4. bölüm · ONSRA

BÖLÜM 4 / “Gülüşünle gizlesen, gözlerinde hüzünlerin.”

Eda’nın Kalemiyle

Hâlâ durmaksızın ağlıyordu. Dökülenleri dışarıya aktarırken dalgalanmalara çaresizdi. Yaslanınca kalakaldığı omzunda parçalandıkça batan vaziyete sahiplik ediyordu. Göğsünde koynuna sapamadan donan el parmakları dinmeliydi. Çırpınan duygu örneğiydi. Saçlarını okşayamayan duraksamaya çağrışımdı. Aciz başını yanaştırdığı omzuna geldiğinde sıcaktı. Yalnızlığının boşluğuna dolanandı. Salındıkça çarpıntı darbeleri matemden akındı. Kurtulmak umidiyle gözyaşı akıtırdı. Rehin alındığı hapishaneden azat edilirdi. Arzuladığıyla meşakkatli özgürlülşe açıldıkça açılıyordu. Dudaklarını olduğu yere bastırdıkça ıstırap dışarıdaki birine sağırdı. Yaşananlarının eseri kişiyiyse içeriden ukde edendi. Kuytularda görüşmelerle işledikçe işlerdi.

Kavurucu etkisini düşüremeden nerede geçeceği görülemeyenler arasındaydı. Temelinin inadına dayandığı durulmayan ıslanan hıçkırıklarıyla kesi nefeslerine Rüzgar'ın verdiği mücadelesindeki azmiydi. Ferah olup olamayacağı da meçhul kalsa da dirayetle oradaydı. Kederle eğilmiş gözlerinden dökülen yaşlar başkasıydı. Tanıdıklaşan yabancılığıyla hakikati sunandı.

Nasıl olduğunu anlayamadan bizzat yükselerek algılananı çözememişti. Sıkışıp kalanlarla çıkagelenler beklenmeyene sadıkça ortaya atılırlardı. Tuzaklara düşürüp kapattığı benliğinin kendisiyle buluşması aksine ölür gibiydi. Ağlarken soluk denemesi başarısızlığa gelmeden ölebileceği duruşundaydı. Bir bedenin eşlikçi kalbini hissedebilmekse yaşama geri çeviriyordu. Ölüm simgesi ecelin çeşitli kumpaslarından sakınıp güzelce sarandı. Sarmaladıkça güzelliklerinin sonları başlangıcı geçer uzunluktaydı. Hangi kuvveti bulunuyorsa bölüşmeye değendi.

Yamacına getirdiği şelale coştukça zorlaşacağı kesinleşmişti. Azalacağını zannederken farklılık ediniyordu. Omzunda mevzi edinmişken hiddetli yağmurlara kafa tutabilecek gözyaşlarıydı. Minik damlalar arsızca doluya dönüşüme işaretlenmişti. Ezebilir yoğunluğunda eşlesen özenler eylemdeydi. Aslında elinden geleni samimice uygulama yetendi. Saçlarını okşarken nefes aralığıyla sarılıyordu. Yaşlarına teslimin inciterek incinme çekingenliği kendisinin de olandı. Hassas görünümüyle güçlülüğünden kırılabilir kısmının bilincindeydi. Ancak ikisi de sihirli dengelere yaklaşıyordu. Geçilmeyen çizgi daima imtina edilendi. Sımsıkı sarılırken çizgilerini aksatmadan gerçekleştirmesi hayret ettirirdi.

Şu kadarı dahi derinlemesine izler bırakmışken atılacak birkaç adıma izin gelseydi başkalaşırdı. Oysa durumundan memnuniyetsiz olabileceği koca bir yalandı. En fazla onun paylaşamadığı acıya sitemliydi. Ağlasın, ağlasın istiyordu. Ne kadar ağlayabiliyorsa ağlayabilmeliydi. Olduğu yerde büyülü an başladığından ötürü gecenin karanlığına dek ağlayabilmeliydi. Yıllarca ağlamalıydı. Sahi geçer miydi ağladıkça yoğunca hissedilenler firar edip terk edebilirler miydi? Kendisinden ötürü sarıldığı kalp hissediyordu. İnfasa gelip yumuşayıp yileşirdi ancak temelli geçemezdi. Bizi bize eviren yaralanmalar özelce çıkmak bilmezlerdi.

Omzunda boynuna doğru kapanırken darmadağın olandı. Acıtmadan seyrekçe beliren gidemezken çıkan gür sesi ikisinin duyabileceği hıçkırıkları ölse de unutamazlardı. Kimse böyle sarılıp hüznünü bölüşmemişti. Birbirlerini düzgünce tanımamışken onunla değerli gözyaşlarını paylaştığını biliyordu. Hem bilinmez deryalardan ürküp çekine sıkıla hem de kendini bırakmak isteyerekti. Güneş'in fikirleri değişmiyordu. Sevdiğine sarılıp şöyle ağlamaktansa biraz yabancı birine sarılıp ağlamak iyidir sanıyordu. Gereğinden fazla anlamaz düşüncesine yeniden tutukluydu. Ancak ummadığı yakınlık bulgusunu kırmıştı. Belki de yabancı sandığı tanıdıklarından öte yakınıydı. Şen kahkahalarını atabildiği evinin orta yerinde sırtlanarak akıttığı acılardan sonraydı. İlk kez böylesine fazla sığınmıştı. Tek başına dahi bu kadar olamayandı.

Kulağına çalınan seslenmelerle duyguları sarmaşıklara düşmüştü. Kollarından geçen hislerle sarılandı. Haylazca akıtılan yağmurlarının kuytusunda soluklarını bölen hıçkırıklardı. Hareketli yankısı inceliğiyle beraberce Rüzgar'ın kurumuş çöl kalbine yayılıyordu. Yayılırken ruhunu sarmayı ihmal etmiyordu. Her şeyini gizleyebildiğini sandığı gözleri gibi bu da can parçası oluvermişti. Durularak şefkatle kucak açışından minicik ödün verse yıkış yaşanırdı.

İhtiyaç sahibi arzusuyla kapışırken serice ayrılırdı. Bilirken durulmadan evvel kendisi ayrılmıştı. Zorlanmak istemiyordu. Uzaklıklarını kırabilecek derecede hazır olmalıydı. Acıdan itiraf edemezken yüreği şuncacık ağlamayla aranmıştı. Bilhassa sevdiklerini yitirdikten sonra matemle tutuşurken nihayet bulmuştu. İnatla ereksiz beklentiyi teşhir etmeden tez vakitte durgundu. Duvarlarıyla mecburdu. Ayrılışıyla sakallarına takılan saç telleriyle çarpıyordu. Sanırsa kendini fevkalade bir hâlde ele vermişti. Bu kadar sığınacağı ummazdı. Yanındayken sabitlenerek kendini kaybetmiş olmamalıydı. Gelen bir sarılmaya derince teslimiyeti yasaklanmalıydı. Varlığının içerisinde paramparça bölünmeye alışkındı. Ancak bu sarılmaları yadırgamadan daha edemiyordu.

Meğerse ilk sarılışta sırılsıklam ettiği omuzun yokluğunu gericiydi. Marifetin sahibi o değilmiş edasıydı. Başalarını gasp edecek hırsızlık suçundaydı. Gerekçe yıldızları iplerine salmaktaydı. Hazin yoklukları dibe çökerdi. Rüzgar'da teğet geçilmesiyle parçalarında sonu başı belirsiz kuyularda silip süpürülendi. Kendini toplayıp düşünmeye çabalarken gerçek açıcı omuz bulamadığında doyasıya ağlamalıydı. Fazla aranmıştı. Yüksek evrelerle gözyaşının bitip kururken ağlamaktan yorgunlukla suskunluğa gelmelıydi. Gelememişti. Aksine omuzlardan tane tane vardı da kıyamıyordu. İç acısıydı. Yanı başındayken yapamamaktı. Rüzgar'a da ziyadesiyle aynı şekildeydi. Utanmasa zihnine hüküm etmeyip salsa dilediğince karşısındakiyle daha çok bütünleşirdi. Kendineyse kabayca kıymaktan geri durmuyordu.

Takılan saçlarını almaya yeltendiğinde ise ansızın ellerini göğsünde bulmuştu. Kendiliğinden gelişenlere yetişemiyorlardı. Ruhani bkinliğinin zehirleyerek yaygınlanmaşı ilgisiyle katkısı yoktu. Elleri tekrar göğsüne açıldığında sıcaklığının yamacındaki ayaz netleşiyordu. Gözlerine denk geldiği ansa birebir felaketiydi. Silinemeyen sesti. Gözlerinde seslenenler ezberlenmemiş doğaçlama konuşmaydı. Öncelik Güneş'in: Acaba onu da üşüttü mü? Buz kesip sıcaklığıyla yakıp küle çevirebilirdi. Közü sırra dönüşürdü. Sorularla örselerken didiklerdi. Zindanıyla yıklırdı. İleriye dair düğümlerini çözemediği o bakışla karşı karşıyaydı. Tam çerçevesinde kabulle incecik duruşluydu. Sanırsa varlığına alıştığı tonlarca elemde böylesi ezilip büzülmemişti. Tadılan temaslarla dünyasına sızmayı deniyordu. Neler bıraktığını bildiğinden mahcubiyeti hoş görülmeliydi. Garipsenmeden alınmalıydı.

Dökülen sayısız gözyaşından sonra ruhunun az da olsa rahatlığa ermesi umulandı. Ağlamak güzeldi. Kansız damarlarını çatırdatan bir kalbi kendisiyle birlikte acıtmanın vicdan azabıyla kalırdı. İçli içli bakınırken çoktan gelmekle işleyenleri göremeyendi. Yardım elini uzattığı ana benzerler çoğalıyordu. Hisleri benzerliklerle desteklenmekteydi. Gözlerinin kendisine geldiği yerden toparlanıyordu. Ne suretinin, ne de bakışlarının aldığı şekil anlatılamazdı. İfadesizleşmiş ifadeydi.

Bembeyaz teninin yamacında elleri titreremekteydi. Acının kararırken olmadık yerlerde simsiyah manalarına yüz tutmuştu. Yüzünü avuçlarının içine alabilmişri. Elleri küçük mesafeleriyle ürkütmeden dokunuyordu: "İyisin, iyisin." diyebilen sesti. Tüm yıkımla beraber iyiliğine inanmayı sürdürendi.

Başının serbest hareketiyle parmakları saçlarının arasından kaymıştı. Diyebileceği kelimelerin dilinin ucunda sese dönüştürülmesi kuvvetten yoksundu. Sanki yeteneksizdi. Bir kuru teşekkürde şu zamanın ardından az kalırdı. Yaptığına bakınca gözünde çöpten kıymetsiz gibilerdi. Kendince mevzuyu böyle işliyordu. Rüzgar ne düşünür bilemezdi. Duygusunu tanımakta kabiliyetsiz duvarının sözlerinde ustaydı. Köşe bucak gözleri birbirine değdiğinde içinde bir ses: "Acaba ne düşünüyor? Benden ona doğruca içimden içine neler geçiyor?" diyordu. Uzaktan uzağa taşımak mümkün olamadan cesaretle kalkışamadığı suallerdi. Susamama kozu sarılıp ağlayabilmekti. İşitmeyi luzüm göremese de bilinçaltından geçişlerdi. Rüzgar'ın zihninde gezenleri kendininkinden evvel merak ediyordu. Ne kadar hoşuna gittiğini hazmedememişti. Uyguladığı incelikle anlamlara dalmaktaydı.

Rüzgar'ın çabasıysa kırılmasın diye elinden geleni ardına koymazdı. Abartısız davranışlarla uğraşları aşıyordu. Şahsen gözlerinin hazin gecelerinden doğan ışık yeterdi. Güneş'in karşılığında faydasızca hiçbir şey yapamıyor hissiyatı kalbini çekiştirmişti. Sevgililere hatıralarının köşelerinde herhangi bir karşılık şart değildi. Şekilsiz olağanca hepsi bundan ibaretti. Basitleştirip geçiştiremeyecek kadar incelikli ancak kolayca anlaşılır görünürlüğe dayanıyordu. Zıtlıkları çözülüp sıklıklar gevşedikçe tablo çizilitdi.

***

İkisine seyirci yüzse Ceren'di. Ani yakalanışı beklenmedik sayılmazdı.

"Ne yapıyorsun sen?'' Mert'in sesiydi.

"Yukarıda eşyalarımı unuttum. Getirsene." hesabına aldırmadan rahattı.

Baktığı yöne odaklandığında isteğini önemsemiyordu. "Ne zamandır insanları gözetlemeye başladın? Gizlemeseydin."

İkazla çıkışan durumuna sinirlenmişti. Seyrettiği andan çekilmişti. "İzliyorum sadece! Bir aşkın doğuşuna şahitlik etmek suç muymuş?"

Yüzündeki gülümsemesini saklayamıyordu. Yalanına ortak olmak istemediğinden:

"İzliyor musun sadece?" derken kaşlarını kaldırmıştı. ''Bir şey oluyorsa da müsaade et özel kalsın.'' onu iyice sinirlendirecek dalga geçercesine haylazca gülümsemesini sürdürmüştü. ''İki insan sarılınca hemen aşık oluyorlar demek, sen o kadar romantik bir insan mıydın?''

"Nereden biliyorsun romantik olmadığımı? Sarılmak çok özel haklısın." bedenini tamamen ona çevirmişti. "Rahat edeceksen bıraktım. Zaten senin için fazla merak iyi değildir."

"Hiçbir şeyin fazlası..." gitmesiyle lafı kesilmişti.

Sarf ettiği çaba boşunaydı. Sayesinde kelimelerinin yarıda kesilmesi alışkanlıktı. Ceren'den beklenendi. Bu gidişin hangi anlama geldiği bilgisiyle neler yapacağından eminken umursamıyordu. İlişkilerinin devamlılığı sevdanın başlangıcı kadar mucizevi kısıma erişimişti. Sarılanlardan bahsederken kopuyorlardı.

***

Ona nasıl yaklaştığı anlayamamıştı. Hangi ara ırağına düştüğünü kestirememişti. Bilse de tanımlayamamak bilememekten de heder edendi. Kırılganlığı duygulara kapıldıkça güçleniyordu. Güçlendikçe yoğun hissetmesi artıyordu. Yanından ayrıldığı bitkiyi kalp topraklarına ekmişti. Tohumu canlanamıyordu. Yıllardır geldiği bahçede oturmadığı bankın köşesindeydi. Masmavi sonsuzluğa erişen gökyüzü oradaydı. Sessiz eşliklerdi. Rüzgar'a benzetebileceği suskun derinlikti. Semanın deniziydi. Yeryüzündeki okyanusla yarış seyrinde gidip geliyorlardı. Kıpırdanırken çatışmalı kavgalardı. Gecedeki barışılmamış yıldızlardı. Aynı onun da yüreğiyle zihninin arasındaki yarışı temsil ediyordu.

Fakat Rüzgar hâlâ usanmak bilmeden kaldıkça bilinmezliğe sarmalamış olmalıydı. Bu kez fazlasıyla görünürdü. Sarılıp ağlamışken günübirlik bir yaşantı mıydı? Her defasında uzun vadeli göz göze gelmekten çekinirlerdi. Yeni olaylar caddelerindeki ıssız sokaklarına temasıyla değişkenlik hissettiriyordu. Çekinceler bilhassa kilitlenip kaldıkları oluyordu. Serbest bıraksalardı mümkünlere olanak açılırdı. Kurtulur didiklemeyen zamanlamalara kavuşurlardı.

Banka yaslı durmuş değneklerin yere düşmesiyle baskın sessizlik bozulmuştu. Güneş'in sıçramasıyla birdi. Artış gösteren irkilmeleri tekrarlanarak oradaydı. Düşüncelerden sıyrılma konusunda acılı eğitmendi. Çoğunluktayken bundan böyle açılan her yara biraz daha acılıydı. Birbirini kovalayan takvim sayılaında ruhunu küçülten yaşıyla kabaca net görmeye başlamasındaydı.

Rüzgar'ın yardımcı olmasına gerek kalmasına engel olmuştu. İçiyle kaldıkça sahiden varlığından rahatsız olduğunu bu denli hissettirmişti. Bıktıran yalnızlık arzusunun yeniden hesapsız kısımdaydı. Kovduğunu pasif agresif hissettirmekte kabiliyetli edendi. Tek kişinin de onlarca insana bürünüp kalabalıklaştığını bizzat bilmekteydi. Bir tek kendisi haberdardı. Rüzgar'sa var oluşunda yardımlaşmaktan öteye evriliyordu. Ceren'le Mert'i bekleme bahanesi sözsüzdü.

