4. bölüm · PARALEL TUZAK
Bölüm 4: Gizemli ziyaretçi
GECENİN SESSİZLİĞİ BİR GÖLGEYLE BOZULDU
Silas
Gece saat 02.45... Sokağa çıkma yasağı başlayalı yedi saat olmuştu. Hava hafif esiyor ve açıktı. Çalılıkların arkasında beklerken o beklediğimiz ses geldi. "Hadi, sıra bizde," dediğimde herkes kafa sallayarak onayladı. Plan basitti aslında Adrian'ın
devriye gezen askerlerini öldürüp silah ve telsizlerini almaktı. Telsizi cebimden çıkarıp: "Herkes hazır mı? Dikkatleri dağıttıktan sonra dalıyoruz. 2 mal güvenliğe,"
dedim. Herkes aynı anda kafa salladı. Benden uzak değillerdi ama güvenliklerin duymaması için telsiz kullanmak zorunda kalıyoruz maalesef ki. Şu ekiple iş yapmak bazen zor.
"Draya, duyuyor musun beni? Hazırsan eğer, dikkatlerini dağıt. Sana Rin yardım edecek." İkisi de başını sallayıp onayladı. "Rin, sen arkada kal biraz, güvenliğin için," dedi Draya. Rin de kafasıyla onayladı. Bu işi sessiz halletmek zorundaydık, yoksa buralar fena karışacaktı.
"Draya, başla. Hazırız. Herkes silahını hazırda tutsun." Herkes kafasını onaylarcasına salladıktan sonra Draya, yerden bulduğu taşı eline aldı, dikkatlice 2 güvenliğin yakın olduğu ağaçlıklara doğru sertçe attı. Güvenlik görevlileri o yöne bakmaya başladı.
Ne dediklerini duyamıyorum ama tuzağımıza yakalanmalarına an kaldı. Hex ile Rin yerini almıştır umarım, diye düşünürken ağaçların arasından bir ses geldi
"Silas, ben Rin. Burası tamam, gelebilirsiniz," diye telsizden ses geldi. Hepimiz onların yanına gittik, gizlene gizlene. İkisi de etkisiz hale getirmişlerdi.
"Lan oğlum, etkisiz hale getirdiniz mi siz?" dedim. İkisi birbirine bakarken Hex ve Rin aynı anda: "Etkisiz halde, sorun yok," dedi.
"Tamam o zaman, şunların üstünü arayın," dediğimde ikisi ararken ben de etrafı gözlüyordum. "Her şeyi aldıysanız gidelim artık," dedim telsizden. Herkes aynı anda: "Tamam Silas," dediler. Elimi cebime attığımda saatin gecenin
03.00 olduğunu gördüm. Herkesin arabaya binmesini beklerken telefonda gezinirken ilk Draya girdi. "Selam patroncum, hızlısın gene bizden," dedi rahat şekilde. Draya'nın üstünde yırtık siyah crop, altında bol pantolon vardı. Siyah araba aynasından ona bakarken:
"Yapacak bir şey yok, güzellik," dediğimde hafiften gülümseyerek yerine geçti. Ardından kapı aniden açıldı. Draya ile kapıya baktığımız esnada şoför koltuğunun yanındaki kapı açıldı, aniden yanıma Rin oturdu.
"Selam Silas, sana da selam Draya'cık," diye arabaya giriş yaptı. Draya biraz sinirli gibi görünüyordu ama Rin ile gülüyorduk. Biz, sonuncu kişiyi beklemek için arabanın dışına çıkarken tam Hex de arabaya bindi.
"Hex, neden bu kadar geç kaldın sen?" diye sorduğumda herkes Hex'e baktı. Aniden herkesin ona bakmasında afalladı: "Unuttunuz mu arkadaşlar? O kadar ekipman kurduk, siz gittiniz, ben toplamak zorunda kaldım hani," deyince hepimiz kafamızı eğip başka tarafa baktık. Hex, bu halimizi görünce bıyık altından gülerken: "Hadi, gitmiyor muyuz?" dedi.
