayan odadan çıkarak ikinci odaya doğru yöneldim.
Kapıyı yavaşça açarak içeri girdim. Şeker kokulu bir parfüm kokusu doldu burnuma. Anlam veremeyerek hemen ışığı açtım. İlk odayla aynı dizayna sahipti. Masanın üstünde bir tane parfüm ve bir tane ruj vardı sadece. Parfümü elime alıp kokladım. Havadaki kokunun aynısıydı. Gardıropta da kadın kıyafetleri doluydu.
Ozan’a dönerek, “Tezine daha çok ihtimal verdim şu an. Bu odada abimin kalması imkansız,” dedim.
O da kıyafetleri ve parfümü görünce anlamıştı.
“Kesinlikle Dila,” dedi sadece ve devam etti.
“Gel içeride konuşalım. Bir yol belirleyelim kendimize,” dedi. Kafamı sallayarak eliyle geçmem için yön verdiği kapıdan çıktım hemen.
Salona geri geçerek oturduğumuz koltuğa oturduk yeniden. Sessizlik çökmüştü yine üstümüze. Anlamsız bakışlarla yerdeki halıyı izliyordum sadece.
Bir süre sonunda Ozan konuşmaya karar vermiş olacak ki boğazını temizledi. Bende halıdaki bakışlarımı Ozan’ın gözlerine çevirdim.
“Ne düşünüyorsun Dila?” diye sordu. Keşke bilseydim…
“Her şeyi ama hiçbir şeyi,” dedim. Anlamsız bakışlar atıyordu.
“Tamam, birlikte düşünmeye ne dersin?” dedi. Kafamı salladım yavaşça.
“Burak’ın burada kalmadığını anlamış olduk değil mi?” dedi.
“Yani öyle görünüyor. Eğer dediğin gibiyse bu ev abimin müvekkilleriyle alakalıysa da bunu bulmak zorundayız,” dedim ve devam ettim.
“Ayrıca neden bu anahtar abimdeydi? Müvekkilinin olsa bile polise vermesi gerekmez miydi?” dedim. Ozan düşünceli bir ifadeyle bir süre sessiz kalıp sadece etrafa bakmakla yetindi.
“Bizim abinin dosyalarına erişmemiz gerekiyor,” dedi.
“Nasıl olacak o? Polisler bütün dosyalara el koydu,” dediğim an Ozan’ın aklındakini anladım. Kaşlarım çatılmaya başlamıştı. Sinirlenmeye başladığım ve konuşacağım sırada Ozan elimi tuttu. Kalbime küçük bir elektrik çarpmıştı sanki. Kaşlarım eski haline dönerken, ben hala elimi tutan eline bakıyordum.
En son ne zaman tutmuştun elimi Ozan? Ne zaman tenin tenime değdi? Demek istedim ama dilim mühürlenmişti bu konuya karşı.
“Dila… izin verdin. Bende elimden geleni yapmak istiyorum. Burak için, senin için ve bizim için…” dedi.
“Sen diyorsun ki şu an abimin katili olabilecek olan, ki bence o katil, Buğradan yardım isteyelim. Doğru mu anladım?!” dedim hiddetle. Elimdeki elini çekmiştim.
“Burakta olan dosyaların hepsi Buğrada da var ve hayır ondan bende yardım istemem,” dedi.
“Ne yapacaksın o zaman?” dedim, anlamamıştım.
“Odasına girip dosyaları alacağım,” dedi soğukkanlılıkla. Şaşırmıştım açıkçası.
“Bunu cidden yapar mısın?” dedim inanamayarak.
“Senin için Dila. Senin için…” dedi. 8 ay öncesinde duyduğum o melodi tekrar çalmaya başlamıştı kulaklarımda. Bu melodi kalbimin sesiydi. Küstürmüştü kendine; kalbimi, ruhumu ve benliğimi. Şimdi geri gelip tekrar barışmak istiyordu hepsiyle. Peki sen istiyor musun Dila? Kalbinin yeniden şarkı söylenesini istiyor musun?
Sadece gülümsedim. Bu sefer içtendi gülümsemem. Konuyu dağıtmak istiyordum ve bir an önce yalnız kalmaya ihtiyacım vardı. Telefonumdan saate baktım. Saat on biri gösteriyordu.
“Şöyle yapalım o zaman. Sen dosyaları alınca bana haber verirsin bende bu olayları Yavuz’a anlatırım. Neler yapacağımıza o zaman karar veririz,” dedim. Ozan’ın bakışları değişmişti. Çenesini mi sıkıyordu o? Anlayamamıştım.
“Yavuz kim?” diye sordu hemen. Gerçekten mi ya?
“Avukatım,” dedim.
“Selim abiye ne oldu?” dedi hala sinirli gözüküyordu.
“Artık yok,” dedim ve hiçbir şey demeden çıkış kapısına doğru yürüdüm. Kıskanıyordu bir de. Sen benim hayatımda yoksun ki. Neyi kıskanıyorsun acaba? Tabii bunları yüzüne karşı diyemediğim için aklımda konuşuyordum.
