7. bölüm · PARALEL TUZAK

Bölüm 7: Sapık mı Kurtarıcı mı ?

Karanlik Satirllar

Bazen yükseklerdeyken yere çakılırız. Daha doğrusu, bir düşününce ben hiç yükseklere çıktığımı hatırlamıyordum. Ve ekstra olarak da… ben neredeyim? Hiçbir şey gözükmüyor ama emin olduğum tek şey var: Üstünde yattığım yatak çok rahattı. Bir dakika… benim burada ne işim var? Yatağın rahatlığından asıl sorunu unutmuştum.

Hızlıca ayağa kalktım. Kör bir şekilde etrafta ne var onu anlamaya çalışırken çok rahatsız edici bir cızırtı sesi gelmeye başladı. “Bırakın beni, ne yaptım size?” dedim. Cızırtı kesildi.

Garip şekilde ne oluyor, hiçbir fikrim yok. Çevremde ne var ne yok anlamak için ellerimle kontrol etmeye başladım. Tam o sırada ışıklar açıldı bir anda. Gözüm öyle bir kamaşmıştı ki sanki bir ay karanlık odada kalmış ve bir anda ışıklı bir ortama geçmişçesineydim.

Gözüm hâlâ alışamamıştı bu parlaklığa. Alışana kadar elimle gözlerimi kapatıyordum. Az da olsa alışmaya başladığında etrafıma tam anlamıyla bakabileceğime sevinirken… etraf beyazdı. Acaba deliler hastanesine mi getirdiler beni? “Hey, beni neden buraya getirdiniz?” dedim.

Bir şey fark ettim: Cani yok! Cani neredeydi? Cani bensiz ne yapardı?

Hızlıca odayı turlamaya başladım, ne var ne yok görmek için. Olduğum yerde duvara sabitlenmiş bir televizyon, onun altında ise bir demir kapak vardı. Onu görür görmez oraya hızlı adımlarla gittim. “Bu ne böyle ya?” diye mızmızlandım.

Ama o demir kapağın benim tarafımdan açılmayacak şekilde olduğunu fark ettim. Burada cidden neler oluyordu? Neler olduğunu anlayana kadar yatağın üstünde oturup bir şeyler olmasını beklemekten başka çarem yoktu.

Beklerken televizyon açıldı bir anda. “Bu da ne böyle?”

Televizyon karıncalı şekilde açılmıştı. Galiba beni kaçıran artık kimse fakirdi. Hayaller zengin birinin kaçırması, gerçekler fakir birinin kaçırması…

Çok garipti. Ne yapmış olabilirdim ki? Bir şey yapmamıştım da… beklemekten başka yapabileceğim bir şey yoktu. Oturup neler olacağını görecektim artık.

“Uyan hadi.” Odadan sesler yükseliyordu. Birisi bana seslendiğini yeni idrak ediyordum ama gözlerim kapalıydı, açılmıyordu. Bir anda yüzümde soğuk bir su hissedince ayağa fırladım. “Ne yapıyorsun, salak mısın?”

İki saniye sonra karşımda kapüşonlu, yüzünü göremediğim biri. Elini alnına götürüp: “Çok konuşuyorsun,” dedi.

Çok mu konuşuyorum? Beni kaçıran birisi bunu demiş olamazdı herhalde. “Çık odadan hemen!” diye çığlık attım.

Kulaklarını kapadı hemen. Galiba çok ses sevmiyordu. “Sakın bir daha çığlık atma. Son çığlığın olmasını istemiyorsan!”

Yapar mıydı diye düşünmek saçmalık olurdu. Beni kaçıran oydu galiba ve bilmediğim bir yerdeydim. Sonumu getirse kimse fark etmez, umursamaz.

Konuşmadığımı görünce: “Bağırma, tamam mı?” dedi.

Kafamı salladım, tamam anlamında. Derin bir nefes aldı. Cidden bu kadar çok mu rahatsız ediyordu çığlık sesim ya da yüksek ses?

Aramızdaki minik diyalog bitti. O bana bakarken aklıma bir soru takıldı: Bu adam nasıl girdi içeri? Kapı yoktu ki…

“Bir şey sorsam canımı almazsın demi?” Etrafa bakarken kafasını çevirmeden: “Konuş,” dedi direkt.