Ondan ayrılmadan önce bir kez baktığı gözleri kalmıştı. İkisine yaklaşmıştı. Giderken Mert'e geciktiklerini söyleyendi. Yalnızlık arzusuyla beraber ne sebeple gittiğini bilsin istiyordu. İkrar bir hâlde yüzüne diyemeden bazı kelimelerin aracılığıyla bilgilendirmek istemişti. Üzerine titrerken göremediği yönlerden kırabilme olasılığı felaketti. Hafızasıyla düşlediği küçük dünyanın evreninde Güneş'te bıraktığı küçücük bir yara söz konusu olmamalıydı. Gidişiyle oradaki olabildiğince darmadağındı. Eksilen gücüyle çırpınırken yaşamlı ölüye hedefli belirlenmiş ıraklardaydı. Bir bankta sakince oturuyor izlenimi çizse de beynini saran düşüncelerle ruhu derbederdi. Kim bunu dert edebilirdi? Kendi zamanında fazlasıntı sıkıntı bilmesinden rahat bırakmıştı. Başkalarından beklentiler talep etme hakkı tanınır mıydı? Bedeni oradayken ruhuysa gezintideydi. Zihninin ağırlığı ruhunu gezmeye çıkarandı.

Hükmü altında omuzlarından sıkıca tutturulan mandallardı. Canını ezerken umarsızca sallanarak sorgudaydı. Parmakları beraberce oynaştığında elemin yepyeni kelimelerine ismini ekliyordu. Kendi aralarında ağlaşıyor, Güneş'in diline getiremediklerinin figanıydı. Haykırıyorlardı. Rüzgar'a bakarken ki hâlinden eser yoktu. Göğsünde kalan parmaklar bile onun değildi. Okşadığı saçlarıysa diğerleriyle alakalıydı. Başarıyla gizlendiğini zannederken geçte olsa kendisine görünmüşlerdi. Ait edilenler nazikçe sahibini buluyorlardı.

***

"Geldim." diyordu. Lakin ağzından cımbızla laf alınıyordu. "Ceren'de gelir biraz sonra."

Başını sallanmakla yetinmişti. "Bana diyorsun da asıl siz yoksunuz?'' sorusunu işitiyordu. Ceren'e kızsa da Mert'te merak beslemişti. Sessizdi. Parantez açıyordu. "Güneş'le seni kastediyorum."

İmalı bakışlarını görebiliyordu. Ondan ziyade ne diyeceği merak unsuydu. Suskunluğuyla düşünmüştü. Güneş'le siz olabilmenin sözlerin genişliyordu. Hepsinin başında dile getirilebilen kelimelerde buluşuyordu. Hoşnut edilmenin ötesindeydi.

"Ben böyle sorular sormazdım. Ceren'e benzedim." diyerek sessizliğine izin vermişti. Tam o sırada Ceren yetişmişti. Adının geçmesine tepkisizdi. Ricası yerine gelmediğinde mecbur olduğu eşyaları elindeydi. Mert'in tavrı isyanına başlamış olsa da kendisinin de pek umursamadığı belliydi. İkisinden önce Güneş'in yanında olmak istiyordu.

Mert, birkaç mesafede önlerinde olduğunda Rüzgar'la yan yana gelmişlerdi. Güneş'e yetişmek isterken Rüzgar'la beraber adımlıyordu. Direkt fırsattan istifade etmişti. Muhabbet açtıran diyaloğu devamlıydı: ''Üçümüz bir yere gitsek mi?''

Rüzgar'sa oralı olamadan dalgındı. Bugün bir yarısını daha yaşadığı ana feda etmişti. Söyleneni fark ettiğinde: "Bilmem." demekle durulmuştu. Zihninde de bilemedikleri vardı. Tek netlik bildiği kişinin derinliğiydi. Kafasının içinde dolanan Güneş'le sessiz sedasızdı. Onun sesi gereksiz gürültüleri dindiriyordu. İçinde dolanmasından saklanan seyirci olabilendi. Bundan ziyade gözlerindeki kırgınlığı sezmek bulunduğu yerdeki zevkini idare ettiriyordu.

Rüzgar'ın yanına yaklaşan Ceren'di. Henüz haberi olmasa da zihnindeki insanın ipuçlarını verecekti. Oyun oynamadan lafa girebilmek için yeterince dobraydı. "Aslında çok kişi çıktı karşısına..." kulağının kendisinde olmadığını bilse de devam ediyordu. Nasıl olsa birkaç kelimenin hemen ardından kimden bahsettiğin anlardı. "Ama hepsine kapalıydı. Reddederken bile elinden geldiğince nazik olmaya çalışıyordu. Çok üstüne gidilirse de duvarlarını gösteriyordu sanki. Onlar da daha yeni demeden hemen kaçıyorlardı. Sabırsızlardı. Bazen yanıtlamaya lüzum görmüyordu. Yeri geldi ben de uğraştım. Çok uğraştım. Aşkı taşıyabilecek yüreğe sahip insanın hak ettiklerinden... Hani belki ister, belki yaşar diye. Hiçbir şey yapamadım. Beceremedim. Öyle söylememle birlikte sözde kaldı. Debelenip durdum işte." ona dönen bakışlarıyla gözlerindeydi. "İlk kez sen bir etki uyandırdın sanırım Rüzgar." diyendi. Tüm karmaşasına rağmen etkilediğinden emin olmasına istinaden konuşmasını yapabiliyordu.

Sessizce dinliyordu. Ne kadar anlatırsa bilirdi. Ceren onun hakkında konuşabildiği tek insandı. Konuşursa susmaması adına sessizdi. O ifadesi her şeyi anlatıyordu. Ceren'de ilgisine dair kontrol etmişti. İlgisini çekmiyorsa o da susacaktı. Dünden hazır olduğunu görmüştü. Bahsetmeye niyetliydi. Suretinin ifadesinden güç alırcasına baktığında diyeceklerinin üzerine eklemeye devam ediyordu:

"Birini bulabilir mi ya da onu bulan kendini ruhuna değebilecek kadar hissettir mi? Bilemeyiz. Samimi geldin herhalde veya gerçekçi. Kimsede böyle değildi ki... Ben şahit oldum. Şaşırtıcıydı. Neden bu kadar sert yıllardır tam anlamıyla çözebilmiş değilim. Bir teklif gelse cevabı değişmeyendi. O kadar kesindi ki çevresini susturmuştu artık bir ihtimal kalmamıştı. Uğraşmıyorlardı. Yalnız sen haricinde o ayrı." diyordu. Bu konuşmaya vesilenin altını çizmeden durmayandı.

Duydukları ruhundaki umudunu büyütmeli miydi? Yoksa beyhude miydi? Bir tek tesirini anlıyordu. Şuursuzca beklediği teşekkürü ifadesine yansıttığında giderek konuşkandı. "Güneş kimseyi ne boş yere kırmak ne de umutlandırmak istemiyordu. Bu yüzden teklifler kesilince kurtulmuş sevinci vardı. Kaçıngan davranmadan netti. Sanırım neden uzak durduğunu kesin olarak anlayamasam da ilk defa senden kaçıyor. Sana karşı bir türlü net olamıyor. Olumlu olumsuz diyemeden hem uzak hem yakın. Karmakarışık gözülüyor. Engel olamadığı bir şeylerden ürküyor olabilir..."

Güneş'in arkadaşı olmasından ziyade onun gibi mizacın duygularını kafasında tasarlayabileceği kısımdan gözlemliyordu. Dolayısıyla bahsinin geçtiği konuda da vakitle iyi tanımış olabilirdi.

Rüzgar'ın o değişken simasını gördükçe gidecekleri yere varmadan anlatabileceklerini bilsin istiyordu. "Rüzgar, yakınlaşmanız biraz ters zamanlama..." durulmuştu. Olaya pozitif bakmaya çalışıyordu. "Kim bilir aksine olması gerekendi. İnan bana bu olanlar sadece bir tesadüf olamaz. Seninle arasında yaşanan en ufak şeylerden sonra bile bir değişik. Hep fark ettim. Üzerine gidemedim. Hele özellikle bunlardan sonrasında..." sessizleşiyordu. Sözlerinde dürüstlüğüne gayretliydi. "Ketum bir insan olsa da anlamamak mümkün değildi. Ben Güneş'i tanıdığım günden itibaren ilk kez böyle görüyorum." demişti. Onda uyananların lafını kesmeden dinleyebileceği yoğunluğuna tanıktı.

Sessizliği içinden konuşmaktaydı. Fikrince üç beş kelime edebileceğini tasarlamışken duyduklarıyla iyice suskundu. Aynı Güneş'le dendiğine benzer düğümlerle karışıyordu. Ne yapsın bilemiyordu. Zamanla başkalarının çözemediğini çözebilirse kesinliğe bağlı olarak bilemezdi. Netleşmiş sevgisi vardı. O ne yapacağını bilemediği şeylerin altından kalkmasını sağlayacaktı. Histen öte sahici samimiyse epeyce kuvvet taşıyordu: Sevgi. Sevmekle sevilmek.

Özgün birisine rastladığını dinledikçe algılamıştı. İnsanları birbirinden özgün eden akıştaki ruhlarıdıydı. Bazen de kimselere hatta kendine şeffaf itirafta bulamadığı giz dolu iç dünyasıydı. Çözdükçe çözmek, öğrendikçe anlayabilmek anladıkça dinlemek istemeyi nadiren sunardı. Hissi bambaşka bir ruha denk geldiğinden bunu evvelden idrak edebilirdi. Logo misali dizilen binlerce düşüncenin arasından anlatılanlara teşekkürü borç bilen gülümsemesi belirgindi. Sadece bir insanı anlatmamıştı. Sevenin haritasını sevdiğine sunup tüyolar verebilmişti.

Paylaştıklarını gördüğü sarılmalı olay örgüsü sayesinde dile getirmişti. Yoksa kimseyle onun adına konuşabilme gerekçesi olamazdı. Karabasanlardan önce sevgiyi çağrıyordu. Bu olanlardan sonra inanmak istiyordu. Ona sorulsa anlatma sebebine bakışları yeterliydi. Ancak mevzu Güneş olunca gözle görünüp elle tutulur somut anlar şarttı. O an basitçe teselli sarılması değildi adeta duygu sarılmasıydı. Sarıldıkça hatta dokunmadan da sağlamlaşmaktaydı.

"Benim bir şey ayarlamam gerek." ısrarı Ceren'den gelendi. Planladığı yüzünden okunuyordu. ''Lazım değil. Olacak olandan kaçılmaz. Neler düşünüyorsun yine?'' ciddiyete kapılan suratındaki gülüşleri arttığında bunu sorma gereği hissetmişti. İpleriyle yönetimi eline almışçasına emindi. "Sen bana bırak." diyendi. İkazıyla tekrar sessizliğine odaklıydı.

Güneş'le Rüzgar beraberliğinde Ceren'in minik dokunuşları vesilesi olabilirdi. Fakat ikili uzun bir vadeyle başarırdı. Altüst olanlara rağmen aima zamana yayılmalıydı. Acele güzelliği önlerine sunamazdı. O, alınabilecek yaşayacağı canlının yararlanabileceği en güzel ilaçtı. İlişkilerinde yakınlaşmalarınde ek vesilerinin eksikliği olacağı değiştiremezdi. Ceren'in kendisi de farkındaydı. Fırsatı doğmuşken yardımcı olmak istemişti. Yaptıkları işe yarayamamıştı. Madem öyleyse bunca yıldır unutulanların arasında dahil olduklarından bir tanesine eklenmeydi.

Bilgisiz duygularla ücra köşelerinden dokunulan Güneş'ti. Henüz bihaberken ilmek ilmek işlenmesi sürekliydi.

***

Bir taraf dinleyici olmayı seçse de derin bir konuydu. Derinliğiyle sıcaklaşan bir konuşmanın arasında Güneş'in yanına ilk varan Mert'ti. İkisi de Güneş''i gülümseten o sohbetin içindeydi. Ceren öncelikli gelmeyi beklese de Rüzgar'a anlatacaklarını tercih edendi. Rüzgar'la sıradan tanışıklığının buralara varacağı beklemezdi.

Güneş'in gülümsemelerine rast geldiğinde şaşkınla seyrediyordu. Üzerini kapayıp sıkıca örtmekle gizlenemez kısmı sarhoş ediciydi. Saatler öncesinde ağlamasını anımsıyordu. Şimdiki gülüşleri resmen meydan okurcasına akla zarardı. İçinde gezindiği duygu tanıdıktı. Neye güldüğüne değil de nasıl öyle ağlarken gülebildiğinde saklanandı. Hüzün kuytusundan güzelleşiyordu. Gülüşünde gizlese hüznü gözlerindeydi.

Neredeyse herkesin şen gülücükler dağıtan kahkahalarında sakladıkları bulunuyordu. Taştığında yürekten akandı. Benzerliklerle yaralayıcı acı izler bırakanı hafızasını yitirmekle unuturdu. Olur da derinden canını yakanlarla arzulamak isteyebilirdi. Canla başla anımsamak istemediğiyse çeşitli inceliklerle işlerdi.

Ceren'in atılgan tavrıyla dikkatler dağılıyordu.

"Birlikte vakit geçirsek? Ne bileyim, bana gitsek mesela ya da..."

''Nereye gideceğiz? Bizi zorla keşiflerine götürürsün sen.'' Mert'in itirazcı sesiydi. "Gereksiz. Ben evimde ayaklarımı uzatıp dinlenmek istiyorum."

Başka bir tutumu olsa yadırganırdı. İstemediğinde oyunbozanlık yapamkta üzerine yoktu. "Sana demiyorum, ruhun yaşlanmış senin. Yardımcı oldunuz, sağ olun!'' diye söylenirken ses duyulmuştu.

"Bu defa sana değil de bana gidelim." Güneş'in sesisiydi. Etrafındakilere bakılırsa o günün ardından biraz kendine dönmüş olabilirdi. Böyle bir hamle beklemediklerinden esas şaşkınlıkları bunaydı.

"Sen ciddi misin?" Ceren şaka yaptığını düşünerek cevaplamıştı.

Menfaatsiz yaklaşmaktaydı. Üstünde durmuyordu. "İstemezseniz zorlayan yok." Güneş'in davranışları eskiye göre iyiye gidişine işaret sayılsa da bilinmezdi. Küçük çevresinin şaşkınlığıyla sosyallikten sıyrıldığını anlamıştı. Kırılma noktalarının ardından ardından kim olduğunu bulamıyordu.

"Neyse, farklı bir şeyler oluyor monoton hayatımızda." değişikliklerin bilincindeydi. Mert'in sesiydi. Nadir dokunuşlardan birisinin bilincindeydi.

Güneş'le Ceren'de gülümsediğinde belirsiz eşlikleri dahildi. Aralarında çıtı çıkmayan tek Rüzgar kalmıştı. Sessizliğinden ruhuna alıp da sarmıştı. Yanıtıyla alakalı odak ona çevirilirken yenik düşmeye hazırdı. Masumiyet dolu utangaçlığının pencerelerinden Güneş'e baktığında özenle gizlenmiş evrende samimi gülümsemelerini var edebilirdi.

Yol boyu kaçıp gittiğinde denk gelişlerini yakaladıkça artarak kalplerinde genişlemesi manalıydı. Yakınında olmasına rağmen uzaktan uzağa eşzamanlı sımsıkı sarıp sarmalayarak da... Istırap çekmeden olabilmesi mümkündü. Güzelliği büyüten sevgiyle kaybolup giderlerdi. Sevdaya kast edebilmek görünemezdi.

***

Eve vardıklarında girişleriyle aile fotoğrafı odağı varlığına çekiyordu. Sahibi kişiyi delip geçerken tebessüm edildi. Sayısı ulvi güçlüklerle gülündü. Bir aile fotoğrafı öncekine yakınca mıydı? Eskisi kadar huzurla sıcak mıydı? Parçalanmıştı. Ateşlerin yangın parçacıkları köz etmişti. Yaşanmış hadiseler gölgesinde darmadağındı. Fazlalıklara gereksinim duyulmuyordu. Azsa da elbet can yakıcı iz bırakıyordu. Tahammülsüzlüğü burasıydı. Olanlar değip geçseydi. Hafif bir yele dönüşüp tatlılıkla süssüzlük edemeyenlerdi. İnsafsızca yakayı bırakmayıp iliklerine nüfuz edip durması zalim tahammülsüzlüğü açığa vurmaktaydı.

Bahsi geçen aile çerçevenin kenarlarında sıkışmıştı. Aralarına girişen camdansa kurtulamıyorlardı. Güneş'se temsil çerçeveye özleneceği yerleştirmişti. Seçimiyle sığınan karedekilerden umut kopuyordu. Güneş'in çevresinde görünerek yakını saydığı kişiler evinde adımlarını bırakıyordu. Rüzgar'sa haddini aşarak şakacı gülünçle ekliydi.

Varılan evin kırıklığından gelişler beklentisizdi. Görünümü sağlıklı ancak ruhani yörüngesi sakatlanmıştı. Ceren'le beraber kendini mutfakta bulan Güneş'ti. Muhabbet ile hatırı kalmamalıydı. Sayısız bitişiyle kurtulan bariz klişelerden sonra esas konuşmalarda geçiş sağlanmalıydı.