Kapıyı da sert bir şekilde kapatmıştım. Hemen asansör düğmesine bastım. Arkamdan gelmesini istemiyordum. Bugün yeteri kadar Ozan’a maruz kalmıştım. Kafamın içinde bir sürü insan aynı anda konuşuyordu sanki. Fısırtılar beni çileden çıkarıyordu.
Gelen asansöre bindim hemen ve sıfır düğmesini tuşladım. Asansör aşağıya inerken bende telefonumu kontrol ediyordum. WhatsApp’dan gelen bir bildirimle birlikte şaşkına dönmüştüm. “Deniizz tarafından ‘OPERASYON’ adlı gruba alındınız.” Şaka falan mıydı bu? Bir de mesaj yazmıştı.
“Gençler hepinizi tek tek aramaktan canım çıktı. Herkes aktif olsun bu grupta. Özellikle sen DİLA!” Deli edecekti bu çocuk beni. Deniz’in mesajına görüldü atıp telefonumu cebime atmıştım ki telefonum çalmaya başladı. OF DENİZ!
Asansör sıfıra varmıştı sonunda. Hemen çıkış kapısına doğru yönelerek cebime attığım telefonumu geri çıkardım. Deniz arıyordu tabii ki. Bir kere de şaşırt be Deniz…
“Efendim Deniz,” dedim birazcık oflayarak.
“Dila niye görüldü attın mesajıma?” dedi.
“Cidden bunun için mi aradın?” dedim inanamayarak.
“Tabii, bu önemli bir konu Dila. Hassasım bu konuda,” dedi. Bir süre sessiz kaldım ve kahkaha atmaya başladım. Yanaklarım acıyana kadar bağıra bağıra güldüm. Deniz de ilk başta güldü ama sonra sessizleşti. Benim kahkahalarım ağlamaya döndü. Her dakika ağlamaktan başka bir şey gelmiyordu elimden.
“Dila iyi misin?” dedi Deniz en sonunda. Ağlaya ağlaya cevap verdim sorusuna.
“Deniz abimin kokusunu aldım,” dedim hıçkırarak.
“Ne? Dila ne oluyor?” dedi hemen. Ağlamam kesilene kadar sessiz kaldım. Kendime gelince konuşmaya devam ettim.
“Abimin benden sakladığı bir evi varmış. Evi demek doğru olur mu, bilmiyorum? Çünkü evdeki odalarda bir kadın ve bir de adam eşyaları var. Bu adam her kimse eşyaları abimin olamayacak kadar farklı. Ve abimin hırkası vardı Deniz. Koltukta duruyordu…” dedim. Bunları o kadar hızlı söylemiştim ki umarım Deniz anlamıştır.
“Dila sakin olur musun lütfen. Kim dedi sana bunu?” diye sordu hemen tabii.
“Ozan,” dedim sakince. Bu arada arabamın içine oturmuştum ve dikiz aynasından arkadaki buketle göz göze geliyordum.
“Yanında mı şerefsiz!” dedi bağırarak. Bağırması o kadar şiddetliydi ki telefonu kulağımdan uzaklaştırmam gerekti.
“Sakin ol Deniz. Yardım ediyor sadece,” dedim. Bu dediğime ben bile şaşırmıştım. Kıyamamak mıydı bu? Yoksa savunmak mı? Her ikisi de kötüydü şu an.
“Yardım mı dedin sen? Onun amacını ikimiz de biliyoruz Dila. Şimdi konuşturma beni!” dedi hiddetle. Haklıydı ama karşıydı buna kalbim, bu sefer aklımla birlikte.
“Mantıklı düşün Deniz. Buğra’nın dibinde kendisi. Şu an en çok ona ihtiyacımız var. Bırak ne yapacak görelim. Bu konu hakkında daha fazla konuşmaya gerek yok. Yarın detayları anlatırım,” dedim kararlılıkla.
“Peki Dila,” dedi ama hala çok öfkeliydi.
“Deniz rica etsem yarın annemin de benim de ifademiz var ya. Sen anneme yarın gelmesi gerektiğini söyler misin? Yavuz da yanında olsun. Sonuçta avukatımız. Aramız hala çok kötü ben iletişime geçemiyorum o yüzden,” dedim.
“Sen dert etme bunu Dila ben hallederim,” dedi.
“Çok sağ ol Deniz. Yarın görüşürüz,” dedim ve kapattım telefonu.
Tam arabamı çalıştıracakken Ozan çıktı binadan. Arabama doğru yönelirken hemen arabamı çalıştırdım ve bana ait olan tek evime, atölyeme doğru sürdüm.
Umarım bölümü beğenirsiniz. Yorumlarınızı ve beğenilerinizi bekliyorum. Keyifli okumalarrr 🫶
Bölüm etkileşimi
