5. bölüm / 5
ÖLÜMÜN BABASIEVLİLİK SÖZLEŞMESİ
Bölümler 5Şu an: EVLİLİK SÖZLEŞMESİ
"Tanıdığım herkesten ihanet gördüğümde, kendimi, bir çıkış yolu ararken buldum. Aradığım bu yoldaysa yabancıya rastladım. Bulduğumu sandığım bu yol çıkışım değil,kaderim oldu. Ve ben o anda tekrardan yanıldığımı farkettim .Zaten hayatta iki kez yanılgıya düşmüştüm. Birincisi, sevdasının gerçek olduğuna inandığım sevgilimin, beni asla yarı yolda bırakıp gitmeyeceğine kendime inandırdığımda, soysuzun bir yabancı gibi arkasına bakmayıp gitmesi. İkincisiyse, rastladığımı sandığım adamdı. Ben ona rastladığımı zannederken asıl beni bulan kendisiydi."
************************************
"Eyşan Hanım tutun elimi gidelim bu şehirden."
Kafam allak bullaktı. Boğulduğumu hissediyordum. Doğma büyüme Giresun'lu olan bana, artık memleketimin temiz havası, yeşilliği, o meşhur dalgalı hırçın denizi bile iyi gelmez olmuştu. Bir aydır yoğun duygular yaşıyordum. Kasabada ki herkes, evim, ailem, sevdiklerim, üzerime gelip duruyordu. Sanki kaçıp gidesim vardı buralardan. Bu düşüncenin arasında kaybolduğumda kendimi birden yabancının elini tutarken buldum. "Ne zaman yabancının elini tutacak kadar yorulmuştum memleketimden? Ulaş bana benliğimi unutturacak büyüklükte yarayı nasıl açabilmişti yüreğimde?
Bilmiyordum, bir el tutuyordu elimi kendisi önümde bense arkasından peşine takılmış götürdüğü yere doğru yürüyordum.Arabasının önüne geldiğimizde, ilk önce kapıyı açıp koltuğa oturmamı söyledi. Sanki benliğim kaybolmuştu da kukla misali ne söylense yapacak gibi kendimde değildim. İlk ben bindim ardından kapıyı nazikçe kapayıp kendisi bindi arabaya. Yola çıkmak için hazırlanıyordu bense yabancının peşinden gidiyordum buralardan.
"Ne olmuştu bana? Ben kimdim böyle? Eyşan Kadıoğlu olduğumu unutacak kadar mı bıkmıştım memleketimden? Hayır,bu doğru gözükmüyor. Şuan benim yabancının arabasında ne işim olabilir ki? Kendine gel Eyşan duygularının seni ezmesine izin verme! "
"Yola çıkıyoruz Eyşan Hanım. İyi misiniz?"
"Durdur arabayı!"
"Anlamadım."
"Neyi anlamadın derhal durdur şu arabayı? Duygularıma kapılmış kendimi kaybedecek haldeyken, yabancının birisiyle yolculuk mu yapacaktım? Hiç mantıklı gözüküyor mu sana? Hiç tanımadığın kadınla aynı arabada yolculuk yapmayı nasıl düşünebildin? Arabanı hemen karakolun önüne geri götür.Senden şikayetçi olacağım."
"Eyşan Hanım sakinleşin lütfen? Benim amacım sizi rahatsız etmek değildi. Asla duygularınızı kullanacak birisi de değilimdir. Size sadece teklif sundum sizde kabul ettiniz. Kimse sizi zorla alıkoymadı. Yok illa ki sizden şikayetçi olacağım derseniz tamam kabul ediyorum. Sizinle geleceğim."
"Kafam bende değildi sizde bu halimden yararlanmak istediniz. Ben size bana üçüncü kez dokunmaya kalkışırsanız altta kalmayacağım demedim mi? Hala bana dokunup duruyorsunuz. Kimsiniz ki bana izinsiz üç kez dokunuyorsunuz?"
"Bakın çok haklısınız size izinsiz dokunmamam gerekiyordu. İzin verin kendimi açıklayayım. Eğer ki açıklama yaptıktan sonra hala bile benden rahatsız olursanız işte o zaman sizinle bizzat polise gideceğim.Lütfen size çay ya da kahve ısmarlamama izin verin."
