3. bölüm · ONSRA
BÖLÜM 3 / “Yan yana, yan yana.”
Tökezletecek kâbuslarla boğuştuğu bir gecenin sabahıydı. Sabahları önceleriyle ilgisizdi. Oysaki gün başlangıçları vardı ki gerçekten öyleydi. Hakkı verilen dürüst bir günaydındı. Güne neşeyle uyandırır yüreğini hoplatırdı. Tamamının ötesinde huzurla gülümseyen yüzü özeldi. Pençesinde takıldığı karanlıktaydı. Özlemeyi anımsayı dahi tadamadığı sabahlara dair hiçti. Kaybı her an yüzüne vuruluyordu. Telafi edilemeyecek suçları örnek almıştı. Terk edilmek mecburiyetinde takılı kalmıştı.
Daha başka sabahları ararken geceleri handikap sayılırdı. Hançerler eklendikçe hasarı vurucuydu. Uyuyamadan uyanışlarıydı. Gerginleşmiş vücudunu serbest bırakmaya çalışırken ağrıları ezberlenmişti. Ellerini sıkmaktan tırnak izleriyle dolan avuç içlerini tanırdı. Sığınamadığı evde yalnızlığının teminatı dört duvardı. Uykusunda da serbest bırakmayan ağlamaları çalvandı. Belirli bir saatten sonra ağlamaktan uykusu gelirdi. Bayılmış gibi kalırdı. Giderek ilerleyişinde korkutucu seyri sürdürürken hastalığa yakındı. Bir tür işkenceden kurtulmayı deneyemiyordu. Dipe battığı çamur çıkarılamıyordu. Travması berbatlığını sağlıyordu. Dayanabilmek pahasına alışkanlığına evrilmişti.
Teslimiyete girişirken üzüntülü kapanışlarda dağılandı. Yokluklarını haykıran kâbus birikiyordu. İnadına biriktiği güzel anıları anımsamak isterken yetinemiyordu. Hatıralarını gölgeyen yası acımasızdı. Gözlerini diktiği tavanı boşluğa izleyiyiciydi. Oraya bakıp kurabileceği hayal yoktu. Beyin fırtınası yapamıyordu. Aynı tavanda bile değişikliğe uğratılmıştı. Düşünmekten sıyrılabildiği fırsatıyla okulda olması gereğini anımsıyordu.
Rahat edemediği yatağından kalkabilecek gücü bulmuştu. Bir gün bu denli sancıyla uyuyacağını düşünemezdi. Sayısız gece karanlığının ölüsünü salmıştı. Emaneti değilken kaybolup gitmelerini istiyebilirdi. Evin içinde gezinirken sessizliğin çığlığını duyuyordu. Eğer aynı vaziyette devam ederse böyle mi yaşayacaktı? Adı yaşamak olamazdı. Alışmak az üzülebilmeye dostu olabilirdi. O günün ardından zamanı durduran güzdü. Yemeden içmeden kesilmesi sürüyordu. Açlığı hissetmemeye başlamıştı. Gönülsüzce uyumayı denerken keyifsizce yiyip içiyordu. Onca duyguyu utandıran robot duruşuydu. Yaşamıyormuş şeklinden kalbi kesilip atılmıştı. Kesilen noktanın zerre uyuşmadan yakmasıysa adaletsizdi.
Aynanın karşısına geçtiğinde kendini küçümser gibiydi. Acısını gözlerine bakınırken görüyordu. Kederi kırılgan simasının çizgisinde oturaklıydı. Yalnızlığının birkaç gününde durumu acıklıydı. Küçümsemekten öte ayağa kalkmasını söylemeliydi. Sırılsıklam vücudunu eskiye erdirmeliydi. Ruhundaki acıları da içinden söküp almasını istercesine duş almıştı. Bıraktığı yangınları çatırdatarak körüklüyordu.
Bir yardım elinden ziyade varlığını hissettirecek kişinin yokluğuydu. Annesinin yokluğu... Yemek kokusuna dek yaşatacaksa öldüğünü de kabullenmeyi hazmedemiyordu. Kendi vaziyetiyle yokluklara alışabilmek çetindi. Yapabilmenin zor olanlarıyla sürece yayılıyordu. Zorunlulukla henüz altından kalkamadığı ağırlıklar çoğalmaktaydı. Lisan aracılığıyla anlatılamazdı.
Yakın çevresine ulaşmak mümkündü. Yardımlaşma dışında sesine koşarlardı. Biliyordu. Bilhassa bildiğinden sesini çıkarmıyordu. Susuyordu. Sustuklarına bundan ötürü sessizdi. Yardımına koşulmasıyla birlikte onların da canı yanmaması fikri dinmiyordu. Onları da heba edemezdi. Ziyan oluşlarına seyirci kalamazdı. Canını yakmamak mevzusu zamanla yersiz drama dönüşmüştü. Kimseden destek alacak vaziyette değildi. Bir yerde faydasını görüyor olacaktı. Sürekli birileriyle bağımlılıkla ömür süremezdi. Yaşamını idame ettirmeyi bugünlerde ustaca gerçekleştirmeliydi. Hayallerinde şu acıyla öğrenme ihtimal yer edinmemişti.
Bugün de rahat giyinmeyi tercih etmişti. Kalp rahatsızlıklarını avutmuştu. Özünü değiştirmeden sadeydi. Özgürlüğe eriştirdiği görünürlere bakıyordu. Hürriyeti kadar bazı eylemlerini kısıtlayan değnekleri buradaydı. Elim kazadan sağ çıkmalarına kızarken idare edebilirdi. Kısıtlamaları her durumda olağandı. İnsan yaşamında daima birtakım kısıtlamalar mevcuttu. Esas mühim olansa aşabilme azmiydi. Adımlarını insanlara gereksinim duymadan atabilmenin yöntemi seçilmişti. Konforlu biçimde adımlayabilmeye emek vermişti. Şikâyet etmezdi. Eşyalar destek olduğunda acımasızlık etmiyorlardı. Muhtaçlığın hazin ağırlığını kendinden biliyordu. Edindiği yaşanmışlıklarla değneklerle yetinebiliyordu.
Gelecek düşüne kapılmadan yaralarıyla sabitti. Zaman hızlıydı acıyla donuktu. Yaşadıklarındaki hakikati değiştiremiyordu. Islatılmış saçlarını toparlamayla tekrar karşısındaydı. Kendine bakabilmeyi deniyordu. Şu tanışamadığı hâline ayrıca alışabilmek lazımdı. Elinden tutup güçlenmesi pahasına yapabildiğince bakmalıydı. Sonrasında bekleyemeyen vakitle barışık kendine dönmeliydi.
