9. bölüm · PARÇALANMIŞ UFUKLAR

BÖLÜM 9: KARAN'IN DÖNÜŞÜ

Vaveyla Kullanıcısı

**Onikiler gemisinin karnındaki soğuk, kemikleri donduruyordu.** Gri, biyomekanik duvarlardan sızan soluk kırmızı acil durum ışıkları, Rais'in donuk yüzüne vuruyordu. Stela, metalik zeminin titreşimlerini hissederek bir boru hattının arkasına sinmişti. Elleri titriyordu – soğuktan değil, içindeki enerjinin uğursuz bir şeyi *hissetmesinden*.

"Tahminimden büyük," diye fısıldadı Rais, bileğindeki cihazın soluk ekranına bakarak. Kırık verici sinyalini takip ederek bu devasa geminin kargo bölmesine sızmışlardı. "Ama boş. Nöbetçi yok. Garip."

Stela başını uzattı. Kocaman alan, istiflenmiş konteynerler ve garip, organik görünümlü makinalarla doluydu. Havada yağ ve antiseptik kokusu vardı. "Ben... bir şey hissediyorum, Rais. Güçlü. Çarpık. *Tanıdık*." Kolundaki mavi damarlar hafifçe karıncalanıyordu.

"Karan," diye tükürdü Rais. "Enkaz altından çıkmış olmalı. Ve bu gemi onun." Gözleri karanlık köşeleri taradı. "Plan basit. Sinyal kaynağını bul, imha et, bu lanetli yerden çık. Çatışmadan kaçın."

"Çok geç," diye gıcırdadı mekanik bir ses. **Karan**, gölgelerin içinden sıyrıldı. **Hasarlı ama işlevseldi:** Bir bacağı protez, göğsünde derin çatlaklar, kırmızı optik lenslerinden biri kırıktı. Arkasında, üç Onikiler savaşçısı daha belirdi. "Hoş geldiniz, Anahtar. Ve... *Dor.*"

Rais tabancasını kaldırdı. "Karan. Yeterince dayak yemedin galiba."

Karan'ın kafası mekanik bir tikle sarsıldı. "Dayak... geçici. Ölüm... verimsiz. Siz... verimli değilsiniz. *Öz*'ü istiyoruz. Verin. Temiz ölün."

Stela adım öne attı, içindeki mavi akıntıyı sakinleştirmeye çalışarak. "Öz güvende. Ve sizin olmayacak. Buraya sinyalinizi susturmaya geldik. Bırakın bizi gidelim. Savaşmak zorunda değiliz."

Karan'ın kırık lensi anormal bir şekilde parladı. "Mantıksız. Savaş... kaçınılmaz. Siz... zayıfsınız. *O* bile..." Kırık eliyle Stela'yı işaret etti. "Gücünün... bedelini ödüyorsun. Titriyorsun."

"Beni küçümseme," diye keskinledi Stela'nın sesi. Avuçlarındaki karıncalanma güçlendi. *Kontrol.*

"Görüşme bitti," diye gıcırdattı Karan. Kollarını açtı. "Alın onları. *Canlı.*"

Üç Onikiler aniden harekete geçti. Hareketleri akıcı ve ölümcüldü, tek bir zihin gibi. Biri doğrudan Rais'e zıpladı, diğer ikisi Stela'yı çevrelemek için sağa sola kaydı.

**VUUM! VUUM!** Rais'in enerji tabancası iki hızlı atış yaptı. Onikiler'den biri, kalkanını hızla öne çıkarıp ışınları savuşturdu. Kıvılcımlar saçıldı.

"Stela! Sağındaki konteyner!" diye bağırdı Rais, kendini bir forkliftin arkasına atarken.

Stela döndü. Sağındaki dev konteynere doğru koştu. Arkasındaki Onikiler'in ayak sesleri metal zeminde çınlıyordu. *Hızlı düşün!* Gözü, konteynerin üzerindeki kırık bir vincin halatına takıldı. *İşte!* Avucunu halata doğru uzattı. *Kopar!*

**SNAP!** Gümüşi bir enerji kıvılcımı halatı kesti. Vinç kolu çöktü, dev bir pens ağzı gibi Onikiler'in üzerine düştü.

**CRUNCH!** Savaşçılardan biri tam altında kaldı, biyomekanik gövdesi ezilirken diğeri zar zor kaçtı. Mekanik bir çığlık yankılandı.

