BÖLÜM 3 – MUHAFIZLARA KARŞI

Vaveyla Yazarı: Atik Stayl

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: BÖLÜM 3 – MUHAFIZLARA KARŞI

“Dene ve gör, Avcı!” Prenses hançerini çekti.

Avcı, onun savaş yeteneğinden habersiz, hafif bir alayla bir adım daha yaklaştı. Prenses geri çekilip kendisini savunmak istercesine hançeri kaldırıp, uzak durmasını emretti. Ama Avcı bu tehdidi ciddiye almadı.

Pamuk hançerini savurduğunda, ilk darbeden kolaylıkla kurtulan Avcı gülümsedi. Boyun eğmeyişi hoşuna gitmişti. Fakat kaybedecek de zamanı yoktu.

“Boşa zaman kaybı, Prenses. Eğer uslu durursanız size zarar gelmeyeceğine söz veriyorum.” Ellerini kısa bir an havaya kaldırdı, gerçekten saldırmak istemediğini göstermek ister gibiydi.

Prenses, onu öldürmeye geldiğinden emindi. Hiç kimseye güvenemezdi. Hançeri bir kez daha savurdu ve bu kez Avcı’yı kolundan yaraladı.

Avcı afallayıp elini kılıcına attı. Gözleri öfkeden büyümüş, verdiği söze sadık kalmaya çalışıyordu. Teyzesi olmasaydı biri değil onu yaralamayı, dokunmaya bile cesaret edemezdi.

“Sabrımı zorlama, Prenses! Benimle geliyorsun!” Tek bir hamlede hançer tutan elini etkisiz hale getirip kılıcı boğazına dayadı. “Güzellikle gelmezseniz zorla götürmesini de bilirim!”

Prenses debeleniyor ama arkasında sıkıca tutulmuş kolunu kurtaramıyordu. Teslim olamazdı. Dizine sert bir tekme savurdu. Avcı, anlık acıyla eli gevşeyip, bir adım geri sendelerken hemen kaçtı.

Ormanı iyi tanıyordu. Cüceleri tehlikeye atmak istemediğinden, dikenli bitkilerin olduğu dar patikaya yöneldi. Avcı’nın oradan kolayca geçmeyeceğini biliyordu.

“Kraliçe seni yaşatmam için gönderdi beni!” bağırdı ardından.

Ancak yine yalan söylediğini düşündü. Belki de başına ödül konmuştu ve Avcı, altınları almak için yalan söylüyordu. Oysa Kraliçe’yle birbirlerine ne düşündüler... Annesini pek hatırlamazdı Pamuk. Onu anne bilmişti. Gerçi onu en çok yaralayan buydu ya. Annesinin yerine koyduğu kadının ne zaman ondan bu kadar nefret ettiğini anlayamıyordu.

Bu düşünceler onu sersemletmişti. Tüm gücüyle kaçmaya devam ederken ayağı takıldı ve dikenli bitkilerin üstüne düştü. Düşmenin etkisiyle elindeki hançer de biraz uzağa fırladı. Kolları ve ayakları çizik içindeydi. Ardına baktığında, Avcı birkaç adım gerisindeydi. Ayağa kalmak istedi ancak dikenlere takılan elbisesi buna izin vermedi.

Avcı, aralarında mesafeyi kapatıp kılıcını kınına soktu. Kaçmak için debelenen Prenses’in yanında diz çöküp “Sakın olun! Güvendesiniz!” elbisesini kurtarmaya çalıştı.

“Dokunma bana! Çek ellerini!” geri sürünmek isterken dikenler avuç içlerine battı.

Avcı, acıyla inleyen Prenses’in gözlerinde ilk defa korku gördü. Deminden beri cesurca kendinin savunan kadın, artık korkuyordu. Ve Avcı, Pamuk Prenses’in ormanın içindeki en karanlık yerden bile ışık yayabildiğini düşündü. O an ilk defa öldürmeyi değil, korumayı düşünmeye başladı. Artık mesele sadece bir emir değildi ve bunun doğru bir şey olup olmadığını bilmiyordu. O, öldürmeye biliyordu, yaşatmak onun işi değildi. Ancak savunmasız ve masum birine zarar vermemişti hiç, hele ki bu kişi kraliyet kanı taşıyorsa...

“Ayna yok artık! Korkma!”

Prenses, her şeyden habersiz aynayla ne ilgisi olduğunu düşündü. Ayrıca aynaya ne olmuştu ki?

“Kraliçe ve siz… ikiniz de kurtuldunuz. Şimdi muhafızlar sizi bulmadan saraya dönmemiz gerek.” kolundan kan sızsa da aldırış etmişe benzemiyordu. Aksine, Prenses’in çiziklerine bakıp ilk kez bir yabancıya merhamet duydu.

“Ben kendimi korurum!” elbisesini dikenlerden kurtarınca hemen hançerini alıp ayağa kalktı. Ama daha adım atamadan, duyduğu sesler karşısında etrafına bakındı.

At sesleri geliyordu. Bunlar muhafızlardı. Prenses’i bulmuştular. Olan bitenin Avcı’nın suçu olduğunu düşündü. Eğer karşısına çıkmasaydı buraya gelmeyecekti.

Avcı ondan önce davranıp kılıcına sarıldı. Artık beş kişiden oluşan atlıyı görebiliyordular. “Arkamda kalın, Prenses!” atlarından inip onlara karşı gelen gruba cesurca saldırdı. Tek hamlede birini devirirken diğerinin Prenses’e doğru gittiğini gördü. Onun da üstesinden gelmeyi başardı ama sayları ondan üstündü.

Prenses, hançeriyle ustaca savunma yaparak bir muhafızı alt etti ve onun kılıcını alıp diğerine saldırdı. Kılıç yeteneği annesinden geçmişti. Bir askeri bile alt edebiliyordu.