Saçlarına bakınırken sevildiğini anımsayıp duruyordu. Annesi bazen bakmakta zorlansa da kestirmeye kıyamıyordu. Babası da çok sevendi. Her küçük izde onları aramaya devam edecekti. Benzeyen yüzünden onları bulabilirdi ancak yastan bulamayandı. Şefkati sevgili öpücükleriyle güzelleştireceği düşünemeden sonlanmıştı. Düşünceleri solarken acıtmaya yemininlilerdi. Yıkıntılarının arasında yaşam savaşçısına dönüşmüştü. İncinmemeliydi. Seyrek sayılabilir yüzleşmeleriydi. Diğerlerine kalırsa sonu ölümcül gaileyle bitebilirdi.
Bahsi geçen saçlarını toparlarken elinde toka canını acıtmıştı. Bedenine matemi haricinde varan başka bir acıydı. Kendini hemen parmağına bakarken bulmuştu. Tırnak dibinin yarılmasıyla meydana gelen kırmızılığı barizdi. Yenice anlayabilendi. Gördüğü manzaraya mimikleri donuktu. Nemlenmeye alışkın gözlerse titreşiyordu. Bitap vücudunu saran bornozla aldığı duşun yararsızlığıydı. Düş kırıklığıyla sarsılıyordu. Meydandaki dağınıklığıyla minik atışmalar dizginsizdi. Kolaylıkla hareketlerinin zorluk derecesi artıyordu. Düşlediği özgürlük eylemeri hevessizdi.
İzin nasıl meydana geldiğini kontrol etmeliydi. Ürkekçe duş aldığı bölgeye ilerlediğinde kafasını eğmişti. Yakınlaşırken destek aldığ demirin aralığındaki kırmızılığı sinyaldi. Kaçınılmaz olmuştu. Eşya desteğini dahi kötücül davranışlardaydı. Döktüğü birkaç damla suyla akarken dolu bakışları son dayanağıydı. Fark ettiği başına gelirdi. Oldukça annesinin söylenmeleri kulağındaydı. Evin her detayında boğulmaktan korkuyordu. Koltuğun köşesine öylece oturmuş gözyaşlarını akıtıyordu. Bırakılsa orada saatlerce ağlayabilirdi. İçindeki üzüntü sönene dek ağlardı.
Sürenin ilerleyişinde kapıya yaklaşmıştı. Kaybının ardından dış dünyayı açıldığı nadide vakitlerden birisiydi. Annesiyle babasın son çıkışlarını imgeleyecek takati görünmezdi. Bulunduğu yer ayarsızca acı ekliyordu. Evle ruhundaki hisler içine parçalasa da asıl zorlayıcı dönemi dışarıydı. Sığınağı bırakıyordu. Donukluğuyla akan hayatta sözleşmemişti. Dilediği şekilde davranamazdı. Etrafındakilere gerekli pozları kesmeliydi. Meşhur maskesiyle yalancılığa hazırdı. Kimse hatta Güneş'te anlayamamıştı.
***
Yüreğindeki karanlık gökyüzünün mavisiyle dövüşmüştü. Gecenin karartısını taşıyandı. Adımlarınının cansızlığıysa belirsiz izlenimi olağandı. Çöküşü tarafından alınmıştı. Bilmediği bir yolculukta hedefsizdi.
Bir biçimde sonlanacak yolu meraklısı sayılamazdı. Hele canını yakmadan büyütemezdi. Beraberce yorulmuş bedenini yere kapaklanmıştı. Şaşkınlık duygusuyla düştüğünde kalıyordu. Titremesiyle arlanmış dudaklarını birbirine bastırarak kapatmıştı. Uzayıp giden dalgınlıklarıyla yaşamda olduğunu anlamalıydı. Arzusuz tavrıyla yanlış yola sapmıştı. Acıyla karşısındaki gidilecek yola bakarken başına geldiğini hatırlayandı. Keyifsizliği artarsa düşmeleri yanında gelirdi.
Ellerine baktığındaysa dakikalar önce boşluğunu dolduran demirlerin yokluğunu hissediyordu. Yakasına yapışırcasına bir olduğu yerden kalkmak isterken avuç içlerinin soyulduğunu farkına varmıştı. Uzanabileceği yardım eli olsa fena olmazdı. Çevre umursamayacak kadar duyarsızdı. Bakıp geçmekten ayrışan katkıları yoktu. Hastane kapısındaki düşüşü zordu. Sevdiklerini terk etmekteydi. Düştüğünde elini tutan birisi vardı. Acıkmaktan ziyade destekleyen sakinleştiriciden yoksundu. Diğer insanların değil de Rüzgar'ın ellerini aranmıştı. Bulamamak ürktüğü cezalandırmaydı.
Kendi kendisine kalkmayı dillendiriyordu. Söylenirken tuttuğu elden dolayı öfkeliydi. Tercihiyle yokluğunu aratışına sitemkârdı. Hayata kafa tutarken kendinden başka kimsesi olmayacaktı. Bir başına ayaklanmayı edinmesi acıklı motiveydi. Hakkı olsa da yardıma getirilmeden kalkabildiğin de mağlup kudretini anlayandı. Kendi kendinin elinden tutup kalkması yabancı değildi. Samimice yaşama gelebilse çeşitli pencerelerden erişebilecekleri dibindeydi.
Anice kısıtlanan yolculuğunu poşetle ilerletmişti. Üzerinde yırtıklar kalmasıyla ayak bileklerinin yaralandığına tanıktı. Şansına ilaç alabileceği yerden geçmişti. Yaralanmasının aksatmalarla gelişigüzel tedavilerle geçemeyeceği uyarısı verilmişti. Pansumanın düzenle yenilenmesi elzedi. Neredeyse umursamadan duymuştu.
***
Okul kapısına gelebilmesi hayret edilesiydi. Malum günde kapısından şenlikle çıkışını hatırlamamak imkânsızdı. Düşünceleri peş peşe birbirini kovalamaktaydı. Dışarıdayken de serbest bırakmayanlardı.
İçeri girip ilerlemesiyle koridorun bir tarafında Ceren'le Mert'e rastlamıştı. Konuşmaları göremeyecekleri ölçüde hararetliydi. Tahminen konu kendisiydi.