Elindeki fincanın yüksek ısısından yanmamayı deneyendi. Diğer yandan kulağı Ceren'deydi. Evin güzel olduğunu söyleyendi.

Teşekkür edebilmişti. Bir işle uğraşırken üzerinde bakışlar olmasını sevemeyendi. Kim olursa olsun adapte olamıyordu. Bedeninde gezinmeye başlayan odak başkalaşmıştı. Suskunluğunu anladığında işine bırakıp Ceren'e dönmüştü.

"Neden şöyle bakıyorsun, ne oldu?" kaygısı kısık tınıyla birleşmişti.

Meselenin Rüzgar'a gelmesine dair hazırlıksızlığını seziyordu. Kullandığı tınıyla Ceren'i de güldürmüştü. Elindekileri masaya bıraktığında olduğu yerde bekleyendi.

"Bugün Rüzgar'a senden bahsettim." derken sıradan bir cümleyi kurar gibiydi. Ağzındakileri gevelemeden söyleleyebilmişti.

Suskundu. İşine geri döndüğünde odağını toparlayamamıştı. Uyarılmıştı. ''O kadar uğraştın dökeceksin. Soğumadan içeri gideriz.'' diyen sesiydi. "Görücüye çıkacak gelin adayı gibisin Güneş, elin ayağın birbirine dolandı. Demezdim bilsem."

Gözlerini üzerine çevirdiğinde ileri gittiği anlıyordu. Bakışlarıyla suspus olmuştu. Rüzgar'la konuşurken kendine oldukça güvenirken uyarıyla beraber yüzlercesinin suratına suratına çarpılmasından korkuyordu.

"Abuk sabuk konuşmasana." gözlerini devirmişti. "Bir bunu yapmamıştın Ceren. Tebrik ederim, iyi dayandın bunca zaman." diyebilmişti. Gülüşüne karşı sessizdi. Ceren'in pişmanlık duymadığı açıktı.

Eline kahveleri almadan duraksamıştı. "Neyleri dedin?" sakince soruyordu. Merakını açık etmemeyi deniyordu. Öğrendiğinde yükselmeden kendince önlem almaya çalışıyordu. Sonsuzluğu anlatamadıklarını konuşuyordu.

"Benimle Rüzgar konuşmadı. Sen de biliyorsun iyi dayandığımı. Geç bile kalmıştım. Hepsi benim marifetim."

Suskunlaşmıştı. "Aferin deyip alkışlayayım mı? Aman, ne marifet." diye ağzının içinde yakınmıştı.

"Zahmet etmişim bana boşu boşuna kızma. Senin de merak ettiğin ortada Güneş." fazla açıktı. Tam susturacakken konuşmasına fırsat tanımamıştı. "Seni anlattım, olması gerektiği gibi. Belli etmemeye çalışsa da hoşuna gitti."

Olması gerekenden kastını sorgulayamadan geçmişti. Ceren'in susturmaları merakını açık etmemesine yardımcıydı. Sonrasında gülüşünün yüzüne getirmişti. "Yeterli bu kadarı Ceren. Yanlarına gidelim." tepsiyi eline almasına izin vermezken engel olmuştu. Ceren'i değil kendini susturmaya umarsızca baskındı.

Sessizlik Güneş'in karmaşasına armağan olurdu. Yersiz merakıysa onu gıdıklardı. Sınırsız duygulara alışmadan ukde kursağında kalmamalıydı. Ona kahvesini verirken bir anlık gözlerine bakışı esirgememeliydi. Acımasızca yutacakken yüzleşmeleri çizecek hislerle selam veremiyordu.

***

Kahvelerin içilmesinin ardından soğukluğa örtünen bakışlarının desenlerini konuk ediyordu. Can gelmeliydi. Yalnızlıktan usanmış evrenlere nice duyguyla sarılması gerekiyordu. Her yüreğin güzelliğe ihtiyacı vardı. Bunun için gerekçeler ayıptı.

"Hey, kendinize gelin! Ne kadar sıkıcı oldunuz." Ceren'in sesiydi.

"Sen istemedin mi?" Mert'ti.

"Evet, ben istedim. İstediğin şekilde evdeyiz.''

"Ev ortamı sıkıcı olur kusura bakma Ceren." Güneş'in sesiydi.

"Ben halledeceğim şimdi. Bir şey itiraf edelim."

"Oyun mu oynayacağız, bu daha sıkıcı bence de neyse." Mert atılmıştı.

''Başlayın." Ceren'di. "Sen oyna görürsün sıkıcılığı Mert." sözlerinin sohbet çabası olduğunu sansa da Mert olanları çoktan unutmuştu. Umursamamak konusunda iyiyken Ceren kindardı.

Güneş'in sesiydi. "Madem öyle sizden bir şeyler söyleyeyim."

Gerçekleşenlerle Ceren'de iddiacılığı ile coşuyordu. Teması Güneş'e dönene dekti. Aklındakini sırı açık etmesini beklemeyendi. "Mert'e ilk ne zaman aşık olduğunu hiç söylemiş miydin?" diyordu gözlerinin içine bakarken. Aniden öfkelenirken suskunlaşmıştı. Saf yanı hangi saniyelerde geleceğini bilirdi.

''Hayır,'' dedi Mert. Pişkin pişkin sırıtırken. ''Söylememişti.''

"İtiraz ediyorum buna. Ondan önce benim soru sorma hakkım yok mu?" Ceren'in sesiydi. Odağı değiştirerek Mert'ten kurtulmayı denemişti.

"Sorabilirsin." demişti Güneş tereddütsüzce. Şakalaştığına inanıyordu. Hakkının gasp edilmesini gözden çıkarmıştı. Ortamın sessizliğinin ardından tekrarlıyordu. "Sorsana Ceren." demişti. Ceren'in Rüzgar'ın bakışlarıyla suskunlaştığından habersizdi. Zırh kuşanmadan üsteliyordu.

''Aşık oldun mu?'' demişti. Bununla ilgili hâlindeydi. İnsanların zaaflarını koz olarak kullanmayan enderdi. Ceren'de yersiz öfkesiyle zarara sebepti.

Duyulan sualle fırtınasını bekleyen sakin bir sessizlik hakimdi. Devam eden sessizlik gitgide büyütüyordu. Nefes alışları daha duyulurdu. Odadakiler birbirine bakınırken donduğu anda çaresizce sıkışan cevap beklenendi. Çünkü o diğerleri gibi tek bir duyguyla inleyip haykırırcasına ezilmiyordu. Yığın kargaşa üstüne dökülünce şanssızdı. İnsanlar hayatlarının önüne sunduğu yola odaklanırken kursağında kalan acılarla benzerdi.

Surat ifadesi dingin yavaşlıkta düşüyordu. Bugünün gecesinde bir çiçek usulca solabilirdi. Ölüsünü karanlığın kor ateşine yolcu edebilirdi. Karanlığın eseri olacaktı. Bu da seyircisi tarafında ona yaraşırdı. Yaraya tuz gereğini üstlenen soru duyulunca Rüzgar'ın Güneş'teydi. İkisi adına olabilecekleri göz önünde bulundurarak kabul etmişti. Saf sevgisinin iyiliğinden hazırlıklı olabilmesi mümkündü. His fikirlerini önemsemesi utuşan sancısının empatisine vesileydi. Sayesinde olması mümkün durmayan şeyleri birlikte yürütebilendi. Hareketi eyleme dökük durarak cezbediciydi. Çaktırmadan fakat özenle seyrediyordu:

Uzun saçlarını hızlıca geriye attığında yüzünde gezinen elleri tenini ıslatmıştı. Vücudu kupkuru kalırken avuçları ıslanmıştı. Bihaber olduğu yağmurlara tutuluyordu. Doluya yakalanmaya ramak kalmıştı. Bir toparlanma çabasındayken üzgünken de bilinen özdü. Tanışık doğallıkla özdeşmiş duruluğuyla oradaydı. Hisli düşünceler yine izleyeni gözünden geliyordu.

Etrafına bakamazken kendisine bakan insanları fark edebilen Güneş'ti. Yakınındaki Rüzgar'ın bakışlarını anladıkça hisleri tutunamayacak uçuşa kalkışmıştı. Her an yeni bir paketi içinde açılıyordu. Toparlanış didinişine kayıp gidendi. Onun odağındaki gözleriyle dallara takılıp duruyordu. Alabora olmadan onun da dağınıklığını sezmişti. Beraberce tepe taklak ilerleyebilirlerdi. Nemlenen gözlerini Güneş'ten çektiğinde başı önüne eğikti. Kulaklarında Ceren'le aşka dair tartışmaları çınlıyordu. Onun evinde ondan aşk yanıtı duyacağını sessizlikle idrak edebilmek etkisindeydi.

Güneş'se yumduğu gözlerini açarken derin derin nefesleniyordu. Solukları düzelmekte azimliydi. Oksijen tüpü tıkanırken geri takılmıştı. Kıpırdanan ellerini gizlerken kirpikleri oynaşıyordu. Sakladığı ellerinden yansımış titreyen tınısıyla: "Nasıl yani?" diye sorabilmeye sığınandı. Anlamamış rolüne kendini vermişti. Yargısıyla beraber Rüzgar'ın yanında duymak sarsıcıydı. Arkadaşı Ceren'in bilincinde olduklarıyla çakışan davranışı vurucuydu. Yaralayıcı tesiri hemencecik incitmişti. Yediği kazıkla umudu sürünendi. Hatasını anlarda durumu düzeltmek ister diye bekliyordu.

Normal akışında ilerleyen Ceren'di. Kabahati yokmuş tavrıyla geri adım atmıyordu: ''Bence sorum gayet açık.'' üsteliyordu. Sesi ürkek olsa da sorusundan caymamıştı. Rüzgar'la Mert'e bakınırken sıklıkla Rüzgar'dan kaçınıyordu. Rüzgar'ın bakışlarındaki uyarıyla ona Güneş'le alakalı söylediklerini anımsamak istememişti. Ona bakmak bile susturabileceğinden Rüzgar'la bilhassa göz temasında değildi.

Lanet sahneler sürdükçe bitkindi. Gerginleşirken bedeninin sıkılaştığını hissediyordu. Boğazına adını koyamadığı şeyler oturmuştu. Zavallı gönlünün yakıcı odalarının kıyılarında baş başa duruyorlardı. Hançerini gizlemiş yüklü soru işaretinin olduğu yerde işkence çekendi. Yanlışlıkla olmadık kişinin yanında alakasız kişiliğe sorulduğunu düşünüyordu. İçerisindeki tüm hislere rağmen inanmayı demişti. Sustukça batarak oyununa gelmesi kuvvetle muhtemeldi. Zorlu ancak yoğun duygunun vergisiydi. Vesilesiyle tetiklenmişti. "Ceren, sen kendinde misin? Söylediğinin farkında değilsin sanırım." susma gereğini azmettiren tetikleyici vurgundu.

Ceren'de aldığı karşılıkla afallamıştı. Yine de geri çekilmeyendi. ''Dediğim neymiş? Konuyu açtın. Ben de onunla alakalı bir soru sordum."

Sorusunu zan altında bırakırken bahsini geçene sinirini yeni anlamıştı. Ancak Güneş'in dünyasında daha başka bir boyuttaydı. Kendisiyle onu aynı noktaya getiremezdi. Henüz açıklama yapmasına müsaade bile edilmemişti. Belki sıradanlaşmış bomboş bahanelerdi. Bir yüzünü daha ortaya çıkarmak için aracı olmuştu. "Hemen inciniyorsun Güneş, çok kırılgansın küçücük konularda bile! Olmaz böyle! Benden sana tavsiye." sesiyse hakarete benziyordu.

"Sus artık Ceren. Hevesinin sebebi bu muydu?" Mert'in sesi olaya dahildi. "Sen Güneş'e sırf benim hakkımda anlatacakları için mi kızıyorsun?" Güneş'in bir anda geldiği durumu fark ettikçe vicdanının sesini bastıramıyordu. "Azarlıyorsun, kırıyorsun..." duraksarken olay aralarındaki ilişkiye doğru sapmıştı. Çocuksu eylemlerine dayanamıyordu. "Rahatsız oluyorsan anlatmazdı basitte öğrenmemi istemeyecek kadar ne olabilir?"

Ceren'in kaçınan bakışlarına kıyasla göz kontağı kuruyordu. Ses tonu sakince baskın bir netlikti. "Güneş'in duygularından önce seni konuşalım. Özellikle benden saklanman gerekenler mi var?"

Alttan alma alışkanlığı bozuluyordu. Reddeder anlamda başını sallarken susan Ceren'di. Belki de Mert'le tartışırken ilk defa bu kadar sessizdi. Kazdığı kuyunun içine düşmüş duruyordu. Çabuk parlamalarıyla ona inanamadığı anlaşılırdı. Mert'in odağı Güneş'e dönmüştü. "Hiç ciddiye alma sen şunu. Her zamanki gibi dengesizliği tuttu. Kusura bakma Güneş. Ben adına özür dilerim." diyordu. Ancak Güneş sessizliğinde kalmış sağıra benzerdi. Onun kadar sessizliğe ortak Rüzgar'dı Rüzgar'ın üzerindeki bakışlarını hissettikçe derinliği genişliyordu. Ne kadar acıyorsa canı bir o kadarı payına denkti. Kapatılmış yaraları açık saçıktı. Cüret edebilip tahayyüle kalkışırsa güçsüzlükle yüreğinden vedalaşırdı.

Kabahati sırtlanan Mert'ti. Güneş'in sessizliği onu utandırmıştı. Gözlerini ayırdığında duyguları serice değişmekteydi. Dinmeyen keyifsizliğiyle Ceren'e odaklıydı.

"Kalk gidiyoruz Ceren." derken çıkışmıştı. Ayaklandığında yanındaydı.

Gözü dönmüştü. Bakışları kıvılcımlar saçıyordu. "Düzgün konuş benimle Mert. Emrivaki yapma. Tek başıma giderim.'' sessizliğini bozuyordu. Kendini savunurken çemkirmeye başlamıştı.

"Sen düzgün davranıyorsun sanki. Uzatma hadi." diyordu. Ceren'de ayağa kalktığında suskundu.

Hevesle iki çift söz söylemek isteyen vazgeçmişti. Söylenmeye değmeyeceğini bilen taraf Güneş'ti. Hakkını ararken dilediğinde derince susandı. Titreyişleri uslanmak bilmeyen bedeni zorluk çıkarıyordu. Dirayetsiz dokunuşuyla masadaki bardağına çarpan eliydi. Bardağın dibinde kalan sıvılık süzülüyordu. Yeniden çakılı kaldığı yerde izleyiciydi. Tuttuğu akım oradan ilham alabilirdi. Bastırdıkça yüreğini deşen gözyaşlarını dökebilmeydi. Yapabilmek içinse alıştığı kapı çarpışını işitmeyi umandı. Doyasıya ağlamak taşarken sabır isteyendi. Alıştıklarıyla gocunduğu aşırılıklar doğmuştu.

Gönül adresli damlaları ruhunun köprülerine kibrit ateşleyendi. Basitlikle umarsızca sele dönüştürülmeli hayret vericiydi. Ağlayabilmek için istekle beklediği kapı çarpışı gerçekleşmişti. Hep sıçramasıyla bir oluyordu. Tartışma seslerini duymasa kimin gelip gittiğini unutabilirdi. Mert'in sesi baskındı. "Aynı şey değil. Kendini aklama çabalarını kes! Güneş'i tanıyorsun. Bilmene rağmen rahat durmadın. Yapmayacaktın! Sana ne Ceren, sana mı kaldı!" bağırışları uzaklaşıp yok oluyordu. Dozu inmeyen bir tartışmayla yolun sonuna erişeceklerdi. Ceren'de pişmanlığının ahını alıyordu.

Kalbi kırıkları savunabilmek bile darmadağınıktı. Hayatın delidolu kısmında taşılırdı. Minikçe narin bir çocuğun gözyaşları ardı sıra incinerek diziliyordu. Hıçkırıklar içinde dökülmeye başlamıştı. Silemiyordu. Oyunlardan gına gelmişti. Bunalımla usanan damları akıp gidenlerdi. Öncelikle kemirirken kırılıp durulan dudaklarını ıslatıyordu. Numaralarından bıkmak örneğiyle suskunluğundan usanan dudaklarıydı. Yalandan gülmelerinden söyleyemediklerinden bıkan dudaklardı. Acısını bilemeyeceği yaşlarla ıslanmaktan ihtiyarlamış dudaklardı. Bir seven öpücük değmediği için isyankârdı. Buselerde gözü görülemezdi. Hiç değilse sessizliğe vurulmaması gerekliydi. Parçalandıkça bedeniyle dahi kucaklaşacak evreye gelmişti. Israrla göz göre göre parçalanıyordu. Damlayan gözyaşları ağzının derilerinde haykıramama çatlaklarını yüceltiyordu. Oysa altında kırıktı. Yanındayken kimsesizce yapayalnızdı.