"Sıkı tutunun baylar bayanlar, kaydıraktan kayamayanlar!" dedim ve araba ile yuvarlak çizdikten sonra son gaz ilerlerken: "Rin, navigasyona Halk Çukuru'nu gir,"
dediğimde herkes bana baktı bir anda. "Niye bakıyorsunuz lan? Sanki hiç gitmiyoruz göt laleleri," dediğimde Draya konuşacak gibi olduğunu fark edince: "Söyle Draya, hadi kızmayacağım canım, söyle," dedim. Çekinerek:
"Biz neden oradaki ormanlık mekâna gidiyoruz? Orası en son gidilecek mekân değil miydi?" dediğinde hafiften gülümseyerek... "Bence sana kum torbası yerine konuşma yasağı lazım prenses," dediğimde hafifçe gülerek:
"Silas onu bunu bırak şimdi gittiğimizde istediğin kadar uğraşırsın bizimle, ne kadar kaldı yolumuz onu söyle," dediğinde saate baktığımda saat 05.43 olduğunu gördüğümde kafadan tahminle: "Daha dört beş saat yolumuz var, siz uyuyun hadi," dedim. Tabii ki arkadakiler ve yanımdaki endişe içinde saçmalayarak: "Emin misin ya, bir şey olursa Silas?" diye karşılık verdiler.
Düşünüyormuş gibi yapıp hafiften bıyık altı gülerek: "Siz uyanıkken bir şey olmayacağının garantisi var mı acaba? Hem zaten tehlikeli bölgeden çıktık, sorun olacak bir şey olamaz artık. Hadi uyuyun, zıbarın yoksa sizi fena yaparım, mini prensesler,"
dedim. Sadece Draya hafifçe güldü. Rin bir şey diyecekken Hex araya girdi: "Silas, prenses oldum mu ama şimdi? Rin ile Draya prenses, ama ben ne alaka ya?" diye şaka yaptı. Arabanın içinde gülme sesleri yükseldi. Draya sigarasını çıkarmışken elinden düşürdü. Bir tane bana uzattı: "Silas, al şunu, iyi gelir,"
dedi. Aldım, kenara koydum. Ona kısa süreli baktığımda yere düşüp kırılan sigarayı içecekti. Tam: "Draya, şu sigaranı bana ver, benimkini sen al," dediğimde itiraz edecekken yüzümdeki ciddiyeti görünce vazgeçti.
"Tamam al. Bu arada teşekkür ederim," dedi. Kafamı sallayarak yetindim. Rin ve Hex çoktan uyumuştu, sadece Draya dertli dertli camdan dışarı bakıyordu. Hafif esen rüzgârın taşıdığı ağaç yapraklarının hışırtısı dışarıdan geliyordu.
Aniden, ağız içinden sessizce küfür ettiğini duydum. Kesin sigarası bitmişti, bu çok belliydi. "Draya, al şunu. Benim hevesim kaçtı, sen iç,"
dedim. Aslında sigara içmek için can atsam da gittiğimiz yere kadar dayanmak zorundaydım. Draya verdiğimi görünce hemen aldı sigarayı. "Te" diye başlayınca lafını bölüp: "Draya, bunu da iç ya da içme ama sen de uyu. Bir seninle konuşacağız oraya gittiğimizde, tamam mı? İtiraz kabul etmiyorum," dedim
. Araba, yavaşça topraklı, taşlı patikada ilerlemeye devam ederken, dışarıda hafif serin bir hava vardı. İçerideki sessizlik, sadece
motorun ritmik uğultusuyla bölünüyordu... Arada bir herkesi kontrol ediyordum, sonunda hepsi uyumuştu.
Saate baktığımda 07.30 olduğunu fark ettim. Çakıllı yolda arabayı fazla sallamamaya çalışırken, toprak yola girdiğimizde hızımı yavaşlatmak zorunda kaldım ve etrafa bakmaya karar verdim. Sol tarafımda aşağıya doğru derin bir uçurum uzanıyordu. Sağ tarafta sık ağaçlar vardı.
Kuşların tatlı cıvıltıları ve hafif esen rüzgârın yaprakları hışırdatan sesi eşliğinde yola devam ettik. Orman yolunda geçen yirmi dakikanın ardından malikaneye yaklaştık. Sonunda, tahminen yirmi dakikalık mesafe kalmasına rağmen buradan bile gözüküyordu dört ayrı kule.
