1. bölüm / 3
ON ÜÇÜNCÜ FOTOĞRAFGİRİŞ
Bölümler 3Şu an: GİRİŞ
- 1 GİRİŞ1.535 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 Bölüm 1:Noirval2.028 kelime
- 3 Bölüm 2:Yıldızların Altında1.098 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Keyifle okumanız dileğiyle...
Giriş:
Eylül 1826,
Yeşillikler içinde doğayla birleşmiş bir kasaba düşünün. Kim gelirse gelsin burası için hep huzur diyarı derdi. Yani en azından yabacılar öyle derdi fakat yerlilerin aynı şeyi düşündükleri söylenemezdi. Yerliler için kasabanın huzurunu bozan birçok şey vardı fakat bunların en büyüğü ve bütün sorunların kaynağı onlardı:
Vairen Ailesi
Kökleri o kasabaya dayanırdı. Soylu sınıfındalardı, kasabada birçok arsaları vardı ve kasaba dışında da arsaları vardı. Her zaman kendilerini herkesten üstün görür, kibirli davranır ve kendilerinden başka kimseyi düşünmezlerdi. Onlar için hayat, şık ve gösterişten ibaretti. Fakat içlerinden sadece bir tanesi farklıydı. O da oğulları, veliahtları Asher Vairen.
Asher Vairen, asla kin tutmayan kibirli olmayan yirmili yaşlarında bir gençti. Ailesi ne kadar halkla iç içe olmasını istemeseler o halkı çok sever hep onlarla vakit geçirirdi.
İnsanlar sürekli onun ne kadar kibar, saygılı ve centilmen olduğunu konuşurdu. Kasabanın kızlarının dilindedir hep Asher. Ama onun gönlü tek bir kişideydi.
O kızı o kadar çok severdi ki anlatmaya kelimeler yetmezdi. Kız da bir o kadar çok severdi onu. Birbirlerine körü körüne âşıklardı. Bilinse eğer dillere destan olacak bir aşktı bu ama her âşıkların bir sınavı vardır onların sınavı ise Asher’in ailesi olan Vairenlerdi.
Onlar zengin, soylu ve köklü bir aileydi. Gelirlerini de öyle isterlerdi. Kasabadaki herkesi küçük görürken bir pazarcının kızını kendilerine yakıştırmazlardı.
Asher, her zamanki gibi üzerine beyaz gömleği, keten siyah pantolonunu giymişti. Pazarda dolaşıyor, tek tek herkese selam veriyor, hal hatır soruyordu. Ama pazara inmesini başka bir nedeni vardı.
Asher, pazara indiği zaman ilk olarak hep portakal satan yaşlı bir amcanın yanına gelir, onunla sohbet ederdi. Çünkü bir tek onun onu anladığını düşünürdü.
“Merhabalar Bay Harold! Bugün pek enerjik gördüm sizi.” Diye yaşlı adama takılmaya başlamıştı.
Yaşlı adam eline aldığı portakalı Asher’a uzatarak “Sizin kadar olmasa da bizde de var bir şeyler delikanlı. Portakal ister misin? Yeni topladım. Taptaze.”
Bay Harold’ın tezgâhında kesilen bir portakalın kokusu, kasabanın taş sokaklarına karışıyordu. Asher Vairen, beyaz gömleğinin manşetini düzelterek Bay Harold’un yanındaki tabureye oturdu. Birkaç çocuk koşuşturuyor, yaşlı bir kadın sepete lavanta diziyordu. Her şey sıradandı, ama Asher’ın kalbinde sıradanlığa yer yoktu.
Asher, memnuniyetle portakalı alıp soymaya başlamıştı. Yaşlı adamla havadan sudan konuşurken Asher’ın gözü karşı tezgâhlarda geziniyordu. Tam karşılarında elma satan yaşlı bir teyze vardı. Yanında ise güzeller güzeli bir hanım efendi.
Saçları kumral ama güneş vurdukça içindeki kızıllar belli oluyor, ela gözleri güneş ışığında parlıyordu. Saçları usulca başında toplanmıştı; düzensizliği bile zarafetle taşırdı. Teni resmen ay ışığı vuruyormuş gibi bembeyaz, hareketleri ise nahifti.
Asher, hayranlıkla onu izlerken yaşlı adam bunun farkına varmıştı:
“Yine mi Blackwoodlar?”
Asher, sadece kafa sallamakla yetinmişti.
“Çok güzel değil mi?”
Asher iç çekerek “Hem de nasıl aklımı başımdan alıyor”
Bay Harold, sadece derin bir tebessümle karşısındaki gence bakmıştı ve söyle demişti:
“Bugün ona ne getirdin? Malum her pazara geldiğinde elin boş gelmiyorsun.”
Gerçekten de asla eli boş gelmemişti Asher onun yanına. Ya bir bileklik, ya bir çiçek ya da minik saç tokaları getirmişti. Daha güzel şeyler getirebilirdi ama bunlar onun için değerli eşyalardı. Hepsinin birer anlamı vardı.