İnmek için arabanın kapısını aralayıp, yabancının konuşmasına kulak veriyordum. Kendisine açıklama şansı vermem en doğru olandı. Tekrardan kapıyı kapatıp emniyet kemerini taktım. "Peki, kendinizi açıklamanıza fırsat tanıyacağım. Eğer ki dinledikten sonra tekrardan sizi haksız bulursam, işte o zaman malesef babamın elinden seni kimse alamaz. Çünkü ben, karakola gidip sizden şikayetçi olduğum an babam, Hikmet Kadıoğlu polisten önce size bizzat cezayı kendisi verecektir. Umarım haklı çıkarsınız Beyfendi. "
"Açıklama şansı tanıdığınız için size çok minnettarım. İsterseniz tatlıcıya gidelim. Sütlü tatlı sever misiniz?"
"Bir şey yemek ya da içmek istemiyorum beyfendi. Sadece kendinizi açıklamanızı bekleyeceğim."
Ulaş benden erkeklere ait tüm güvenimi almıştı. Ağızlarından çıkardığı her kelimede bile şüphe duyuyordum artık. Üstelik karşımda ki adam yüzünden Ulaş'la aramız açıldı ve bir daha kapanmamak üzere sona erdi. Bu yüzden bana izinsiz dokunan adamın kendini haklı çıkaracak haklı sebebini çok merak ediyorum. Ben arabanın camından dışarıda ki arabaları izlerken kendi kendime düşüncelere dalarken, arabayı süren beyfendi tatlıcıya doğru sürüyordu arabayı. Bugünde hava bozuktu yağmur her an yağacağım diyordu. Hayat bana üst üste yara vermişti. Ulaş'ın bende bıraktığı ihanetini yutkunamasam da şuan meselem ablamdı. Benim bir anlam vardı artık. Adı da kendisi gibi gizemliydi. Avşin Kadıoğlu.
Eyşan Hanım tatlıcıya geldik. Eyşan Hanım beni duyuyor musunuz?
Yabancının sesiyle birden irkilince ona doğru sert bir ifadeyle takıldım. Solan mavi gözlerim solduğundan beri bakanları korkutacak kadar buz gözüküyordu. "Ne yapıyorsunuz Beyfendi yamacımda? Bana yakın durmamanız konusunda kaç kez uyarı alacaksınız benden?"
"Uyuyordunuz yani ben öyle sandım. İki kez seslendim duymadınız bende yakından seslenmek istedim size. Rahatsız etmek istememiştim."
"Ama rahatsız ettiniz Beyfendi. Eğer ben size, yamacımda durmayın diyorsam uzak durun! Çekilin kenara ineceğim."
"Herkese karşı bu tavırla mı yaklaşırsınız? Yoksa sert tavrınız bana mı özel?"
"Size özel beyfendi çünkü bana hiç güven vermiyorsunuz. İzinsiz dokunmalarınız ya da hiç tanımadığınız birine sarılmanız. Bunları düşündükçe geriliyorum."
"Eğer ki konuşmama izin verirseniz yaptığım uygunsuz hareketlerin nedenini açıklayacağım. Lütfen benimle gelin rica ediyorum."
Peki Beyfendi öyleyse gidelim. Sizde tatlınızı tadarken açıklarsınız kendinizi.
Karadeniz'de yağmur ne zaman bastırır bilinmezdi.Biz Karadeniz'liler alışkındık karmaşık hava durumlarına. Ama buna rağmen hiçbir zaman şemsiye almayı sevmedim yanıma. Çünkü yağan yağmuru hissetmekte ruhuma ilaç gibi geliyordu. Sonunda hasta olsam dahi yağmurdan kaçmadım hiçbir an. Fakat bu yağmur öyle dokundu ki bana yüreğimde ki tüm yaralar bir bir yüzeye çıkmıştı. Hiç benlik değildi ağlamak. Hemde herkesin içinde tutamadım kendimi. Yağmur yağdıkça bende akıttım göz yaşlarımı.
Beyfendi önümde tatlıcıya doğru yürürken, birden bastıran yağmurun tesiriyle arabasına geri döndü. Bense dizlerimin üzerine çöküp ağlamaya başladım. Gölge belirince önümde kafamı kaldırdığımda üzerimde yeşil şemsiye duruyordu. Şemşiye yağmurun damlasını kesiyordu. Artık ıslanmıyordum. Birde şemşiyeyi tutan beyfendinin ayakkabıları ilişmişti gözlerime. Siyah deri ayakkabı giyiyordu. Sol kolunun bileğinde siyah toka bulunuyordu. Durup dururken yağmurun altında ağlayan beni sabırla bekliyordu. Hiçbir söz söylemeden beni kendime bırakmıştı. Bense beni yağmur damlalarından koruyan adama bırakmıştım kendimi.