"Bir tane!" diye haykırdı Stela, dönüp diğer Onikiler'e meydan okurcasına baktı. Nefes nefeseydi ama güçlüydü. *Kontrol ediyorum.*

"İYİ İŞ!" diye bağırdı Rais, kendi düşmanını bir enerji atışıyla omzundan vurup geri püskürtürken. "Ama Karan—"

**FIIIIUUU!** Karan'ın göğsündeki çatlaktan ani, kırmızı bir enerji ışını fırladı. Doğrudan Stela'ya. Hızla kaçmaya çalıştı ama ışın sol kolunu sıyırdı. **Aaaah!** Acıyla kıvrandı. Kolundaki mavi damarlar alev gibi parladı, derisi yanıyordu.

"STELA!" Rais'in sesi panik doluydu. Ona doğru koşmaya çalıştı ama diğer Onikiler onu engelledi.

Karan sarsılarak ilerledi. "Güç... kontrol... illüzyon. Acı... gerçek." Kırık elini uzattı. "Öz... şimdi."

Stela yerde kıvranırken, Karan'ın mekanik parmakları saçlarına uzanıyordu. İçindeki enerji öfkeyle kabardı. *Hayır!* İki elini birden Karan'ın göğsündeki çatlaktaki kırmızı enerji çekirdeğine doğru uzattı. *HİSSET! BOZ!*

**ZZZAAAAAPPP!**

Mavi bir enerji patlaması, Karan'ın göğsünden fışkırdı. Karan mekanik bir çığlık attı, geriye savruldu. Göğsündeki çatlak genişledi, içinden kıvılcımlar ve sıvı sızıyordu. Yere çöktü, titreyerek.

Rais son Onikiler'i devirip yanına koştu. "Stela! Kolun!"

Stela sol koluna baktı. Enerji ışını derin bir yanık bırakmıştı. Mavi damarlar, yaranın etrafında öfkeli bir alev gibi parlıyor, ama acı azalıyordu. Güç... yarayı *tedavi ediyor* muydu? "İyiyim," diye soludu, şaşkınlıkla. "Sanırım... iyiyim."

Rais yarayı inceledi, gözleri genişlemişti. "Bu... yeni."

Karan'ın mekanik hırıltıları onları döndürdü. Dev lider yerde kıvranıyordu, kırmızı lensi sönükleşmişti. "Hata... hesaplanamayan... değişken..." Ses giderek zayıflıyordu.

Rais tabancasını ona doğrulttu. "Sona erdirilmeli."

"Dur!" diye müdahale etti Stela, Rais'in kolunu tutarak. "Ölmesi gerekmiyor. O... acı çekiyor."

Rais şaşkınlıkla ona baktı. "O bir makine, Stela!"

"Makine değil!" diye gıcırdattı Karan aniden, sesinde garip bir ton vardı – neredeyse... *acı*. "Hissederiz... Acı... Kayıp... Özlem..."

Stela çömelerek ona yaklaştı. "Özlem? Neyi özlüyorsun?"

Karan'ın kırık lensi titredi. "Ana... Ana Vatan... Dönüş... İmkansız..." Mekanik bir iç çekiş. "Karan... ilk... *Kaelan*... hata..."

Stela'nın nefesi kesildi. **Kaelan Dor.** Kurucu. Rais'in atası. "Sen... sen Kaelan'dan mı bahsediyorsun? Onun... yarattığı mısın?"

Karan'ın başı hafifçe sallandı. "Hayır... *Dönüşüm.* Kaelan... kendi... *biz* oldu... Onikiler... oldu..." Gövdesindeki kıvılcımlar azaldı. "Öz... kurtuluş... yalan... Bedel... her şey..."

Rais donup kalmıştı. "Tanrım," diye mırıldandı. "Gezegende kaybolduğu söyleniyordu... Kendini *buna* mı çevirdi?"

Stela'nın içi burkuldu. Bu korkunç varlık... bir zamanlar insandı. *Rais'in kanı.* "Neden?" diye fısıldadı.

"Güç..." diye soludu Karan, sesi artık neredeyse duyulmuyordu. "Sınırsız güç... sonsuzluk... *Öz* vaat etti... Aldatıldık... Bedel... kimliğimiz... insanlığımız..." Kırmızı lens son bir kez parladı, sonra söndü. "Anya... haklı...ydı..." Başı öne düştü. İçindeki ışıklar söndü.

Ölü sessizlik çöktü. Sadece geminin derinlerden gelen uğultusu duyuluyordu. Stela ve Rais, Karan'ın -Kaelan'ın- önünde saygı duruşuna geçmiş gibi durdular.

"Büyükbabamın büyükbabası," diye fısıldadı Rais, sesi boğuk. "Aile söylentileri... askeri bir fiyaskoda öldüğünü söylüyordu."

"O da senin gibi kaçıyordu," dedi Stela yumuşakça. "Ama yanlış yolu seçti. Güce teslim oldu." Kolundaki mavi damarlara baktı. "Ders alınmalı."