Asher, yine karşı tezgâha bakıp:
“Kusura bakmayın Bay Harold ama bu sefer gizli tutmam gerek çünkü çok değerli bir şey.”
Bay Harold, hayranlıkla başını sallamıştı. Bazen bu gence büyük hayranlık duyuyordu çünkü sevdiğini mutlu etmesini ona hak ettiği değeri vermesini biliyordu.
“Tezgâhımın arkası her zamanki gibi boş.” Demişti ve imali bir şekilde göz kırpmıştı. Çünkü orası onların gizli buluşma yerleriydi. En fazla beş dakika durabiliyorlardı yoksa birisi görür ve büyük dedikodu çıkarabilirdi. Ama bu onlar için bir engel değildi, o beş dakika onlar için 5 asır gibiydi.
Asher, oturduğu yerden kalkarak arka tarafa doğru yol almıştı ama genç kız onu fark etmemişti. Asher, hayretler içerisindeydi. Normalde anında fark ederdi.
Asher, bunları düşünürken genç kız karşı tezgâhta elmaları dizmekle meşguldü. Fark etmesini beklemeyi bırakıp genç kızın olduğu tezgâha doğru yürümeye başlamıştı.
“Merhabalar Madam, tanrının bu güzel günü size emanet olsun. Elmalarınız bugün dünden daha mı parlak ne dersiniz?”
Genç kız, sesi tanıdığı anda kafasını hemen kasalardan kaldırıp Asher’a bakmıştı. Geldiğini nasıl fark etmediğini anlamaya çalışıyordu. Tabi o an yanakları kızarmaya başlamıştı, zaten ne zaman Asher’ı görse böyle oluyordu. Çekingendi biraz da saf sevgisindendi. Bu halleri ise Asher’ın en sevdiğiydi. Çünkü doğaldı diğerleri gibi yapmacık değildi.
Asher, genç kıza bakıp sırıtmaya başlamıştı. Göz kırpıp, başıyla Bay Harold’ın tezgâhını işaret edip oraya doğru gitmeye başlamıştı.
Koca tahtaların arkasında gizlenen kısım, onların sırlarını saklayan bir dost gibiydi. Genç, emin adımlarla oraya yöneldi.
Genç kız, karşısındaki genç adamı fark ettiğinden beri kalbi durmuş gibiydi. Heyecandan elindeki elma kasasını düşürmemek için zor toparlanmıştı ama yanaklarının alev aldığını hissedebiliyordu. İçinde aniden beliren neşeyle gülerek başını öne eğdi ve genç adamın gidişini izledi.
“Babaanne. ”
dedi zarifçe yaşlı kadının koluna dokunarak. “Arka tarafta kasalar Güneşin altında kalırlar onları düzenleyeyim mi?”
Yaşlı kadının güneşten gözleri kısılmıştı. Genç kızın neden oraya gitmek istediğini sorgulamamıştı çünkü daha önemli meseleleri vardı şuan; yan tezgâhtakilerle kasabadakilerin dedikodusunu yapmak gibi.
“Git yavrum doğru söylüyorsun ama dikkat et de düşme.”
Genç kız izin verdiğini anladığı an gerisini dinlemeden koşmaya başlamıştı.
Artık eskimiş, nemden kararmış koca ama bir o kadar da sır barındıran tahtanın önünde bekliyordu Asher genç kızı. Adım seslerini duyunca yavaşça kafasını kaldırdı ve karşıdan gelen genç kıza bakmaya başladı. Onu görünce gözleri adeta parlamaya başlamıştı. Çapkın bir ifadeyle genç kızı süzmeye başlamıştı. Üzerinde keten uzun kollu bir elbise vardı. Rengi soluk maviye çalıyordu. İnce lavanta çiçekli desenleri ve bel hizasında daralan normal bir elbiseydi ama o elbiseyi büyüleyici yapan genç kızın o güzel alımlı fiziğiydi.
“Bu güzelliğin saatlerce elma kasası düzenlediğini kim tahmin edebilir ki?” dedi Asher başını hafifçe yana eğerek. Genç kız gülümsedi, yanına yaklaştı.
“Kasalar her zamanki bahanemdi.” Dedi utanarak “Sen bilirsin zaten.” Yanakları iyice kızarmıştı. Saklayamıyordu duygularını.
Aralarında her zamanki mesafeden yoktu artık. Pazardaki telaştan dolayı çıkan sesleri umursamıyorlar sadece birbirlerine odaklanıyorlardı. Göz göze geldiklerinde ikisi içinde zaman durmuş gibiydi.
Kuşlar onların aşkı için ötüyor, rüzgâr onların aşkı için keman sesleri yayıyordu etrafa. O an her şey bunlardan ibaretti onlar için.
Asher, onun bu hallerine dayanamayıp bir adım öne çıktı, genç kıza olabildiğince yaklaştı.
Genç kız etrafına bakınarak “Dur, bir gören olacak.”
Asher ise duymamış gibi daha da yaklaştı genç kızın saçlarından bir tutam alıp kulağının arkasına doğru itti ve yavaşça genç kızı alnından öptü.