"Teşekkür ederim beni beklediğiniz için.Normalde böyle birisi değilimdir. Yağmur yağıyor diye ağlamadım hiç bir zaman. Ama kendimi tutamadım."
Siyah ceketinin sağ cebinden birden peçete çıkarıp bana uzattı. Kendinizi açıklamak zorunda değilsiniz Eyşan Hanım. İster, yağmur yağsın ister kar her an ağlayabilirsiniz. Buyrun peçeteyi kullanın. Yorgun gözüküyorsunuz evinize bırayım ister misiniz?"
"Evet çok yorgunum fakat ne ev beni dinlendirecektir ya da gideceğim her yer. Bu yüzden şemsiye altında ağlamımı beklediğiniz gibi bende sizin kendinizi açıklamınızı bekleyeceğim."
"O halde tatlıcıya gitmeden size yedek kıyafetimi vereceğim bir saniye. Yoksa hasta olacaksınız."
"Gerek yok beyfendi."
Beni dinlemeden arabanın bagajından bir kaç kıyafet seçip bana getirmişti. "Buyrun Eyşan Hanım hasta olmadan giyinin kıyafetleri. İsterseniz arabaya geçin orada giyinin ben şemsiyeyi açarak kapatırım sizi. Ya da tatlıcıya geçelim orada lavaboda giyinin. Hangisi size daha uygun? "
"Tatlıcıya geçelim orada giyinirim."
Tanımadığım adamın bana verdiği kıyafetleri giyiniyordum. Siyah eşofmanı beyaz kısa kollusu birde siyah hırkası vardı. Saçlarımın ıslaklığı tüm örgülerimi yıpratmıştı. Tek tek çözerek dağıttım örgülerimi. Çantamdan tarağımı alarak tarayıp kalın beyaz havluyla duruladım. "Bu adam kimdi böyle bir valiz dolusu eşya arabasının bagajında ne arıyordu?"
"Eyşan Hanım iyi misiniz? Giyindiniz mi?"
Kendime çeki düzen vererek kapıyı açmıştım. Beyfendi karşımda endişeyle bana bakıyordu. Endişeyle bakan kara boncuk gözleri şaşkınlığa çevirmişti bakışkarını. "İyiyim,Beyfendi kıyafetleriniz için de ayrıca teşekkür ederim."
"Siz iyi olun da kıyafetlerin önemi dahi olamaz."
"Olur mu öyle şey?Kıyafetler önemli olmasaydı hasta olabilirdim."
"Haklısınız Eyşan Hanım soldan üçüncü masayı ayarladım. Buradan da Giresun'un denizi gözüküyor. Biraz uzaktayız fakat görseli bize iyi gelecektir. Bu arada siz giyinirken bende rezene ve ıhlamur söyledim. Yağmur yağdı hava soğudu grip olmamanız için ikisini birden söyledim. Siz hangisini seviyorsunuz?"
"Beyfendi herkese böyle nazik ve duyarlı mısınız? Yoksa bana mı özel bu halleriniz?"
"Size özel olmasını mı isterdiniz?"
"Hayır, herkese karşı böyle olmanızı isterim."
"Aslında ben insana bağlıyım."
"Nasıl yani?"
Yani ben karşımda ki kişinin bana olan değerine, konuşma uslübüne bakarım. Eğer ki bana karşı nazikse ona nazik davranırım. Yok kaba davranıyorsa,kaba olurum.
"Peki bana neden kaba davranmıyorsunuz? Çünkü size karşı soğuk ve kabayım beyfendi."
"Bunu bende bilmiyorum Eyşan Hanım size karşı nazik davranırken buluyorum kendimi. Kaba davranırsam sizi üzerim diye korkuyorum."
Garipti çünkü tanıdığım insanlar beni üzmekten asla korkmamışlardı. Gözlerimin içine baka baka yalan söylemişlerdi. Karşımda ki beyfendi ise dobra birisi gibi gözüküyordu. Duygularını bana kolayca söylüyordu.