Aniden, geminin içinde bir alarm çalmaya başladı. **BLIIIIP-BLIIIIP!** Kırmızı ışıklar daha hızlı yanıp sönmeye başladı.

"Kendini imha dizisi!" diye bağırdı Rais, bileğindeki cihazın çılgın uyarılarına bakarak. "Karan'ın ölümü tetikledi! Hemen çıkmalıyız!"

Kargo bölmesinin diğer ucunda, bir acil çıkış kapısı işaretlendi. Koşmaya başladılar. Geminin titremesi arttı, duvarlardan toz ve kıvılcımlar dökülüyordu.

"Şu kapı!" diye işaret etti Rais. Kontrol panelini hızla hacklemeye çalışırken. "Çalışmıyor! Güç kesik!"

Stela adım attı. "Bana yol ver." Avuçlarını kapının mühürlü kenarlarına yerleştirdi. *Yumuşat. Aç.* Mavi ışık parmaklarından sızdı, metali eritip bükerek. **HIIIIISSS!** Kapı zorlama sesiyle açıldı, arkasında bir kaçış tüneli göründü.

"Harika iş!" diye bağırdı Rais, onu içeri iterek. "Koş!"

Tünel dar ve karanlıktı, sadece uzakta bir ışık noktası vardı. Arkalarından gelen gümbürtü ve patlama sesleri yaklaşıyordu. Sonunda ışığa ulaştılar – bir hava kilidi. Dışarısı, buz gezegeninin vahşi manzarasıydı. Ama kapı kapalıydı.

"Lanet olsun!" diye küfretti Rais, kontrol panelini yumruklayarak. "Kilitli!"

Stela nefes nefese, dönüp arkadaki tünele baktı. Turuncu bir alev topu yaklaşıyordu. "Geri dönüş yok." Gözlerini kilidin elektronik paneline dikti. *Hisset. Bağlantıyı kes.* İşaret parmağını panele uzattı. Küçük bir mavi kıvılcım fırladı. **POP!** Panel kıvılcımlar saçarak söndü. Hava kilidinin kapıları mekanik bir iniltiyle açılmaya başladı.

Dondurucu rüzgar yüzlerine çarptı. İkisi de dışarı fırladı, karın içine yuvarlandı. Arkalarında, Onikiler gemisinin içinde devasa bir patlama oldu. Turuncu bir ateş topu, geminin karnını yırtıp gökyüzüne yükseldi. Şok dalgası onları yere serdi, kulakları sağır etti. Parçalar yağmur gibi etrafa düşmeye başladı.

Stela karları tükürerek doğruldu. Kulakları çınlıyordu. "Rais! İyi misin?"

Rais yanı başında doğruldu, yüzü isle kaplıydı. "Yaşıyorum." Dev geminin enkazına baktı, gözlerinde karmaşık bir ifade vardı: Rahatlama, hüzün ve bir parça kapanma. "Sonunda... Dor kanının laneti gitti."

Stela onun koluna dokundu. "Lanet değil. Bir uyarıydı. Hepimize."

Rais ona baktı, sonra uzakta parıldayan buz dağlarına. "Peki şimdi nereye? Veyra var, diğer Onikiler var..."

Stela cevap veremeden, zihninde tanıdık bir titreşim hissetti. Ama bu sefer Bekçi'nin fısıltısı değildi. Daha zayıf, daha *acılı* bir his. Bir görüntü belirdi zihninde: **Kırık bir kristal taç**, karlar altında parıldayan. Ve bir koordinat.

"Kuzeyde," diye fısıldadı Stela, elini buz dağlarına doğru uzatarak. "Biri... yardım çağırıyor. Güçlü ama... kırık. Bekçi'ninki gibi değil."

Rais kaşlarını çattı. "Başka bir Lumin mirası mı? Tuzak olabilir."

"Olabilir," diye kabul etti Stela. Ama içinde bir merak, bir *çekim* vardı. "Ama his... acı çekiyor. Tıpkı Karan gibi. Gidip bakmalıyız."

Rais derin bir nefes aldı, sonra başıyla onayladı. "Önce sığınak. Dinlen. Sonra... bu 'Kırık Taç'ı buluruz." Ayağa kalktı, Stela'ya elini uzattı. "Hep birlikte."

Stela elini tuttu, ayağa kalktı. Patlamanın sıcaklığı yüzlerini okşuyor, ama kuzeyden esen rüzgar daha keskin, daha *acılı* hissediliyordu. Yeni bir gizem. Yeni bir tehdit. Ama Stela artık korkmuyordu. Kolundaki mavi damarlar sakin bir parıltı yayıyordu. Anahtar, kilidini bulmaya devam ediyordu. Ve bu sefer, sadece kendininki için değil.