Az yakınlarında Rüzgar'a rastlıyordu. Kıyıda gizlenerek hitap edemeyedi. Kendisini hemen fark edebilirdi. Buraya gelirken dizleri yerle birleştiğinde aradığı simaya inanamamıştı. Aranıp durduğu gözler yakınındaydı. Bakışlarında kalabilmek pasif direnişti. Yarasına tuz basmadan gitmezleri kuramazdı. Kendisine bayıldığı anı canlandıracak süreyi tanımamıştı. Çabucak odağını bitirmişti. Sonlanmasıyla içinde akıcıydı.
Koltuk değneklerine avuç içi etinin sıkışmasıyla kendine dönmüştü. Nasıl dalıp gittiğini ancak çözmüştü. Kendine döndüğünden Rüzgar'ın gözlerinin üstünden geçtiğini sonrasında algıyabilmişti.
"Geliyorsun haber vermiyorsun." yanına yaklaşan Ceren'di. "Beklemiyordum seni."
Duvar köşesine yaklaşmıştı. Değneklerini bırakmıştı. Mert'in sessizce selamlamasına karşılık vermişti. "Haber vermeye fırsat olamadı. Gelmeyi neredeyse unutuyordum." demişti Ceren'e. "Gelmese miydim bilemiyorum, uzun zaman oldu. Ara girsin istemedim."
"İyi yaptın gelmekle. Arayı kapatırız. Sen duramazdın." diyordu. Destek çıkmaya çalışması beyhudeydi. Mizacı derin arkaşına ayrıcalıklı hüzün işlenmişti. Zahmet olmaması için geldiği hissediliyordu. Hoş geldiğini diyememişlerdi.
Kimse yasının üzerine hızlı bir dönüş beklemiyordu. Onca acının ortasında sıkışmışken buna dert yanamazdı. Alışıldığı gibi yaşayamayacağı zorlu süreçlerden biriydi. Normal tepki beklenmemeliydi. Bomboş bakışlarının esiri olmuşken Ceren'in sesiyle oradan ayrı düşmüştü: "Neyin var senin?"
Yüzüne döndüğünde sessizlikle karşıladı. Neyi olduğunu sormak hakarete benzemişti. "Dizlerine ne oldu Güneş?" Mert'in sessiydi. Oysa cevapsızdı.
''Acaba nasıl becerdin bunu? Bir türlü alışamadın.'' diyen Ceren'di. İpucu poşeti görmüştü. Biraz dikkatle sesi geliyordu. "Ellerinde soyulmuş."
Yanıtlamak mecburiyeti gelişmişti. "Abartmayalım isterseniz. Düştüm ondan oldu." yanındaki poşeti göstermişti. "Şimdi hallederim."
Uzaklığıyla sohbete tanık Rüzgar'dı. Düştüğünde yardım eli bekleyen duruşu canlanıyordu. Bu defa yanında olamayandı. Sakinliği acı vericiydi.
"Seninle geleyim mi?" diye teklifte bulunan Ceren'in sesiydi.
Başını reddercesine kıpırdatmıştı. Yanlarından uzaklaştığında cümlelerini duyamıyordu. Ekstra kelimeler ağırlığa dönüşmüştü. Kederiyle suskunluk ölçümleri ortaktı.
***
Geldiği ortamda yalnız kalması yetersiz şansıydı. Bir köşeye yaslandığında uğraşı başlamıştı. Kalıcılığını yitirmiş sargıyı zahmetle çözmüştü. Uygulama işlemine geçtiğinde eğilememişti. Taze yarasının acısıyla canı sızlıyordu. Ceren'den gelen yardımını reddettediğine pişmanlık duyabilirdi. Çabasından pişman olabilecek durumda hissetmiyordu.
Yeniden kendi kendini hırpalayarak söylenmekteydi. Beceriksizliği normal gelmeliydi. Azabıyla bir tek kendine öfkeliydi. Nazını çekmek istemiyordu. Boşa çıkan çabayla kalakalmıştı. Hissettiği acılar minik inlemelerine sebebiyet oluyordu. Bedensel izin yarası usanmadan ruhsal acısına dönmekteydi. Karabasan gecelerini kafasına vurarcasına anımsatıyordu. Ağlayacak yer arıyorken hassaslığı artan gözyaşları şelale olurdu. Sabit biçimde bozuk nefeslere kalmıştı. Kendini dindirmekte başarısızdı.
Gözünden akan damlalara az kalmışken kapı açılmasıyla durmuştu. Yumduğu gözlerinin baktığıyla şaşkındı. Takip edilmekten öte seyredildiğini düşünmek garip olurdu. Bilerek yardım telafisine gelen Rüzgar'dı.
Bazı şeylerden sonra ansızın karşısındaydı. Beklenmedik geldiği kadar uygun anları buluyordu. Şaşkın ifadesi usulca değişkenlik gösteriyordu. İçini hareket ettiren duygulara yenisi eklenmişti. Onun bakışlarından geçen sakinliğe dokunmuştu. Ardından başını gözlerini göremeyeceği bir yöne çevirmişti. Neden yaptığıysa sürekli muammaydı. Aradığı surat onun değil gibi davranmıştı. Ararken unutmaya çalıştığı gözlere yüz çevirmeyi hak saymıştı. Durup izlemek ölçüsünde haktı. Habersiz gelişiyle sorularını hemen sıralamıştı. Rüzgar'ı arayınca bulamamak canını sıkmıştı. Yalnızlığına sahip çıkıp diğerlerine alışmamalıydı. Kimsenin alışkanlık oluşturmasına alan sunamazdı. Bu kişi bakmaya çekindiği gözlerse yakıcı üzüntüyü getirirdi.
Gitmeyeceğini anladığında kaçak bakışları gözlerindeydi. Onu henüz bilemese de Rüzgar'ın şimdiki bakışını tanıyordu. Elini uzattığında öyle bakınandı. Bakışlarını tanıyabilecek yakınlık içini ürpertmişti. Kapalı bırakılmış gözlerinin acılı ormanlarına gün ışığı değinmiş miydi? Rüzgar'ın duruşu devam ederse beraberce kalırlardı. Mantığıyla yaşamın akışına tersti. Küçükte olsa onayını hissettiğini fark etmişti. Yoksa belirsiz mahcubiyetin altında yüreği bükülürdü. Amacı yardım etmekken rahatsızlık verdiğini düşünebilirdi. Kendinden emin bir iyimserlikle geldiğinde Güneş'in fikride değerliydi.
