2. bölüm / 3
Onsra: Tacit Things (liskook)2
Bölümler 3Şu an: 2
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
6 Ay Öncesi
__
Güzel bir bahar günü Seoul üniversitesi kampüsü kiraz çiçekleriyle süslenmiş, uluslararası bahar festivali için okula sponsor olan kuruluşların hazırladığı bayraklar her tarafa nizami bir şekilde asılmış ve bütün kulüpler adeta bir yarış içerisinde davetiye broşürlerini dağıtmaya başlamışlardı bile.
Her yıl nisan ayının ortalarına denk gelen bu organizasyonda, üniversitenin önde gelen bağışçılarının çocukları görevlendirilir ve herşeyin eksiksiz yapıldığından emin olunurdu. Bunun nedeni hem bir gelenek haline gelmesi hem de diğer üniversitelerle olan rekabet olayının bu tür etkinliklerde iki katı kızışmasıydı; bu yüzden üniversite, böyle zamanlarda her ne kadar okulu zaman geçirme mekanı olarak kullansalar da, belli başlı ailelerin öğrencilerini kültür, sanat, spor gibi alanlarda yapılacak olan etkinliklerin başına getirir ve bütün hazırlık aşamasında bulunmalarını sağlardı. Bu, ailelerin de işine gelirdi, kendi reklamlarını yaparak ülkenin en iyi üniversitesinden mezun olan öğrencilerin, kendi şirketlerini tercih etmelerini sağlarlardı.
Ve ben, bu yıl asistanlıktan farklı olarak hem edebiyat kulüp başkanı hem de organizasyon koordinatörü olarak etkinliğin merkezlerinden biriydim ayrıca bu işi kusursuz yapmak için neredeyse ruhumu ortaya koymuştum!
"...ah sizin gibi değerli bir yazarımızı aramızda görmekten gerçekten mutluluk duyarız."
Telefonda karşı tarafı dinlerken stresten dudaklarımı kemirmeye başlamıştım. Karşımdaki Sana, yayıldığı pufta telefonuyla oynarken volta atmayı kestiğimde dikleşerek bütün odağını bana verdi. Sarı saçlarımı geriye atarak elimi bel kıvrımıma yerleştirdim.
"Yani eğer paneldeki söyleşi etkinliğinizle çakışmazsa kesinlikle geleceğinizi mi söylüyorsunuz." Dakikalar sonra olumlu bir cümlesini duymamla yüzümde bir gülümseme belirirken Sana başını iki yana sallayarak fısıltıyla "ne diyor?" diye sormuştu. Bir süre daha karşı tarafı dinleyip konuşmayı bir sonuca bağlamaya çalıştım.
"Pekala o zaman dediğiniz gibi olsun. Tekrardan görüşmek üzere."
Telefonu kapattığımda yüzümdeki gülümsemeyi silerek kendimi Sana'nın karşısındaki pufa atmıştım. Ayağımdaki valentinonun son koleksiyonundan olan beyaz topukluları çıkarıp ayaklarımı çimlerle buluşturdum. Koşuşturmaktan ne hale gelmişlerdi.
Sana, margaritasına uzanırken telefonu kapatmıştı. "Ne dedi, gelecek miymiş?"
Parmaklarımı saçlarıma daldırırken kara kara düşünmeye başladım. "Benim o söyleşiyi iptal ettirmem lazım."
Sana kıkırdadı. "Ya da şirketinizden yardım al."
Berbat ötesi bir fikirdi. "Hayır ben halledeceğim. Bu adamı festivale getirmeliyiz."
"Başkasını ayarlamaya ne dersin?"
Arkamdan gelen sesin sahibi karşımdaki pufta yerini aldığında Sana göz devirmişti. "Hep böyle çözüm odaklı mısındır Jack?"
Jackson omuzlarını silkti. "O adamın zor biri olduğunu duydum. Değiştirelim bence."
Asistanlarım gerçekten umut vadediyordu!
"Olmaz," dedim gözlerimi tek bir noktaya kitlemişken. "Konservatuar ekibi Jieun'u getirtiyor. Tiyatro kulübü Byeon wo seok'u getirtiyor. Altta kalamam."
"Katılıyorum." dedi Sana. "Kore'nin Wirginia Woolf'ü baya ses getirirdi."
Kendimi geriye yasladığımda görüş açımda yanlızca gökyüzü vardı. "Keşke ikna kabiliyeti iyi olan birilerini tanısaydım."
"Sponsorlarından destek alsan?"
Sana konuştuğunda kaşlarım çatıldı. Şu, işi gücü eğlence olan sponsorlar...
