3. bölüm / 3
ON ÜÇÜNCÜ FOTOĞRAFBölüm 2:Yıldızların Altında
Bölümler 3Şu an: Bölüm 2:Yıldızların Altında
- 1 GİRİŞ1.535 kelime
- 2 Bölüm 1:Noirval2.028 kelime
- 3 Bölüm 2:Yıldızların Altında1.098 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Mayıs 1826,
Güneş, dağların arkasında yavaş yavaş uykuya dalıyordu. Son ışıklarını kasabanın üzerine doğru sermiş, akla kazınacak manzaraya yol açıyordu.
Güneş batıyordu, bu kasabalılar için gün de bitiyor demekti. İnsanlar yavaşça evlerine çekiliyor, evleriyle ilgilenmeye başlıyordu.
Genç kız ve babaannesi de aynı durumdaydı. Karanlığa kalmamak için çabalıyor hızlıca elma kasalarını evlerine götürmeye çalışıyorlardı.
“Babaanne dikkatli ol belini inciteceksin. Ver… ver ben taşıyayım. Sen bir an önce eve geç.”
Karşısındaki yaşlı kadına dikkatle bakıyordu genç kız. Ona bir şey olacak korkusu onu yiyip bitiriyordu.
“Bana bir şey olmaz kuzum. Hem bak iki kasa kalmış hep beraber taşırız.”
“Ama babaanne…” genç kızın sözü yarıda kesilmişti.
“ Ooo sen beni iyice bunak sanmaya başladın. Ben taşırım ama sen çok konuştuğun için daha da geçe kalıyoruz hadi çabuk.”
Bıkkın bir nefes verdi genç kız.
“Yine ben suçlu oldum yani babaanne. Tamam, öyle olsun pamuk yanaklım. Diyerek yaşlı kadının yanaklarından makas almıştı. Yaşlı kadın ise elini hızla ittirmiş sinirlenmiş gibi yapmıştı, oysa hoşuna gitmişti.
Genç kız ve yaşlı kadın birlikte, ellerinde elma kasalarıyla evlerine doğru yürümeye başladılar. Huzur dolu evlerine…
***
Köşk, adeta ölüm sessizliğine bürünmüştü. Geniş koridorlardaki şamdanlar parlıyor, karanlığı tek başlarına bölmeye çalışıyorlardı.
Asher, ayakucunda merdivenlerden iniyor, ses çıkarmamak için uğraşıyordu. Kalbi hızla atıyordu çünkü gecenin bu saatinde evden çıkarken annesine yakalanabilirdi. Bu da onun en son isteyeceği şeydi.
Tam köşkün kapısından çıkıyordu ki ince bir ses onu durdurdu:
“Asher?”
Küçük erkek kardeşi Lucien kapının yanında durmuş uykulu gözlerle ona bakıyordu.
Lucien, 8 yaşında Vairen ailesinin en küçüğüydü. Annesi ve babasından da en çok değer gören oydu. Kömür karası gözleriyle, siyah saçları ve beyaz teni ile aynı abisiydi.
Asher bir an panikledi, ne yapacağını bilemedi. Sonra eğilip gülümsedi.
“Küçük bey siz niye uyandınız bakalım?”
“Korktum.” Dedi küçük çocuk dudaklarını büzerek.
“Yine gidiyorsun değil mi abi?”
Asher bu tatlılığın karşısında derin bir nefes aldı. Kardeşini çok severdi ama yetişmesi gereken bir buluşma vardı. Bu küçük beyin ise meraklı gözlerinden hiçbir şey kaçmıyordu. Uykusu vardı ama merakından uyumak istemiyordu.
Asher yanına çöküp başını okşadı.
“Evet, gidiyorum ama hemen geri döneceğim ve bu da seninle aramızda bir sır olarak kalacak
tamam mı?”
“Bende gelsem.”
“Hayır, Lucien senin şuanda uyuman lazım hadi.”Asher gülerek başını iki yana salladı.
Lucien biraz düşündü, sonra başını sallayıp gözlerini ovuşturdu.
“Peki… Ama çabuk dön.”Asher onu kucağına alıp sarıldı.
“Söz…”
***
Gölün kenarına vardığında genç kız oradaydı. Piknik örtüsünü gölün kıyısına sermişti. Elbisesinin eteklerini dizine kadar çekmiş, ayaklarını suyun içine koymuş, karanlık gecedeki yıldızları seyrediyordu.
Asher bir an durdu. Sanki Ay’ın ışığı sadece genç kıza vuruyormuş gibiydi. Gözünde parlıyordu. Zaman dursun istedi o an. Saatlerce izlemek istedi onu ama genç kız onu fark etmiş olmalı ki konuşmaya başlamıştı:
“Geç kaldın.”
Yüzünü Asher'a çevirdi. Baştan sona süzdü onu. Ay’ın ışığı kara gözlerine vuruyordu. Eriyip bitiyordu bu karalara genç kız. Kapkara gözler… Normalde kulağa korkutucu gelirdi ama ona çok yakışıyordu.
Asher yaklaştı, yanına oturdu:
“Biliyorum çiçeğim. Ama telafi edeceğim.”
“Nasıl edeceksin?”
Asher cevap vermedi. Onun yerine cebinden bir kutu çıkarıp genç kıza uzattı. Genç kız incelikle kutuyu incelemeye başladı. Avucuna sığacak kadar küçük bir kutuydu, siyah kadife kapağı ve üstünde Vairen ailesini simgeleyecek bir amblem vardı. Bu amblemi biliyordu genç kız. Vairenler her yere basmışları bu amblemi. Arabalarına, köşklerine, kasabadaki önemli yerlere…
Sanki dokunsa kırılacak naziklikte açtı kutuyu. İçindekini görünce bir an duraksadı, anlayamadı ilk başta. İçinde metal yuvarlak bir şey duruyordu. Eski olmalıydı çünkü çok paslıydı.
