4. bölüm / 9
PERDE ARKASI3. BÖLÜM: BİR ÇİFT MAVİ GÖZ
Bölümler 9Şu an: 3. BÖLÜM: BİR ÇİFT MAVİ GÖZ
- 1 GİRİŞ;205 kelime
- 2 1. BÖLÜM: SEÇMELER1.992 kelime
- 3 2. Bölüm: Sessizlikte Yankılanan Dalgalar2.788 kelime
- 4 3. BÖLÜM: BİR ÇİFT MAVİ GÖZ2.163 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 4. Bölüm: Mesajın Kaderi1.757 kelime
- 6 5. Bölüm: Bitmeyen Çağrılar1.773 kelime
- 7 6. Bölüm: Gerçek Başlangıçlar1.480 kelime
- 8 7. Bölüm: Oyuncuyu Bul3.287 kelime
- 9 8. Bölüm: Şeytan'ın Resitali2.965 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Küçükken hep kendime şunu sorardım, ölüm gerçekten neydi? Huzur muydu yoksa en büyük huzursuzluk mu? Fakat şunu farkediyordum. Ölüm bir nevi huzurdu aynı zamanda en büyük huzursuzluk. Bunu şuan çok iyi anlıyordum...
Gözlerim yavaşça kapanmaya başladığında son gördüğüm şey bana doğru hızla gelen bir çift mavi gözdü. Bir okyanusu andıran gözler benim için endişeli bir şekilde gelmeye çalışmıştı. O zamana kadar birinin beni görme düşüncesi bile aklıma gelmemişti. Biri benim için geliyordu...
Fakat bu kişi ben değildim, tanımadığım biriydi...
Gözlerim o gözlerin kime ait olduğunu görmeden kapandı. Bilincimi kaybettim..
Bilincim tekrar açıldığında sadece dudaklarıma kapanan dudakları hissettim. Dudaklarıma yaklaşık nefesini içime işliyor. Sonra nefesimi dudaklarının üstünde hissetmeyince tekrardan dudakları dudaklarımla buluşuyordu. Her şeyi hissediyordum ama vücudum hiç bir belirti göstermiyordu.
Ölümle yüzüyormuşum gibi hissediyordum. Ölümün kıyılarında boğulacakmış gibi hemde... Parmaklarımı dahi oynatacak gücü bulamıyordum kendimde. Etraf fazla buğuluydu. Hem kulaklarımda hem gözlerim de... Hiç bir şeyi kontrol edemiyordum fakat her şeyi hissediyordum. Mavi gözlerin içinde ki o derin endişeyi hissediyordum ya da o ben öyle sanıyordum.
Hiç bir şeyi hissetmeyen bedenimi garip bir duygu sarmıştı. Korku muydu bu duygu yoksa büyük bir endişe mi?
Beynimdeki son algıları da yitirmeye başlamıştım. Hiç bir şey hissedemiyordum. Birden üstüme büyük bir baygınlik çöktü. Bundan sonrası hafızamda tamamen yoktu...
★★★
Kana bulanmış bıçak, sinirlenmiş sesler, yerdeki cesetler ve bunlar yaşanırken korku içinde yatağının altında cenin pozisyonunda saklanan bir çocuk. Hiç bir şeyi duymamak için ellerini kulaklarına bastırmış gözlerini sımsıkı kapatmıştı. Etrafta duyulan adım sesleri onu fazlasıyla ürkütüyordu. Biri duyar diye nefes alışlarının bile duyulmaması için uğraşıyor ve bulunmamak için dua ediyordu. Sanki böyle yaparsa mutlu hayatına dönecekmiş gibi. Sanki her şeyin sorumlusu oymuş gibi kendini suçluyordu.
"Her şey senin suçun."
"Senin suçun"
"Hayır, senin suçun değil"demek için çok bağırdım, Çığlık attım. Fakat beni duymuyordu, duyamıyordu. Onun yanına koşarak gittim. Onun bedenini sarsmak için. Fakat yaptığım tek şey bir boşluktu.
Bu oda da sadece o vardı.. Ben bu oda için bedeninden sıyrılmış bir ruhtum ve o beni hiç bir zaman duymayacaktı.
İşin en ilginç yanıysa bu hikâye fazlasıyla tanıdıktı...
Birden etraftaki adım sesleri durdu. Hemde çok yakınımızda. Hayır şimdi olamaz. Hayır,hayır,hayır...
Etraf karanlığa gömüldü. Kulağıma yakından sesler geliyordu.
"Alev, uyanıyor musun?"