Pr yönetmenlerini boğazlamak istediğimi ve onlara hiçbir şekilde bu işe karışmamaları gerektiğini söylemiştim. Şimdi gidip onlardan ünlü bir yazarı gelmeye ikna etmelerini istesem tükürdüğümü yalamış olacaktım. Tanrım...
"Sana haklı," dedi Jackson "işin reklam kısmı onları ilgilendiriyor zaten. Herşeyi biz halletmek zorunda değiliz. Kitle gitsin."
Derin bir nefes verdim. O züppelerin diline düşmek istemiyordum aslında. Bu gerçekten can sıkıcıydı. İlk toplantıda biraz sert konuşmuştum. Öte yandan iki gün sonraki festival için bir işe yaramaları gerekiyordu.
"Öğleden sonra sponsorlarla bir toplantı ayarlayalım o zaman." Diyerek ayağa kalktım. "Ben felsefe kulübü neler yapıyor ona bakacağım." Topuklularımı alarak ordan ayrıldım.
--
Soyut sanata her yaşta ilgi duymuştum.
Gerçek dünyadaki tanınabilir nesneleri olduğu gibi resmetmezlerdi. Genelde duygusal veya ruhsal bir deneyim yaşatmayı hedeflerlerdi ve benim gibi hisleriyle hareket eden biri için sanatın bu dalı oldukça ilgi çekiciydi.
Ama şimdi karşısında geçirdiğim yedinci dakikaya rağmen bir anlam veremedim bu 'eser'in vermek istediği mesajı hala anlamamıştım. Sığ biri değildim. Akla gelebilecek her şeye farklı perspektiflerden bakmak bana doğuştan yüklenmiş bir şeydi. Fakat şimdi tam yanımda durmuş hevesle yorumumu bekleyen arkadaşıma ne söyleyeceğimi bilemiyordum.
Gözlerimi kısarak başımı yana eğdim. "Ayıyla güreşen bir...karınca mı?"
Irene sabırsızca bir nefes verdi. "Hayır, iyi bak."
Dudaklarımı çizgi haline getirerek başımı umutsuzca salladım ve kollarımı göğsümde bağladım. "Pes ediyorum. Aklıma birşey gelmiyor."
Yakın arkadaşım bir kolunu omzuma sarıp diğerini bahçıvan pantolonun cebine yerleştirerek atölyede bir tura çıkardı beni. Üzerimdeki negatifliği farketmiş olmalıydı.
"Odağın nerde bakalım."
Ağır adımlar atarken başımı öne eğdim. "İşler yolunda gitmiyor."
"İmza etkinliği meselesi mi?"
Kafamı olumlu anlamda salladım. "Hı hı"
Sağ tarafımızdaki heykel ekibi devasa bir kuğu üzerinde çalışırken Irene önüme geçti. "Herşeyi kusursuz yapamazsın lali, şuna bak,"
O tarafa bakmadan orta boy bir duvar üzerine Platon resmi çizmeye çalışan Yeonjun ve her hareketinde söylenen Yeji'yi gösterdi bezmiş bir şekilde. Onlar kavga ediyorlardı.
Irene omuzlarını düşürdü. "Güzel Sanatlar ve felsefeyi birleştirmek kötü bir fikirdi."
Irene görsel sanatlar kulübünü yönetiyordu ve ekibiyle birlikte festival için mükemmel ötesi bir sergi hazırlığı içerisindeydi. Gece gündüz bunun için çalışıyorlardı. Bazen akşamları ona eşlik ederdim. Birlikte yemek yer, dertleşir ve biraz da içerdik.
Omuzlarımdan tutarak sarstı beni. "Kendine gel kızım! Bize lazımsın."
"Sana ne diyorsam onu yap!"
"Bana emir vermeyi kes!"
Diğer herkes gibi tartışan ikiliye baktığımızda Irene derin bir nefes verdi. "Ama şimdi gidip onlarla ilgilenmeliyim."
Yorgun bir şekilde güldüm. "Git sen. Ortam baya gerildi."
Irene onlara doğru ilerlediği sırada telefonumun titrediğini farketmiştim. Sana arıyordu.
"Ne oldu?"
"Toplantıyı unutmadın değil mi?"
Hasiktir.
"Yoo," dedim adımlarımı hızlandırırken. "Nerdesiniz? Herkes orda mı?"
"Yani evet, birkaç kişi burda. Kültür salonundayız."
"Tamam hemen geliyorum."
Telefonu kapattığımda seri adımlarla ilerlemeye devam ettim. Kültür salonu buraya yakındı bu yüzden ulaşmam uzun sürmemişti. İçeri girdiğimde yedi sekiz kişi masanın etrafındaki yerlerini almışlardı bile.
"Herkese merhaba." Dedim boş bir yere otururken. "Aramızda olmayanlar nerdeler?"