“O bir pusula… Dedemden kalma. ”dedi Asher, parmaklarıyla kutunun kenarlarını okşarken.
“Ölmeden önce vermişti, çok değerliyi onun için. Tabii ki benim içinde değerli.”
Dikkatle Asher’ın dediklerini dinliyordu.
Pusulaya dönerek:
“Bir hikâyesi var mı?”
Asher derin bir nefes aldı. Bakışlarını gökyüzüne dikti.
“Dedemin dediğine göre o da bu pusulayı babasından almış, aslında o da bu geleneği devam ettirmek istemiş ama bir şey onu vazgeçirmiş.”
“O neymiş ki?”
“Ne olduğunu bilmiyorum, hiç söylemedi tek dediği ‘Bu pusula zamanın izlerini taşır evlat, ne zaman kaybolursan ona bakarsın ve sana doğru yolu gösterir. Babam bunu bana en değerlisi olduğum için verdiğini söylemişti. Benimde en değerlim sensin evlat. Söz ver sen de en değerline vereceksin bunu.’ olmuştu.”
Ellerini genç kızın yanaklarına koydu. Burnuna ve dudaklarına küçücük bir öpücük kondurdu.
“Ve bende sözümü tutuyorum. En değerlime, yani bu pusulayı sana emanet ediyorum. Umarım ne zaman yolunu kaybedersen sana doğru yolu gösterir.”
Karnında uçuşan kelebekleri hissetti genç kız. Hayatında görmediği değeri bu adamdan fazlasıyla görmesi ona biraz ağır geliyordu. İçini kıpır kıpır ediyordu.
“Madem bana doğru yolu gösterecek o zaman bir soru sormak istiyorum.”
“Sor güzelim.”
“Sana hiç doğru yolu gösterdi mi bu pusula?”
Asher’ın yüzünde küçük bir gülümseme oluştu. Genç kızı tutup yavaşça dizlerine yatırdı. Saçlarıyla oynamaya başladı.
“Göstermez olur mu? Gösterdi tabi.”
“Neyi gösterdi?”
“Seni.”
“Beni mi?”
“Evet, güzelim seni. Ne zaman kaybolsam seni gösterdi bana.”
Genç kız kıkırdayarak konuşmaya başladı.
“O yüzden mi ne zaman annen ve kız kardeşlerine yalnız başına kalsan soluğu benim yanımda alıyordun?”
Genç kızın bu masum gülümsemesine karşı Asher da gülmeye başladı.
“Ya aslında evet bunaltıyorlar beni ama asıl seni görmek istediğimden kaçıyorum.”
Genç kız tek kaşını kaldırarak bakmaya başladı.
“İnanmalı mıyım?”
Asher tedirginlikle gözlerini kocaman açtı.
“Ne yani sen bana inanmıyor musun? Gerçekten çok kırıldım güzelim eve gidince yorganımın altında ağlayacağım.”
Asher’ın şakası ile ortam yumuşadı; genç kız alaycı ama sevecen bir tavırla ona bakmaya başladı. Ay ışıltıları gölün üzerinde dans ediyordu. Her birbirlerine baktıklarında aralarındaki bağın daha da güçlendiğini hissettiler. Genç kızın elini tuttu; parmaklarını birbirine kenetledi.
Kısa bir sessizliğin ardından genç kız fısıldadı,
“Yıldızlar ne kadar da güzel baksana.”
Sesinde büyük bir hüzün vardı.
“Küçükken babaannem annemle babamın bir yıldız olduğunu ve hep beni izlediklerini söylerdi. Hep oradalarmış… Ne kadar uzakta olsam da beni izlerlermiş.”
Genç kız bunları söylerken gözlerinde belli belirsiz bir parıltı belirdi. Bir yanıyla teselli bulan, diğer bir yanıyla özlemle acı çeken bir parıltı…
Asher, yüzündeki o değişimi fark etti. Ciddiyet çöktü üzerine.
“O zaman…”dedi, parmaklarını okşarken. “O yıldızların hala bizi izliyorlar.”
Asher, ayağa kalktı. Ona doğru elini uzattı.
“Hadi,” dedi, dudaklarının kenarında beliren hafif bir gülümsemeyle.
“Onlara güzel bir şey armağan edelim.”
Genç kızın kalbi bir anlığına sanki göğsünden taşacak gibi oldu. Dudaklarının kenarında mahcup bir tebessüm belirdi, gözünden bir damla yaş düştü.
“Ne mesela?”
Asher, göle bakarak omuz silkti. “Dans edelim.”
Önce şaşkınca baktı genç kız, sonra kahkaha attı.
“İyide burada müzik yok ki.”
“Asıl müzik burada güzelim. Baksana!” dedi Asher, gölün kıyısına vuran dalgaları işaret ederek.
”Duyuyor musun?”
Bu saatten sonra gökyüzünün sessizliğini dolduran sadece rüzgârın uğultusu ve suyuk şırıltısıydı. Ama genç kızın kalbi, o ritme eşlik ederken bambaşka bir melodi çalıyordu.
Tereddütle de olsa Asher’ın elini tuttu ve ayağa kalktı. Gölün kıyısında, ayın sudaki yansımaları arasında adımlarını birbirine uydurmaya çalıştılar. Başta gülüşerek, yanlış adımlarla başladılar. Ayakkabıları çamura battı, su kenarında hafifçe kaydılar.
Yıldızların altında...
BÖLÜM SONU
Bölüm etkileşimi