Hafif yosun tutmuştu. Buraya en son ne zaman geldik, fikrim yok ama içerisinin iyi durumda olduğunu biliyordum sadece. Yaklaştıkça malikanenin devamı gözükmeye başlamıştı. Gri renkli, tuğla desenli duvarlar... Camları kurşun geçirmez ve yapay zeka ile donatılmış bir malikane. Şu anlık görebildiklerim ve bildiklerim bunlardı. Malikâneye yaklaştığımızda arabanın ekranına parmak okuma simgesi geldi. "Hoş geldiniz efendim, lütfen parmağınızı okutun." "Nasılsın dostum, evle ilgili sorun var mı?"
dediğimde evin asistanı: "İyiyim efendim, siz de iyisinizdir umarım. Evle alakalı bir sorun yok, ev sizi bekliyor. Güvenlik seviyesini kaça çıkarmamızı istersiniz?" dedi. Arabadakilere baktığımda herkesin uyuduğuna emin olunca: "Asistan, güvenliği yüzde yetmiş beş yap ama belli etme sakın... Ekibime, arkadaşlarıma yani,"
dedim. Onaylama sesini verdi. Kapıya gelmiştik. Asistanla konuşurken dış kapı, lale desenli simsiyah idi. Kamera beni tanıyınca kapı açıldı. Arabayı yavaşça içeri sürerken etrafta gezen hayvanlar, kendi arasında takılıyor, bahçede her türden rengarenk çiçekler vardı, her modelden
olan spor arabalarımı görünce yüzümde hafif bir mutluluk oluştu. Arabayı park edince, arabadan çıkıp sol taraftaki mini raftan sigara aldım. Havaya bakarken bir dal çıkarıp yaktım hemen. "Umarım kimse takip etmemiştir bizi..." diye düşündüm.
Şöminenin karşısında, sallanan sandalye oturup bir yandan da yanan odunu izliyordum. Kulağıma gelen odunun yanma çıtırtısıyla huzur bulurken etrafa baktım. Duvar tuğla desenli, tilki, geyik ve ayı başları vardı; geleneksel tarzda avize ve mumlu aydınlatmalar vardı ama bir yandan da normal ışıklar da bulunuyordu. Telefonumu açıp asistanı çağırdım: "İki dakikaya dört tane kahve hazırla, bir tanesi yumuşak olsun," dediğimde hemen telefonuma onay tiki geldi. Kahve hazırlanırken aniden kapı açıldı.
"Silas! Neredesin, bizi buraya mı sattın yoksa?" diyen tabii ki Rin idi. Draya, ensesine şaplağı geçirdi, Rin sessizliğe büründü. Artık dayanamayıp: "Lan göt, sence sizi satsam böyle mi satarım? Lan sizi satsam organlarınızı satarım direkt!" dedim. Herkes salonda iken kafasını şöminenin olduğu odaya çevirdi. Odayı incelemeye başladılar.
"Bakın, bana sormak istediğiniz sorular varsa sormayın. Güzel anlaşma... Haydi mutfağa, kahvelerinizi için," dediğimde bunlar yine mal mal bakıyorlardı. Bunlar mal mı?
Ben neden seçtiğimin hiç farkında değilim. Bunlardan biri ya uzaylı çıksa... Ne güzel olurdu. Saçmalama hattı devriyede yine. Herkes mutfağa yönelmişken Draya'nın kolundan tuttum sertçe
"Draya öncelikle seni böyle tuttuğum için üzgünüm, seni bahçede bekliyorum, siktiğimin kahvelerimizi al gel," dediğimde bir şey anlamamış gibi bakarken Draya'nın yüzü hafif gülümserken:
"Silas şunu daha nazikçe söyle yoksa şuradan bir şey bulup kafana geçireceğim ona göre," dediğinde sesi hafif yüksek çıkmış olmalı, mutfaktakiler teker teker kahvesini almış koltuğa oturup bizi izlemeye başladılar.
Hepsinin yüzünde hafif sırıtış gördüğümde: "Draya seninle başka zaman konuşuruz, sen keyfine bak,"
dediğimde arkamdan sesler yükselmeye başladı. Yavaşça kafamı yana çevirerek onlara baktığımda Rin hariç herkes mısırını yiyemeden bekliyordu.
