4. bölüm · PARÇALANMIŞ UFUKLAR

BÖLÜM 4: TAHRİP VE TUZAK

Vaveyla Kullanıcısı

**Sığınağın taş duvarları, dışarıdan gelen o tiz, kemikleri tırmalayan çığlığın yankısıyla titredi.** Stela yerinden fırladı, kalbi göğsünde deli gibi çarpıyordu. Karanlık, aniden canlı ve düşmanca hissediliyordu. Kolundaki mavi damarlar, bastırmaya çalıştığı korkuyla zorlukla söndürdüğü bir parıltı yaydı.

Rais zaten ayağa kalkmıştı, enerji tabancası girişe doğrultulmuş, vücudu gergin bir yay gibiydi. Gözleri karanlıkta bile keskindi. "Sessiz!" diye fısıldadı, sesi bir bıçak ağzı kadar keskin.

Çığlık kesildi. Yerini, derinden gelen, sürüklenen bir hışırtı sesi aldı. Taşların üzerinde bir şeylerin kaydığını, tırmık gibi sesler çıkardığını duyabiliyorlardı. Birden fazlaydı. Sığınak girişinin hemen dışında, kısa, keskin nefes alıp vermeler duyuldu.

Stela nefesini tuttu. Gözleri Rais’in sırtına kilitlendi, onun ne yapacağını bekliyordu. Elleri titriyordu. *Güç... Gücümü kullanmalı mıyım?* Ama bedeli düşünmek bile korkutucuydu. Ve Rais'in uyarısı: *Sinyal verirsin.*

Rais aniden hareket etti. Elini paltosunun içine daldırıp küçük, disk şeklinde bir nesne çıkardı. Bir düğmeye bastı ve sessizce girişin dışına, sağa doğru fırlattı. Disk kayalara çarptı, hafif bir *tak* sesi çıkardı.

Dışarıdaki hışırtı anında kesildi. Sonra, açgözlü bir homurtuyla, sesin geldiği yöne doğru hücum ettiler. Stela, gölgelerin kıpırtısını, karanlıkta hızla hareket eden siluetleri seçebildi – çelimsiz, dört ayaklı, uzun kuyruklu, ama detaylar belli değildi.

"Şimdi!" diye hırladı Rais, Stela’nın kolunu kavrayıp onu sığınaktan dışarı, sola doğru çekti. "Koş!"

Soğuk gece havası yüzlerine çarptı. Ay ışığı, manzarayı soluk gümüşi tonlara boyuyordu. Arkalarından, disk sesine saldıran yaratıkların çığlıkları ve kavgaya tutuşmalarının sesleri yükseldi. Ama diğerleri... başka gölgeler kayalıkların arasından fırlıyordu. Stela, yakından gördüğü bir an: Tüysüz, grimsi derili, büyük kırmızı gözlü, ağızları testere dişlerle dolu çirkin farelere benziyorlardı. Boyutları bir köpek kadardı.

"Raith!" diye bağırdı Stela, panikle. Bir tanesi, keskin pençelerini uzatarak onlara doğru sıçradı.

Rais döndü, tabancasını kaldırmak için zamanı yoktu. Bunun yerine, bileğindeki cihazı savurdu. Cihazdan kısa, mavi bir ışın çakması fırladı, yaratığın göğsüne çarptı. Hayvan bir çığlık atarak geriye fırladı, dumanlar tütüyordu. Ölümcül değildi ama caydırıcı oldu.

"Devam et!" diye bağırdı Rais, Stela’yı iterek. "O kayalıklara! Yüksek zemine!"

Stela bacaklarındaki yorgunluğa rağmen koştu. Adrenalin onu ileri itiyordu. Kayalık bir yokuşun dibine vardılar. Arkalarında, en az altı yaratık, homurdanarak peşlerindeydi.

"Tırman!" diye emretti Rais, tabancasını çevirip birkaç uyarı atışı sıktı. Kırmızı enerji ışınları yaratıkların önünde toprağı kavurdu, onları geçici olarak durdurdu.

Stela kayalığa tırmanmaya başladı. Taşlar keskin ve dengesizdi. Elini kesti, ama acıyı bastırdı. Tepede düz bir alan vardı. Döndüğünde, Rais’in hâlâ aşağıda, yaratıkları oyaladığını gördü. Bir tanesi ona doğru sıçradı. Rais zar zor kaçtı, paltosu pençelerle yırtıldı.

İçinde bir şey koptu. Korku, yerini ani, öfkeli bir çaresizliğe bıraktı. *Hayır!* Rais onu kurtarmıştı. Şimdi sıra onda... ama nasıl? Tabancası yoktu. Sadece o... *lanetli güç*.

Bir yaratık Rais’in bacağına dişlerini geçirmek için hamle yaptı. Stela düşünmedi. *Hissetti*. İçindeki o sıcak nehre, o tehlikeli enerjiye odaklandı. *Hissetme* kuralını unuttu. *Düşünme* kuralını unuttu. Sadece *istedi*: **Dur!**

Bu sefer parmak uçlarından değil, *avuç içlerinden* fışkırdı. Gümüşi enerji, önceki dağınık şeritten farklıydı; daha yoğun, daha *odaklı*, kısa bir kılıç bıçağı gibi. Sessizce havayı yararak aşağı indi, Rais’in bacaklarına saldıran yaratığın üzerine düştü.

**Vınnnng!**

Metalik bir tınlama sesiyle, enerji kılıcı yaratığın omurgasına saplandı ve onu ikiye böldü. Buharlaşmadı; parçalandı, iç organları ve kemikleri dışarı fırladı. Diğer yaratıklar şaşkınlıkla geri çekildi, homurdandı.

