Bölümler 3Şu an: 1
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Orijinal kitaba ve diğer kitaplarıma Wattpad uygulamasından ulaşabilirsiniz.
Bu bir liskook hayran kurgusudur.
--
"...I know he's just not right for you."
Şarkı mırıldanarak gayri ihtiyari bir şekilde arabasından indi Jungkook. Hafif çakırkeyifti. Arabasının kapılarını kitlemeyi bile unutmuştu dalgınlıktan. Neyse ki geldiğini gören koruma onu rahatsız etmeden halletmişti işi.
"And you can tell me of i'm off, but i see it on your face. When you say that he's the one that you want...
Sarsak adımlarla koca malikanenin gösterişli süs havuzunun yanından geçerek kapının önünde durmuştu. Anahtarını ceplerinde yoklamaya başladı. Bulduğunda sanki çok büyük bir şey başarmış gibi bunu kutlamak adına şarkıyı mırıldanmaya devam etti.
"And you're spending all your time, in this wrong situation and anywon't lie to you...i know time you want it to stop..."
Anahtarı deliğe bir türlü yerleştiremiyordu, herşey bir anda çifter çifter görünmeye başlamıştı gözüne. Bilinci yerindeydi ama hareketlerini kontrol edemiyordu bir şekilde. Sinirle bir küfür savurarak derin bir nefes verdi. En sonunda bunu yapmaktan vazgeçerek zile basmayı aklına getirebildi.
"I know i can treat you better, than he can."
Kapının kenarına yaslanmış şarkısına devam ederken açılmasını beklediği sırada, bu saatte bile hala ayakta olan çalışan kız sonunda kapıyı açmıştı evin 'sorunlu' küçük oğluna.
"Hoşgeldiniz bay Jeon."
Genç kız gülümseyerek içeri geçmesi için kenara çekildiğinde yasalandığı yerde hafif mayışmış olan Jungkook ellerini saçlarına daldırarak evine girmişti sonunda.
"And any girl like you deserves a gentleman...tell me are we westing time, on all your wasted crying when you should be with me instead!"
Kapıyı kapatan genç kız, sarhoş olduğunu farkettiğinde endişeyle Jungkook'un salona girmesini engelleyecek bir şeyler düşünmeye başladı. Eğer iki ailenin bir araya geldiği bu akşam yemeğinde herhangi bir sorun çıkarsa, bayan Jeon günah keçisi olarak bütün suçu ona yığmaktan çekinmezdi.
Jungkook uzun koridorda yarım yamalak adımlarla ilerlerken çalışan kız arkasından seslendi. "Efendim dilerseniz odanızda istirahat edin. Yorgun görünüyorsunuz."
Jungkook onu duymamıştı bile. "I know i can treat you better-"
Aniden ağzını kapatan elle son kelimeleri anlaşılmamıştı. Çalışan kız gördüğü bedenle rahat bir nefes vererek işine dönmüştü.
"Delirdin mi sen!" Dedi genç kız, onu ordan uzaklaştırmaya çalışıyordu aynı zamanda.
Jungkook yüzünü buruşturarak ablasının elini ittirmişti yüzünden. "Asıl sen delirdin mi? Ne yapıyorsun?"
Kız sinirle bu geceye özel yapılmış olan saclarını umursamadan geriye atarak bu haline alışkın olduğu kardeşine baktı. "Yine mi içtin? Neden bunu yapıyorsun kendine aptal!?"
İçerdekiler duymasın diye dişlerini birbirine bastırarak kısık sesli konuşmaya çalışıyordu. Eğer şans eseri telefonunu almak için çıkmasaydı, küçük kardeşi yine babasının iğneleyici laflarına mağruz kalacaktı.
Jungkook sinirle göz devirdi. "Sikeyim, sanane Jennie işine bak!"
Tam tekrar gideceği sırada kız kolundan tutarak eski konumuna ittirimişti onu. Kesinlikle sarhoşken çekilmiyordu Jungkook.
Kararsızca söyleyip söylememek arasında gidip geliyordu ablası. Sonunda derin bir nefes alarak konuştu. "Misafir var. Odana çık."