Yuvasızlığı sönük evi taze acılarla kararmaktaydı. Çevresi bir anda yükselen seslerle donanmıştı. Nefrete sahiplerdi. Kişilerin suratlarına oturtulan hayal kırıklığı koşuşarak peş peşe orada bulunuyordu. Üstüne üstlük aile eviydi. Yaşla erişkinliğinde sevdikleriyle birçok hatırasıydı. Açıldıkça açılıyor vaziyette genişliyordu. Anne babasının ardından istisnalar haricinde bu eve ilk kez birileri girmişti. İlki acı tortuyu eklemişti. Kendini yaşar hissedebilip başarısızlığı kabullenmeyi denemişti. Akan yaşama küsmemeye direndikçe berbattı. Sırtı dönülendi. Tetikleyici niteliğe sahip suallerle sarsılandı. Baskıcı sayısız soru işaretlerinden evvel bilebildiği canının yandığı oluyordu. Avuç içlerinde sıktığı parmaklarıyla vücudunun edindiği vaziyet dildi. Tam içinden içine delinerek sızan acının bilgesiydi. Acıyı bilse de neden bu kadar sızlattığını çözemeyendi. Acı çekmek değil sızıyı çözememek kahredendi.

Sorguya çekilen konu aynıyken düşünceleri birleşmiyordu. Uzlaşmayan düşünceler ortak konulmaması için yeterli bir sebepti. Birisi duygularını yaşarken çabuk soğuyordu. Diğeriyse fedakârlığıyla üstünü doluyordu. Diğerkâmlık olduğunu varsayarken canına zarar veriyordu. Örtük hislerini yeterince yaşayamadığından önüne bakamadan köreliyordu. Tökezlerken kabaca yerlere düşüyordu. Hoyartlıktan geriye ağırlıkla nefeslenme çabası kalıyordu. İhtimallerin ortasında avazı çıktığınca ağlamalarla kalandı.

Hıçkırıkları usulca azalırken suratı ıpıslaktı. Vücudunu hızlıca geriye yaslarken ürkütücü tekrarlarla seslice ağlamaktaydı. Ellerini çaresizce başına götürendi. Uslu çaresizlikle ağlarken ellerinin arasında kafası hareketliydi. Dizlerine bastırdığı dirseklerine destekti. Yardımcısı yükünün altına girişmişti. Hissiz duyguların çekip almalıydı. Kanını çeken irdeleyici düşünceleri taşıyan kafasını koparmaya benzerdi. Manalar yüklemeye çabalarken etkisizdi. Ömründe sürükleyiciliğini bilemediği saniyeler katlanarak artıştaydı. Aldığı nefes canına batıp durmasa dinerdi. Parmaklarını avuç içlerine doğru sıkarken belirsizce saçlarını çekiştirmişti. Ellerini saçlarından ayırdığında dağınıklığı iğrentiydi. Yüreği saçlarına benzer kasten yolununca yadırgamıyordu.

Kendiliğinden terk edildiği yöne bakmaya yeltenmişti. Kahrolurken bir ilkle oradan dolanmıştı. Başını kapıya doğru çevirdiğinde beklenmediyle şaşkındı. İçerisi tatlı bir hayretteydi. Onun varlığını unutacak ama onun varlığıyla dokunuşlarının tesirini anlayabilecekti. Varlığıyla yokluğunu bilemediği can kapıya yaslanmıştı. Yüzüne çarpılan yönden çıkmamıştı. Durdurularak bütünlenen farklılığa şahitti. Yersizce tartmadan gidemeyip kalmıştı. Sert kapı çarpışlarının ondaki yarasını bilip gidemeyendi. Bilemese de kalabilirdi. Başından itibaren tuhaf bir biçimde onun da ruhu çığlıklar içindeydi. Yeniden ne hissedeceğini bilmiyordu. Gördüğü sarılıp rahatça ağladığı insandı. Tanıyamadan ırak yakınlık kurduğundandı. Güneş'in gözlerinden yalnızlığının varlık ışığını yakmıştı. Tarafınca defedilen karanlığı ezberlemişken gözlerini alan ışıltı kalkındırmıştı. Dengelendikçe sakindi. Ulaşacağı pahasına değerdi. Alıp verdiği nefesler göstergeydi. Yakından baka dururdu. Verdiği soluk onunla yörüngeden ayrılmışken aşkla sarınır mıydı?

Karanlığından sıyrılıp sunulan ışıkla birlikte yanarken eriyip giden mumun işlevini görüyordu. Acıyan canı Rüzgar'ı yamacına çağırmayı ihtirasla arzuluyordu. Arzusuyla eş önündeki handikap katılaşıyordu. Gitmesini dese oradan düşecekti. Kalmasını diyebilse acımanın devamlılığıyla kalırdı. Her türlü parça parçaydı. Ona da reva etmemeliydi. Iraktan kalabilmenin sihirli güçleriyle kuvvetti. Hafife alınmadan Rüzgar'la olanlar her tanesine yetiyordu. Kalışa kalmasıyla gittiğinden sitem edemezdi. Yalnızken de üzülemezdi. Yanı başından akan esintiye körleşecek ölçüde yorgundu. Tatmadığı sevdayla kanatılmanın yarasıydı. Diğer acıların kapısını tıklatmadan geçmeyendi.

Hafifçe başını büktüğünde bütün masumiyeti üzerindeydi. Gelecek olası tavrı önceden öğrenince perdesini aralamıştı. Sonraysa hassaslığı suç sayıp yakanları acımasızdı. Dibindeyken iterlerdi. Rüzgar bir kere sarılmak için ne hâllere düşendi. Gereğinden fazla sayılıp kınanan hassasiyeti bilhassa sevdiğiydi. Kelimeleri meydan okurken susturup kendini ele vermesini sağlıyordu.

Kaçınılmayan noktadan içi gidendi. Yolundan sapmadan konuşmak nedir anlamazdı. Hissettiklerinin tamamını avuçlarken eksiksizce yüreğine koyabilse tatmindi. Ruhunda yarattıkları derinlemesine bilinmeliydi. Yerine getirdiği küçücük bir eylemin Rüzgar'da aynası yoğundu. Sağlamca bütünleştirdiği bağdaşmış kollarını ayırarak duruşunu değiştirmesine vesileydi. Tek bir boyun büküşle el hareketi derinleşiyordu. Ömründe isteklerini hatırlatırken böylesi tesir edendi. Elinin çarptığı bardaktaki içeceğe özenmişti. Örneğine rağmen yarasını akıtamamıştı. Akıtamayanı seyre dalarken kendi göğsüne kondurmuştu. Tanıklığı duvar kenarlarında ağlarken gülenden ayrıydı. Koynuna alarak ağlamasıyla seyri başkacaydı. Oradaki misali ancak her seferinde gizemli hislerle yaş akıtandı. Dünyadan giden Güneş'ti. Rüzgar'da her Güneş'e doğruca gidendi. İzinli eşlikçisi olabilmeyi kırmızı çizgilerinde Güneş'in de arzuladığı boyuttan diliyordu. Mahrem sanılanın içerisinde kendisi de bulunmaktaydı.

Zihninde basitliği çılgın işaretler doğmaya niyeteydi: Şimdi boynuna atlayıp sıkı sıkı sarılsaydı? Yıllanmış bir hasret sona ermiş sayılırdı. Absürt gereksizliklere aldanmadan kokusuyla muhabbet edebilmek pahasına sürgün olabilseydi? Her nefesi saçlarına bıraktığı küçücük öpücüklerle dolsaydı? Onlarla nefessiz kalmayı da arzulardı... Hangi olasılık ona sarılmak gibi istek uyandırabilirdi? Sadece öylece dursaydı. Bir tek yüzünü izleseydi. Hayalinde de düşünemezdi ancak şimdi sıra sıraydı. Gerçekliği yakınken mümkündü. Zorbalık ederek yaralamadan yakışırdı. İsimlendirerek türevinin biricik sırrını bozmamalıydı. Ömründe ilkle birisine karşın kifayetsizliği sevmekteydi. Aktivite edilenle onunla dünya bir yanaydı. Bunun hariciyle tarz algısına özgün gezegeni mevcuttu. İnsanın yürekten sevdiği her zaman bir ayrıydı. Beraberce sevdaya uygun sözlere yetebilmek mağlubiyete uğrayabilirdi. Mevzubahis yenilgiyse esasen kazançtı. O, istenmeden düşünü kuramayacağı bir kalpti. Kursa da düşü uğrunda araya kendisini dahil edemeyendi.

Rüzgar'ı gördüğünde bakışmalarının ardından yaşlarıyla ıslanan yüzünü silmişti. Fazlasını gördüğünü bilerek silendi. Kırık ses tonu niye gitmediğini sormuştu. Güneş'in değil de rızasızca örülmüş duvarlarının sualiydi. Sorgulayıştan öte saklı merakının bir parçasını özgür bırakmıştı. Sadeliğin hüküm sürdüğü akışta sevdiklerinin yanında yaşamı dileyendi. Herkesin bir şekilde terk edip gittiği dünyasında Rüzgar gitmemişti. Üstelik kafasını eğiyordu aynı onun gibiydi. Günaydın ettiği aydınlaşan bahçe sabahlarından gelendi. Gözlerini yumarken kollarına eriştiği günden sonra şu hâllerine tanıklık zenginliğiydi. Az da olabilse tanıyabilmenin özel fırsatına eriştikçe kalbi büyüyordu.

Neden gidemediğini henüz açıkça söylememeliydi. Zamana yayacaksa da sevgisi dile gelmemişken oralardaydı. Yaslandığı kapıdan ayrıldığında adımları boşluğunu dolduracak ruh bedenini arıyordu. Delicesine dilerken Güneş'in yanındaydı. Kavuştuğu pusulası izlendiğini idrak edince başka yönlere kaçınıyordu. Çabucak pes edebilirdi ancak önünde hepsinin fazlası mevcuttu. Kazanıp kaybedecek durum değildi. Bakışları gözlerine denk geldiğinde eskisinden çekingendi. Ortamla tek başlarına kalmaları hisleri dönüştürüyordu. Yan yana oturduklarının bedeni adeta ruhunun titremesinin aynasıydı. Doğmadıkça gün yüzü göremeyen hislerle bakmalarının duygusuydu. Aralarındaki duyguyla eşleşen fiziksel yakınlık nefesine öğretmendi. Taze soluklanma yöntemlerini deneyimliyordu. Yaşlarını silse de dokusu yanaklarındaydı. Hissi tavırlı bakışlarındaydı. Öğrendiğiyle nefes alırken huzura açılan kolları görendi. Yanındaki dingin sessizliğin sürpriziydi.

Evinin akışı karalanmalar ardından yara bandıyla tanışıktı. Olmadığı boyutta insaflı duruşu acil çağrıdan gelmişti. Reddetmemişken bunca candanlıkla bile isteye onayladığı başka şey yoktu. Yine reddedecek olsa kırılır da gücenir miydi? Olmazsa kendini sevdirerek anlayışla geri mi kapardı? Sorular ne olursa olsun yine onunlaydı. Kim olursa olsun sarılabileceği bir an mıydı bilinememişti. Ona sarılmanın bilinirliği netti. Rüzgar'a değinilen sorularla ona sarılmayı itiraf edemezdi. Edemese de sarılabilecek kadar şanslıydı. Şansını doruklarında hissediyordu. Temizliğiyle art niyet gütmeyen karşısındaydı. Kim olsa sarılacağın insafsızlığında durdurmadan Rüzgar'dı. Onun ne kadar hoşnut edici sardığını bilendi. Sorulmasından yandığı sualin getirisiydi. Yeniden açılamaz sandığı soğutucu sarılmayı menfaatsiz verendi. Verirken almış sayandı. Kanıtlamaya ihtiyaç bulundurmadan incelikleri barındırıyordu.

Bu sefer gözlerini yumarken yalnızca ağlamıyordu. İsterse sarılmış ağlayabilirdi. İnsan lüksüydü. İlk sarılmalarını hem benzer hem de ötesindeydi. Yamacında bağrına sırnaşmış sayılırdı. Bilinmezlik evreninde beslediği duygulara mani olamazken özgürde bırakmıştı. Şu anlık sayılabilse bağımsızca serbestlerdi. İçtenlikle serinlikler gelişen mevzulara vasıtaydı. Yürekli aşk duygusunu bilmeden oradaydı. Bayram edişlerini işitilirdi. Sarılmalarıyla coşkuyla şenlerdi. Gözlerini yummasıyla canları semada uçuşan rengârenk uçurtmaya benziyordu. Kollarını açmak derin basitlikti. Asıl başlangıcı göğsüne yaslandıktan itibarendi. Gözyaşlarının, soluklarının, ruhunun, bedenin, upuzun saçlarıyla bütünün yepyeni varlığını önemdi. Bizzat değerli üstlenmeydi. Onun sakinliğini öncelemekti. Dengeli eşlikte gindirilmesi gereken yaşanmışlıklarsa yürekten gelirdi.

Onun çekingenliğine benzer sayılı saç okşamalarıyla bitiyordu. Yenilenerek damlayan gözyaşları hissediliyordu. Kaskatı kalmış bedeniyle kesik soluklarından tanıyabilen Rüzgar'dı. Gözlerini yumduğunda sessizce ağlayışını idrak ediyordu. Saçlarını okşaması zalim ağlamaları geri çevirirdi. Sevginin kazancı adına büyük bir güçtü. Nefsi okşayabildiği saçlara öpücüklerinin arzusuna kapılar aralardı. Dileklerinin masumiyetini beyazlığın saflığına eklese de yapamazdı. Minik öpücükler sayılırken kıyamazdı. Bu evden gitmediğini ancak anlayabilmesi ölçüsünde sarıldığını da acelesizce anlayabileceğine emindi. Verilen süreçte hiç dokunmadan sımsıkı sararak nasıl sevilebileceğini deneyimliyordu. Hissin tamamlayacağı etkeni geçirgendi. İkisi için doğallığında varken yenice keşfedilenlerdi.

Zamana aldırmayan sarılmalarında aralarındaki ilişkinin tutkusu açıktı. Kimsecikler duymuyordu. İşitme ayrıcalığı yaşayan zamanla bir tek ikisine tanınırdı. Hızlıca olamazdı çünkü eğer tutkularının bilincine açılırlarsa yoğunluğun arasında nefeslenmek irade isteyebilirdi. Alınabilen irili ufaklı soluklarda mevcutsa ziyadesiyle çetin biçimde kalırlardı. Kendilerine müdahale edebilirlerse de zor tutunup olamayacaklara saldırırlardı. İşkenceye dönüşürse sarmaşık pisliğe dokunurdu. İşin içerisinden çıkılmaz bir hâlde kalakalırlardı. Şimdiki duyurmaların Güneş ile Rüzgar'a iyiliği olabilirdi. Bariz tutkuyu fark etme büyüklüğüne gelebilirlerse tutkuları çürümeden yaşadıkları sürece ikisiyle can bulurdu.

Rüzgar'ın göğsündeki Güneş'se kalp atışlarını bu kadar net duyabilmenin garipliği içindeydi. Başını omzuna yaslayarak uyukladığında bu kadar yakın olmadığını anlayabilirdi. Şimdi yabancısı olduğu kentte kayıptı. Hissettiklerini teker teker algılayan yandaydı. İlerlemek için birbirlerinden izin alıyorlardı. Kuvvet buluyorlardı. Her geçişte olduğu yere sokulurken kollarının sarılmasına izinliydi. Kendiyse onun kadar sarılabilecek vaziyette değildi. Sadece ana kapılmak istiyordu. Elini omuzuna götürürken parmakları orada kalakalmıştı. Özenemeden ancak incelikle vadettiği eylemdi. Küçük hareketleriyle omzuna dokunuşurken Rüzgar'da açtığı tesiri bilse mahcubiyetle eskiye dönmezdi. Boynuna erişirken sesliliğin aktığı yuvada sevgiyle eğitilerek bilirdi.

"Geçti mi?" diye sorarken yumuşayan varlığı kalbine bırakıyordu. Sarılmak ile tek bir soru. Geçmezse kalabilir misali dillendiriyordu. İstedikçe geçirebilecek nahifliğe bürünendi. Rüzgar'ın yaşamındaki azınlıkta beklemekle beklememek arası Güneş'le barınabiliyordu. Yenilikle yakınlaşırken ortak noktaları zaman geçtikçe daralmış çevreleriydi.