Göz kapaklarımı hareket ettirmeye başladım. Ardından gözlerimi araladım. Kolumda bağlanmış bir serum gördüm önce. Hastanede miydim? Sonra fark ettiğim şeyse bana doğru hızla dönen iki beden.
Gözlerimi açmak istedim fakat göz kapaklarım birbirlerine yapışmış gibi açmakta güçlük çekiyordum. Sanki kirpiklerim birbirine yapışmış gibiydi.Keskin bir ışık göz kapaklarımdan süzülü verdi. Gözüm kapalı olsa bile bu ışık beni rahatsız etmeye başlamıştı. Belki de hâlâ alışamadığım için olabilirdi. Zihnindeki her şey bulanıktı, bedenimiyse fazlasıyla ağır hissediyordum. Beynimde bir çok ses vardı ama hiçbiri net değildi.
Sadece bana dönen iki bedeni hissetmiştim. Sanki uyandığımı anlamışlar gibi bir sessizlik olmuştu odada. Bir şeyler hissediyordum ama bilincin hâlâ açılmamış gibiydi. Sonra kulağıma ilk yanımda duran monitörün sesi geldi. Hastanede miydim? Ardından yanıma koşarak gelen iki kişinin sesi doldurdu kulağımı.
Sonunda gözlerimi aralamayı başarmıştım. Biri ayakta duruyor diğeriyse bir elimi tutup dizlerinin üzerine duruyordu.
İlk gördüğüm şey yanıbaşımda duran buz mavisi gözlerdi. Buz mavisi gözler endişeli bir şekilde benim siyahlarıma bakıyordu. Siyah saçları dağılmıştı. Üstünü değiştirmişti çünkü denizdeki gibi şortlarıyla değil, mavi kot pantolon ve üzerinde siyah bir tişörtle duruyordu yanımda.
Diğer dikkatimi çeken şeyse bir çift kahverengi gözdü. Yakınımda olan bir duvara yaslanmıştı. Endişeli gözlerle beni izliyordu. Sarı saçları neredeyse beline kadar ulaşıyordu. Bir şeyler düşünüyor gibi görünüyordu ama neyle ilgili olduğunu çözemiyordum. Kahve gözleri benim siyahlarımla buluşunca yüzünde bir gülümseme oluştu.
Kurumuş olan dudaklarımı araladım. "A-A-Atlas..." Zoraki bir şekilde kelimeleri söylemeye çalışıyordum.
Atlas ne istemiş olacağımı anlamış olacakki eli komodinin üzerindeki sürahiye ulaştı ve yanında duran bardağa suyu doldurdu. Kafamı hafifçe kaldırdı ve suyu içmeme yardımcı oldu. Suyu içtiğimde kafamı yavaşça yastığa koydu. Ardından bardağı masaya bıraktı.
Şimdi kendimi daha iyi hissettiğim için dudaklarımı araladım."B-bana noldu?" Hafifçe öksürdüm. "Neden hastanedeyim?"
Atlas'la İpek göz göze geldi bir an. Ardından birden gözlerini birbirlerinden ayırdılar. İkisi aynı anda gözlerini bana doğru çevirdi.
"Neler oluyor? Biri bana bunu açıklayabilir mi artık!"
İkisi de şok içinde birbirlerine bakıp tekrardan bana döndüler. Cidden burda ne oluyordu biri bana lütfen anlatsın yaa! Bu bakışma olayı sıkmaya başladı.
Dudaklarını ilk aralayan İpek oldu. Gözleri büyümüş bir şekilde "Gerçekten hiçbir şey hatırlamıyor musun Alev?"
Başımı olumsuz anlamda salladım. "Hiçbir şeyi hatırlamıyorum İpek, ne dönüyor burada?"
"Deniz'e gittiğimizi de mi hatırlamıyorsun?" Gözlerim bir yere kilitlenmişti ve olayları hatırlamaya çalışıyordum.
Deniz mi? Deniz.. Deniz.. DENİZ.. TABİ YA EN SON DENİZDEYDİK VE BEN AZ DAHA BOĞULUYORDUM! Ve bir çift mavi göz mü? Çok garip ama bana farklı duygular hissettirmişti bir kaç saniye içinde. Acaba Atlas mıydı o gözlerin sahibi? Sanmıyordum, o gözleri gördüğümde hiç tanımıyormuş gibi hissetmiştim.
Peki o zaman kimdi bu ? Ve denize girerken en son görmüş olduğum siyah giyinimli maskeli biri.. Biri diyordum çünkü kim olduğu hakkında gerçekten hiç bir fikrim yoktu. Ya bir insan gözlerini bile nasıl gizler Allah aşkına ya!?