"Eyşan Hanım çayınız geldi soğutmayın."
"Siz içmeyecek misiniz?"
"Hayır içmeyeceğim."
"Olmaz öyle tatlı da mı yemeyeceksiniz?"
"Evet canım çekmiyor."
"Neden buraya geldik o zaman? Gidelim lütfen?"
"Durun! Kendimi açıklayamadım bir türlü."
"Ben ıhlamur içeceğim rezeneyi siz için."
"Tamam Eyşan Hanım."
"Sizi dinliyorum."
"Eyşan Hanım öncelikle sizden çok özür dilerim. İzniniz olmadan size dokundum ve bunu sıklıkla yaptım."
"Neden yaptınız bunu? Bana o gün neden sarıldınız?"
"Mecbur kaldım Eyşan Hanım."
"Anlamadım bana sarılmaya sizi iten ne olabilir ki?"
"Sosyal hizmetler Eyşan Hanım."
"Bana tek tek açıklama yapmayın. Doğrudan açıklayın kendinizi. Siz kimsiniz? Neden bagajda kıyafet dolusu valiz taşıyorsunuz? Giresun'lu değilsiniz nereden geliyorsunuz?"
Karşımda ki adam rezene çayını yudumlayıp konuşmaya devam etti.
Ben bir kaç aydır Giresun'a gelip Ordu'ya gidiyorum.
"Neden peki gezmek dolaşmak için değildir herhalde?"
"Hayır Eyşan Hanım bana emanet edilen küçük kızın peşindeyim. Fakat onu almama izin vermiyorlar. Bir kaç kez sosyal hizmetlerle konuştum ama şartlarım uygun olmadığı için Güneş'i bana vermediler."
Güneş sizin neyiniz oluyor? Yeğeniniz mi?
Hayır yeğenim gibi ama arkadaşımın kızı kendisi.
Anlamadım Beyfendi. Bu arada adınızı söylemeyecek misiniz bana?
Tabii söyleyeceğim kusura bakmayın. Ben Poyraz Karahan.
"Poyraz Bey kafam karıştı şuanda. Arkadaşınız kızını sosyal hizmetlere mi bıraktı? Neden arkadaşınız değilde siz alıyorsunuz kızı?"
"Eyşan Hanım arkadaşım kızını korumak için sosyal hizmetlere bıraktı. Daha sonra bana emanet etti. Bende Güneş'i almak istiyorum fakat vermek istemiyorlar bana."
Buraya kadar anladım Poyraz Bey fakat ben bu hikayede ne alakayım onu anlayamadım? Neden bir ay önce hastanenin kapısında bana sarıldınız? Çok merak ediyorum çünkü sizin sarılmanız benim aşkımı bitirdi.
Özür dilerim Eyşan Hanım amacım sizi kırmak incitmek değildi. Mecbur olunca size sarıldım. Sonra bende size izinsiz dokunduğum için pişman oldum. O gün erkek arkadaşınızın beni dövmesine karşılık vermedim. Çünkü haklıydı. Ama sosyal hizmetlerin gizliden beni takip ettiğini bilmiyordum sonradan farkettim.
Anlayamadığım konu şu Poyraz Bey? Sosyal hizmetler neden sizi takip etmişti? "
"Çünkü ben onlara Güneş'i alabilmek için yalan söyledim."
"Ne yalanı söylediniz ki?"
"Onlara evli olduğumu ve Güneş'i alabilmeyi çok istediğimi söyledim. Sanırım yalan konuşmada iyi değilim ki olduğumda söylenmez beni gizlice takip etmişlerdi. Bende farkettiğimde bana inanmaları için koşarak size sarıldım. O anda ikimizin de sarılmaya ihtiyacı vardı. Ve ikimizde birbirimizi seçtik.
"Size inanamıyorum Poyraz Bey siz beni Eyşan Kadıoğlu'nu yalanınıza ortak mı ettiniz şimdi?"
Evet öyle oldu ama mecbur kaldım Eyşan Hanım. Farkındayım sizi zor durumun içine çektim. Ama Güneş'i alabilmem için size sarılmam en doğru olan gibi gözüktü bana. Gerçekten çok özür dilerim.
Şuan problem benden özür dilemeniz değil ki ya da izinsiz sarılmanız. Siz sosyal hizmette ki kişileri kandırdınız. Onlara yalan söylediniz. Bana sarılarak evli olduğunuza inandılar mı sizce?