Oklar sualine çevrilince geçmiş miydi? Ne zaman işittiği silinmiş bir sualdi. Acısı biraz olsun durulmuş muydu? Anlaşılır türevle görünürdü. Duruşuyla yüreğine konan ağırlığın gerekçesi bir tek Ceren'in yaptığı olamazdı. Altında yatanlar doluydu. Herhangi bir yanıt alamadığında sezdirmeden yüzüne bakmıştı. Gözlerini kapayarak dalıp gitmişti. Çabalamadan mani olamamıştı. Mevzudan zaferle sıyrılamazdı. Gözyaşlarından sonra çıkagelen tatlı uykuların aşinasıydı. Uzun vadedir onlar da yoktu. Zehirli gecelerin ardından Rüzgar'ın yanında bu kadar huzura ermişti. Sahiden kayıp olarak ancak tanıdık bir yerden buluşuyordu. Canını yaktığı için kendine öfkeleneceğini bilse de bencilce tadına varmak istiyordu. Avunabilmek bencillikse sevgiyi hak etmez miydi? Yaşadıkları sırtına bindiğinde kamburunun çıkmadan hafiflemeliydi. Yorulamadan yorulunca dinlenebilmeliydi. Ufacık bir sarılışın hakkı dahildi. Yeteri kadarı kabulken derini oradaydı.

Telefonun çalmasıyla olduğu yerde sıçramıştı. Güneş'in kendisi alışamadığı sıçrayışını yadırgıyordu. İşitilen tonsa gayet anlayışla sadeydi. "Tamam, tamam." sesinin yanında saçları parmaklarının arasında oynaşırdı. Emin olduğu bölünen uykuya ihtiyacıydı. Duyduğu kelime Güneş'e arkadaki tamamlanmışlığının gezintisiydi. Kendisi bilinçsizken Rüzgar ellerini ufakta olsa hareket ettirmiyordu. Haberdar edilmeden gelen bir saç okşaması dahi incitebilirdi. İnceliğinin tanıdıklığıyla sakınıyordu. Her bir deyişinin arasında iç çekişleri gelmekteydi. Virgüllerle sızan durgunluk yaşanmışlık sezdiriyordu. Derin nefesinin buz keşişi sızısını dindirmenin cabasıydı. Nefesini aldıkça kalbi açıktaydı.

Bölücü telefonu uzunca çalmıştı. İstemsizce araladığı gözlerle birlikte konmuş utangaçlığıyla kalmıştı. Kısa ancak kendini veren molasıyla yaptığının fark ediyordu. Yetmeliydi. Nasıl olduğunu çözemeden sınırlarını aşmaktan ürküyordu. İleri seviyede sorgulamak istemediğinden durmayı deneyendi. Yaşanana kapılmasına rağmen korkuları diğer sesleri duyururdu. Alışık olduğu seslerdi. Rüzgar'a ne kadar sarıldığını bilemese de içinde karmaşa tanıdıktı. Huzur duygusuyla Rüzgar'ın sesini duyuyordu. "İstersen açmayabilirsin." diyordu. Aslında içini okur gibiydi. Küçük bir tavsiye sunuşunu görmemişti. Birleşen bir hissin içindelerdi. İçgüdüsel olarak çatışmadan tekrarlıyordu: "Açma, açma." diye sakince mırıldanıyordu. Dilindeki sözcükteki tekrarların gerekçesi baskılamaktan alakasızdı. Karşılıklı eminlik temelindendi.

O da şu anda yaşadıklarından oldukça memnundu yalnızca hüznün burukluğu vardı. İkaza benzeyen sesle kendindeydi. Sarılmazken değişmemeyi düşünememişti. Yakınlık mesafesi acıyla donanırken dahi nöbetteydi. Onun uysalca sarılmasına çarpışan hızla kollarından ayrılmıştı. Yavaşlarsa başarısız olabilirdi. Dudaklarının kırmızı penceresinin siyah aralığındaki beyazlık devasa umuduydu. Hızlı neşesine seri üzüntü kaynağından sevinilemezdi.

Çalan telefonu eline aldığında odağını toparlıyordu. Yanında oturan insanla daha önce benzetilmiş hatıralar yaşamanın hissine inanamıyordu. Onunla anı mı biriktiriyordu? Demek telaşlandığında ince parmakları böylece saçlarını buluyordu. Her duygunun yankılanan işaretleri işaretleri takip ediliyordu. Aramayı açmasıyla sesi duyuluyordu.

"Abi, nasılsın?" gülen sesiyle. Söylenen karşılığı işitmesiyle gerisini ortaya çıkardığı neşesiyle ışıltısını kaparken çizilen göz kapaklarına bırakıyordu. ''Uyumuyordum.'' demişti. Bir tarafı Rüzgar'a dönmüştü gibiydi. Ne diyeceğini düşünmesi yersizdi. Huy edinmediğinden istese de yalan uyduramazdı. Tek diyemediği evde olup bitenlerdi. Elbet Rüzgar'ın varlığıyla tavrını değiştiriyordu.

"Yazarken uyuyakalmış olmayasın." diyen sesi duyulmuştu. "Hayır, yazmıyordum bölmedin yani. Sen neler yapıyorsun? Nasıl gidiyor?" söylediğini aldırış etmeden devam ediyordu. Öte yandan hakimiyetini koruma uğraşındaydı. Tuhafça yapılan konuşmanın bitmemesi arzusuyla bitmesi isteğinde sıkıştırılmıştı.

"Biliyorum, sen de. Görüşürüz." demesiyle telefonu kapamıştı. Her zamanki aramalardan birisiydi. Yalnızlığında yazmaya kapandıkça pek aranmazdı. Ancak Rüzgar'ın varlığı rutin bir telefon konuşmasını da farklılaştırıyordu. Elindeki cihazı masaya bırakırken sözünü etmediği ana dönmüştü. Telefon konuşmasını uzatması boşluğundan kaçabilmek içindi. Belki de bitirip tamamen kurtulmaktı. Dakikalarca birbirlerine bakmışlardı. Sessizliğin içerisinde gitmesiyle kalmasını söyleyemiyordu. Ona uzun süre sarıldığını da kararan gökyüzünden anlayabilmişti. Gece uzun sürenin ardından yıldızlarını tanıtıyordu.

Güneş'se bacaklarını kendine doğru çektiğinde elini dizlerine dolamıştı. Çenesini dizlerine koyarak destek alıyordu. Uykusuzluğu yüzünden okunurken kendini susturandı. Rüzgar'ın tekrar farkına vararak gözlerine isabetti. Bulundukları ortamla birlikte bakışları derinleşiyordu. Hangi bakışma seyrine geçilirse geçilsin coşturulan beraberliğiyle itiraf edemeyen iki yürekti. Zarifliğiyle incinmiş tebessümü Rüzgar'a aldıklarına karşın önemsizliği anlamlandırmaya çalışmaktaydı. Etkilenmekle etkileyebilme seviyesinde yaşamlarının ilkiydi. Lakin parantez açma gereğinin nezaketten ziyade aşkla bağdaştığını sindirememişti. Önüne serilmiş durumdayken herkesin göremediği izi sevendi. İnsan canlısı ruhunda derin iz bırakanları silip atamazdı. Zihinleriyle yüreğinden basitçe toparlanıp çıkıp gidemezdi. Konuşacakları onca şey olabilecekken kalamıyordu. Hissiyatları ise bilakis dilliydi.

Rüzgar'ın kolundaki saatte baktığını görmüştü. Gidiş lazımlığını ima etmenin habercisiydi. Yasa bulanan yuvaya Güneş'ın diğer yakınları da buyurmuştu. Herkesi besbelli göndererek kederine sarılacağı yalnızlığını istemişti. Hoyratça kovmaktı. Rüzgar'ın kalmasını istemek matemiyle çömelirken duvarlı kişiliğinde tezatlıktı. Paylaşılanlar okul önünü aştığından özeldi. Özgün kılansa gidebilecekken yanında bulunması arzusuydu. Gitmediğinde dilerse varken yalnızlığı sunacak duygusu verendi. Ev mahreminde aralarda mekik dokuyandı. Rüzgar'ın incitmeden vedalaşma çabasını zorlaştırmamıştı. Mecburen kabullenirken azıcık kalışan çaktırmadan sevinçliydi. Anlamının incelikli detaylarla sunabildiğini bilse zihni döner dururdu. Aralarında yüzleşemediği tutkunun bilincinde olamadığından vurdumduymazdı. Mantığı gözlemcilikle zarifliğini kısarken kalbi sessizleşiyordu. Suskunluğu duyuldukça taşlar konabilirdi.

Hafif ifadesi gelen aramayla değişkenlik edinmekteydi. Rüzgar'ın sesini dinliyordu. "Neden?" normalden ziyade mesafeliydi. Uyuşmuşa benzerken sesi öteki konuşmalarına nazaran keskindi. Ayaklanmıştı. "Unutmuşum, sen kapat. Hallederim ben bir şekilde." diyordu. Annesiyle konuştuğunu dile getirmeyendi. Ayrıca umursama gereği duymadığı cümlelerle birdi. Karşısındaki dediğini uygulamayınca telefonu yüzüne kapamıştı. Tonlamasını korurken Güneş'le birbirlerine benziyorlardı.

Sezdirmemeye çalışsa da Rüzgar'ın gerginliğini anlayabilen Güneş'ti. Şaşkınlığının esiriyken sorgulamaya cesaret edememişti. İçi içini yerken gitmesine izin vermeliydi. Ona döndüğünden önemsiz bir durum olduğunu aktarır gibiydi. Gideceğini de anlatandı. İkisi de vedalaşmalar eklenirken değişkenlik göstermişti. Birazdan veda edilecekti. Bu vaziyette bilinirdi. Daima olacağı umulmazken sonluğundan kesinkes emindi. Başlangıçta kafasında olabilecekleriyle ilgili alaka oturtamıyordu. Bir olması gerekenler garanti ararken dalaşanlardı.

Simasına yalınca bakakalmıştı. Hissiyatlarıyla onun kendisiyle kalmasına sebepti. Birbirlerine doğrulardı. Sakince yamacına yaklaşan Rüzgar'la kendine doğru çektiği dizlerini aşağıya salmıştı. Duygularıda kalbinden benzerce salınıyordu. Yanına eğilmiş vaziyette gözlerine değen bakışlardaydı. Ellerini koltuğa yasladığında orada olmuyorlardı. Resmen can çekişiyorlardı. İki çift göz öylece can çekişiyordu. Henüz hiçlikte derinlikleri saf çılgınlıklara sürüklerdi. Nedensizce beklentisiz akıştı.

Bakışlarıyla sıkmamalıydı. Boşluktaki ellerini Güneş'in dizlerine getirmişti. Duygusunun akımındaydı. Tamamlanmayla bürünürken olduğu yerde dinginlerdi. Hislerinin yoğunluğu beraberce dengeleniyordu. İncitmeme gayretleri sevgileriyle devamlıydı. Son vaziyetlerini onu seyrederken anımsıyordu. İki kelam edebilmek içinse gücünü aynı kişide arıyordu. Böyle deli divane bir hâllerdeydi.

"İyisin değil mi?"

Ses tonundaki inceliği direkt olarak fark ediyordu. Az evvelki ciddi kişiden eser kalmamıştı. Alakasızdı. Onunla, Güneş'e göre başka bir Rüzgar'dı. Ruhundaki onun şahsını dört gözle bekleyendi. Bu sorunun karşılığında gözlerini nasıl yumduğu bilinemezdi. İnsanı kendine doğru çekip alan bir yeteneğe sahipti. Bazılarıydı. Sessizdi. Yalan konuşmaktan da bıkkındı. Ona rol kesip tasarlamadan yorgundu.

Giderken içinin rahat olabilmesini fazlaca istiyordu. Gözlerinin önündeki bakışlar karşı koyamadan temizlerdi. Zarartlı pisliği ayıklıyordu. İyiliğine emin olmalıydı. İstedikleri eminlik kapısında sıradaydı. Ne yazık ki son bulmuyorlardı. Başını oynatırken tekrarlamıştı. "İyisin Güneş, iyisin." ağzıyla dese de eli kolu bağlanmıştı. Çaresizliği derinden akıtılmaya koyulmuştu. Tavrını gördüğünde hakaret etmiş gibi hissetmişti. İyi olduğuna inanmak isterken kargaşasına tanıdıktı. Ortak kargaşaydı. Nereye gideceği bilemezken hisler ortaktı.

Islanmasın diye katı zincirlere vurulan gözlerdi. "Sen öyle dediysen, öyle olsun." diyerek tebessümünü gösteriyordu. Onun da Rüzgar misali bir tek dili söyleyip duruyordu. Bakışındaki pencerenin zıtlığıyla ziyandı. Nefesinden çekilerek alınıp yarım yamalak kalırcasınaydı. Dizlerinde çırpınıp duran kalbini hissediyordu. Hisleri ikisinin de kurgulayamadığı düşler peşindeydi. Dizler arasında boğuşan kalbinin elleri yüzünü alıp sakince okşayabilirdi. Vedalaşırken dudakları alnına doğal buselerini kondurabilirdi. Kurulan düşlerse mutlak bambaşka bir evrende nefes alarak yaşatılıyordu. Taraflarınca hayal edilirse gerçekleşirdi. Güneş'in zırhının az acıttığı duvarsız evrende olasılıktı.

Eğilişinin ardından tekrar ayaklanırken bakışlarını bakışlarından ayırmamıştı. Sanki Güneş'e eğilen dizlerince ruhu onun yolundandı. Tutuklu kalan gözlerince samimi duygularıyla mühürlenmişti. Arkasını döndüğünde çıkıp gideceği evde en az bir iz bırakacağına candan inanıyordu. Kendini eşsiz hissettirirdi. Bu evde neler olabilmişken şimdiyse kederle hemhal olmuş insanı kucaklayamayacak kadar kırgındı. Masum canları sarmamak içinse kendince sebeplerdi. Hatıralarla kaplı eve acıyı veremezdi. Üstelik hatıralarla ziyadesiyle yerindeydi. Başka kesim yoktu. Mâzinin hatıralarla doluluğu yeterdi. Güneş'in kendi evi onu fazlalığa evirmişti. Evindeyse de yuvası değildi. Yaralanmalarıyla gönül koyulmuştu.

Ayaklanan Güneş yaşanan değerleri koltuğa hapsetmişti. Evin duvarı gibi ruhun yürek duvarına kan verenler yara sahibi olmamalılardı. Adını veremediği hissin anlık gücü dudaklarını yansıyordu. Vuruşla çarpıp değmesiyle: "Gitme." derken haykırıyordu. Duvarlarında böylesi zariflikle yapıya tanıklık edebilirdi. Yenilenen farklıca sarılmadan sonra Rüzgar'dan uzak kalamıyordu. İsimlere takılamayacak kudretli köklerle mevcuttu. Belirsizliği dahi belirgin hoşluktu. Baktığı bir çift gözün ruhuna sarılan kollar edasıyla kapanmasına nedendi.

Hızlıca yüzünü ona dönüşüyle sessizleşiyordu. "Gitmesen?" diyebilendi. Sözcükleri kadar dolu gözleri ortadaydı. Zincirleri kırılırken yaramazca oynaşmaya başlıyorken durmuyorlardı. Ruhundan üzerine doğruca dökülmekteydi. Kalbini dur durak demeden akıtıyordu. Soru sorarken arzusunu da dile getirmişti. İlk duygunun cesaretiydi.

Az önce telefonda bu gecelik aile evinde kalamayacağını öğrenmişti. Akabinde onun teklifin işitmeyi basit tesadüfe bağlayamazdı. Güneş'in yanında kalmasını yüreğinden diline yetiştirebileceğini beklemememişti. Nazlıca arzuları bilirken ikisi de bekleyemezdi. Teklifinden sonra yüzüne bakabildiğinde arzusunun netliği inkâr edilemezdi. İçten akıp gelen sözü yüzünde resimleniyordu. Diyemezse de anlayış kapasitesiyle görünebildi. Bakışla oynamakla anlaşılmak zor kolaylıktı. Oyunculukta sergileyemezdi. Gizi kaybolmadan nadiren anlayanlardan olmuşlardı.

Benliğini aramaya konmuşlardı. Sessizliğinin sonrasında ismini seslenmişti. Kiminle konuştuğunu anımsamak isterken Rüzgar'a ilk defa adıyla sesleniyordu. "Ya kal ya da net bir şey yap. Ne olduğunu bileyim. Ne olacaksa olsun ama bileyim." diyordu. Hiç olmadığı kadar karışık ama netti. Kendi kargaşasının içerisinde netlik beklememeliydi. Fakat başka karışıklıklara dayanamayandı. Malum belirsizlik işkenceyle sürüncemeydi. Umudunun kırılma korkusu her yandan kıvılcım fışkırtıyordu. Duyguları öylesine derinken değiştirmekteydi. Kişisel eksesinde benliğinden ummadığını yapmıştı. Şaşkınlığını kapayamamıştı. Tükenmeyen çaresizliğiyle bir ölümün aralığında canı bu kadar yanıyor diye sonunu başlatıp kurtulmak istemesi gerekiyorken, yaşama sıkıca tutunma çabasında olan yaralı kuş gibi özlediği gökyüzüne uçmayı deniyordu.

