5. bölüm · PARÇALANMIŞ UFUKLAR

BÖLÜM 5: ONİKİLERİN GÖLGESİ

Vaveyla Kullanıcısı

**Kayalık plato, bir devin kemiklerinden yapılma bir labirent gibi sessiz ve ölümcüldü.** Rais, gölgelerin içinde bir hayalet gibi kayarak ilerliyordu, her adımı ölçülü, her duraklaması dikkatle hesaplanmıştı. Stela onun izinden gidiyor, nefesini tutmaya çalışıyor, ayaklarını keskin taşlara basmamak için çabalıyordu. Kolundaki mavi damarlar, bastırması gereken enerjiyle değil, yoğun korkuyla hafifçe karıncalanıyordu. Önlerinde, platoyu delen bir sırtın üzerinde, o soluk yeşil ışık hâlâ düzenli aralıklarla yanıp sönüyordu: Veyra Solenn'in meydan okuması.

Rais aniden durdu, bir eliyle Stela'yı engelledi. Diğer eliyle, önlerinde, neredeyse görünmez bir enerji hattını işaret etti. Hava, incecik bir titreşimle bükülüyordu. "Sensör teli," diye fısıldadı, sesi rüzgarın uğultusundan bile zor duyuluyordu. "Dokunursan, yerimizi anında bildirir." Dikkatle etrafından dolaştı.

Stela onu takip etti, kalbi gırtlağında atıyordu. Her kaya kovuğu, her karanlık çıkıntı bir pusu yeri gibi görünüyordu. Veyra neredeydi? Rais'in dediği gibi, bu bir tuzak olmalıydı. Peki tuzağın tetiği neydi?

Yeşil ışığın kaynağına yaklaştıkça, detaylar belirginleşti. Bu bir sinyal ateşi değildi. Kayalık bir çıkıntının tepesine monte edilmiş, metalik bir sehpanın üzerinde duran, insan büyüklüğünde, dikdörtgen bir cihazdı. Yüzeyi mat siyahtı, sadece ön tarafında, ritmik olarak yanıp sönen soluk yeşil bir ışık halkası vardı. Etrafında başka bir şey görünmüyordu.

"Verici," diye mırıldandı Rais, bir kayanın ardına çömelmiş, cihazını çıkarıp tarama yaparken. "Güçlü. Sadece sinyal yaymıyor, aynı zamanda... bir kalkan oluşturuyor. Yaklaşmayı zorlaştırıyor." Gözlerini Stela'ya çevirdi. "Görüyor musun? Cihazın hemen arkasındaki hava dalgalı. Görünmez bir enerji duvarı."

Stela gözlerini kıstı. Evet, ışıkta hafif bir kırılma, bir dalgalanma vardı, cihazı merkez alan geniş bir yarıküre oluşturuyordu. "Ona nasıl ulaşacağız? Ya da... nasıl vuracağız?" diye fısıladı. Gücünü uzaktan, bu kadar hassas bir şekilde yönlendirebileceğinden hâlâ emin değildi.

"Kalkanı aşmak için enerjinin kaynağına çok yakın olmalısın," diye açıkladı Rais, sesi gergin. "Ya da kalkanı besleyen güç kaynağını bulup imha etmelisin." Cihazını hızla kontrol etti. "Kaynak... yerin altında olmalı. Ulaşmamız imkansız." Duraksadı. "Başka bir seçenek var. Kalkan, düşük frekanslı enerji darbelerine karşı daha az etkili. Senin gücün... saf, odaklanmış psişik enerji. Belki onu delebilir. Ama tam olarak *oraya*," diye işaret etti cihazın merkezine, "ve tam olarak *şimdi* vurmalısın. Bir şansın olacak. Kalkan seni tespit edip seni vurmadan önce."

Stela'nın ağzı kurudu. "Beni vurmak? Nasıl?"

Rais'in yüzü karardı. "Cihaz sadece verici değil, Stela. Aynı zamanda bir silah platformu. Kalkanı delen her şeye otomatik olarak yüksek güçlü bir enerji darbesi gönderir. Sen ateş eder etmez, o da ateş edecek. Ve sen... kaçamayacaksın."

Stela'nın içine buz gibi bir korku yayıldı. "Bu... intihar!" diye soludu.

"Evet," diye kabul etti Rais acımasızca, ama gözlerinde bir acı vardı. "Bu yüzden bir planım var. Ben onun dikkatini dağıtacağım. Kalkanın kenarına doğru koşacağım. Sensör beni tehdit olarak algılayıp ateş etmeye odaklanacak. O *an*, belki bir saniye, kalkanın odak noktası kayacak. İşte o sırada sen vurmalısın. Tam o saniyede." Stela'nın gözlerinin içine baktı. "Anlıyor musun? *Tam o saniyede*. Erken ya da geç olursa, ya ben ölürüm ya da sen. Ya da ikimiz de."