Genç adamın kaşları çatılmıştı. Jennie'nin yüzüne eğilerek kibir dolu bir alayla gülümsedi. "Meraklı değilim misafirinize. Gidiyorum."
Kız ifadesizdi kalıyordu bu haline. Ona iyilik yapmıştı aslında, ailesinin onu böyle görmesi kötü olurdu. Hele ki hem ortakları hem de dünürleri olan Manobal'ların önünde küçük düşmeleri hiç iyi olmazdı.
Jungkook'un merdivenlere ilerlediğini gören Jennie başını iki yana olumsuzca sallayarak tekrar salona girmişti. Annesi çaktırmadan kontrol amaçlı kızla göz teması kurduğunda, başını hafif eğerek bir sorun olmadığını belirtti.
"Jimin gibi bir damadım olacağı için fazlasıyla gururluyum." Dedi bay Manobal.
Bay Jeon gururla oğluna baktığında, Jimin yüzüne zoraki bir gülümseme yerleştirerek 'müstakbel kayınbabasına' bakmıştı.
"Doğrusunu isterseniz," dedi kocasının konuşmamasını fırsat bilen bayan Jeon. "Lalisa gibi akıllı, hanımefendi, görgülü, kültürlü bir gelinim olacağı için sizden daha gururluyum."
Samimiyetsiz bir şekilde kahkaha attığında kocasının bakışları altında ezilen Bayan Manobal surat asmayı keserek zoraki bir şekilde Bayan Jeon'un kahkahalarına eşlik etmişti.
Jennie kardeşine ve Lalisa'ya bakarak tekrar başını tabağına eğip kocaman bir göz devirmişti.
Öte yandan Jungkook ablasının ortalarda gözükmediğini farkederek gerisin geri merdivenleri çıktığı gibi inmişti. Salondan yükselen kahkaha sesleri kulaklarını tırmalıyordu. İçeri girdiğinde onu karşılayan yüzlerle ise, Jennie'yi dinlemediği için kendine küfürler yağdırıyordu.
Hiç kimseyi değil, sadece onu görüyordu gözleri. Abisinin yanında oturmuş asla hoşlanmadığı yemeği ince parmaklarıyla kavradığı çatalıyla getir götür yapıyordu tabağında. En son gördüğünden beridir kızdaki değişiklikleri düşündü hiçbir şeyi umursamadan. Yüzüne dökülen perçemleri birkaç santim daha uzamıştı. Özensizce yapılmış saçlarının rengi kahverengiye dönüyordu. Dudaklarında koyu bir kırmızılık hakimdi, beyaz tenine öyle yakışmıştı ki. Bu görüntü, sarhoş bir Jungkook'un yerinde olmayan aklına olmaması gereken şeyler getiriyordu. Çok içtiği için hayal gördüğünü düşündü çocuk, ta ki annesinin hafızasındaki bütün kötü duyguları uyandıran sesini duyana kadar.
"Jungkook."
Gözlerini çekmedi genç kızdan. Lalisa duyduğu isimle başını kaldırarak aniden bayan Jeon'a daha sonra da onun baktığı yöne çevirmişti başını. Göz göze gelmişlerdi o anda ve Jungkook yutkunarak annesine baktı zorla. Aynı zamanda çatal bıçak sesleri de durmuş, masadaki bütün gözler kendisine dönmüştü.
Bayan Jeon, bir işi bile düzgün beceremeyen kızına keskin bir bakış atarak tekrar oğluna dönmüştü. Babası ise sanki arkasında hiç kimse yokmuş gibi yemeğine devam ediyordu.
"Jeongguk, gelsene daha yeni başladık."
Bayan Manobal gülümseyerek onunla konuştuğunda afallamış halini yansıtmamak için ciddiyetini takınmıştı.
"İşlerim var. Size afiyet olsun."
Bayan Jeon gergince gülerek kadına baktı. "Bizim oğlan şu sıralar biraz yoğun. Yorgundur şimdi gitsin uyusun."
Çorbasını yudumlayan kocası alayla burnundan gülmüştü. Jungkook gitmek üzereyken durdu.