“Sen nasıl girdin buraya, kapı yok? Ve beni neden kaçırdın, ne yaptım sana?” “Kapı olup olmaması seni ilgilendirmez. Hem senle…”

Yüzüm soldu. O sırada duvar oynamaya başladı ve içeriye bir robot girdi. Elinde tepsi vardı. “Bu da neydi şimdi?” “Robot?” dedim. “Robot hiç görmedin mi?”

Bir süre hafızamı sorguladım. “Hayır,” dedim direkt.

Yüzünü görmüyordum ama şaşırmış gibiydi. Bir şey demeden robotun tepsisini alıp önüme koydu. Kapağı açınca yemek görünce far görmüş tavşan gibi oldum.

Yemekler… hiç bilmediğim şeylerdi ama çok güzel gözüküyordu. Buharı üstünde, sulu sulu. Şu an önüme lapa bile konsa dünyanın en iyi yemeği gibi yerdim.

Adama bakarken: “Ye hemen, işimiz var,” dedi.

Bir anda tedirgin oldum. Beni kaçıran birisi yemek veriyor ve bilmediğim bir yerdeyim. Ya zehirlerse?

Yemediğimi görünce bıkmış bir şekilde: “Zehirli değil bunlar, ye.”

Yüzüne bakarak: “O zaman önce sen ye, hepsinden biraz.”

Gülme sesi geldi. Adam benimle dalga geçiyordu resmen. Beklemediğim şekilde tepsideki fazladan kaşığı alıp yemeklerden tattı, yedi. Bana bakarak: “Oldu mu? Ye şimdi hadi!” diye bağırdı.

Galiba itiraz edilmesini sevmiyordu pek, o kesindi artık.

Gizemli adam yanımdan ayrılarak yavaş adımlarla kapıya ilerledi. Yavaşça başını bana doğru çevirirken yüzünü çok hafif görecektim ama tam dönerken eliyle kapattı. Bir şansım vardı, o da gitti elimden.

“Yemekleri bitir. Sonra o zorladığın kapağın oraya koy,” dedi.

Şaşkın bir şekilde ona bakarken beni görünce bedenini hafifçe bana çevirdi. Bıyık altından gülme sesi geldiğini fark ettim. Yüzümü bozup ters ters baktım. Sinir etmek için etrafa bakınırken üçüncü yedek kaşığı gördüm.

Hızlıca elime aldım, kafasına denk gelme umuduyla fırlattım. Bunu beklemiyordu galiba. Kafasına kaşık yiyince ufak bir afallama yaşadı, bana ters ters bakmaya başladı. “Sen çok kaşınıyorsun ama,” dedi.

“Sanki burada isteyerek kalıyormuşum gibi. Kaçırsan sensin ama, hani,” dedim.

Kafasını ağrıtıyordum herhalde. Dikkatli bir şekilde yere eğilip kaşığı aldı. Yavaşça yanıma doğru gelirken elimdeki diğer kaşığı hazır tuttum, fırlatmak için…

Bana doğru gelirken bıyık altından bir gülme ile “onu yapmayı bile deneme sakın” dediğinde gene de dinleyecek değildim minicik odaya kilitleyen bir caniye dediklerini yapmayacaktım bir dakika Cani nerede “Caniye ne yaptın Cani herif!” diye bağırarak onun üstüne atladığımda tam da boynuna geçirecekken sola doğru döndü bu adama sinir olmaya başladım ağız tadıyla dövemiyorum adamı yere yapışmak üzereydim buraya kadar mıydı her şey cidden vasiyetim şu Cani’yi benden uzak tutun dirime benim içimden geçtiyse ölüme ne yapar şüpheliydim tam yerle öpüşmeme iki santim varken beni yakaladı neremden tuttu beni bu uyuz adam? “Bıraksana beni be salak adam” bıraksa iyi olur yoksa kafasını ağrıtmak hiç de zor olmazdı yer güzelmiş ama şuan fark ettim beyaz fayans gibi bir şey idi galiba bir dakika beni bıraksaydı mükemmel burnum kanayabilirdi! “Dikkat etsene köpek burnumu kanatabilirdin!” diye sitem ettiğimi gördüğünde kıkırdama seslerini fark ettim bu adam benimle dalga geçiyor olmalıydı herhalde gülerken beni yatağa koydu ve yatağa oturdu eli ile benim de oturmamı istercesine yeri gösterince ben de yanına gidip oturdum yapacak bir şeyim yoktu sonuçta “Sana iki sorum var birincisi o kedinin ismi Cani mi? Diğer sorum bana kedinin ismiyle mi seslendin?”