Stela nefes nefese, ellerine bakakaldı. Avuçlarında soluk mavi bir alev sönüyordu. Başı zonkluyordu, ama önceki gibi ezici değildi. Daha çok... *odaklanmış* bir acıydı. Ve şaşkınlık. *Bunu ben mi yaptım?*

Rais fırsatı gördü. Kısa bir sıçrayışla Stela’nın yanındaki yüksek zemine tırmandı. Gözleri, parçalanan yaratığa, sonra Stela’nın ellerine kaydı. Şaşkınlık ve... bir çeşit onay? "Kontrollü," diye soludu, soluk soluğa. "Ama hâlâ çok yüksek sesle. Kaçış yolumuzu kestiğin için teşekkürler." Sözlerinde bir mizah vardı, ama sesi gergindi.

Aşağıda, yaratıklar cesedin etrafında dönüyor, dişlerini gösteriyor, ama tırmanmaya cesaret edemiyorlardı. Rais cihazını çıkardı. "SOL-7N sinyali... daha güçlü. Çok yakın." Gözlerini, önlerinde uzanan kayalık platoya dikti. "Ve orada bir şey var."

Stela onun baktığı yöne çevirdi gözlerini. Uzakta, belki bir kilometre ötede, bir kayalık sırtın üzerinde, soluk, düzenli bir yeşil ışık yanıp sönüyordu. Bir sinyal ateşi. Ya da bir tuzak işareti.

"Veyra," diye fısıldadı Stela, içine bir soğukluk çöktü.

"Muhtemelen," diye onayladı Rais, sesi sade. "Bizi oraya çekmek istiyor. Ya da yerimizi bildiğini göstermek." Cihazı kapattı. "Seçeneklerimiz sınırlı. Geriye, o çukurlara doğru gidemeyiz. İleri, onun beklediği yöne... ya da bu kayalıklarda kaybolmaya çalışırız, geceyi atlatana kadar."

Stela platoya baktı, sonra aşağıda hâlâ homurdanan yaratıklara. Kaybolmak... karanlıkta, bilinmeyen tehlikelerle, Veyra'nın onları avlamasını beklemek? Rais'in paltosu yırtıktı. Kendisi bitkindi. "Sinyali... kapatabilir miyiz?" diye sordu umutla. "Onu bulmadan?"

Rais kaşlarını çattı. "O sinyal, güçlü bir verici kaynağından geliyor. Ya kendisi, ya da kurduğu bir düzenek. Kapatmak için ona ulaşmalıyız." Duraksadı. "Ya da... onu bulmadan imha edebilecek kadar güçlü bir enerji darbesi gerekir." Gözleri anlamlı bir şekilde Stela’nın ellerine kaydı.

Stela’nın kanı dondu. *O* mu? Yeni keşfettiği, kırılgan kontrollü gücüyle? Uzaktaki bir hedefi vurmak? Bu çılgınlıktı! "Yapamam," diye fısıldadı, geri çekilircesine. "Henüz... bilmiyorum. Kontrol edemem!"

"Bilmiyorum," diye tekrarladı Rais, sesi alçak ve ciddi. "Ama Veyra'nın bizi burada, bu kayalıklarda, yavaş yavaş avlayacağını *biliyorum*. Ya da gücünle dikkat çekip daha büyük belaları üzerimize çekeceğimizi." Bir an için, yüzünde derin bir yorgunluk ve belki de eski bir acı belirdi. "Seçim senin, Stela. Kaçmayı sürdürmek mi istiyorsun, yoksa avcıya karşı bir risk alıp *savaşmayı* mı? Gücün sadece kaçmak için değil."

Stela'nın gözleri, uzaktaki yeşil ışığa, sonra parçalanan yaratığın cesedine kaydı. Avuçlarında, enerji kılıcının hayaleti hâlâ karıncalanıyordu. Korku ve şüphe hâlâ oradaydı. Ama altında, yeni ve tehlikeli bir şey kabarıyordu: Bir meydan okuma. Bir *seçim*.

Gözlerini Rais'e çevirdi. Gece rüzgarı saçlarını dalgalandırıyordu. "O ışığı söndürmek," dedi, sesi hâlâ titriyor ama arkasında yeni bir çelik vardı. "Nasıl?"

Rais'in dudaklarında, zorlu bir gülümseme belirdi. "Önce onu bulmalıyız. Sessizce. Ve sen... hazır olmalısın. *Tam* olarak ne yapacağını bilmelisin. Yoksa hepimizi havaya uçurursun." Elini uzattı, Stela’nın kolundaki hafifçe parlayan mavi damarlara dokunmadan. "Bu sefer, bastırma. *Odaklan*. Sadece bir an için, sadece bir hedef için. Ben sana yol göstereceğim."

Stela derin bir nefes aldı. İçindeki enerji nehrinin sıcak, tehlikeli akışını hissetti. Bu sefer onu dondurmadı. Onun *varlığını* kabul etti. Ona *odaklandı*. "Tamam," dedi, sesi daha güçlü. "Gidelim."

Rais başıyla onayladı, gözlerinde o nadir görülen, savaşçı parıltı yeniden belirmişti. "O zaman dikkatli ol. Ve unutma: Bu bir tuzak. Her şey göründüğü gibi değil."

Yeşil ışığa doğru, karanlık kayalıkların gölgeleri arasında sessizce ilerlerken, Stela Vorn sadece dışarıdaki tehlikeleri değil, içindeki gücün sınırlarını da keşfettiğini biliyordu. Ve bu keşif, kaçıştan çok daha tehlikeli olabilirdi.