Emin olmasına rağmen onay alışı Güneş'in duygusuydu. Ne yapacağını bilemeden başını hafifçe oynatmakla yetinmişti. Ayak bileklerini sarmak için önüne eğilmişti. Oldukça dingin hareketleri aceleye tezattı. Bekletmeme özeniyle dizlerini çökse de yere temastan uzaktı. Belli belirsiz utanç eksiksizce Güneş'e aitti. Elini tutmayı kabul etmeden kaçarken tekrar tutunduğu kişiydi. Karşısında özen incitmeme gayreti görmüştü. Güvenliğine varken ondan tetikte davranışlardı. Kısaca minik aralıklarla göz göze geliyorlardı. Vakitinde anımsamamayı denediği kesik sima yapboz misali netleşmişti. Ezberlememek için direnememişti.
Sargılara olması gerektiği yeri buldururken Güneş'in gözlerini nasıl yumduğuna şahitti. İçine oksijen tüpünden can damlası almışa benzeyendi. Soluğunun derinliği anlaşılırdı. Kırılganlıkla ürkek nefeslerine yakınlığıdan tanışıyordu. Onlarla eşleşiyordu. Bazı şeyleri toparlarcasına değildi. Ortadan ikiye bölünmüş birisiydi. Kanamalarını durulmaması zarardaydı. Benliğinde yarası edercesine gözükmekteydi. Dikkatini kesmen dirayetini sağlamıştı. İkisini de gitgide zorlamak isteğinde değildi.
"Tamamdır." demişti sakin tonlamasıyla. Dalgınlığından dış dünyaya çıkartarak haberdar etmek istiyordu. Ayağa kalkarken duruşunda farklılık eklenendi. Dilediğince son bulduğuna dair kibarca uyarmakla yetinen sesyle buradaydı. Feri sönerek bakmıyordu. Özlenmiş ışıltısı ufaktan samimice belirgindi. Herkesin yardıma onay verebilse de Rüzgar'a bakabildiği yerde bakabilir miydi? Yoksa Rüzgar olduğu için miydi bilememişti. Duyguları neredeydi? Resmen kafa patlatacak sualleri kördüğümdü. Karışıklığında sahiden gün ışığının erişimiydi. Işıkla muhabbet edemeden karanlığı çözemezdi.
Karşılık veremeden tutuktu. Rüzgar'da onun teşekkür bakışını öğrenendi. Yaslandığı yere ellerini koyarak kendini destekliyordu. Bir süre sessiz kalmışlardı. Rüzgar'ın parmaklarına baktığını gördüğünde paniklemişti. Bakışlarını haricinde bedenindeki acıları bulabiliyordu. İfşa anlarının bihaber şekillerine sitemkârdı. Kimseye kızamadan kırılıyordu. Duygu takviminin yoğunluklu evrelerinde dargındı ancak Rüzgar imtina edendi. Nezaketini dahi dibine sokmuyordu.
Parmağında açılan kıpkırmızı izin taze hikâyelerle altını çizişini görebilendi. Hele ki uzatılacak ellerden birini aradığını hissedebiliyordu. Her yanına yara bandı eklemenin mümkün olmadığını algılıyordu. Anlarken yanında kalabilendi. Evvelinde bitip bitmemesi dilemmasına düştüğü sıktı. Bıkmayı alet etmeden örnek ikilemi tanımayandı. Bıraktığı poşeti unutmadan adımlamıştı. Zihnini bırakmadan orada duramaz edasıyla uzaklaşandı. Gidebilme konusundaki yeteneğini ittirendi. Bir daha göz göze gelene dek anıydı. Esirgemeden açığa çıkan cömertlikle anımsayabilirdi. Kaçındığı suretin anlamı hatıralarla derinleşiyordu. Irak kaldıkça kalpten yaklaşandı. Yaraların ardındaki görünmez destekti. Alamadığı yardımlaşmanın çağrılarıydı.
***
Yaşadıklarının yeniliğini bilen Ceren'di. Ketum duruşuna kanmadan geceleri gördüğü leş karabasanlara dek öğrenmişti. Hepsiyle konuyu farklı meselelerden alıkoyamıyordu.
"O günde Rüzgar'la neler olduğunu biliyorum. Anlattı bana. Filmlerdeki gibi resmen."
Bu kadar yakın olduklarını bilmeyendi. Ceren'le Mert'in haberleri ondan aldığını yeni öğrenmişti. Arkadaşı durmadan anlatırken Rüzgar'ın nasıl söz ettiğini merak etse de soramıyordu. Onunla alakalı sorular sorabilmek ilgisini açık etmekti. Birkaç saat öncesinde yaralarını sardığı sargı bedenindeydi. Aksi şekilde sorularına yaklaşamayandı. Yasını andıkça film tadında olduğunu da düşünemeyendi. Tuhaf raslantıların arasındaydı.
"Ben yukarıdaki kütüphaneye çıkıyorum."
"Benden kaçma yerin. Özlemişsindir." diyordu. "Sıkıntı mı var? Rüzgar'dan söz ettim diye kızdın kesin."
"Bir şey yok Ceren. Ders başladığında unutursam haber verirsin."
"Çağırırım. Notlar sınıfta alırsın."
Anımsattığı notları almıştı. Sırasının altında gizlenerek yazmak isteyince karaladığı kâğıtlarla defteri almayı ihmal etmemişti. İhtimallerle yapabileceklerinden şüpheliydi. Kendine aşırı sağlam bir güven duymazken saklanmak istediği konuma ilerlemişti.
***
Onun seyircisiydi. Divane olmuş gibiydi ama kovulmadıkça belirsizlikle yetinerek onunla kalmak istiyordu. Fırsat buldukça görebilmek arzusuyla dolup taşıyordu. Zararsızdı. Varlığını sezdirmeden uysalca seyrediyordu. Seyredemeyecek boyutta ırağın da bulunmamalıydı. Bir saniye dahi olsa koca tesadüflerle küçülen dünyanın ortaklıklarını bilebilmek yeterdi. Solukların hangisi bir diğerinden evvel kesilir bilinmezdi. Keskin bilinmezlikle yaşamından haberdar edinilmek manidardı. Kıymetli şansta Rüzgar'a aitti. Çevresine uyumlu Güneş'in tek başınayken seyredebilmek değer olacaktı. Özüyle tanışmaktı.