Dediğinde şaşkın olduğu belli oluyordu ona neden Cani dediğimi anlamaya çalışıyordu belli ki bana göz ucuyla bakması rahatsız ediyordu hem de yanına oturmuştum tam ayağa kalkarken eli ile beni durdurdu ve kendisi yavaşça yataktan kalkıp yere oturdu ama bana bakıyordu dikkatli şekilde konuşmamı bekliyordu galiba “Konuşmamı bekliyorsun Cani kedi katili adam?” dediğimde yüzü beş karış oldu sinirlendi galiba?

Çok da umurundaydı onun bana dik bakması sinirimi bozsa da görmezden gelecektim şuan sinirli şekilde “Bana bak ismin her neyse cüce sinirimi bozma ben katil değilim ve hayvan katili hiç değilim!” diye bağırınca hafif de irkilmiştim yatağımın kenarında olan minicik masanın üstünde şeftali olduğunu görünce alıp ona fırlattım direkt ve bunu beklemediği için de kafadan tam on ikiden yemişti şaşırmış bir ifade ile bana bakakaldı şeftaliyi yerden alıp uzanarak masaya geri koyup “Bunu yiyoruz yanlı atmıyoruz anladın mı?” dediğinde sinirlenmiştim artık karışışında mal biri vardı sanki “Bana malmışım gibi davranma Cani nerede dedim sana!” dediğimde sesim biraz yüksek çıktı gene kulakları rahatsız olmuşçasına bana bakıyordu “İsmi her neyse işte o kedi hayatta tamam mı? Bağırma artık” dediğinde “Kedimi getir bana” derken ağlamaklı çıktı sesim neden böyle oldum bir anda kedi ile aramda bağ var ama o kadar da ilerlememiştir her hâlde kafasını onaylarcasına sallayınca yavaşça ayağa kalkıp kapıya doğru yönelince ben de ayağa kalkıp onun yanına gidiyordum arkasını dönerek bana bakınca “Sen nereye gidiyorsun?” dediğinde şaşırmış şekilde “Sence kedimi almaya gidiyorum tabii ki de?” elini alnına koyarak “Sen gelmiyorsun burada uslu bir şekilde bekliyorsun anladın?” dediğine ona fırlatmak için eşya aradım ama bulamadım bir şey “Git kedimi getir” dedim sadece bana bakıp elleri ile yatağı gösterdi galiba geç otur beni bekle delirtme beni demek istediğini anladığımda yatağa doğru geçip oturunca kapıya doğru baktığımda dışarıdan kız ve erkek sesleri geliyordu kaç kişiydi bunlar burada?

Sesler geliyordu gözümü açamamam normal miydi bilemem ama birisi sanki gözüme ışık tutuluyordu güneş miydi yoksa ışık mıydı bu bunu düşünürken kafamda ampül parladı ben kaçırılmıştım o manyak tarafından kaçırılmıştım gözümü açmak için elim ile yüzüme gelen ışığı kesmek için elimi bariyer olarak kullanıp gözümü az da olsa açabildim ve dibimde olan birisi vardı

“Sende kimsin?” dediğimde “Tanışmamıştık değil mi seninle ben” dediğinde kafamı evet anlamında salladığımda o gözüme tutulan ışık bir anda gitmişti ışık yüzümden çekilir çekilmez ayağa kalkacaktım ki omzumu tutup yatmamı istedi “Dokunma bana salak” dediğimde elini yavaşça çekti ben de oturma pozisyonuna gelip ona bakmaya başladım karşımda olan sapık elini bana uzatıp “İsmin ne cüce?” dediğinde bana bilmiyordu sanki çok sorgulamadan “Leyla sen peki sapık?” dediğimde kedisinin yüzü düşmüştü “Birincisi ben sapık değilim ikincisi hayatını kurtardım hatırlatırım” dediğinde gülmeye başlamıştım bu adamı sinir etmek hoşuma gidiyordu boğazını temizleyerek dikkatimi ona vermemi isteyerek “Bu arada ismim Silas memnun oldum” diyerek elini bana uzattı suyuna gitmek için elini sıktım “Leyla ismini kim verdi sana?” diye sorduğunda sessiz kalmak zorunda kaldım benim ismimi kim vermişti? Hatırlayamıyorum ama neden ki düşünürken Silas’ın yüzüne bakarak “Ben bir şey hatırlamıyorum Silas” dediğimde şaşırmış bir halde bana bakarken Silas bana endişeli gözler ile bakıp kaldı ve hemen cebinden telefonunu çıkarıp “Doctor hemen buraya gel” dedi ve telefonu kapadı ve kapıya doğru ilerledi kapıdan çıkmadan önce göz ucu ile bana bakıp dışarı çıktı