"Tabii," dedi babası "Koskoca vakfı yönetmek kolay değil. Üstelik büyük sözü dinlemeden kendi başına işlere kalkıştığı sürece daha çok yorulur, basının diline düşer."
Jimin derin bir nefes vermişti bu gerginlik karşısında. Lalisa ise çocuğun sıktığı yumruğuna bakıyordu.
Jungkook problemliydi. Gece hayatının dozunu kaçırmaktan çekinmez, ailesinin itibarını önemsemez, kimin ne dediğini umursamazdı. Yirmi altı yaşındaydı ve bu yaşına soyadıyla gelmemişti. Kendi fırsatlarını yaratır, kendi yöntemleriyle hayatını yönetirdi. Hiç kimsenin kararlarına müdahale etmesine tahammülü olmazdı ve bu huyu onu her seferinde babasıyla karşı karşıya getiriyordu.
"Jihyang," dedi karısı misafirlerinin önünde daha fazla ileri gitmemesini belirten bir ses tonuyla.
"Medyayı biliyorsun Jihyang, gözleri oğullarının üzerinde sürekli." Bay Manobal yüzündeki memnun ifadeyi bozmadan arkasına yaslanıp Jungkook'a baktı. "Üstelik Jungkook genç yaşına rağmen büyük işler başarıyor. Onunla gurur duymalısın."
Jungkook adamın yüzündeki o gevşek ifadeyi dağıtırcasına yarım yamalak sırıttı. Bu soğuk savaşı o başlatmamıştı ama zevkle ayak uydururdu. "Böyle düşünmeniz ne güzel. Hakkımdaki düşünceleriniz umarım hep böyle kalır."
Adam küçük bir kaş hareketiyle karşılık verdi. Bay Jeon kaşığını sertçe kasenin altındaki tabağa bırkıp dünürüne bakmıştı.
"Doğru söylüyorsun eski dostum, ama baktığım zaman skandal adı altında sadece küçük oğlumun adını görüyorum." Başını arka çarprazında duran genç adama çevirdi. "Ne tesadüftür ki her olayın altından o çıkıyor."
İstese bu tiyatroya hemen şimdi son verebilirdi. Bu yapmacık huzuru bozması, hatta bundan sonraki hayatlarında diken üstünde yaşamalarını sağlaması an meselesiydi. Şuan burda, karşılarında hala sapa sağlam olması bile bu masadaki bazı kişiler için yeterli bir tehtiddi. Ama herşeyin yeri ve zamanı vardı. Sıkıldığını belli edercesine nefesini verdi. "Konuşalım biraz." dedi sakince babasınına bakarak. Bay Jeon'un kaşları anlamsızca çatıldı. Genç adam bunu umursamadan burnunun ucuyla önündeki çorbayı işaret etti. "Yemeğin bitince çalışma odasına gel. Önemli bir mesele."
Ortamda buz gibi bir sessizlik hakim olurken genç adam onu pür dikkat izleyen Bay Manobal'a baktı bu sefer de. Çıkışa yönelirken göz dağı verircesine baş selamı vermişti adama. "Şimdilik iyi akşamlar." Gözleri son kez genç kıza değdiğinde ifadesiz bakışlarını çevirip içerden çıkmıştı.
Diğerleri yemeğine dönerken genç kızın gözleri salonu terk eden çocuktaydı. Jennie hem tavrını ortaya koymak hem de kardeşini bu durumda yanlız bırakmamak için masadan kalkmıştı. Bayan Jeon gizleyemediği o sert tonda sormuştu. "Nereye?"
"Size afiyet olsun." Dedi önce annesine sonra da babasına bakarak. Bay Jeon ergence davranan kızını umursamadı. "Ben doydum."
Ardından salonu terk ederek merdivenlere ilerlemişti. Jimin ablasının ardından sadece bakakalmıştı, Jungkook'a olan korumacı tavrına her daim imrenirdi.
Genç adam siyah ve gri renklerinin hakim olduğu odasına girerek direkt denize sıfır terasına ilerledi. Siyah gömleğinin birkaç düğmesini açıp belindeki silahı sehpaya bırakmıştı. Rüzgar saçlarını mümkünmüş gibi daha dağıtırken havayı içine çekerek kıyıya vuran dalgaları seyretti.