İnce çerçeveli siyah gözlüğünü takmıştı. Saçları dağınıktı. Kendini özgün evreninde bulandı. Bambaşka Güneş oluşumunda özgürlüğüne kapamıştı. Kendince de kim olduğunu bilmiyordu. Kalıplarla sığdırarak tanımlayamıyordu. Yazarken kimse olamadan herkese dönüşebilirdi. Acılarının dayanılırlığını kuvvetlendirmek istercesine yazıyordu. Hüzünle sınırlı kalmayıp tüm duyguyu derin hissiyatıyla bölüşüyordu. Kelimelerin kâğıdına akmasıyla yaşamlarını ediniyorlardı. Her şeyiyle içinden geleni yerine getiriyordu. Ürkmeden yazandı. Gözlerinin önüne gelen saçlarını umursamıyordu. Yorgunluktan kapanan bakışlarına inatla akıyordu. Hırsının tatlı eminliğinle yazıyordu. Alışmakta zorluk çektiği yalnızlığını kucaklamaya çalışıyordu. Kapkara kuyuya iten yalnızlığı seçilmiş tek başınalık yapamazdı.
Rüzgar'a yaşananın içinden sıyrılmadan izlemek kalıyordu. Bir yerde daha ikisi yalnızdı. Henüz farkına varmamışlarsa da işaretler hâlâ yakınlıklarını istiyordu. Arzusunu zariflikle sürdürmekteydi. Onu nadiren izleyeni konsantresini tanırken bitkinliğiyle görüştürülmüştü. Bitkinliğinin anlaşılmama olasılığı sıfırlanmıştı. Alamadığı uykusundan ziyade hissettikleri onu mahvediyordu. Oyunda pas hakkını seçenek yaparak elindeki kalemini masaya bırakmıştı. Seri yazımına göre yavaşlamıştı. Takılı gözlüğünü çıkarırken de bakışlarının sızılı doluluğu görünürdü. Dağılmış saçlarını düzeltmişti. Taşıyamadığı başını masaya bırakmıştı. Kolları yastığı vazifesini üstlenmişti. Uykusuzluğuna zıt biçimde duruyordu. Yumuşak yatak yokluğu önemsizdi. Düşünceli duygu labirenti düşmanıydı. Gözlerini yummuşken uyuyamıyordu. Kaygısı devredeyken endişeliydi. Yalancı dalışı yapamıyordu.
Seyri saf izlemekten çıkıp derinlemesine gözlemlemeye dönüşüyordu. Paylaştıklarıyla duygusuyla değişkendi. İçindeki gönülden bakmak istediğinde anlamı görünürdü. Ufak eylemlerinde hissedilen iletilerdi. Acılarının yansımasıyla narin mizacı netleşiyordu. Onu yakından görüşleriydi. Uzağındayken de derin yaralanmaları tanıtırdı. Güneş'i izlerken ki kendini görebilmek isteği doğabilirdi.
Her ikisini de üçüncü gözle seyredebilen Ceren'di. "Pardon, böldüm galiba." diyen sesi Rüzgar'ın yanındaydı.
Onunki kadar edindiği kısık bir sesti. "Yok, denk geldim." açıklama yapmayı denemişti. Onu izlerken ortak tanıdıkları insana rastlamak tetikleyiciydi.
Ceren'de gülümsemekle yetinmişti. "Sen geç."
Dediğini yapmadan duraksamıştı. Duruşu arkadaşını da üzmüştü. Enerjisi ezilen sesi belirmişti. "Çağırmaya gelmiştim de. Uyuyakalmış." acıyan tonlamaydı. Suratı asıldığında suskundu.
Ceren'in tavrıyla odağı yeniden Güneş'e çevirlmişti. Dışa vurulan merakına teslimdi. "Niye böyle?" diye sorabilmişti. Ceren'de Rüzgar'ın ilgisini idrak etse de sualini beklemeyendi. Güneş'ten bahsettiği zamandaki hislenen duruşunu anımsıyordu. Hatırlayınca sırrı paylaşma arzusunu engellemekte zahmetliydi.
Söylememesi gerekenleri ağzından kaçırma endişesiyle konuşuyordu. "Habersiz miydin sen? Benimki de soru, nereden bilebilirsin?" diyordu tuttuğu heveslerle. Ağzından kaçırmamak haricinde anlatabilme kuvveti aramıştı.
Ruh hâliyle moralindeki akışın değişi cümlelere bağlı olmuştu. Sorduğundan kaynaklı densizlik ettiğini düşünse de merakı derinleşmişti. Duyduklarıyla merakı çoğalmıştı. Ceren'i can kulağıyla dinler olmuştu. "Aslında daha fazlası var da..."
"Dahası neymiş Ceren?" diyen Güneş'in sesiydi. Ceren'in açıklamasına engelleyici sayılırdı. Sırlarını paylaşmasına pişman etmemesini umardı.
Rüzgar'a anlatma cesaretinden vazgeçtiğinde Güneş'in gelişi kararını netleştirmişti. Sırf ilgileniyor diye de Rüzgar'a kişisel durumlarını bildiremezdi. Rüzgar'ın duygusuysa geçici ilgilerden derindi.
"Söylemesem de olur Rüzgar. Önemsizdi." diyerek kestirip atmıştı Ceren. Anlatıp anlatmama arasında çelişmekten kurtulmuştu. Rüzgar'ın tatmin olmadığı barizdi. Gördüğü sözlerin ardından içine sinmeyeni kurcalamak istememişti. Çizgisini aşmamayı deniyordu. Ceren'le Güneş bakışırken söylemlerle sorun olmadığına ikna edilen Güneş'ti.
"Hadi sen gelsene Çağırmamı söylemiştin Güneş." diyen Ceren meseleyi kapatmıştı.
Sessizliğini bozmadan başını sallamıştı. Ceren'in sözünde durmasının rahatlığını yaşıyordu. Geceleri uyuyamadan yaşadıklarından tek haberdardı. Dinlediğiyle kalacaktı. Çabuk unuturken Rüzgar'a anlatma ihtimali içini oymuştu. Bir faydası yoksa da sessiz kalabileceğine inandığına anlatmıştı. Kendisini deşeni kimseye söyleyemezse çatlar dururdu.