Hazırladıklarımla hızla bakışlarımı yerden çektim ve ikisine de baktım. "O kimdi?" Dedim sert bir sesle. Onlar hiç bir şey anlamamış gibi aynı anda "Kim kimdi Alev?" İpek bu cümleye ekledi. "İyimisin canım, bir şeyin olmadığına emin misin?"
"Hiç olmadığım kadar iyiyim İpek, her şeyi yavaşça hatırlamaya başlıyorum. "
Atlas hemen atıldı. "Ne oldu güzelim, sorun ne?"
Bakışlarımı hızla İpek'ten çekip Atlas'a döndü. " O sen miydin?" Dedim sert çıkan sesimle."
Atlas şoka girmiş gibi bana baktı. "Kim ben miydim Alev? Ne diyorsun, şuan gerçekten bir şey anlayamıyorum güzelim."
"Beni kurtaran kişi, sen miydin?" Dedim daha açık bir şekilde.
Atlas'ın yüzünde garip bir ifade oldu. Gözleri irileşti ve kasları bir anda çatıldı. Fakat fazla uzun sürmedi bu davranışları. Hemen kendini düzeltip bana döndü. Anlamış olmalı ki. "Hee sen onu diyorsun. Evet, ben kurtardım seni. "
Derin bir nefes aldı. "Ama noldu ki?"
Gerçekmiş gibi hissetmiyordum. Bir şey varda bunu göremiyormuş gibiydim. Fakat böyle bir yalanı neden söyleyeceğini de düşünmeden edemezdim. Sonuçta şuana kadar hiç bir kötülüğümü istemeyen biri neden şuan böyle bir yalan uydursun ki? Büyük ihtimalle yüzün tamamını görmeden bayıldığım için böyle şüpheci bir tutum sergilemiştim.
Derin bir nefes aldım. "Hiç, mersk ettiğim için sordum. Bayılmadan önce mavi gözlerini gördüm de halüsinasyon mu olduğunu merak etmiştim. "
Atlas'ın dudakları hafifçe kıvrıldı. Ardından kafamın üstüne bir öpücük kondurdu. " Nasıl hissediyorsun güzelim, daha iyi misin?"
Başımı onaylar şekilde salladım. "Evet, şuan daha iyiyim. Ne zaman gideriz? Burada olmaktan gerçekten çok sıkıldım." Hastane ortamları beni gerçektende geriyordu. Bir şey olması gerekmiyordu ama fazlasıyla gerici bir hissiyatı vardı.
Atlas tam konuşacakken İpek onu böldü"Doktor gelince öğreniriz Alev." Gözleri birden serumu bulunca dikkatlice inceledi ve bana döndü. "Hem daha serumun bitmemiş, serumun bitince doktor gelir zaten. Biraz daha bekleyelim."
Başımla İpek'i onayladım.
Sıkıntıdan ne yapacağımı bilmediğim için oflayıp duruyordum. Beklemek gerçekten çok sıkıcıydı. Aradan yarım saat geçtikten sonra yanıma iki tane hemşire tam ortalarında duran bir doktor geldi. Hemşireler serumu çıkartırken doktorda bana bir şeyler söylemeye başladı.
Siyah saçlarının tutamları alnına düşmüştü. İki eli de cebindeydi bir eliyleyse sıkıca tuttuğu bir dosya vardı. Dosyada büyük ihtimalle durumumla ilgili gözlemlediği bilgiler vardı. Doktor üniformasının üstünde bir kalem vardı ayrıca yeşil gözlerinde siyah çerçeveli bir gözlük duruyordu.
"Merhabalar Alev Hanım, kendinizi nasıl hissediyorsunuz?"
"Gayet iyiyim, sadece biraz yorgun gibi hissediyorum."
"Bunlar gayet normal Alev Hanım, serumun etkisiyle yorgun olmanız çok doğal. Yaşadığınız baygınlıkta kötü bir belirti göstermiyor. Aç karınla denizde olduğunuz için olabilir ya da şokla yaşadığınız bir sarsıntıdan kaynaklanmıs olabilir. Endişeleneceğiniz hiç bir durum yok, yaptığımız testlere göre sapasağlamsınız. Eve gidip biraz dinlenmeniz ve bir şeyler yemeniz sizi daha iyi hissettirecektir. İstediğiniz zaman hastaneden çıkabilirsiniz, geçmiş olsun." Ufak bir baş selamı verdiğinde bende ona karsılık verdim
"Sağolun." Dedim gözlerinin içine bakıp. O da bana gülümsedi.