Hayır inanmadılar Eyşan Hanım erkek arkadaşınız beni döverken orada kalıp benim dayak yediğimi izlemişler. Sonra bana mesaj attılar. "Siz daha kendinizi koruyamıyorsunuz Poyraz Bey Güneş'i size nasıl verelim?" Bu mesajı okuduğum da yenilgiye düştüm. Güneş yetimhanede kalmıştı. Bense Güneş'i alamıyordum. Sonra sizi uzaktan izledim. Heryerim kan revandı ama sizi izlemeye devam ettim. Bu bir ayda neler yaşadığınızı izleyip nelere sebep verdiğimi öğrendim. O kadar pişman oldum ki anlatamam benim yüzümden sevdiğiniz adamla aranız açıldı. Sizi üzdü ve ağlattı. Hepsi benim duyarsızlığım yüzünden yaşandı. Özür dilerim Eyşan Hanım.
"Poyraz Bey Güneş'i almayı çok mu istiyorsunuz?"
"Evet Eyşan Hanım Güneş bana emanet edildi.Bense emanetimi koruyamıyorum. Güneş şimdi kendisini eminim çok yalnız hissediyordur. Onu koruyamamakta beni çok üzüyor. Sizi de hayatınızda kötü etkiledim. Fakat bazen çaresizlik insanda sınır tanımıyor. Sınırımda ileriye gittim ve sizi üzmelerine ben sebep oldum.Yaptığım hareketin herkesi etkileyeceğini düşünemedim."
"Kendinizi suçlamayın Poyraz Bey. Belki sizin bana izinsiz dokunmanız çatlattı aramızda olanları. Fakat beni terk etmek onun suçuydu. Yalan söylemeleri ve benden gerçeği saklamaları da onların suçuydu. Aslında bunu söylüyor olmak çok acıtıyor canımı fakat, sizin dokunuşunuz sayesinde ben çocukluk aşkımın gerçek yüzünü görmüş oldum. Eğer kavganız olmasaydı bana "Avşin" demeyecekti. Sizin sayenizde Avşin'in kim olduğunu öğrendim.
"Peki Avşin kimmiş Eyşan Hanım?"
"Siz orada yok muydunuz Poyraz Bey?"
"Aslında bende oradaydım sonra yorgunluktan bayılmışım. Uyandığımda gözlerimi hastanede açtım."
"Avşin, Kadıoğlu'nun kızlarıymış. Benden bunca yıl saklanılan gerçeğin adıymış. Avşin Kadıoğlu benim ablammış. Ve benim ablam üç yaşında ailesinden koparıldı. Hiçbir çocuk ailesinden ayrı yaşamayı hak etmiyor Poyraz Bey. Bu yüzden Güneş'i yetimhaneden alacağım. Yani alacağız.
"Siz bana Güneş'in özgürlüğü konusunda ışık olun bende elimden gelenin en fazlasını ortaya atıp ablanızı bulacağım Eyşan Hanım."
"Babam Hikmet Kadıoğlu kendi kızını bulamamışken sen ablamı nasıl bulacaksın?"
"Ben polis memuruyum bu yüzden istersem bulamayacağım hiçbir kayıp olamaz. Dua edelim de ablanız hayatta olsun. Kadıoğlu ailesinin güneşi yeniden doğsun."
"Siz ablamı bulmama yardımcı olun dileyin benden ne isterseniz?"
"Benimle evlenir misiniz Eyşan Hanım?"
Şok olmuştum ama beni şok eden teklif değildi. Poyraz Bey karşımda sandalyeden birden düşüp yerde yatıyordu.
"Poyraz Bey neyiniz var? İyi misiniz?"
Nefes alamamaya başlamıştı. Yüz hatları renk degiştiriyordu. "Poyraz Bey ne oldu size?"
"Alerjim var Eyşan Hanım."
"Yoksa rezene çayına mı alerjiniz var?"
"Evet." Anlamında kafasını hareket ettirip bayılmıştı. Bayılmadan önce son kez iğneden bahsediyordu.
"İğne mi? Poyraz Bey rezene çayına alerjiniz varsa onu neden içtiniz ki?"
Gözyaşı yanaklarından süzülmeye başladı.
Güneş,Güneş diye sayıklıyordu.
"Yardım edin. Biri ambulansı arasın.."
Bölüm etkileşimi