Seri adımlarla olduğu yerden giden Ceren'di. Güneş'se çoktan işinin başına dönmüştü. Her bakışında yepyeni eklemeler eklenen Rüzgar'ı yok saymıştı. İçindeki baskılayıcı artış yönüydü. Oturduğu masaya yaklaşmıştı. Ayakta kalmayı tercih ederek hızlı davranıyordu. Telefonunun ekranından yazdıklarıyla düşünceliydi.
Bakışları rastgele aldıklarından birisiyle çakışıyordu. Seneler evvel hoşuna giden cümlelerden birini daha not almıştı. Bu da onlardan bir tanesiydi. Aşktan esinlenen cümleydi. Şu anda yanı başında olan kişiyse bakma lüzumu duymadığı yüzüne bakandı. Yazdığı dizeleri suskunca içinden tekrarlıyordu. Yaraları şahsın elleriyle sarıldıktan belli bir sürenin ardından bazı gelişmelere bağlı olarak Güneş'te o cümleyi okumuştu. Sonrasında gülümsemişti. Rüzgar'ı anımsamamayı deneyerek saçmalık yaftasını kazımıştı. "Bunu ne diye yazmışım ki, neden olabilir?" sorgulamalarının altındaki tınıyla aşkı çağırabilen sonsuzluk tıkanıyordu. Vaktiyle anlık boşluklara düşerek yazdığı sözcükler Rüzgar'ın okuyuşuyla manasını bulabilir miydi? Sahipsizliği oradakine sarılabilir miydi? Yıllar yılı kimse samimice dokunamamıştı. Sandığının sıkı sıkıya kilitleri Güneş'te mevcutsa da hazineydi.
Sabit duran kafasını belirli aralıklarla telefonunun ekranından kaldırmasıyla gözü saatteydi. Bir an önce derse yetişmeyi planlarken Rüzgar'a rastlıyordu. Neden yanında bittiğini soramamıştı. Burada durmasının sebebini de sorabilirdi. Ona yardım etmesine engel saymıyordu. Kargaşasında uğraşacak histe değildi. Ağzını açıp sorular sormasından çekinmişti. Sözde yersiz çekingenliğinin nedeninin bilemeden araftaydı. Acele ettiği işine adapteydi. Meşguliyeti muhatap olmamaya mazeretti.
Kendini sorular soracak yerde göremeyense Rüzgar'dı. Susup susturduğu alanlarla çevrelenen merakı yazdıklarıydı. Eline özelleştirilmiş kâğıtlardan birini aldığını görünce gözleri aniden büyülüyordu. Şaşkındı fakat karşı koyamamıştı. Karşı koyarsa hevesli bulunmaktan durmuştu. Kimseye okutmamak için uğraşırken tanımadığının elindeydi. Yardımlarının yakınlıktan ziyade insanlık olduğuna inanmıştı. Bazen kesiştiği gözlerinden ibaret insanın yapabilmesi değişikti. Dikkatini çekmemek bahanesiyle sessizdi. Belki de onun okumasını istiyordu. Anlam veremediği şekilde yorum bekliyordu. Okuduklarını hisseder tarzında bakınmıştı. Sayfaları sahibini beklemişti. El değmemiş sanılsa da o anlardı. Yaralarının sargıları örneğinden yenilenmişti. Aralarından seçkin cümleler yazan ardından mana bulmuştu. Beyaz bir parçanın üzerine kazınan karalar capcanlıydı.
Cümlelerle süslenen küçük parçasını izinsiz alırken tereddütte kalmıştı. Kesilen sözleri tamamlamak istemişti. Diğer sorulara cevap almıştı. Okuduktan sonra nazikçe yerine bırakmıştı. Okuduğunu içine yazmıştı. Neticesinde onu kontrolü dışına çıkan duygulara sürüklüyordu. Güneş'ti kanınca bakışları dinlendirici olduğu kadar rahatsız ediciydi. Tesirli tarafı bilemeden kalıyordu. Kimi zaman zorlayarak sınasa da değen isimsiz histi. İyice beslemeye yeterli duygular barınıyordu. Bekleyemeden yakalanmaktan ödü kopmuştu. Düzen şartını bozandı. Bundandır yabancılaşan duygusundan sürekli olarak kaçınıyordu.
Haberdar edilmesi boşa gidebilirdi. Gecikmeyi anladığında telaşlıydı. Masadaki eşyalarını aceleyle toplarken koşar adımlarla uzaklaşmıştı. Yüreği davranışlarından aceleciydi. Kalbinin kâğıdına yazdıklarına dokunan avucundaydı. Yine ardından bakakalan birisiydi. Değişenler hepsinden öte hislerdi. Kendileriyle kaldıkça uğrayacak anlar devamlıydı.
***
Geri dönebilecek güçte olamadığını hissettiren anlar yaşıyordu. Onu tanıyaman bilse de anlayamayan insanların dedikodularına rastlamıştı. Gıybeti kabuklanan yarasını kaşındırıyordu. Kendini savunmakla destekleri iyileştirmekte etkisizdi. Eve gideceği anı bekler olmuştu. Orada da huzur olmadığını biliyordu. Alışmayı umduğu huzursuzluğu aranırdı.
Herkesten gizleyip kendince sakladığı dostları sıktı. Duvarlar ondan taraftı. Evinde de dostuydu. Yüzüne bakıp iki kelime paylaşacağı olmadığında sohbeti yalnızlığı ileydi. İçini ezen etaplarda çareleri acı tepkimesiydi. Kendiyle kaldığı bahçede sıkkın duruşu belirgindi. Ceren dahil gelebileceği başından savmıştı. Bozulmuş saçlarını omuzlarına salmıştı. Düzgün bir şekilde toplamak istediğinde Rüzgar'la göz gözeydi. Onu yanından uzaklaşamıyordu. Aynı ortamdan kovamazdı. Üstüne dikilen bakışlarla toplamaktan vazgeçerek saçlarıyla oynayandı. Saçlarını bıraktığında elindeki tokaya girişmişti. Rüzgar'la tekrardan bakıştığında gizlemekte başarısız tebessümü vardı. Buruk durumda samimiyeti değinebilecek dürüstçeydi.
Merdivenlerden en az birisi inmeliydi. Sabahtan beri çaresizlikle kalmak istenmezdi. Güneş'in profili zihninde kalsa da peşinde dolaşmamalıydı. Haz etmeyeceğini belliydi. Kütüphanedeki varlığını anladığında istemsizce içi rahatlamıştı. Olanların sonrasında onu kendince seyretmeden bildirmeyi başlatandı.