"Lan oğlum siz evde mısırı nereden buldunuz, benim bile haberim yok evde mısır olduğunu," dediğimde Hex bir şeyler konuşacakken ağzına mısırı dayadım
"Sus tamam tıkın, sen poğaça yanak olacaksın yakında," dediğimde öksürmeye başladı. Hex cidden mi boğazına takıldı mı yoksa oyun mu yapıyor onu anlamaya çalışırken Rin Heimlich manevrası yapıp
Hex'in hayatını kurtarmaya çalışmasını izlerken hemen Hex'in arkasına geçip Rin'i kenara ittip Hex'in sırtına bir kere tokat attım.
"Silas yavaş, Hex'i öldüreceksin," dediğinde ona ters bakış attıktan sonra Rin
"Tamam demedim bir şey ama öldürme bari genç veleti," dediğinde bir kere daha sertçe vurduğumda boğazından mısır çıkar çıkmaz dediğinde ilk şey:
"Velet senin eben lan," dediğinde ben onun kafasına şaplağı geçirdiğimde direkt mutfağa gidip iki bardak ılık suyu alıp yanına gittiğimde bir bardak suyu ona uzatırken
"Teşekkür," derken suratına suyu fırlattım. "Paluk gibi bakmasına oğlum, paluk olmayı sevdiysen denize atalım seni ister misin?" dediğimde garip şekilde baktığımda
"Neden garip garip bakıyorsunuz," dediğimde ilk soru Hex'ten geldi: "Paluk ne bu arada, bilen var mı?" dediğinde herkes kafasını hayır dercesine salladığında: "Paluk balık demek yani bazen böyle diyorum ben," dediğimde Hex bir şey diyecekken suyu ağzına dayadım susması için
"Su iç yoksa denize atarım seni anladın umarım?" dediğimde suyu içerken kafasını salladı gene. O bardağı ona monte etme fikri vardı ama uğraştırıcı olduğundan üşendim. "Neyse ben birazdan gidiyorum, sizinle uğraşa mayacığım,"
diyip hemen odama çıkıp bir çanta hazırlamaya başladım. Yavaş yavaş çantamı hazırlarken dışarıdan gelen gürültüler dikkatimi çekti. Hızla odayı terk edip mutfağa doğru ilerledim.
"Ne oluyor burada?" diye seslendim. Mutfakta herkes yine bir araya toplanmış, kahve yerine abartılı bir şekilde atıştırmalık ile meşguldü. "Gelin buraya, toplantımız var!"
dedim. Draya arka planda kahkahalarla: "İş bilgisi mi, yoksa iştah bilgisi mi?" diye sordu. Gözlerimle onu kovalarken, Rin mısır kutusunu tekrar ortaya aldı. "Mısırdan yeni şeyler
çıkartacakmış gibi bakıyorsun!" dedim. "Evet, muhalefet mısırı!" derken gülmekten karnıma ağrılar girmeye başladı. Herkes yüzünde hafif bir ciddiyetle bana odaklandı; berk bir sessizlik doğdu.
"Hepimiz burada bir arada olmayı seviyoruz, peki ya dışarıda neler oluyor?" Kafalar birbirine kaynaşırken, Rin'in
bir anlık beyin fırtınasıyla: "Bence dışarı düşmanı olmadan önce kendi sabotaj ekibinizi kurun," dedi. "Kes şunu, düşman yok," dedim, dikkatimi yeniden odama vermek için geriye doğru dönerek. Tam kapıyı açıp eşyalarımı almak için içeri girecekken, kapıdan sıçrayarak içeri giren bir silüet belirdi. "Sizi bulmak zor değildi... Silas, seni bulmak çok zor!"
dedi tanıdık bir sesle. Gözlerim açıldığında, karşımda geçmişten gelen bir yüz vardı. "Ah," dedim, içten içe bir gerginlik hissederek. "Beni yeniden görmek için sıradan bir zaman seçtin
demek." Odaya girerken o gene koltuğa oturmuş, bacak bacak üstüne atıp siyah maske içinden bana bakıyordu. Elini cebine attığını görünce kapının yanında olan silahı almak için hızlı bir şekilde... "Yavaş yavaş, Silas; öncelikle o silahı almaya çalışma, içini boşalttım."