"Başka bir sorun yoksa izninizle." Dediğinde hepimiz onu onayladık.
Ardından doktor ve hemşireler arkasını dönüp gitti.
Kafamı yanımda duran Atlas'a doğru çevirdiğimde Kasları çatık bir şekilde beni izlerken gördüm. Anlamaz gözlerle ona bakıyordum. Ne oldu dercesine kafamı salladım ve bir kaşımı yukarıya doğru kaldırdım.
"Ne oldu, niye bana öyle bakıyorsun?" Dedim anlamaz bakışlarla.
Atlasta sınırlı bir şekilde kollarını önünde birleştirdi ve ayağa kalkıp beni izledi.
"Ne zamandan beri yemeklerini yine yemiyorsun Alev? Neden yemedim bir şeyler?" Hafif sinirli çıkan sesinde endişeli bir ton vardı.
"Ama.."
"Aması falan yok Alev, o yemekler yenicek. Şimdi üstünü giyiyorsun ve burdan yemek yemeye gidiyoruz."
"Ya ama-.."
"Aması falan yok Alev, bir daha sana bir şey olursa ben ne yaparım? Lütfen kendine biraz dikkat et güzelim."
Ofladım çünkü kendimi hiç bir şekilde aç hissetmiyordum. Sadece midem bulanıyordu. Atlas'a bunu söylesem daha çok inat edeceği için karşı çıkamadım.
"Alev, bana yemek yemediğini söylememiştin." Dedi İpek, sesi endişeyle kısıktı ama bakışları bana sert bakıyordu.
Gözlerimi yere doğru indirdim.
"Tamam neyse ne olan oldu artık." Dedi Atlas olayı dağıtmak için.
İpek Atlas'a döndü "Ee ne yiyoruz?"
"Ciddi misiniz gerçekten?" Dedim bıkkınlıkla onlarsa bir şey duymuyor gibi konuşmaya devam ettiler.
"Döner'e ne dersin?"
İpek heyecanla "Olur." dedi ve ellerini birbirine çarpmaya başladı.
"Hey, bende buradayım. Beni duyuyor musunuz?" Dedim bir elimi kaldırıp sallayarak.
"O zaman burdan çıktığımızda ilk iş döner gömmece." Deyip gülmeye başladı Atlas.
Artık ayağa kalkmıştım ve montumu giyiyordum. Sinirli bir şekilde bir ayağımı yere vurdum. "Siz ciddi misiniz gerçekten ya!"
İkisi de aynı anda bana döndü ve aynı anda "Evet, yalana benzer bir hâlimiz mi var?" Dedi.
Ofladım. Kendimi hiç aç hissetmiyordum ve bu iki salağın gazlamalarına asla gelemezdim. "Ben gelmiyorum, ne haliniz varsa görün!"
Atlas kaşlarını çattı. "Buraya geliyorsun güzelim, daha yemek yemedin!"
"Aç değilim, istemiyorum."
"İsteyip istemediğini sormadık Alev, bizimle geliyorsun." Dedi İpek sinirle.
Önüme dönüp hızlıca yürümeye başladım. Onlardan önce eve ulaşırsam asla onlarla gitmezdim.
Arkamdan beni çağırışlarını duyuyordum fakat bunları umursamadan hızlıca gitmeyi amaçladım...
★★★
Elimde tuttuğum şeye garip bakışlar atıyordum. Evet, bu iki gerizekalı beni zorla dönerciye sokmuştu! Etraftaki insanların garip bakışlarıyla döner yiyorlardı ve hiç bir şey unurlarında değildi! Şaka gibi bir durumun içerisindeydim.
Hastaneden hızlı hızlı çıkmaya çalışırken Atlas bir anda beni kucağına alıp arabanın arka koltuğuna bildiğin fırlamıştı! Ruh hastaları ya.
Allah'a serzenişte bulunur gibi elimdeki şeyi bıraktım ve iki elimi açtım. "Allah'ım ben ne günah işledim de bu iki salağın arasına düştüm!"
İpek bana döndü. "Alev, kiminle konuşuyorsun?"
İpek'e baktım. "Sizinle konuşmuyorum, keyfinize bakın siz."
Atlas'ın mavileri beni buldu. " Alev iyimisin güzelim?"
"Hiç iyi değilim Atlas, sus!"
"Ben ne yaptım ya yine?" Diye mırıldandı Atlas.
"Ya benim burda ne işim var ya silah zoruyla gelmiş gibi hissediyorum, rahat bırakın beni." Dedim ağlarcasına konuşarak.