Gelip gözlerine değdiğinde saçlarını toplamaması hoşuna gitmişti. Hemen ardından yine gözlerine dönmüştü. Ona giden tek çıkış yolu buydu. Sesli bakışlarıydı. Feryadını kısmaya çalıştığı bellice ortadaydı. Bakışlarında samimiyetle göreceğinin farkındaydı. Her şey kaçındığı yerde gizemliydi.
"Söylediklerini umursamıyorsun değil mi?" ağzından çıkan cümleye kendisi de beklentisizdi.
Duyduğu soruyla ilk defa bir insan sesi duyabilmiş edasıyla afallamıştı. Dönen gıybetleri umursadığını sorabilecek kadar kimse duymamalıydı ancak yanılmıştı. Parmaklarının aralığı nefes almaya çalışırken didiniyordu. "Umursamıyorum." demişti. Yalan söylediğine utanır edasıyla ona bakamıyordu. Anlaşılmaya hazır olamayandı. Yanında olmasının eşiğinde davranışları temastı. Peyda olmuş gülücüğü masum yalanlamanın parçalarındandı. O da kanabilmeyi isteyendi. Omuz omuza yolculuğa çıkacak his Güneş'e varamazdı
Bakışlarını yeniden Güneş'e dönemeyen Rüzgar'dı. Zihnindeki yolculuğunu yanında olduğunun bilinciyle düşünüyordu. Acısını düşünen canın yanında onu düşünen insandı. Sessizce yanındayken düşünebilmekte derin ayrımdı. Kollarına bayıldığı peşinden gözlerine baktığı anlar sıralıydı. Ceren'e ondan söz edişi. Ceren'le aşka dair konuşmayla dinlendiği duvar köşesindeki ağlaması. Ağlayışı sonradan haykırışı kahkahalarıyla yarışarak kulaklarında çınlıyordu. Bu zamana dek olup bitenler film şeridine dönüşmüştü. Güneş'le çevrili ne varsa yenilenerek anımsıyordu. Küçük bulmadan onu ilk gördüğü ana dek anımsıyor ardından bugünle birleştiriyordu. Yanında olduğunu bilerek anımsamak uçuşa benzemişti. Sessizce uzak olması mesafe değildi. Ayakları hareketlenip bedeni terk etse kabuldü. Vücudu yok olurken de canında saklardı.
Şimdi de ilk kez tek başlarına böylesine yakın mesafedelerdi. Irak sayılacak ikisi için yakın müjdeydi. Aklıyla kalbinde yakınken bedeninin burada olmasını şans bilebilmişti. Nitekim düşlerinde dahi yakınlık kurmaktan imtina ederdi. Orada da kırmaktan çekinirdi.
"Neden o zaman?" diye nazikçe sorgularken bir şeylere itirazı var gibiydi. Ağzıyla reddediyor olabilirdi. Rekabetle yenilgiye uğrayan değişmezdi. Sorduğundan özür dilemeye koyulurdu. Daha ağzını açmamışken dilinden öncelikli konuşuyordu.
Umulmadık suskunlukla Rüzgar'dan duyduğu suali epeyce yadırgamıştı. Rüzgar'ın sesini tanıdıkça zihnine ekleyemiyordu. Ondan işitiyor olmak meseleyi karışıklığa sürüklüyordu. Yüreği koca bir taştı. İçine dağları dizilirken dev kayalara dönüşmüştü. Kirpiklerinin ucunda nöbetleşe bekleyen gözyaşları istifa edebilirdi. Hâlâ Rüzgar'ın yüzüne bakabiliyordu. Sancılarına göre biraz da gücü kalmıştı.
Sessizdi. Anlatılır yanı yitikti. Sorunun benzerlerine verebilecek hiçbir yanıtı yoktu. Başkasına diyemezken Rüzgar'a diyemezdi. Arama heveslerine girişmiyordu. Beyhude zahmet çıkılmaz ederdi. Böyle soruların bir cevabı bulunduysa da nasıl verilirdi? Bilinemezdi.
En son Rüzgar'ın suskunluğuna karşı baskı yapmadan duruşu zihnine oturmuştu. Birdenbire nefesinin öncekilere karşılık olduğunu hissetmişti. Soluk alışverişlerinin artmasıyla hızını hissetmişti. Bilemeden kendine ağlayabilecek bir omuz bulmuştu. Esasında zarif olmuşken algısı olanları çabuk kılmıştı. Kavuşmuş olmasına rağmen ne ağlayabiliyordu ne de gülebiliyordu. Acısı öldürmüyordu da. Zalimce hızlı varsaydığı durmuştu. Eriştiği ilk anda canının yandığını eskiye göre fazlasıyla biliyordu. O cayır cayır yananların kabukları içini azalta azalta nerelerde sıkışmıştı?
Parçalanmaya yakın bedenine nasıl sarıldığını anlamamıştı. Sarılarak ağlayabilme arzusu oldukça belirgindi. Adı sıfatlara girişmemişti. Koyulacak isimlerle sınırlanmadan saftı. Elini taşın altına onu sevebilerek yerleştirendi. Rüzgar'ın yürekliliği iyilikten önce şarttı. Şart olmasından da güç alabilmek acılıydı. Kollarına bayıldıktan sonra da sarılışı olağandı. Başkasının omzuna sığınması ağır basan bir ruha rahatlatıcı olabilirdi. Kendiyle beraberce yüklerinin altında bir canı daha ezebilir miydi? İstese de istemese de çatışmaları ağlamasını umursamıyordu.
Herhangi hatta düşmanca omuzda ağlayabilmek gerekirken kapanmıştı. Kabaca güçlü olduğunu bir kez daha öylesine net anlamıştı. Rüzgar'ın omzunda suçlu gibiydi. Kendini bırakmak isterken bırakamayan masumiyet suçuyordu. Dirayetini korumaya çalışırken: "Görüyorum ben seni." demekteydi yumuşacık bir ses. Kendi kendisini göremez durumdayken mümkün sayılmazdı. İçtenliği inandırıcıydı. Samimi insanlara inanmakta zorlanan Güneş'e duyurmuştu. Öfkelenecek gücü olsa Rüzgar'ı kovamadan çekip giderdi. Gövdesinde emanet duran parmaklarını kıpırdamasına acizdi. Sessiz kaldıkça acıklı kudretine inanıyordu. Cılız olduğundan zehirli kuvvetti. Güç savaşlarını bitiremeden yenik sayılabilirdi.