Bunu duyunca el hareketleri ile bana karşısında olan boş koltuğa oturmam için hareket yapınca sessizce oturdum. "Bir şeyler olduğuna göre senin işlerin pek yolunda gitmiyor,"
dedi. Yavaşça kafamı kapıya doğru çevirirken ekibimden birkaçı büyük bir merakla yan yana dizilmiş halde duruyordu.
"Ne yapmaya çalıştığını merak ediyorlar, merak etmeyin," diye ekledim, onları rahatsız etmemeye çalışarak. Gerginlik içimde biriken sıvı gibi artıyordu. İki taraf da anlam
veremediğim bir merakla birbirine bakıyordu. "Bir planım var ama bunu siz bilmeyeceksiniz," dedim, dışarıdan gelen sesleri ilk defa umursamadan. Bütün gözler üzerimdeyken, sessizliğin içinde gergin bir an doğdu.
"Planım," dedim, biraz düşünerek, "güvenliği artırmak ve dışarıdaki tehlikelerin buraya girmemesini sağlamak; şu anlık sadece bilmenizi istediğim bu sizden." Dediğimde herkes bana garip şekilde bakmaya başlayınca:
"Siz dışarı çıkın, orada kemirgenlik yapın hadi; benim işim var evde," dediğimde Rin bir şeyler diyecekken yanımda duran maskeli kişiyi görünce demekten vazgeçip gitmeye başladılar. İki dakika sonra bir ses yükseldi: "Biz çıktık, Silas; haberin olsun." Ses geldikten sonra kapı kapanma sesi geldiğinde derin bir nefes aldım.
"Silas, bir sorun oldu; geldim, ne olduğunu biliyorum, bir de senden duymak istiyorum o olayı," dediğinde şaşkın şekilde ona bakıyordum.
"Ama sen nasıl biliyorsun? Orada kimse yoktu biz baktığımızda?"
dediğimde hafif bir gülme sesi geldi; eğlendiği apaçık belliydi. "Silas, unuttun gene sanırım sen gene... Neyse, konu bu değil," dediğinde ciddileşen bakışları görünce cidden ters bir şeyler olduğuna ikna olmuştum.
"Uzatmayacağım; direkt söylüyorum: Sen yandın. Seni gören birisi var; kimliğini tespit etmeye çalışıyorum ama gene de tespit edemiyorum, orasını bende anlamadım. Senin ekipten 1 kişi vardı, hix mi hexter miydi o var ya," dediğinde ben de:
"Hex, dostum, onun ismi ter kısmını at: Hex," dediğimde anlamış gibi bir bakış attı. "Neyse ne ismi işte, Hex'e söyle o da baksın. Sen de işini garantiye al; onu bulup sorguya çek, acilen. Sözde Büyük İmparator'a gidip delil vermesin sizin hakkınızda,"
dediğinde paketten sigara çıkarıp ağzıma koyduğumda tam çakmak ile yakacakken kendisi hızlıca yaktı sigaramı. Sigaranın dumanı ile ciğerlerim bayram ederken
"Sende ister misin, vereyim?" dediğimde kafasıyla onayladığını gördüm; paketten bir dal sigara çıkarıp ona uzatıp verdim.
"Bana başka bilgi ver dostum; bunlarla hakaret edemem," dediğimde yüzünde sırıtma gördüğümde sinirim bozulmuştu artık. "Lan, söylesene ne oldu?
Hem başım dertte hem anlatmıyorsun?" Eliyle sakin ol gibi işaret yapıyordu. Eğer açıklamazsa o elini alıp onun malum bir tarafına sokacağım yoksa.
"Kızın ismini bilmiyoruz ; tek bildiğimiz şey kız olduğu ve şu an senin en son mini görevinin olduğu yerin yakınındaki terminalde görüldü.
Seni gördüğünü tahmin ediyoruz." Başka söze gerek yoktu; bunlar kafi idi zaten.
"Başka bir şey yoksa yola çıkıyorum," dediğimde: "Evden çıkmadan önce bana çay söyle de içeyim burada bari,"
dedi. Telefondan çayı odama söyleyip çıktım hızlıca. Kapıdan çıkmadan önce
Rin gene yemek stoğumuzu gömdüğünü görünce, kenarda duran anne terliğini alıp kafasına fırlatmak
umuduyla fırlatıp kaçtım. Direkt arabaya binmek için kapıyı açıp rotayı telefondan açıp son sürat yola koyuldum.