Bir süre geçtikten sonra kapı açıldı bir anda içeriye tahmini 1.80 boyunda doktor girdi kız mankenden farkı yoktu siyah hafif kıvırcık saçlı kahve rengi gözlü ve şirin bir gözlük kullanıyordu yanıma gelip hızlıca yatağa oturup “Selam nasılsın Leyla sorunun ne bana söyler misin” dedi direkt bu ne enerjiydi bu kızdaki enerjinin yüzde biri bende olsa şuan çok farklı bir yerde idim sanırım gözlerimi kontrol edip “Gözlerde bir şey yok güzel bu bir de sırtını dinlemem lazım genel kontrol amaçlı o yüzden sırtını açar mısın” dediğinde açacaktım ama Silas bana bakıyordu tanımadığım kişi beni üstümü çıplak görmesini istemiyorum “Sapık arkanı dön” dediğimde oflayarak sırtını döndü bize o sırada doktor sırtımı muayene ettikten sonra “Şuan bir sorun yok ama gene de MR lazım” deyip dışarı çıkacakken Silas’ın yanına yaklaşıp kucağına atladı bir anda ne yapıyor bu kadın? “Görüşürüz canısı” diyip doktor Silas’ın yanaklarını öptü direkt ve kucağından inerek dışarı çıktı bu da neydi böyle

Az önce ne gördüysem unutmak istiyordum umarım unutabilirim bu iğrenç sahneyi

Silas bana doğru gelirken yavaş adımlar ile geliyordu yanıma geldiğinde “Nasıl hissediyorsun kedicik?” dediğinde yüzümü ona göstermeyerek “Az önce iğrenç bir sahne gördüm daha nasıl olayım iyiyim?” bunu duyunca anlamamış gibi hareketler yaparken “Ne anlamadın acaba az önce kız kucağına atladı senin farkında mısın atlamayı geçtim öptü seni ya baya!” dediğimde gülecek gibi oldu bir an ona doğru dönerek elim ile kafasına şamarı geçirdim sertçe Silas şaşkın bakakalmış halde bakarken bir anda gülmeye başladı bu neden gülüyordu ya? “Neden gülüyorsun bi şey yapmadığınız kaldı burada odadan çıkayım yapın bari” dediğimde ciddi bir şekilde Silas “Ağır gel kedicik ağır gel o benim çocukluk arkadaşım” dediğinde bir yaşıma daha girmiş oldum arkadaşı böyle ise sevgilisi ya da eşi olsaydı ne olurdu acaba neyse

Ona son bir kez tokat atmak için elimi kaldırdığım esnada elimi tutup kendine çekti bir anda beni ben yatakta iken kendimi bir anda Silas’ın dibinde buldum kendimi aramızda bir adım mesafe bile kalmamıştı Silas bana yaklaşmaya başlayınca gözümü kapadım istemsizce ve alnımda bir öpücük hissetmiştim o benim alnımdan mı öptü şaka bence gözümü açtığımda benden üç adım uzaklaşmıştı bile uzaklaştığı an Silas “Hadi gidiyoruz takip et beni” dediğinde anlamamıştım anlamadığımı anlayan Silas “Üst kata çıkıyoruz yani” dediğinde kafamda ampuller yanmaya başladı

onu takip ederken silas ın üstünden telsiz sesi gelmeye başladı "patrik den yuvaya patrik den yuvaya baskın yedik acil ekip gönderin acil ekip" lafını bitiremeden adam silas telsizi kapattı

"senin iş aksiyacak gibi biraz kedicik" dediğinde kafasına vurup arkadan takip etmeye başladım

burası kaç basamak böyle yirmi bin filan mı ?