5. bölüm · Parçalanmış kabuslar
Otogardaki lanet
Anons sesi duyuldu:
"Lütfen çığırtkanlık yapanlara dikkat etmeyiniz ve değerli eşyalarınızı yanınızdan ayırmayınız."
Bu çok tuhaf gelmişti. On dakikadır bu sikik otogardaydım ve aynı anonsu beşinci duyuşumdu. "Neler oluyor lan?" diye düşündüm. Otobüsümü beklerken peronuma doğru ilerledim, saatime baktım; gelmesine daha 20 dakika vardı. "Önce bir lavaboya girsem iyi olur" düşüncesiyle alt kata yöneldim.
Üst katın parlak ve ışıltılı silüeti burada yoktu; burası sanki tamamen terk edilmişti. Yerler tozlu, tavan lambaları sönmüş, gişeler kırık döküktü. Biraz yürüdükten sonra uzaktaki büfede oturan birkaç kişi dikkatimi çekti. Hemen yanlarında parıldayan "WC" yazısı göze çarpıyordu. Hiç düşünmeden oraya yöneldim.
Lavabonun girişinde kimse yoktu, beklemeden içeri girdim. Az zamanım kalmıştı; bir an önce perona dönüp bu ürkünç atmosferden kurtulmak istiyordum. Lavabolardaki fayanslar yosun tutmuştu; musluklar kırık, pisuvarlar çatlamıştı. Kapılardan birkaçı kırılmış, bazıları ise tamamen sökülmüştü. Pencerenin yanında bulunan çöp kovasındaki yanık izleri barizdi, arkasındaki fayanslar simsiyah olmuştu.
İşimi hızla görüp çıktım. Artık büfede kimse yoktu ve merdivenin olduğu taraftan bir ses yükseliyordu. Sanki biri, bir demir boruya durmadan vuruyordu. Ürkerek, tek çıkışım olan merdivenin yönüne, sese doğru yürüdüm. Fakat ne kadar gidersem gideyim merdiveni bulamadım; sadece o ses vardı. Daha önce gördüğüm gişeler kaybolmuş gibiydi.
Ama şimdi başka bir ses daha işitiliyordu: Dev bir kırkayağın yürümesini andıran, ardı ardına gelen ayak sesleri etrafımda dönüyordu. Korkuyla geri dönüp büfeye doğru koşmaya başladım ve tam o sırada bir yazı dikkatimi çekti:
"Lavabo ödemeleri büfeye yapılmalı, aksi halde çıkışı bulamazsınız."
Korkuyla büfeye yöneldim, o izlenme hissinden bir türlü kurtulamıyordum. İçeri girince sağ taraftaki beyaz masa dikkatimi çekti. Üzerinde giyotine benzer bir bıçak ve bir yazı vardı:
Küçük: Bir parmak
Büyük: Bir el
"Bu ne saçma şey!" diye düşünürken, büfenin dışında, daha önce orada oturduğunu gördüğüm o iki kişi belirdi. Bedenleri insana benzese de yüzleri çok garipti; ağızları yüzlerinin yarısını oluşturuyordu. Köpekbalığını andıran dişlerle dolu bu ağızlardan kan damlıyordu. Bana bakıyorlardı ama gözleri yoktu; gözlerinin yerinde iki derin boşluk vardı. Vücutlarında tek bir tüy bile yoktu. Eski, paramparça olmuş oduncu gömleğine benzeyen paçavralar giymişlerdi.
Korkuyla yazının devamını okumaya başladım:
"Şaka yapmıyorum. Buradan canlı çıkmak istiyorsan fedakar olmalısın, aksi halde seni tamamen yerler."
"Bu ne biçim bir şaka!" diye bağırdım. "Kameralar nerede seni orospu çocuğu?!"
Ardından bana yaklaştıklarını gördüm. Elimi kesmeliydim, bunu istiyorlardı. Hayatıma karşılık benden bir el istiyorlardı. Ama bunu yapacak kadar cesur muydum, bilmiyordum. Bu güne dek hiçbir canlıya zarar vermemiştim ve şimdi kendime zarar vermek zorundaydım. "Bu ne biçim bir ironi!" diye düşünürken bir adım daha yaklaştılar ve büfenin kapısında durdular.
Notun son cümlesi şuydu:
"Kapıdan girerlerse şansın kalmaz."
Sol elimi bıçağın altına koydum. Yaratıklar durdu; göz yerine taşıdıkları o boşluklardan bana bakmaya başladılar. Sanki bundan zevk alıyor gibiydiler. Karşılıklı bakıştık. Sonra biri ayağını kaldırdı, içeri girmek üzereydi.
Korkuyla bıçağı tüm gücümle aşağı indirdim. Derinin ve kasların ayrılışını gördüm, ardından kemiğin kırılma sesini duydum: "Çıt."
Bir saniye sonra elim bedenimden ayrılmıştı. Tüm büfe kanla boyanmıştı. Çok kan kaybediyordum. Yaratıklar koşarak bana doğru geldi. Gözlerimi kapatıp çığlık atmaya hazırlandığım sırada telaşlı bir ses duydum:
"Beyefendi iyi misiniz? Eliniz çok kanıyor, bunu neden yaptınız?"
Gözlerimi açtığımda yaratıklar gitmişti. O kasvetli, köhne yer artık yoktu. El bileğim oluk oluk kanıyordu ve elim ortada yoktu. Etrafım insan doluydu. "Tüm bunlar da ne oluyor?" diye düşünürken yere yığıldım.
Gözümü hastanede açtım. Sol elim artık yoktu. Olanları herkese anlattım ama beni bir akıl hastanesine kapattılar. Tam üç yıl boyunca dışarı çıkamadım.
Şimdi her gün bu lanet otogara geliyorum. O uğursuz yeri arıyorum. Girmediğim, araştırmadığım köşesi kalmadı ama yok, çıkmıyor işte. Yine de elimi orada bıraktığımı biliyorum. Ve ne pahasına olursa olsun, onu geri alacağım.