Avcı, Prenses’in savaş yeteneğine hem şaşırmış hem de hayran kalmıştı. Ancak bir anlık dikkatsizlikle omzundan yaralandı. Ama bu, onu yıldırmaya yetmedi. Şimdiye kadar daha büyük yaralar almıştı.

Prenses, yara aldığını görüp Avcı’ya baktığında tam yanındaki adamı fark etmedi. Asker kılıcını kalbine saplamak üzereyken Prenses, Avcı’nın gözleri dönmüş halde ona hançer fırlattığını gördü. Korkudan yerinden kıpırdayamadan, hançerinin yanındaki askere saplandığını gördü. Yaralı olmasına rağmen onu kurtarmıştı. Ama hâlâ güvenemiyordu.

“Kraliçe büyük bir pişmanlıkla sizi bekliyor, Prenses. Gidelim!” kraliyet ailesinde biriyle konuşurken bile sesi emir verir gibiydi.

Nefes nefese kalmıştılar ama hepsinin üstesinden geldiler. Yeleğinden uzunca bir parça koparıp önce Prenses’i yaralarını sarıp sonraysa kendi yarasını sıkıca bağlamıştı, kanamıyordu artık.

Birlikte ilerliyor olsalar da Prenses’in eli hep kemerindeki hançerdeydi. İçinde engel olamadığı bir ses ona güvenmesini söylüyordu. İçgüdüleri onu asla yanıltmamıştı. Bu, ona bir yetenek gibi bahşedilmişti.

Prenses, saraya gitmeden önce cücelere veda etmek istiyordu. Onlara çok alışmıştı. Özellikle Merhametli cüce, bir anne sevgisiyle yaklaşıyordu. Öfkeli cüce ise onu başta istemesine rağmen, günün sonunda yine en çok koruyan oydu.

Cücelerle vedalaşıp sarayın yoluna düştüler. Yolculuk günlerce sürdü. Öğlene kadar yürüyor sonra avcı avlanarak yemek buluyordu. Ateş yakıp pişirir, geceleriyse Prenses’in güvenliği için nöbet tutardı. Dikenli çalılar sonucunda oluşan yaralarına şifalı bitkiler bulup mehlem hazırladı. Prenses’in bildiği tüm şifalı bitkileri kullanmıştılar. Lakin pek etki etmiyor, daha da kötüye gidiyordu.

Avcı’nın yaralarıysa az da olsa iyileşmişti. Bu süreçte Prenses’in güvenini kazanmıştı. Ketum, kimseyle tek kelam etmeyen Avcı, Prenses'le konuşuyor, Kraliçe’ye olanları anlatıyordu. Hâlâ yeğeni olduğunu söylememişti, bu bilgiyi ikisi dışında kimse bilmiyordu.

Görevini eskisi kadar isteksiz yapmıyordu. Yaşatmak, birini korumak hoşuna gitmişti. Çocukluğundan beri üstüne yapışan bu damgadan kurtulup kendisi olabiliyordu. Herkesin onu görünce korkudan titrediği Avcı, yıllar sonra gülüyordu. Ailesinden kalan tek üye, teyzesinin bile yanında ciddiyetini koruyordu ancak Prenses’in masumluğu onu çocukluğuna götürüyordu.

Saraya varmalarına çok az kalmıştı ki yine bir grup muhafız önlerini kesti. Sayları daha çoktu. Hem pusatları azdı hem de artık eskisi gibi mücadele edecek güçleri yoktu. Birinin kolları bacakları kesik kesik, diğerinin ise iyileşmeye devam etse de kaburgasında ve kolunda açık yara vardı.

“Prenses’iniz olarak emrediyorum! Atın silahlarınızı!” haykırdı tüm gücüyle.

“Biz sadece Kral ve Kraliçe’den emir alırız!” karşılık verdi askerlerden biri.

Dedesinin koyduğu kuraldı bu. Oğlunun isyan kaldırıp tahta gelmesinden korkup bu kuralı getirmişti. Askerler ve saray muhafızları asla diğer hanedan üyesinden emir almazdı.

“O zaman kılıcımdan nasibinizi alırsınız.” alayla gülümseyip Prenses’e baktı “Arkamda durun, Prenses. Bu sefer tehlikeli.” ve kılıcını kaldırıp ilk hamleyi yaptı.

Prenses, avcıyı dinlemeyip hançerini çıkarıp en yakındaki adama fırlattı. Önceki seferki gibi, onun kılıcını alıp diğerleriyle dövüştü. Avcı, tüm hünerlerini sergileyerek üstelerinden geliyordu. Lakin Prenses, ilk defa bu kadar insanla karşı karşıya kalmıştı. Hemen Prenses’in yanına gelip onu korumak için önüne geçti. Hepsini tek tek alt ediyordular. Ancak beklenmedik anda asker tarafından bir hançer fırlatıldı. Hançer Prenses’e isabet etti ve yere yığıldı.

Avcı, “Prenses!” diye bağırıp öfkeden küplere bindi. Yerdeki diğer kılıcı da alıp iki kılıçla savaştı. Hepsinin üstesinden gelip Prenses’in önünde diz çöktü.

Hançer, kaburgasının altına saplanmıştı. Böyle durumlarda ne yapacağını biliyordu. Hançeri çıkarıp yarayı dağlaması gerekirdi. Ancak Prenses uyusa bile bunu yapmaya, canını yakmaya tereddüt etti. Acımasızca can alan Avcı, o gün ilk kez birinin canını yakmaktan korkmuştu ve ilk kez bir görevin içinde değil… bir insanın yanında olduğunu hissetmişti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

190okunma 84beğeni 10yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18