Önündeyse tanıklık ettikleriyle kayıtsız kalamayan bir yaşam vardı. "Gitmem." demişti. Bir adım daha Güneş'e yaklaşandı. Sen istersen gitmem." diyebilendi. Sürekli çırpınışını gördükçe sözlere aldanmadan suskundu. Karşılıklı susmanın ardından bir sesle odakları dağılmıştı. Eve girerken görünürdeki aile fotoğrafının çerçevesi düşmüştü. Konuşkan suskunluğun içerisindeki minik çıtırdamayla irkilen Güneş'ti.

Kalabilmeyle durdurabilme duygusu uzunca konuşmamaya yetendi. Mağdur görmesini uman bir kaş çatılması Rüzgar'a aitti. Güneş'in seslere karşı duyarlılığının basit bir refleksten öte olduğuysa aşikardı. Yüzünü fotoğrafa dönmenin ardından kaldığı yerdeydi. "Hep vardı. Hayatım boyunca benimleydi." sesi çatlıyordu. Sayfalarını aralayamadığı yerdeydi. Bakış penceresine acısının yağmuru ıslandırmıştı. Tonlaması sır verir tadında kısılıyordu. "Ama kazadan beri..." yutkunamamıştı. Kara gün sonrası esir alınmıştı. Boğazı düğümlenirken canındaki izlerle cümleleri yarımdı. Yaralanmaktan çekilircesine başını çevirmişti. Hemencecik dağılan gözleriyse Rüzgar'dan koparılıyordu. Kabahat işlemişse matemi ceza misali tavrı acıklıydı. Böyle acı şöyle benimsenmeyi hak edemezdi.

İnsafla anlayış sahibi Rüzgar'dı. Güneş'in kollarına düştüğü an yüzündeydi. O ana benzer bakışlarıyla hatırası net şerit akın ediyordu. Sıkıntı vermekten sıyrılarak odağını geri çekmişti. Yüreğini okşayan davranışları içine doğruca sarılmaktaydı. Kelimeleri yutkunmayı zehirleyip eziyete kalkışsalar da ona yanıt verirdi. Sesine değmeleri suretine yansıtırken nazikliğiyle gelirdi. Istırapla kalacağından haberdar edilse de cevapsız bırakmazdı. Şimdiyse susması gerektiğine tanıktı. Rüzgar'ın vicdan sızlatan şefkati oralarda geziniyordu. Bakışlarının hareketlenmesiyle yüreğinin kapısını dokundukça duruluyordu. Öyle beklenmedik unsurlar ortadaydı. Acıyarak kanatmadan merhametliydi. Bazen duygularını tanımadığından özenliydi. Küçümseyip zavallı görme olasılığı yoktu. Kasten bilinçle canını yakma zalimliğini ruhuna bulaştırmamıştı. Sarılmak isterken dahi incitmekten sakınarak inceliğine uyandı.

Hissettirdikleri güzel duygular yetmezdi. Bir de gücünü açığa çıkarıyordu. Yeni başlamıştı. Uzadıkça var olan takatinin azaldığının bilincindeydi. Aklına öyle şeyler gelirken aksi evrende dayanılmazdı. Rüzgar'da dahil edip girişirse ortak alanda kesiştikleri saniyeyle yere düşerdi. Onu anlayacağını düşünüp kendini sıkmaya gerek yoktu. Anlayışı tezden mevcuttu. Hemen kaçınmayı tercih etmişti. Kurtarıcısı hangi vakte kadar kaçınmak olabilirdi? Yukarı kata çıkan merdivenlere yönelmişti. Kendini güzelce hatırlatan sesi duyuyordu. "Nereye?" diyendi. Onu duymazsa sessizce gidecek gibiydi. Serileşen adımlarının sesiyle konuşuyordu. "Geleceğim şimdi." giderken yayılan nefesini odaya bırakmıştı. Rüzgar'ın yüzüne çarpıp çarpıp duracaktı. Bir yenisi eklenene dekti...

İkisinin de henüz aklının ucundan geçemeyenler ardı sıra gerçekleşiyordu. İçerisinde bulundukları gerçeklik yeterliydi. Akılın gizemli sırrına ererek anlayamadıkları yürek seyahatiyle dirilirlerdi.

***

Dip bucak kaçıştığı meskene varışıyla yakışandı. Parçalarını sunmaktaydı. Akabinde bedenini anne babasının odasındaydı. Ses çıkarmadan kapıyı kapamıştı. Vaktiyle uykularını bölüştükleri yatağa oturmuştu. Ellerini sıkıca bastırmaktan resmen dizleri titriyordu. Kuruluk nedir öğrenemeden yenice duygularla yaşaran gözlerini silmişti. Kapanmadıkça bozulan makineye bürünen zihni düşündürülmeye koyulandı. Az evvelinde olup bitenlerle zihninde dolananlara garezi vardı. Kesintisizce turlarken oturduğu yatağın bir köşesine uzanmıştı. Yenilenen gözyaşları akıyordu. Baş koyulan yastıklar okşandığında elleriyse çekingendi. Acı hep bir taraftan çullanmıştı. Kabaca kahreden bütüncül yaralar ilk misali farksızca taptazeydi.

Kaldırdıkça dikleşen başı duygularını aralayandı. Damlalı gözyaşlarını iç çekişleriyle salıvermişti. Tekrarlarken defalarca silmişti. Her birisi ayrı delik deşik edendi. Siması isimsiz huzurla kızarıklığa kaçmayandı. Zira yakınından Güneş'i isminden tanıyacak beklenen mevcuttu. Sahiplileri veda ettiğinden beri azca girdiği manidar odada yaş akıtamazdı. Evin her yerinde ağlasa da burada ağlayamayandı. Merdivenleri inerken nasıl çıktığını unuttuğunu anımsamıştı. Yanına gitmenin öncesinde misafire kılavuz bırakıyordu. Rüzgar için hazır edilen odanın kapısını da aralık bırakmayı ihmal etmemişti.

Aşağıda beklemede kalan gözlere geri dönmüştü. Suratının kızarıklığını durdururken gönlündeki kanamalara aklı eremiyordu. Odağını tuttuğunda Rüzgar'ı konaklayacağı yukarının müsait oluşuna dair bilgilendirmişti. Rüzgar'ın acısına üfleyen tebessümü oradaydı. Haddini aşan ciddiyet de gereksiz gülüşlerde ruhunu sıkabilirdi. İkisine göre davranırken: ''Teşekkürler.'' içi saran sesi alıştırıyordu. Kendine tatlı bağlarla sarıyordu. Bir cümlesi daha iyi geceler dilemekten mağdur etmezdi.

Asıl teşekkür Güneş'e aitti. Ondan gizlenemediği için gülümsemesi dudaklarını varamıyordu. Sonunda onun da teşekkür edebileceği bir yakınlık doğuyordu. "Sana da iyi geceler." karşılığıydı. İlklerini yaşamaya devam ediyordu. Rüzgar, yukarı çıkana kadar adımları izlenmişti. Ne yaptığını anlamlandırmadan iç sesine kulak veriyordu. Diğerlerine tıkalıydı. Başını çevirdiğinde özgür bıraktıklarını sanmakta sızlatıyordu. Güneş'in canının kesik kısımlarıysa daima yenileniyordu. Uzun zamandır iyi bir geceden yoksundu. Rüzgar'dan duyabildiğindeyse ihtimali saklanmaya değebilirdi.

***

Kendisinin girişine aralık kapıyı görüyordu. Odaya girebildiğinde duyguları tarifsizdi. Çıkış kapısı haricinde ilk kez bu evin içindeki bir kapıya daha yaslanmıştı. Onun kalbine dokunabilmenin somutluğuna benzemekteydi. Şu anda kalacağı konumun zamanında aile evi oluşuysa tadamadığı yaşanmışlıktı. Kötü bir şekilde dağılmış olsalar da onun zenginliğiydi. Sıcaklığına varamadığından irisinden ufağına sarılıyordu. Kurallarla donanmış odada arzusu elbet geçerliydi. Güneş'in fikriyle ellerinden hazır edilmesi bambaşka kılıyordu. Yatağın düzeninin ardından ilk dikkatini çeken pijamalardı. Abisinden geriye kalanlardan olmalıydı. Ona gitmemesini söylemesi aklının baş köşesindeydi. Hele o bakışları kuşkuya gereklilik duymadan kanına işlenmişti.

Önemsenecek asıl detayın gözünden kaçmasına sebebiyet vermişti. Odada birer adet kadınla erkek parfümü bulunuyordu. Görünürdeki aile fotoğrafını taşıyan çerçeve sunuyordu. Devamlılığında bir gelinle damadın fotoğraf karesiyle buluşturulmuştu. Birleşim görüşmesiyle Güneş'in annesiyle babasının fotoğrafıydı. Aykırılı acıyla dolup taşarken kişiliğe tarifsiz odayı emanet etmişti. Layık gördüğü buydu. İkisi çekip giderken kollarına kapıldığı ana güvenebilirdi. Kalp evine yerleşmesiyle bilemediği hislerinde teslimiyetine açıktı. Hepsinin ötesinde aşarken şahidi olmak istiyordu. Bilemeden aşık olmak istemişti.

Güneş'in bir parçası insanların uykusuna kendi uykusunu ilave edebilecekti. Sanırsa ilk kez bu kadar farklılığı beraber duyguyu hissediyordu. Galiba değerli birisi olabilme ihtimaliydi. En azından birisi içindi. Sevgiyi hissedemediği senelerden anlamıydı. Manidar hususu yaşayabilecek hak edebilirdi. Benzeri eylemlerle içten samimiyetle karşı karşıyaydı. Bir sorgulama içerisine dahilken yanıtı sahibi şahıstan işitiyordu: Güneş'ten. Minnet duyuyordu. Ona ne yaptığını görsün isterken hissedebilmenin ötesindeydi. Çerçevedeki fotoğraf karesine denk geldikten sonra odaya uzunca bakınmıştı. Buraya gelmeden önce teşekkür ederken yaşayacağı anı bilir gibi tınısı vardı. Gülümseyebilirdi çünkü gülümseteni pek hoştu. Yaptığı geçiştirilmezdi.

Üzerini değiştirip yatağa uzanmaya yaklaştığında gözlerine inen perdeler önünü görmesine engeldi. Hastane önü resmen burasıyla benzerlikteydi. Konuk edildiği nokta derinleşiyordu. Onun kalbindeki yas yuvasıydı. Güneş'in derinine indirilmiş hüznü. Acılı kayba dair şahit olduğu bütünlük. İnceden yüreğe dokunan nidasının inanılamaz feryadı... Yarası boyunca istisnasızdı.

Anne babasının fotoğrafını tek seferliğine kısa süreye mahsus eline almıştı. Annesinin simasına gözlerinin bir kere değmesiyle bakışlarında kızı Güneş'i görüyordu. Adeta benzeriydi. İkisinin seyircisi olabilirdi. Birilerinden hissedemediği sevgiyi bilmeliydi. Zorlaştırılmış dünyanın iyimserlik umudunu yitirenlere nefes olanlardandı. Çerçeveyi yerine bırakmıştı. Maalesef buruk gülümseyişi göremiyordu. Kaybın acısıyla gölgeleyen kara bulutlardı. Eskilerden muhakkak hissederdi. Şimdi iğrenç bir hâldeydi. O gün işittiği çığlık asıl aziz karanlığıydı. Pervaneye dönmüştü. Elleri belirli aralıklarla bir saçlarında bir de yüzünde gezinip duruyordu. Hafızasını yitirecekti. Üstüne üstlük gelmiş bu evde mi yaşamış? Tek başına kaldığında gözükenlerden birisini kaldırmaya çalışmıştı. Ötekini düzeltse diğeri beteriyle bozgundu. Belasında çabalarken uykusuzlukla çıt çıkarmayandı. Yalandan gülmelerini ezelden sürdürmüş, sürünürken parçalanıyordu. Nasıl bir acı olduğu sinmişti. Hiç de göründüğü gibi değildi. Nasıl da dayanıp katlandığına bakabilmeliydi. Kafasında kesilmek bilmeyen birçok suali devam ettirmişti.

Şimdi hangi tarafa uzanacaktı? Sağ taraf mı yoksa sol mu? Yönüyle seçenekle merak duygusunu doruklara çıkarıyordu. Bihaberce Güneş'in okşadığı yastığa başını koymuştu. Onun dokunduğunu alırcasına hafifleyendi. Ağırlığın arasında mutlulukla oradaydı. Tam kalbinin aralarında duruyordu. Her yaşanmışlık kendi derinliğinde yüzendi. Bir üniversite bahçesinde rahatsız etmemeyi denerdi. Bakmadan da edemediği gelmese yokluğunda asılı kalırdı. Şu vakte yaşadıkları çeşitliydi. İncitmeme özeni gün geçtikte sadeleşendi.

***

Hazırlanan yere uğurladığından itibaren Güneş oturduğu yerde kalakalmıştı. Onun oturduğu yerde hislerini gözlemliyordu. Karışık duygularında seçtiği odayı idrak ettikten sonraki Rüzgar'ı canlandırmayı deniyordu. Birbirinden ayrı odalarla aynı evde yine bir hisleri bölüşürlerdi. Zihninde kalbinin örttüğü yoğun kalabalık üşüşüyordu. Baskılanması imkânsızdı. Evi uzun süredir enine boyuna gevezelik ederek konuşmamıştı. Duvarlar dile gelebilirdi. Birisinin davranışını canlandırmaya gayret sevgi merakıydı. Gerçeğiyse yakınlardan ulaşabilendi.

Zahmette bulunup etrafı toparlayabilmişti. Eline aldığı bardağın bile yeni anısı oluşmuştu. Kimsesiz kalmış odanında nefesi olduğunu öğrenendi. Kendi odasına geçerken telefonun çaldığını duymuştu. Gecenin köründe gelebilen hür iradesiyle firar edebilirdi. Duvarlarına yayılan garip huzurla uykusu gelebiliyordu. Ancak çalan bir ses daha onu rahat ettirmemişti.

Ekranın yüzüne vurduğu ışıkla suratı asılmıştı. "Yüzsüz!" derken kelimeleri kontrolsüzdü. Hiddetle elindeki telefonu koltuğa fırlatmıştı. Israrlı aramaların mecburiyeti aynı kişiydi: Ceren. Sayısız aramalarından olsa da geri dönüşü düşünmüyordu. Olanların duygusu tazeydi. Uyku tutmayacağı için arayabileceklerini düşündüğüne bin pişman olmuştu. Kökten çözümle sessize alırken Mert'in aramasını görendi. İsteksizken onu da yanıtsız bırakmaktan vazgeçendi.

Salonda geziniyordu. "Sorun mu var Mert?" isteksizdi. Ceren'in saatlerce arasın diye başında tutturduğunu söylüyordu. Tahmin ettiği karşısındaydı. Gaf sonrası lüzumsuz hareketlenmeydi.

"Telefonun senin için açtım. Ceren için değil." diye karşılıyordu. Israrında kararlıydı. ''Bari bana insaf et Güneş. Bir şey de. Cevabını alınca anca susar. Sen de bilirsin Ceren'i. Yanındayken söylettirme."

Kendine geldikçe öfkesiyle kırgınlığı tekrarlanarak büyüyordu. Salondaki turlama daha da sıklaşmıştı. "Kusura bakma geç saatte aradım ama susmadı bir türlü." diyen sesi dinliyordu.

Ciddi de değildi ancak taviz verip yumuşak olmaya da niyeti yoktu. "Sorun yok." kısa cümlelerle bir an önce kurtulmak isteyişinin sinyalini verirken Mert'in hatırına katlanıyordu. Göz yummuştu.

Bir anda öbürüne kıyasla değişik bir ses duyuyordu. Ceren'in sesini daha önce pişman duymadığına emindi. "Güneş, telefonu yüzüme kapatma." sessizliğini koruyacağını anlardı. İnatçı olduğunu bildiğinden sessiz kalmıyordu. "Özür dilerim. Çok özür dilerim. Biliyorum, anladım ben sana büyük bir yanlış yaptım. Affedemez misin? Gerçekten özür dilerim."

"Hepsi bu kadar mı? Sonra susacak mısın?"

En son duyduğu ismiydi. Yüzüne kapadığı için kaç kez seslendiği bilmiyordu. Bu saatte kadar susmamış mıydı olabilir miydi? Ceren'den beklenirdi. Ne zamandır başının etini yemişti de en sonunda mecbur, başka bir çare bırakmamıştı? Yoksa Mert aramazdı. Yine de bahanesiyle şarja takması gerektiğini hatırlamıştı.

Kapısını kapadığında huzura bir kez daha kavuşan birisi vardı. Odasına geçtiğini işittiğini ana kadar uyumamış ve onu beklemişti. İşittiği seslerden eylemlerini düşlerken diyar diyar seyahat ediyordu. Gözünde canlanırken ruhuna akın etmişlerdi.