Sorduğum soruya cevap niteliğinde odanın kapısı açıldığında iki kişi girmişti. Her gördüğümde göz devirme isteğimi bastıramadığım silüet, tam karşımdaki yerini alırken rahat bir şekilde arkasına yaslanarak başındaki Calvin Klein'e ait şapkayı çıkarıp direkt benimle göz teması kurdu.
"Evet sarışın, seni dinliyoruz. Öğleden sonramızı bize zehir etmeni gerektirecek şey neydi?"
Sinirle gülmüştüm. Kendini ne zannediyordu?
"Eminim ki daha önemli bir işin yoktu Jungkook."
Kaşları havalanmıştı dudaklarına alaycı bir sırıtış yerleştirirken. İsmini benden bu denli sakin duyduğuna şaşırmıştı. "Tabii ki vardı." dedi yanındakini burnunun ucuyla işaret ederek. "Mingyu ve Eunwoo Katherina için yarışacaklardı. Senin yüzünden erteledik."
Bir kafe robotunu tavlamak için uğraşacak kadar işsiz insanlarla herhangi bir konuyu tartışmak üzere aynı masaya oturduğumu kabullenmek istemiyordum.
"Baya önemliymiş." Dedim samimiyetsizce gülümsediğimde. Sana boğazını temizleyerek araya girdi.
"Artık konuya geçelim isterseniz. Zamanımız daralıyor malum." Önündeki macbook'tan birkaç görüntü yansıttı.
Karşımdaki şahsiyeti görmezden gelerek söze başladım. "Bildiğiniz üzere iki gün sonra bir festival var ve haftalardır bunun hazırlıklarıyla uğraşıyoruz. Ama bir sorunumuz var." Sana yazarın resmini yansıttığı sırada herkesin dikkati oraya kaydı. "Kim Young-ha"
Jungkook yanındaki Mingyu'ya birkaç dudak hareketiyle "bu kim" diye sormuştu. Diğerlerinden ses çıkmadığında baygınlık geçirmek üzereydim. Gerçekten kimse adamın kitaplarını okumamış mıydı?
"Kendisi polisiyenin öncülerinden. Bu adamı festivale getirmek zorundasınız."
"Dur orda Manobal," yine ne var dercesine ona baktığımda kollarını birbirine bağladı. "Hiçbir şeye karışmamamla ilgili tehtid edildiğimi hatırlıyorum."
"Pr yönetmenisin ya hani," dediğimde ses tonumun kontrolünü kaybettiğimi farkediyordum. "Bir şeyle de ilgilen değil mi?"
Jack gergince güldü. "Sakin mi olsak?"
"Ben sakinim." Dedim gözlerimi yumarak.
Dilini dudaklarında gezdirirken bir süre yüzümü inceledi kısık gözlerle. "Yapacağım desem salacak mısın bizi?"
Dudaklarımı birbirine bastırdım refleksle başımı sallarken. "Evet."
"Güzel," dedi ayağa kalkarak Mingyu da onunla birlikte kalkmıştı. "Halledeceğim. Toplantı bitmiştir herkes dağılsın." Şapkasını alarak kapıya yöneldi.
"Ne yani? Bu kadar mı?"
Durdu. Sabrını sınıyormuşum gibi geri dönerek ellerini masaya yaslayıp önüme eğildi. Boynundaki gümüş zincir beyaz tişörtünden çıkıp sallandığı sırada gözüm oraya takıldı. Saniyelik bir hareketle rahat tavrımı koruyarak gözlerine baktım.
"Yemin mi edeyim Manobal? Halledeceğim dedim. Niye hala üsteliyorsun?"
Omuzlarımı silktim. "Güven vermiyorsun. On dakika sonra unutmayacağın ne malum?"
Belli belirsiz dudağının kenarı kıvrıldığında arkasındaki Mingyu'ya dönüp tekrar yüzüme baktı. "Beni tanımadan yargılama. Yapacağımı söylüyorsam yapabileceğim için söylüyorumdur."
Bu tavırları beni öyle irite ediyordu ki...
Geri çekildi ve şapkasını taktı. "Adamın numarasını at, gerisine karışma."
Kaşlarım havalanırkem sinirle gülerek gözlerimi devirdim. Bunu umursamamıştı.
Arkada onu bekleyen arkadaşının omzuna vurdu. "Hadi dostum Katherina bekliyor."
Diğerleri de odayı boşaltırken Sana ve Jacsona baktım. "Daha önce onu boğazlamak istediğimi söylemiş miydim?"
Sana başını salladı. "Evet, evet söylemiştin."
Aptal şımarığın tekiydi.
-
Bölüm etkileşimi