Göğsü daralıyordu.
Darma dağındı. Her şeyden nefret ediyordu. Bu siktiğimin ailesinde ne işim var diye düşünmeden edemiyordu bazen.
Kapı açılma sesi duyduğunda arkasına dönmeden cam korkuluklara doğru yaslandı.
"Şu odanın dekorasyonunu değiştirelim bir ara. Bıktım her yer siyah siyah siyah."
Ablasının sesiyle gözlerini yumarak rüzgarın ikiye ayırdığı saçlarına daldırmıştı parmaklarını.
Genç kız terastaki kardeşinin yanında durarak onun gibi kollarını korkuluğa yaslayıp Jungkook'un aksine gökyüzündeki karanlık boşluğu izledi. Bir süre öylece durdular, ilk konuşan şaşırtıcı bir şekilde Jungkook olmuştu.
"Onun burda olduğunu söyleseydin gelmezdim."
Jennie çocuğa baktı. "Yalan söyleme."
Jeongguk dudaklarını ıslattı hiçbir şey söylemeden. Haklıydı. Lalisa'yı iki haftadır görmüyordu. Ne var ki bir bir gün bile aklından çıkmıyordu. Çıldıracak gibi olduğu zamanlarda tıpkı bu gece olduğu gibi kendini kaybedene kadar içerdi.
"Babamızı takmıyorsun değil mi? Yine boş konuştu."
Cevap vermedi. Sözlerinin hiçbir değeri yoktu o herifin. Jungkook onun bu tavırlarının sebebini çok iyi biliyordu. Sorun hiçbir zaman onun bir serseri gibi davranması olmadı. Babasının derdi başkaydı. Tabi bu sadece babasının derdi değildi. O masada dönen şeylere akıl sır erdiremiyordu bazen. İşin içinden çıkamıyordu. Yerinde bir başkası olsaydı eğer, muhtemelen kendi kafasına sıkardı. O bunu yapmamak için çok direndi.
Hiçbir şey göründüğü gibi değildi.
"Düğün ne zaman?"
Kız derince iç çekti. Konu yine oraya geliyordu. "İki aya kadar..." Dedi umutsuzca.
Yanağının içini ısırıyordu öfkeden. Bu öfkesi aşık olduğu kızın abisiyle evlenecek olmasına değil; abisinin evlenceği kızı hala seviyor oluşunaydı. İğrenç biriydi.
Gözleri gecenin karanlığında parlarken gülümsedi hüzünle. "Sikeyim böyle işi."
Jennie herşeyin farkındaydı. Jungkook, bir zamanlar Lalisa'yı sabahlara kadar ona anlatırdı. 'Edebiyat bölümündeki sarışın kızı' diğer kardeşinin nişanlısı olmadan önce de tanıyordu.
Korkuluğu sıkan eline baktı çocuğun. Kıpkırmızıydı eklem kısımları. Yine birileriyle kavga etmiş olmalıdı. Yarınki kahvaltıda gündem yine Jungkook olacaktı. Sıkıntıyla nefesini verdi.
Gülümsemeye çalıştı çocuğun dalgalı ve ensesini kapatan saçlarını karıştırırken. "Saçlarını okşamamı ister misin? Hemen uyursun."
Sessizce başını sallamıştı çocuk gibi. Jennie burnundan güldü bu haline. Öte yandan içi parçalanıyordu onu böyle gördüğünde. Birkaç ay öncesine kadar böyle değildi Jungkook. O zamanlar da çok iyi sayılmazdı belki ama, en azından şuan bildiği şeyleri bilmiyordu. Öğrendiği şeylerin ağırlığı altında ezilmiyordu. Dik durmak, eskiden onun için bir zorunluluk değildi. Uğruna savaşacağı hiçbir şey yoktu. Kaybedeceği hiçbir şey yoktu. Tanrının ona yazdığı bu kadere karşılık hediye ettiği zekasından başka hiçbir şeye sahip değilken, bir gecede herşeyini kaybetmişti.
Lalisa Manobal.
Sarışın.
Tüm bu sahtelikler içerisindeki en doğru yanlışıydı.
-
Bölüm etkileşimi