***

Odasına geldiğinde bugün yaşadıkları kafasından akıyordu. Hücumla bomboş duvarlarda şerit şeritti. Birbirinin devamlılığını kuruyorlardı. Her günün sonunda nadir atlayışın aralıklarıyla yaptığı bir şeydi. Kederi dinmeden çileli durumdaydı. Hayalleriyle huzuru ezenler uykusuz cendereye emanet olmayı reddediyordu. Bedenindeki yumuşak pijamayı ellerinin arasında sıkıp bırakmakla duruyordu. Geceleri nelerin olacağı ezberine işlense de ilk kez gülümsemesini sağlayan bir şey vardı. Günün gecesinde yalnızlığa kıstırılmamıştı. Rehin alınma planlarını sekteye uğratabilen Rüzgar buradaydı. Birisinin varlığı pahasına suskun kalmaya hasret bırakan yalnızlığın acısında Rüzgar’laydı. Kırık umutlarının özenle toparlandığı yerdeydi.

Huzurlu uykuları umut ederken içinden söküp alamadığı ürkekliği bitmiş olamazdı. Eskisine benzer olmaması kuşkulandırıyordu. Rahatsızdı. İnancına dokunmadan umutlarının toplandığı adrese doğru yönelmekteydi. Adımları zaman geçtikçe büyüyecekti. Birbirlerine dediklerince iyi geceleri olacak mıydı?

***

Rüzgar'da emanet edilen odanın kapısını aralık bırakmıştı. Nefesi nefesine varmak için bir asır mesafeyi aşmaktan yorulmamalıydı. Belki de hiç mesafe yokmuş gibiydi. Güneş’le Rüzgar, yan yana olmasalar da aynı evde bir soluğu paylaşmanın duygusuyla uyumuşlardı.

Bazen görünüş üzerinden bazen de hakkını vererek yaşam sürülen dünyaydı. Yaşayabilmeyi tadarak önceden birbirlerini bulacakları kesindi. Bazı kesimlerde insani kuvvetin sınırlılığı yetersiz kalırdı. Birbirlerinin yakınlığında yaşatılmaya başlamışlardı. Her biri hayatla duygu ölümsüzdü. Ancak çekip giderken hissettiklerini burada bırakmayacaklarına dair bakışlarından söz almışlardı. Dünya açıkça nadide hisleri bırakabileceği ölçümde değildi. Çirkinleşmişliği becerirken aşkları yaşayanların insan olmamışlarından sayılıyordu.

Karanlıkta gelecek olanaklar acıklıydı. Keskinliğiyle acıtanlarından birisiydi. Zifiri karanlık ilkten Güneş'in inlemesiyle kendini duyuruyordu. Seyre çıkmış gelişleri ağır ağırdı. Güneş'in uykuya dalarken faydasız kuşkusuyla Rüzgar'ın kapısını aralaması yararlıydı. İnlemelerini duyar duymaz beklenmedik refleksle silkelenmişti. Uyur uyanık kaldığı yataktan aniden fırlamıştı.

Yanına ne ara geldiğini bilmiyordu. Uykusuzluğunu boşa çıkarmayacak bir andaydı. Hisseder hissetmez tutuşarak yanacaktı. Yıkılışının vahim şekli cevaplanıyordu. Şaşkınlığıyla donakalmıştı. Gerekirse gelmeden kapısını kilitlemeliydi. Henüz öğrendiği bazı acılarda böyleyse şimdi kaldırması güçleşecekti. Kalbindeyse sevgiden öte bir duygu birikiyordu.

Güneş için yabancılaşan bir durum olmamıştı. Aşka el olduğu kadar yaşadığı tarifsiz acıya yabancı değildi. Suskun kalmayı denerken kötü rüyalarla cebelleşiyordu. Birileri varken susmaya alışkanlığından sessizce üzgündü. Kıvranmaktan saçları dağılmıştı. Vücudunun terlediği görünürdü. Cendereye dönen yatağında kaşlarının çatılmıştı. Dudaklarında derisini parçalayabilecek bir baskı mevcuttu. Yastığını sıkarken altında ezilmiş parmakları oradaydı. İlk defa seyircisinde acıydı. Bilinse de beklenmedik akımdı.

Hafızasız simasıyla yanına yaklaştığında titrek Rüzgar'dı. Ona ilk sarıldığında dahi böylesine çekinmediğinde emindi. Ateşin içinde su olabilmekse şartlıydı. Bittiğini umarken yanına uzandığında sesini duyuyordu. Az önce bir yatağa yaklaşamadan şu odada Güneş'i teselli edebileceğini ummuştu. Neyleri avutabileceğinden habersizdi. Teselliler sunmaktan utanabileceğini bilemezdi. Sükutuna baktığında gözleri dolmuştu. Kanaması geçiştirilirken günahsız geceleri kumpaslara itekleyen cehennem azabıydı. Ateşi körüklenmişti. Sımsıkı yumdukça kırılan bakışı hissiyatla uyandıktan sonraydı. Denilebilirse ne hâle düştüğünü bilebilendi. Bir soluğun varlığına sevinemeden olmasaydı kısmına akmıştı. Kendi başının çaresini bakma eğiliminde haraptı. Yanında olanla ortaklaşa yangınla değişik alevdi. Yalnızken yaptığını uygulayailirdi. Yücelen çaresizliklerden birine daha sarılarak güç bela yapardı. Karşısındaki can dirayetli kalması gereğinin farkındaydı. Onun için değeceğini düşünendi. Yardım çağrısı olamadan duyulanın kalkındığı ender kısımdı. Başkası gayretliyken yorgunluğuna rağmen dinlememişti. Çoğundan ayrışmadan taşıdığı acıların çoğunluğundan habersizdi. Eşleştiği büyüklükler arkadakilerin özgün biçimlerine temsilendi.

Tizlerde dolanmış küçücük feryatta gözyaşının akışına bakmaktaydı. Ona sarılmak isterken yastığın altındaki elini tekrar fark etmişti. Bedenindeki titremenin devamlılığında oradan çıkarmıştı. Eli elindeyken bembeyaz bir tenin en fazla ne kadar kızardığını görmüştü. Ellerinden bırakmadığı parmaklarla göğsüne bastırdığında diğer eliyle başını desteklemiş sarılıyordu. Sarılırken yarasının davet edici tonunu duyuyordu. Acısına açıldıkça açılıyordu. Sarılabildiğinde sesi geliyordu. "Tamam, buradayım." diyordu her bir telini okşarken. "Tamam geçti, bitti. Bitti." diye ekliyordu. Orada olduğunu söyleyebilmek geçtiğine inanabilmek kadar zordu. Nihayet alışılagelmiş karanlıklar diniyordu. Bitse de geriye hangi izleri sunacağı muammaydı.

Vazgeçilemez suskunluğuna teslimse Güneş'ti. Uyanık olsa da gözlerini henüz açmayandı. Yüzündeki ıslaklığı seziyordu. Hissettiği başka nefesle dinmiş olmalıydı. Kısa bir sürenin ardından esmer bir tenle karşı karşıyaydı. Sözde açılan göz kapakları ise ezberiydi. Yapış yapışlardı. Geri kapanmak isterken güçsüzlerdi. Bıktığı gecelerden birisini yaşadığını direkt anlıyordu. Yardımı idrak etmekteyse gecikiyordu. Dudakları aşağıya inerken büzülüyordu. Çenesinde var ettiği izlerle acıtıydı. Kargaşası susmamaya yemin etmiş çığlıklardan ibaretti. Sessizlik tercihinin sürükleyeceği böylesine meçhul neticelenemezdi.

Rastladığı koyuca esmerlik Rüzgar'ın elleriydi. Onun burada olduğunu yeni anlıyordu. Uyumadan evvel yalnızlığını giyinmeden kapıyı açık bıraktığını anımsayamıyordu. Yalnız ona değil kendisine de yenice dönendi. Elleriyle ellerinin iç içe geçirilmiş olmasından ötelerdeydi. Süregelen ahval esnasında yüreğine dokunmaktaydı. Henüz yasını adlanmamış duygunun koynunda paylaştığını anlayamamıştı. Kara izleri açığa döktürmesiydi. Kötücül tuzaklarla yaşam savaşı verirken yanında nefes soluklanıyordu. Can buluyordu. Ona ait bedenini hareket ettirebilmişti. Rüzgar'da onun eşliğinde yumduğu gözlerini aralamıştı. Güneş'i oradan çekip alırken gözleri kapandığında sımsıkı sarılandı. Benzeri anlarda yanında olduğu sürece ilacı denerdi.

Yine yeniden felaket hisler göz göze geldikleri an başlamıştı. Sorgulamasına başlar diye tereddütteyken boşa çıkıyordu. "İyi misin?" diyen Rüzgar'sa hâlini gördüğünden utana sıkıla soruyordu. Kurduğu cümleyse yaklaştıkları anlarda genişliyordu.

Güneş'in ruhunu ateşe veren bakışları zamanla artıyordu. Gevşeyen bedeninin kendini germekten ağrılarını hissetmekteydi. Kafasını bitkin düşerek iyice ellerine bırakmıştı. Önceki tecrübelerine dayanarak kollayacağını bildiğinden güvende hissediyordu. Bir soruyu dile getirmek bu kadar zor olmamalıydı. Harfleri yarasına denk gelircesine boğazına batardı. Yüzünü okşayan elleri tüm kırıklarıyla algılıyordu. Varlığını gösterdikçe sarınacak iç çekişleri durulmuyordu. Karşılıklı her hareketlerinde gözleri azar azar dolmaktaydı.

"Bitti. Geçti Güneş, geçti." diyendi. İsmiyle onu kendisine hatırlatmayı deneyendi. iyi gelecekse bu kelimeleri unutturana kadar söyleyebilirdi. Göğsüne başını yasladığında hıçkırarak ağlamaya başlamıştı. Rüzgar, akıtılan gözyaşlarının sahibini yanından ayırmazken yavaşça doğrulmuştu.

Yaşananlardaki tek ses Güneş'in hıçkırıklarıydı. Ne kadar ağlasa azdı. Kimin yanında ağladıysa etkinin değiştiğini anlıyordu. Yalnız başına kabuslarla buluştuğu akşamlarda düşüydü. Hayal arkadaşı kurgulamazken gerçeğiyle koynundaydı. Kimi eşliğinde ne denli üzdüğüneyse ayrıca bakınandı. Bir yüreğin bağrında feryat figan ağlayıp geçişi dilerdi. Boğulduğu vahşetlerden arınmayı isterken kendini durdurmak can alıcılığıyla kesin olmamıştı. Yamacından ayrıldığında Rüzgar'ın sakinliğinden ödün vermediğine tanıktı. Suskun fırtınasını kendinden bilirdi.

Dizlerini yine kendine doğru çekerek pozisyonu almıştı. Atlattığıyla durgundu. Olanları biraz kabul edebilmeyi beklerken üst üste geldiğine inanmıştı. İçinden geçenleri direkt söyleyecekti. Acısız kabalıkla dürüstlükle söylemeliydi. Nasılsa yalana bulanmış kelamda elbet acıya evrilirdi. Duruşunu bozmadan gözlerini Rüzgar'a çevirmişti. Bir şey demesini bekler hâldeydi. Eylemlerini sabırla bekleyen Rüzgar'dan ziyade canını nasıl acıttığını iliklerinde hissediyordu. Onu soktuğu vaziyeti izleyemezdi. Duygusuyla konuşkandı.

"Ben sana hiçbir bir şey veremem!" sesi ansızın yükselirken ağlamasının zayıflığıyla zorlayıcıydı. Az evvelki sessizliği ondan kopuyordu. Beklentisiz tavrına rastladığında dağıla dağıla yırtınıyordu. Yastığını işaret ediyordu. "Görüyor musun? Bakmadığında bitmeyecekler. Çevirme gözlerini! Kaçırma! Buradaysan eğer kaldıysan olduğun yere baksana!"

Bağırdığı sessizliğini koruyarak çözmeyi deniyordu. Diğer bilinmez düğümler içerisinden haykırıyordu. Her seferinde çıkardığı korkunç gürültüler karşısında saklanan duygularını kapatan tonlamalarda duyuyordu. Rüzgar'ın sahiden sandığının hangilerinden olduğunu sorgulayan duruşu göğsünü parçalıyordu. Umurunda olursa böylesine yükselmiş dikliklere ulaşabilir miydi? Fütursuzluğu her yana salınıyordu. Rüzgar'sa anlayamamış olacaksa da lafına girmiyordu. Acısıyla doğallığa bırakarak ne dile getirebiliyorsa getirsin istiyordu. Her şeye rağmen bilmeyi tercih etmişti.

"Çünkü çok daha fazlası var. Zannettiğin gibi değiller. O yüzden benden uzak dur!" derken yastığının işaret parmakları kendine doğruydu. Yitip gidiyorken dahi tutturduğu inatla çevresindeki insanlar uğruna diretiyordu. Hissettirdikleriyle duygularını bastıramamıştı. Sürekli neden kaçındığı bir ilkle yüzüne netlikle kısaca söylemişti.

Zihin aklı Rüzgar'ın dağılışı paramparçaydı. Vurgun edildiği sesinden yüzüne dalgalar vurdurmuştu. Sevgisiyle dik kalırken duyduğu her muhabbetinden ayrışıyordu. Yaradan kapanamazken yine acıklı dudaklardı. Hiddetle belirsiz netlikle ağzından çıktığında şoka uğratan: "Ben sana hiçbir şey veremem." cümlesindeydi. Aksine ne verilmesine müsaade edilmişti? Öncesinde aşık olmamışken sevgideki güzelliği vadetme ihtimaline kapanıktı. İtiraf edemezken kabul görmese de ruhunda hapsolanı inançlıydı. O kişi, karşısındaki Güneş'le itirafa çekinirdi. Sahibini bildiğinin aşık olduğuna ya da olabileceğine... İkisinden bir olan Güneş'le Rüzgar var olabileceğine de. Kısa biçimde biz taraflarına ihtimaliydi. Öfkeyle de olsa duyabildiği açıklıktı. Derinden narin olursa aşkları ikisini pare pare etmez miydi? Bu aşkla vazgeçilemeden yolun sonuna rastlamadan netice pes etmek mi olurdu?

Güneş söylediklerinin yanında bakışlarını gördükçe ondan geriye bir gram kalmıyordu. Yaşadıklarının yanında gizli tutamlar da bitikti. Sevgiden beslenen ruhsa hissettiklerinden daha farklı bir boyuttu. Sevgisinin yanında garipti. İyiydi ama olamıyordu da. Kalbi deli bir şoka uğruyordu. Bakışlarının mı iyimser olduğu yoksa kendisinin öyle sandığına kararsızdı.

"Dayanamazsın Rüzgar, dayanamazsın." diyordu ağlamaklı sesi. Adını söylediğinde ona bakan gözlere dönemiyordu. "Ben de dayanamam."

Bakarsa durduramayacağı gözlere dair konuşabilmek içini alıyordu. Başını kıpırdadıkça önlerde kalan saçları arkadaydı. Bedenin sırılsıklam hâlini ruhuna dolanışını hissediyordu. Rüzgar, bir anda seyrinden derince kuyulu boşluğa düşmüştü. Kendini ışık hızıyla salonda buluşuna tanıktı. Ona dayanamayacağını söylüyordu.

Kapının eşiğine geldiğinde Güneş'in bakışlarını kaldıramıyordu. Aralarındaki mesafeyi aşabilirlerdi. Biraz daha yaklaştığında isterlerse sarılabilirlerdi. Rüzgar, yanına erişmesiyle uzak değildi. Elini çenesine götürmüştü. Parmaklarının bulunduğu narince okşamaya başlamasıyla asıl Güneş için dayanılmazdı. Dediği lafları harfi harfine yutuyordu. Zaafına değip duruyordu. Temas ederken incelikle okşadığı her zerresi ruhundaki kalbinin fiziksel biçimini bilircesine dokunandı. Tanıdık olduğu kadar etkisiyle yadırgıyordu.

Suretindeki elemle kuşatılmış hayal kırıklarına yol açabilirdi. Bununla sakindi. "Bana bak, Güneş bakabilir misin gözlerime bak." ricasında bulunuyordu. Korunaklı sözler kullanırken bakışlarının hislerini yalanlamayacağına emindi. Onunla daima gözlerinden ilişkilenmişti. Bakışların penceresi kelimelerden dürüstçe cesurdu. Duygular yıpratıcı biçimde farklılaşsa da aynılardı. Güneş'in de direnebileceği olanak bulamıyordu. Yapabileceği dokunaklı kırılmayan eylemdi. Zaaflarından bir diğeri de ses tonu olmuştu. İçe işleyici demekteydi. Gözlerine değdiğinde ömür boyu aşkın mührüyle kilitlenebilirdi. Yakalanacağını bilerek zırhını edinendi.