“Keşke Güneş bu kadar çok parlamasaydı. O zaman gözlerinin ne kadar parlak olduğunu daha net görebilirdim.” Dedi genç kızın gözlerinin içine bakarak. Sesi öyle yumuşak ve karizmatikti ki genç kız gözlerini kaçırdı ama tebessüm etmesine engel olamadı.
“Birisi görürse…”
“ Görsünler güzelim. Ne olacak ki? Anca dedikodu yapıp kıskanırlar ama bu senin benim olduğun gerçeğini değiştiremez.” O meşhur çapkın gülümsemesini takınarak.
Bazı geceler olurdu ki, genç kızın zihni susmaz, kalbi bir türlü sükûna eremezdi. Kafasında trilyonlarca soru belirir dururdu. Ama bütün o sorular içinde bir tanesi, geceyle yarışacak kadar derindi:
“Onca güzel, zarif ve soylu kız varken… Neden Asher onu seçmişti?” Bunun cevabı basitti aslında.
“Aşk, mantığın değil, kalbin seçtiğidir.”
Asher, elini usulca keten gömleğinin cebine attı ve küçücük, çiçeklerle işlenmiş yaldızlı bir kutu çıkardı. Genç kızın gözleri merakla parladı.
Sormadan edemedi “Bu sefer ne getirdin?” diye fısıldadı. Alışmıştı, sorgulamıyordu artık.
Asher kutuyu açtı. İçinde zarif bir kolye duruyordu. Zinciri altından, ucunda yarı saydam ışığa tutulduğunda içini gösteren bir cam vardı. İçinde minik lavanta çiçekleri ve bir çiçek daha vardı ama onu çıkaramamıştı genç kız. Oldukça küçüktü ve koyu pembemsi tonlardaydı ama çiçeklerle yakın ilişkisi olmasına rağmen daha önce hiç görmemişti.
Camın tam ortasında gri bir taş, taşın üstüne ise altınla yazılmış bir harf duruyordu. Bu genç kızın isminin baş harfiydi. O an kız hayranlıkla bir kolyeye bir Asher’a bakıyordu.
“Asher bu çok güzel.” Genç kız kolyeye bakarken büyülenmiş gibiydi.
“Ama senin kadar değil güzelim. O bir doğal taş. Kasabanın dışındaki bir kuyumcu yaptı bu kolyeyi. Çiçeklere baktığımda ise seni yansıttığını düşündüm. Tam sana layık bir kolye.”
Sanki kelimeler boğazında düğümlenmiş gibiydi genç kızın. Gözleri dolmuştu. Asher, onun bu halini gördüğünde daha da duygusallaşmaması için kolyeyi alıp boynuna takmıştı ve cebinden deri kaplı bir analog kamera çıkarmıştı.
“Dur, sakın kımıldama. Bu anı ölümsüzleştirmem gerek.”
Genç kız, başını iki yana salladı. “Hayır, şuan bu haldeyken olmaz…”diyecekti ki genç adam fotoğrafını çekmişti bile. Eline fotoğraf karesini alıp sallamaya başlamıştı.
“Asıl bu haldeyken olur.” dedi Asher.
Asher, elindeki fotoğraf karesine bakarken gülümsemeden edemedi.
Genç kız, fotoğrafta utangaç bir şekilde gülümsüyordu ama bir o kadar da içtendi bu gülümseme. O anlamıyordu, görmüyordu ama onun sadece belirli anlarda güzel olduğu yoktu. O her an, her haliyle ve her şeyiyle güzeldi. Bu da Asher için biraz sıkıntıydı çünkü kasabanın çoğu erkeği de bu saf güzelliğinin farkındaydı ve bu da onun canını sıkıyordu. O sadece ona ait olmalı, onu sadece o görmeliydi.
O bunları düşünürken birden yanağında bir baskı hissetmişti. Yanına doğru baktığında genç kız ayakucunda zar zor Asher’ı yanağından öpüyordu. Bu haline de gülmüştü Asher. Tatlıydı çünkü. Bir o kadar güzeldi ama boyu da bir o kadar kısa kalıyordu Asher’ın yanında.
“Babaannemi daha fazla bekletmeyeyim. Sonra görüşürüz.”
Asher’a el sallayarak tezgâha doğru koşmaya başlamıştı. Elbisesinin etekleri koşarken uçuşuyordu.
Asher ise anın şokunu atlatamadığı için genç kızın arkasından öylece bakakalmıştı. En sonunda tepki vermiş sırıtmaya başlamıştı.
“Deli kız.”
Ve yeniden fotoğrafa bakıp köşke doğru yürümeye başlamıştı.
Hepsi içlerindeki masum heyecanla işlerine dönmüştü ama ikisinin de bilmediği akıllarından geçirmedikleri bir şey vardı:
Bu belki de onların son anılarından, kamerasındaki son fotoğraflarındandı.
Ama kesin olan şuydu ki:
O kare, bir zaman için geçmişle gelecek arasına köprü olacaktı…
Bölüm etkileşimi