Atlas sert bakışlarıyla elimde tuttuğum şeyi gösterdi. " Onu bitirmezsen seni vururum Alev." Sesi sakindi ama yine de mırıldandıp önüme döndüm.
Sonunda zorlasa olsa bitirmiştim yemeğimi. Derin bir nefes aldığımda Atlas ve İpek bana döndü. "N'oldu Alev, farketmediğimizi sanıyorsun ama sabahtan beri çok garip davranıyorsun."
"Yok bir şey, İpek." Yüzüme ufak bir gülümseme kondurdum. "İyiyim ben, sadece şey için biraz korkuyorum.."
Atlas şaşkın bakışlarla bana döndü. "Ne için?"
İpek sanki içimden geçeni anlamış gibi bir anda gülümsemesi büyüdü ve anlamış gibi sesler çıkardı. "He sen seçmelerden bahsediyorsun."
Başımı onaylar şekilde salladım.
Atlas bir şeyleri yeni anlamış olacakki o da anladığını belirten mırıltılar çıkardı.
"Hiç dert etme Alev, yapamadan da dünyanın sonu değil ya..."
Yüzüne kocaman bir gülümseme kondurdu. " Hem başka alanlara yönelirsin. Hiç dert etme seçmeleri, biz senin her zaman arkanda olacağız."
İpek sözünü bitirir bitirmez Atlas söze atladı. " Hem kazanacağına gayet eminim, sen yaparsın. "
Bir şey aklına gelmiş gibi gülümsedi. " Hem kazanırsan sana çok güzel sürprizlerim olacak güzelim."
Gülüşüm büyüdü.
"Fakat şu konuda da İpek'e katılıyorum, tek bir plan dahilinde gitmemelisin sonuçta sen bir edebiyat mezunu Sun. Sadece tiyatroyla ilgilenmek istemen pek işe yaramayabilir. Yanlış anlama güzelim, bunları senin iyiliğin için söylüyorum."
Atlas aynı zamanda bilgisayar mühendisiydi. Herşeyi evden hallettiği için iş yerine gitme gibi bir sorunu yoktu. Vaktinin bir kısmını işlerine diğer kısmını da eğlenceye ayırıyordu. Eğlenceli biriydi fakat bazı konularda fazla otoriter olabiliyordu.
İpek ise yabancı dil mezunuydu. Şirketlere gelen yabancı misafirleri o ağırlıyordu fakat o da benim gibi tiyatroyla ilgilenen biriydi. Hatta o tiyatro seçmesine beraber başvuru yapmıştık. Tabii o ikinci kişi olduğu için o hemen yapıp gitmişti.
Atlas'ın bu sözlerine gülümseyip hafifçe başımı salladım. "Anlıyorum, haklısınız siz de ama beni de anlayın lütfen. Yıllardır seçilmek için bekliyorum. Ve bu yarışma benim için bir nevi fırsattı. Benim için çok önemli tiyatro.."
Derin bir nefes alıp sözüme devam edicektim ki telefonuma gelen bildirim tüm havayı dağıttı. Basta pek önemsemiştim ama bildirimlerin ardı arkası kesilmeyince şok içinde telefona baktım.
"İstersen bak mesajlara güzelim, daha fazla beklemesin."
Ardından içinden bir şey mırıldandı fakat onu anlayamadım.
"Sanki ne oluyorsa." Gibi bir şey anlamıştım fakat emin değildim.
Aynı bildirimler İpek'e de gelince ikimiz beraber göz göze geldik. Olabilir miydi?
Onay beklercesine İpek'e baktığımda onun onaylayan bakışlarını gördüm. İşte şimdi her şey başlıyordu..
Hiç bilmediğim bir numaradan ve bilmediğim bir mail adresinden bana birkaç mesaj vardı. Üstelik numara beni iki kere aramıştı! Ne aceleniz vardı ya.
Kalbim çok hızlı bir şekilde atmaya başlamıştı. Bir telefona bir de Atlas ve İpek'e bakıyordum.
Bu mesaj kimden ve neydi pek emin bir cevabım yoktu ama bu mesaj benim ya sonum olacaktı ya da bir başlangıçım. Bundan oldukça emindim..
-------------------------------------------------------------------
Selamlarrr🤍🫶🏻 nasılsınızz? Umarım iyisinizdir bölümü okuduğunuzda tepkilerinizi fazlasıyla merak ediyorum ve eveeet başlangıç geldi gibiii. Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın sonraki bölümde görüşürüzzz🫶🏻
Bölüm etkileşimi