Stela nefes alamıyordu. Rais'in kendini feda etme planıydı bu! "Hayır! Başka yol bulmalıyız! Seni öldüremez—"

"*Dinle!*" Rais'in sesi bir kamçı şakırtısı gibiydi, ama eli Stela'nın omzuna dokunduğunda beklenmedik derecede yumuşaktı. "Bu bir seçim değil, Stela. Veyra bizi oyalıyor. SOL-7N sinyali sabit değil... hareket ediyor. *Buraya* doğru geliyor. Zamanımız tükeniyor." Gözlerinde bir yalvarma vardı. "Gücüne güvenmelisin. Ve bana."

Stela'nın gözleri doldu. Rais, onu tanımadığı bir dünyada tek başına bırakacaktı. Ama başka seçenek yoktu. Derin, sarsıntılı bir nefes aldı. İçindeki enerji nehrine odaklandı. Bu sefer onu bastırmak ya da korkmak için değil. Onu *hissetmek*, onu *yönlendirmek* için. Avuçlarında tanıdık karıncalanma başladı. "Tamam," diye fısıldadı, sesi kısık ama kararlı. "Hazırım."

Rais başıyla onayladı, gölgeler gibi kayalıkların arasına süzüldü. Stela, cihazın solunda, bir kaya perdesinin arkasına saklandı. Ellerini öne uzattı, avuçları yeşil ışığa dönük. İçindeki gücü toplamaya başladı. Sıcaklık kollarına yayıldı, mavi damarlar solukça parlamaya başladı. *Odaklan. Sadece o cihaz. Sadece o an.*

Rais, kalkanın sağ kenarından, cihaza yaklaşık yirmi metre mesafede aniden ortaya çıktı. "Hey! Beni tanıdın mı, Solenn?" diye bağırdı, sesi geceyi yırttı. Enerji tabancasını kaldırıp kalkanın kenarına rastgele birkaç atış yaptı. Kırmızı ışınlar, görünmez enerji duvarına çarparak parlak turuncu şimşekler çaktırdı.

Anında tepki geldi. Siyah cihazın üst kısmı aniden açıldı, içinden döner namlulu küçük bir silah çıktı. Otomatik olarak Rais'e doğru döndü ve **Vuuuuzzzzzt!** diye keskin bir sesle, soluk yeşil, yoğun bir enerji hüzmesi fırlattı.

Rais kendini yere attı. Enerji darbesi, az önce durduğu kayanın üst kısmını buharlaştırdı, erimiş taş damlaları saçıldı.

*Şimdi!*

Stela düşünmedi. *Hissetti*. İçindeki tüm korkuyu, çaresizliği, Rais için duyduğu o garip bağı ve *hayatta kalma* arzusunu, avuçlarındaki biriktirdiği gümüşi enerjiye odakladı. Onu bir mızrak gibi, bir ok gibi, saf bir *niyet* gibi fırlattı.

**Fiiiiuuuuu!**

Önceki kılıçtan farklıydı. Daha ince, daha hızlı, daha delici bir gümüşi ışın. Havada mavi bir iz bırakarak, Rais'in ateşiyle dikkati dağılan kalkanın tam merkezine, yeşil ışık halkasının ortasına doğru fırladı. Kalkan, ışının geçtiği noktada parlak mavi bir halkayla parlarken, gümüşi ışın titreyerek ama kararlı bir şekilde içeri sızdı ve—

**Kraaaaak!**

Siyah cihazın merkezine saplandı. Bir an için sessizlik oldu. Sonra, cihazın içinden mavi elektrik şeritleri fışkırdı, metal gıcırdadı, büküldü. Yeşil ışık halkası öfkeyle parladı ve söndü. Üzerindeki silah platformu sarktı, dumanlar tüttü. Kalkanın dalgalanması anında durdu.

Stela nefes nefese, ellerini indirdi. Avuçları yanıyordu, burun deliklerinden sıcak bir sıvı aktığını hissetti. Kan. Başı dönüyordu, ama öncekinden daha az. Bir başarı mıydı? Rais—

"AYNI YERDE KAL!" diye gürledi bir ses.