Dillendirdikleri benzer naziklikti. "Sen, bana aynı günde hem gitmemem isteğini söyledin hem de gitmemi diyorsun." açıyordu. Tonlaması inceldikçe işlenip duyulurdu. Nasıl arada kaldığını görmüştü. Kirpiklerinin renginin koyulaşması bir sesti. Haddini bilmez inceliği Güneş'i delip geçerdi. Kasırgayı birdenbire dindirirdi. Ayrılıp ayrılamadan olmadığınca baktırırdı. Diyeceklerine devam etmeden bir yutkunuşu çiziklerini atacaktı. "Öyle mi?" sorabilendi. Soruyu diyebilmek son şans kudretine yakınlıktı. Yinelenerek emin olmak istediği bir ana tutukluydu. Canı yanarken deneyendi. Reddetmek istiyordu. Aksini dese koşulsuz inanırdı. En mantıksız açıklamayı sunsa kanabilirdi. Oyunlar planladığı düşünülemezdi. Aşkın varlığı asıl oyundu.

Düşlerin gerçeğindeki Güneş değişkendi. Bir çift koca yağmur damlasına dönen gözlerinin ağırlığını üzerinden ayırmıştı. Misliyle acıyandı. Canı değil de canının derinindeki içi yerini edinmişti. Uzvu misali kalakalmış elini çenesinden ayırırken saçlarına varıyordu. Her an biraz daha hislerinin derinine gömülüyordu. Azar azar gözlerinin içine bakarken konuşmadan dilleniyorlardı. Oldukça yavaşlıkla şunca dinginlik azaplı ediyordu. Zira canıyla cananı yakıp yıkmaya yardımla yataklık sayılırdı. Onları tutuklayacak aşk ayrı hücrelerde beterince kıllarını kıpırdatamadan nasıl çürüdüklerini izlerlerdi. Aşk heves edip bırakılamazdı. Böyle bir duygu ikisini bulup kıymet bilinemezse etkisiz kalınamazdı. Bütün bunlara seyirci olmak ölüme teşebbüstü.

Rüzgar saç tellerinin aralığında gezinirken uzun süreli kalamıyordu. Değip değip çekiliyordu. Gözlerinin denk gelip kaçışlarıyla aynıydı. Sadece hissi gitgide yoğunlaşıyordu. Elleri saçlarından ayrıldığında ikisi de nefes alabildiğini sanıyordu.

Ellerini tutup ellerine alana kadardı. Gözlerine bakarken ellerinin arasındaki beyazlığı dudaklarına doğru yaklaştırmıştı. Belki de yapacakları sonsuza değin bir elvedaydı. Olabilirken yalansız dolansızdı. Rüzgar'a bakabilen gözlerini kapatırken gelecek olan öpücüğe kendini hazırlıyordu. Tutunduğu parmaklarına değen soluklarını hissediyordu. Ne zaman bir olup olmayacağı belirsizdi. Bedeni usulca eğrilirken nefeslere karşılıksız kalamadığında o da gözlerini sıkıca kapamıştı. Rüzgar, o hâlini gördüğünde durularak vazgeçmişti.

Yapacağından az da heves ettirdiğinden şevki kendisinde barınırken hüzünle caymıştı. Son veda ihtimalinde minicik busesini kondurmaktan ne kaybedebilirdi? Hiçbir şey. Yalnızca onu incitip kendini aratmak isteyemeyendi. Cesaretsiz ürkeklikten ziyade çok başka inceliklerle kaplıydı. Güneş'te tüm hazırlığının gereksiz olduğunu anlamıştı. Parmaklarını ellerinden kaydırırken bıraktığında beyhude çıkan acılara atılmıştı. Duruşu derinliğine yetişemediğinden dile getiremiyordu. Şu vaktin devamında ruh hissedilmeliydi.

Ölümle yaşamın kelimelerini sebeplerine dayanarak bir güne sıkıştırdığını bilseydi yapmazdı. Yapamazdı. Göğsüne bastırır da sımsıkı sarardı. Bırakmazdı. Sesi kısılana dek feryat etse de bırakmazdı. Müsaade alıp da öpemedikleri öperdi ardından saramadıklarını sarardı binbir parçası iflah olamazdı. Üzerini değişmek için yukarı giden Rüzgar emaneti sandığı odaya girdiğinde neler düşündüğünü biliyordu. Eğer düşünürse gidemeden arafta kalıp istemsizce üzebilirdi. Bu kez son olduğunu da bilirdi. İsteğiyle gitmeyip kaldığı evde yeni günün doğmasına kalmadan acı geceyle sonlandığını bilmeliydi.

O giderken Güneş adımlarını arkasındaki karanlığın temsili duvara geriye doğru adımlıyordu. Kafasını sağa çevirmiş yaş akıtırken bastırmıştı. Hızıyla kabaca silmişti. Serilikle kırılan parmaklarının öpülememiş acısını hissetmiyordu. Önünde göz doldurmaya çekinirken yaşı dökülendi. İç eriten çatlakları görmezden geliyordu. Azıp duran üzüntülerinin baş düşmanlarına mağluptu. Bir sevdiğinin gidişini ıraklardan geri dönecek de kavuşacak umuduyla gözlemediği kalmıştı. Kendi uğurlamışken beklememeliydi.

Bilakis merdivenlerden aşağı inerken adımlarının Güneş'e gidemeyeceğini bildiğinden donuktu. Yine de bugünü içinde saklardı. Kovalanmadan kaçınmak istediği evler mevcuttu. Zindan mağarası odalarca duvarlarda kilitliydi. Seneleri asra eşdeğerdi. Yapmacık mesuliyet kaçaklığını döven zincirlerdi. Aniden sevdanın zincirinden dayak yemişti. Hakiki okşama maskesinden bileğinden çıkaramayandı. Hür isteklerle kontrolcü olamadığıysa özgürdü. Davetin misafir kılındığı kapkaranlık ışıklı yuvada durabilmek isteyendi. Ömründe aradığı asırlık huzura nihayetinde kavuşabilmişti. Çekingenliği sevgisiyle azalıyordu. Fakat onun da isteğini dayanak sayamazdı. Açığa vurarak mahcubiyet veremezdi. Bedenen yanında duruşu dilerken yüreği kuşkusuzdu. Tezat düşerken konuk istifa etmeliydi. Kovmanın kederini vermeden çekip gitmeliydi. Usluluğu çıkarılmaya tırsmasından besbelliydi. Dışarıya bırakılmak özgürlükle iyiliği sunamıyordu. İkisi de belirsizce umut eder dururdu. Son adımında Güneş'e bakıyordu. Gözbebeklerine kifayetsiz his eklenmişti. Duvarları eklenmemiş duygularla bırakmıştı. İkinci vedası ise kendineydi. Birbirinden zordu. Acıları yarıştırmadan yaraşırken anlaşılırdı. Uzlaşma medeniyetle çatışının altındaydı. Durumlar süresince yoğunlaşıyordu. Hissiyat birikirken mütemadiyen vahimdi.

Rüzgar'ın yaklaştığı kapı bu sefer ağırdı. Hiç bitmeyecek, dehşetlere sürgün edecek bir ıstırapla bütünleşecekti. Kum tanesinin küçük yokluğuna baş kaldıracak umut kırıntısıyla hâlâ kalacağını arzulayan en ufak bir tını duysa geri dönerdi. Bağışlardı. Geri dönebilir miydi? Sevgi her şeyi affedebilir miydi?

İlkten kendince avutulmayı çalıştığı karanlığına yaslanmıştı. Parmaklarını sert duvarlara vuruyordu. Duyulmuyordu. Soğukluğunda nasıl kül olduğunu sezmek ile kalmadandı hissedendi. Karanın renksizliğiyle ezikti. Güçsüzdü. Paldır küldür kırılmışlardı. Bugün iki aşığın cenazesini kaldırıyordu. Bu yüzdendir gövdesi kanamasını yaşamadan tortularını taşıyordu.

Giden ayaklarının her bir hareketinde akan duyguya teslimdi. Teslimiyetle durduğu yerde kilitlenip kalmıştı. Ayaklarının kıyısına betonlar düşerken felçli acı gidememesi pahasına yaşanandı. Sınanırken kor ateşlere dokunacağını bile isteye gözlerini çevirebileceği bir Güneş duruyordu. Dönmemişken sisleri burnunu sızım sızım sızlatıyordu. Cani kokunun köşelerinden sıyrılıp sinen öz kokusunu arayamıyordu. Gözlerini değdiğinde başkalaşıyordu.

Neyin güzünde yapraklar aktığına tanıktı. Saliselere bağlı sallantılı eserde yaşananlar mevcuttu. Fakat ona rağmen aralarında henüz yarım kalanların varlığını savunma taraftarıydı. Arka çıkarken ikisinde bulunmuyordu. Henüz aşkı sevda edebilmek için toydu. Sözleriyle doğruca gitmesini söyleyip duygusunu kesse yerden yere vurulur muydu? Güneş ona bakamazsa üzerindeki bakışlarının eylemindeydi. Yine gözyaşları kirpiklerinin ucundayken dayanma galibiyeti onundu. Kederine bakınca iyi tutunmuştu. Yaslandığı duvarda dizlerini çökendi. Kalbiyle eğilirken ellerini zoraki kuvvetle birleştirmiş duruyordu. Kolları bir kördüğümdü. Biraz fazlasını deneyip zorlasa kırılmalarına azmettiren olacaktı. Tek bir yöne odaklıydı. Kaldırdığı aşkın omuzlarındaki ağırlıktaydı. Neden öylece duvar köşesine çökendi? Bilhassa inancını yitirilmiş aşık olmamışı şu hâle getirmişken... Oturup kaldığnı duvar köşesi zannederken Rüzgar'ın canının köşesine diz çökmüştü. Buz keseceğine bilse de oradan ayrılmak istemezdi. Yanından gitmemesini söylemek birdenbire imkânsıza dönüşmüştü.

“Yalnızlık insana çok şey öğretirmiş ama sen gitme. Ben cahil kalayım.”

O, her anına şahitti. Şahit oldukça dağılıyordu. Kapıdan çıkmadan önce dağınık saçlarıyla kirpiklerinin önüne yanaşanları da ezberlemekte aceleciydi. Onca şeyi aklına çakmışken özelliklerin hatırı kalmamalıydı. İsteksizce sırf o dile getirdi diye gitmişti. İzlendiğini bilmeden gidendi. Fırsatlarla hisleri ayakları altındayken gaddarca tepinip duruyordu. Mümkünken hiçbir şey yapmamak mahvediyordu. Gözleri az sonra akıtacağı yaşlarla iflas edebilirdi. Örneğine benzer siması karış karış kalbindendi.

İki can olmaktan çıkmış beden ayrılabilecek meyille tabi tutulanlar imtihan sırasını savmıştı. İşleyici evrelere geçmeksizin haddini bilmez acıya dayanamazlardı. Cebelleşirken Güneş'i hesap ederek kapısı aralıktı. Gidişin çarpış sesini var etmeme inceliğini düşünmüştü. Ummadığı zarafeti adımlarından işitense Güneş'ti. Hepsi hariç alışkın olmadığı tarzdaydı. Ortada henüz gözle görülür adlar konamazken acıyordu. İlerisi ne tür yaralar bırakırdı? Gittikçe gönlüne gelendi.

Adımlarını ilerletemediği yolculuğa özen göstermeliydi. Güneş'in yorgun varlığı kaldıysa duyulacak çığlıkları adresleri parçalardı. İntihar süsünü ekleyemeden kendine alarak işkenceler eşliğinde boğazlardı.

“Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,
Kendimi bulduğumda anladım.
Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış.
Kendi yolumu çizdiğimde anladım.
Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat; okuyarak, dinleyerek değil.
Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım.
Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış,
Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım.
Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden, neden hiç ağlamadığını anladım.
Ağlayanı güldürebilmek, ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş.
Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım.
Bir insanı herhangi biri kırabilir, ama bir tek en çok sevdiği acıtabilirmiş, çok acıttığında anladım.
Fakat, hak edermiş; sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını, gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım.
Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet.
Yüreğini elime koyduğunda anladım.
‘Sana ihtiyacım var, gel’ diyebilmekmiş güçlü olmak,
Sana: ‘Git.’ dediğimde anladım.
Biri sana: ‘Git.’ dediğinde: ‘Kalmak istiyorum.’ diyebilmekmiş sevmek,
‘Git.’ dediklerinde gittiğimde anladım.
Sana sevgim şımarık bir çocukmuş, her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan, büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım.
Özür dilemek değil: ‘Affet beni!’ diye haykırmak istemekmiş pişman olmak,
Gerçekten pişman olduğumda anladım.
Ve gurur, kaybedenlerin, acizlerin maskesiymiş,
Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış.
Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım.
Ölürcesine isteyen, beklemez, sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi,
Beni affetmeni ölürcesine istediğimde anladım.
Sevgi emekmiş; emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş.''

‘Sana ihtiyacım var, gel’ diyebilmekmiş güçlü olmak,
Sana: ‘Git.’ dediğimde anladım.'' Güneş’in.

“Sevgi emekmiş; emek ise vazgeçemeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar çok sevmekmiş.'' Rüzgar'ın.

İlk fedakârlığı ona bildirmeden konuşmuştu. Güneş’in gidişinin ardından hakkıyla kendi söyleyecekleri de vardı:

“Gidebilirsin. Dudaklarım yemini çağıramaz, edemem ama inan o kadar değil. Sandığın kadar olamaz. Seninle şimdi tek yürekte dost, iki yol arkadaşı da olabiliriz ve yine inan bana; şu anda senle ne yaşadığımı, bunun adını koyamıyorum. Karışığım. Bir ilkin deneyimsizliğinin orta yerinde sanki... Şimdi az biraz ağlarım, biraz can çekişirim en fazla. Bir şey diyeceğim: Ben, bu gece bir ölümü yaşatır dururum ve benim ruhumdan bir şeyler koparıla koparıla alındı. Bitmedi. Hâlâ da alınıyor. Paramparçayım. Hepsine kasıtla: “Senden geriye kalan var mıymış da öyle koparıp alınıyor?” diyor. İtirafçı bir acımasız ses.

Bir de canım yanıyor. Canım çok yanıyor. Bilir misin canının yanmasını, acımasını? Seninki kadar yaralı. Hissettiğim her neyse bu şeylerin içimden kopup gidecek olduğu bir anı delicesine gözlemiş demek ki. O zaman bana tek bir şey söyle: Değdi mi? Sen kurtuldun mu? O kadar da canımın yandığına yemin edemezdim ama buna tüm benliğim bağırır. Eğer olduysa; değdiyse senin için bu dehşet acının en şiddetlisine, misline razı olabilirim. Bilmiyorum neden ama olurum."

Sancılı gidişe etkili sebep oydu. Sanık kendisi ağır cezası onaydı. Dediği üzere isimlendiremediği ölümcül matemi yaşatıp duracaktı. Nefes kesen hıçkırıklarının arasında hüngür hüngür ağlayabilirdi. Tekrar yalnızlığa denkti. Kafasını yaslayabileceği omuzla ritmiyle sarılabileceği göğüsten yoksundu. O da başını dizlerine kapamış delice haykırmıştı. Bir zamanlar aşka yabancılığı söz konusuyordu. Şu an bir tek aşk duygusunu tanıyordu. Karşısında baştan aşağı isyan ettirten ölümleydi. Aşk geçilmeli özenle var olan bağlantının insafsız kaybına nasıl olur da katlanabilirdi? Yalnızlığıysa dilediği ağlamaları sunuyordu.

Başını dizlerine gömerek saçlarının önünü örtmesiyle aralıksız ağlamalarına başlamadan yazdığı kâğıtla kalem yanı başında ayrıca acıyordu. Onun gibi canının acıdığını bilse dae duramıyordu. Yüzünün aldığı hâli bilemese de nefes aldırmayan hıçkırıklarını unutmayacaktı. Bilinçlice sevginin doğumunda yok olmuştu. Esip gelen ferahlatabilecek nazikçe dokunuşsa kana kana ihtiyaçtı.

“Sen yine bildiğin gülü kokla.
Benim çoktan günüm belli,
Hem annem hem babam sendin.
Böyle ufalanma merhem elindeydi
Bir dermanı çok görüp de,
Boynu büküp gittin içe sinip de,
Ayağımdan kaydı gitti.
Toprağım sendin, depremim de.
Gelmedi elimden,
Dökülemedi inan dilimden.
Susuyorsam bir bildiğimden,
Sevdiğimden, gördüğümden.
Tutuşmuş beraber ellerimiz yangın ezelden.
Gidiyorsam çok sevmekten,
Yanmaktan, ölmekten.”

“Sevda beni derin derin ince ince dağlıyor.
Gözlerimden yüreğime zehirler aktı sanki.
Tenim içinde, canım tutuştu her zerreme ateş yağdı.

Aşk özgürlükse bu tutsaklık niye?
Beni sana hapsetti gönlüm.”

Öbürü serinlemeden kavruluyordu. Diğeri ısıtılmadan donmuştu. Hazin vefatın yaşatılışı kanıtlanmıştı. Karalar aydınlıklara erişir miydi?

***

DEVAM EDECEK…

• ALINTILAR;
/ MELİKE ŞAHİN — TUTUŞMUŞ BERABER /
/ MABEL MATİZ — DEĞİLSİN /
/ NAZIM HİKMET RAN’DAN /