Yenileceği bariz mücadelede aksine inatçıydı. Şimdiki mağlubiyet sayacağı esaslı kazançtı. Teslim olma arzusu ruhunu sarmaya çalışsa da çırpınıyordu: "Yapma." son nefesini kendine bakmadan harcardı. Yapamayacağını Rüzgar'a değil kendine söyleyendi. Çatallanmış titrek sesi çaresizce karşılık veriyordu. Konuşamıyordu. Bitik sesi çıkmıyordu. Henüz eyleme dökülmemiş yaşları haylazdı. Edepsizce imha etmekteydi. Tutuşan gözyaşlarını akıtmalıydı. Yapamazsa eziyetinin sayısız işkencelerinin dibinde hor görülürdü. Ateşinin kor alevleri dibinden küle dönüşürdü.
Yapmamaya karar verme süresi geçmişti. Ağlamasa da sakinleşen Güneş ayrılmalıydı. Vücudu gerildiğinden bırakılırsa yığılırdı. Rüzgar'ın kalbini çalıştıran tarafları bir de üzerine eklemişti: "Hissediyorum." tekli uzun sözlerdi. Harfleriyle sözcüğü nefesiyle doluşmuş Güneş'in boynunda gezintideydi. Yaralı olmanın getirisinden öte yine kollarının arasındaydı. Ezildikçe nazikleşen kalbine ulaşımsa basit gözüken emekti. Sevgi düşkünlüğüyle kolaydı. Yargı duvarlarıyla haklı emek talebiydi.
Dökülsün diye göğsüne sardığı çaresiz ses görülmesiydi. Fedakârlığından canı acımazmış gücünden bitap düştüğünü görmeliydi. Bundandır caymazdı. İncelikle gelişmişti. Vicdanın yamacı hoşnutluktu. Düşünmesi yeterli ifade biçimiydi. "Bırak kendini, bırak. Ağla." diye merhametini tümüyle ayakları önüne sererken mırıldanmıştı.
Sesleriyle beraberce temasları yakındı. Yakınlaştıkça öylece ne yapması gerektiğine dair kararsızdı. Sözleriyle beraber gözlerini sıkıca yumuyor ancak yaşları damlayamıyordu. Hepsi toplanmışken belirsizliğinin arasındaydı. Sarılabilecek birisi mevcuttu. İnkâr edilmeksizin her şeye bedeldi. Yolunu bilemediği sokaklarda ağlamalı mıydı? Gözlerini olduğu yerde yumması acısını körükleyen direnişinin ölümüydü. Zirveyi hedefleyen boyutundaydı. Ufağıyla yetinirken ummadığı zirveyi bulmuştu. Rahatlıkla kendini bıraktığında ağlayabiliyordu. Alışıldık tepkileri ayakta kalamamaktan ürküyordu. Kendisiyle birlikte onu da parçalamayı göze alamazdı. Acısından korkarak ağlayandı. Eşsiz hasretli zarifliğini gösterdiyse vebalini kaldıramazdı.
İnceliğin sahibi suskundu. Vücudunda titreyen ellerini fark edebilecek kadar adaptasyon sağlamıştı. Kendi nabzının hızını sonradan anlayabilirdi. Eşlik ederken gerektiğinde karışmazdı. Gözyaşları gevezeliğini üstlenip delicesine konuşturabilirdi. Lakin içini anlatmaya yetemezdi. El değmeyip hissedeni yokken olanaksızdı. Söyleneceklerin vadesi dolmamıştı. Aynı zamanda bekleyeni de başucundaydı. Bir nefes kadar yakındı.
Kafeste can çekişen o sözler adeta bir kuş gibi özgürleşecekti. Ziyadesiyle iki saç okşanmasına gözyaşları bağlıydı. Istırabının tutukladığı hür bırakıp da salmadığı gözyaşları yakınındaydı. Birikintiyle aralıksızca delinirken gülmüştü. Bilebileceği simanın düşlerinde seçkin oyuncuydu. Başrolu yetenekliydi.
Bedeni kaskatı olurken kendisine eşlik eden nefeslerle rahatlamıştı. İçindeki zehir ne kadar yitip giderse kâfiydi. Yaş dökerken de kederi sırf Rüzgar'a aşırı değmesin diye de kendini harabe ediyordu. Çile çektiriyordu. Tanıdık oldukça vazgeçmişti. Şefkatle karışık incitmeyen merhametle buluşarak uyuşuyordu. Kim gelse sarılır ağlardı. Rüzgar'ın verdiği dokunaklı duyguyu aratıp aratmayacağı meçhuldü. Hıçkırıklarla birlikte gözyaşlarını dökmeye başladığından beri teslimdi. Düşmemek amacıyla sarılmanın dışındandı. Sarsıcı dinginlikte çekip götürülmezdi. Anın ilk telaşında birbirinde kayıptı. Göğsünde kalakalan günah işlercesine cesaret yaşlarıyla ıslattığı omuzlarına dokunamıyordu. Kırabileceği kadar sert bir sıklıktı. Parmaklarının sıkışıp kalmasıyla sarılamamak eksiklikti. Ağlarken eksikti. Görmezden gelerek güvenle saatlerce ağlayabilirdi.
Kendisine ne olacağını yeterli düşünen Rüzgar'dı. Belli bir saniyenin ardından böyle görmek deli etmişti. Katlanamamıştı. Kovsa da deneme fırsatını seçmişti. Yok sayarsa Güneş'i getiren işaretlere hakeret edebilirdi. Ayıp etmeden Güneş'i işkenceden azat etmekti. Onunla birlikte kendisi de özgürdü. Hüzün kaplı hâllerini düşünürken teselliydi. Yüreğinin penceresini camlarıyla tıkladığından itibaren düşünendi. İnsanın canı dereceleri aşındırarak yanmamalıydı. Günü bitirme garantisinin verilemediği evrende can gaddarca kanamamalıydı.
Bariz yangınlar Güneş'in de elinde değildi. Yakasını bırakmıyorlardı. Kahraman edilmeden eşlikti. Aşklı aşksız sarılmalarda hissiz yaralar geçer miydi? İnsanın ateşlenmeye dokunacağıysa duygularıyla eşleşirdi. Yanarak yan yanalığı olmayı göze alıştı. Ateşi sevgiyle yakmadan ısıtırdı.
***
DEVAM EDECEK…
• ALINTILAR:
/ SEZEN AKSU — BELALIM /