Stela irkildi. Ses... her yerden geliyordu. Bozulan cihazın üzerinde, soluk mavi bir hologram belirdi. Bir kadın. Kısa, düzgün kesilmiş kumral saçları, çelik grisi gözleri, acımasız bir güzelliği vardı. Üzerinde pratik, koyu gri bir avcı kıyafeti, bir omzunda SOL-7N etiketi parlıyordu. **Veyra Solenn**. Gözleri, tam olarak Stela'nın saklandığı kayaya dikilmiş gibiydi.

"Tebrikler, melez," dedi Veyra'nın hologramı, sesi buz gibi ve alaycı. "Beklediğimden daha hızlı öğreniyorsun. Ama o cihaz sadece bir yemdi. *Beni* değil, *senin* ne yapabileceğini görmek için." Dudaklarında tehlikeli bir gülümseme belirdi. "Ve şimdi biliyorum."

Stela donakaldı. Tuzağa düşmüştüler. Veyra hiç orada bile değildi!

Rais, kayalığın arkasından fırladı, tabancası hazırdı, ama hedef yoktu. Holograma baktı, yüzünde öfke ve bir çeşit tanıdık nefret vardı. "Solenn! Yüzüme çık, korkak!"

Veyra'nın hologramı Rais'e döndü. "Rais Dorran. Ya da hâlâ kendine böyle mi diyorsun? Eski hayaletler peşini hiç bırakmıyor, değil mi?" Gözleri Stela'ya geri kaydı. "Onu bana getir, Rais. Getir ve... geçmişin belki de affedilir."

"Rüyanda görürsün," diye tükürdü Rais.

Veyra'nın gülümsemesi genişledi. "Öyleyse, eğlenceli kısmı kaçırıyorsun. Çünkü senin küçük gösterin... *başkalarını* da çağırdı." Hologram aniden söndü.

O anda, Rais'in bileğindeki cihaz çılgınca biplemeye başladı. Ekranı kan kırmızısına döndü, tek bir kelime yanıp sönüyordu: **ONİKİLER**. Ve altında, bir koordinat – *tam olarak bulundukları yer*.

Rais'in yüzündeki renk tamamen çekildi. Stela daha önce onu böyle korkmuş görmemişti. Panik, saf panik. "Hayır," diye inledi, sesi boğuk. "Hayır, o edepsiz orospu çocuğu! Hemen gidiyoruz! ŞİMDİ!" Stela'ya doğru koştu, neredeyse onu kavalayacaktı.

"Onikiler kim?" diye bağırdı Stela, Rais'in paniğine kapılarak.

"Ölüm!" diye karşılık verdi Rais, onu sürüklerken, gözleri delice etrafı tarıyordu. "Geçişçiler! Ara Bölge'nin katilleri! Veyra bizi onlara yem etti! Gücünün patlaması onları buraya çekti! Koş, Stela! KOŞ!"

Tam o sırada, hava titremeye başladı. Ufukta, gökyüzünde, Ay'ın soluk ışığında, hiçbir gemiye benzemeyen şeyler belirdi. Sivri, açısal, örümceksi uzuvları olan, koyu renkli, sessiz süzülen nesneler. Üç tane. Ve doğrudan onlara doğru geliyorlardı. Onikiler.

Rais, bileğindeki cihazı umutsuzca çalıştırıyordu. "Kapı! Yakında bir Eter Dalgalanması olmalı! Bir şey... *herhangi* bir şey!" Cihaz çılgınca ötüyordu, ekran kırmızı uyarılarla kaplıydı.

Stela'nın aklına, sığınaktaki o taşa kazınmış Lumin sembolü geldi. O sıcaklık, o tanıdık his... "Sığınağa!" diye bağırdı, Rais'e doğru dönerek. "Oradaki sembol! Belki... belki bir kapı açabilir? Ben... ben deneyebilirim!" Riski korkunçtu. Gücüyle ne yapacağını bilmiyordu. Ama gökyüzündeki o örümceksi gemilerden daha korkunç bir şey yoktu.

Rais ona baktı, gözlerinde ölüm korkusu ve çılgın bir umut çarpışıyordu. Sonra başını sertçe salladı. "Oraya asla yetişemeyiz! Başka yol!" Cihazına vurdu. "İşte! Zayıf bir dalgalanma! Birkaç kilometre ötede! HADİ!"

Stela'yı kendine çekti, platodan aşağı, karanlık, bilinmeyen bir vadiye doğru koşmaya başladı. Arkalarında, gökyüzündeki örümceksi gemiler sessizce alçalıyor, platoya ince, karanlık kollar uzatıyorlardı. Onikiler gelmişti.

Ve Stela Vorn, içinde yeni filizlenen güvenin yerini, daha derin, daha ilkel bir korkunun aldığını biliyordu. Kaçış bitmemişti. Sadece daha karanlık bir labirente girmişlerdi.