3. bölüm / 5
ÖLÜMÜN BABASIBilinmeyen Gerçekler
Bölümler 5Şu an: Bilinmeyen Gerçekler
İnsan, yok olmayı isteyecek kadar acı çektiğinde ilk önce kafasında bitirir her şeyi. Ardından, kalbinden söküp atamadan oracıkta can verir.
Anne olmayı çok isteyen birisinin anneliğini elinden almak daha az acıtabilirdi canını. Fakat anne olmayı onun sayesinde sevebilmişken, sevdiğinin ihanet edişi yutkunulacak bir hamle değildi.
Babasının biricik kızı, Eyşan Kadıoğlu'nu hiçbir fırtına yok edemez sanarken, aşk fırtınası yerle bir etmişti. Bu ihaneti ne kalbi kabul edebilirdi ne de yüreği.
Bir Hafta Sonra..
Ulaş'ın ihanetinin ardından bir hafta geçmişti. Her gün yeniden doğan güneş, Kadıoğlu Konağı'nı es geçip onları karanlıkta bırakıyordu. "Mutlu aileye nazar değdi." dedirtecek bir dönemden geçiyorlardı. Hikmet Kadıoğlu, Eyşan'ın kapısında bir haftadır bekliyordu. Bu bekleyişin sonu gözükmüyordu.
"Kızım, kınalı Eyşan'ım, aç kapıyı, sarılayım sana."
Hikmet Kadıoğlu'nun herkese, her şeye gücü yeterken kıymetlisinin yüzünü güldürmeye gücü yetmiyordu. Bir babanın kanadını kendi çaresizliği kırıyordu.
"Eyşan'ım, bir hafta oldu kızım. Seni odanın içine kapatan her ne ise artık paylaş benimle. Bak, beni bilirsin; sen mutsuzsan tüm Giresun'u mutsuz kılarım. Eğer senden duymazsam, dedenin tüfeğini alıp basarım herkesi. Derdinin ne olduğunu öğrenene kadar bırakmam kimsenin yakasını. Bizim kasabayı bilirsin, duyulacak, saklı kalmaz. Senin derdini başkasının ağzından duydurma bana."
"Hikmet'im, kalp rahatsızlığın var. Azıcık kalk kapının önünden. Kızımızı korumak için sana ihtiyacım var. Eyşan zaten kabuğuna çekildi. Sen de kızın yemek yemek istemiyor diye sofra kurdurmaz oldun. Yapma bunu bize."
"Ah, Hatice, ben kızımın derdini bilmezken, onun olmadığı sofrada nasıl yemek yerim?"
"Sana bir hafta önce de söyledim. Kır kapıyı, tut kolundan, karşına oturt. Zorla yedir yemeğini. Korkuyorum, Hikmet, size bir şey olacak diye."
"Korkma, Hatice'm. Ama kızıma bu saygısızlığı yapamam. İzinsiz kapısını kırıp onu özelinde rahatsız edemem. Biliyorum, Eyşan'ım bize daha fazla eziyet etmez. O odadan illaki bir gün çıkacak. Ve ben de Eyşan kapıyı açana kadar onu korumak için kapıda beklemeye devam edeceğim. Baba dediğin kızına güç olur. Gölgesiyle korur. İzin ver, kapının arkasında dahi olsam Eyşan'ımı koruyayım."
"Peki, Hikmet, koru kızını. Ama sağlığın iyiye gitmeyecek, haberin olsun."
Hikmet Bey, kapının eşiğinde oturmuş kızının kapıyı açmasını beklerken, Hatice Hanım ise eli kolu bağlı bir hâlde gözündeki yaşı siliyordu. Ansızın kapının açılmasıyla Hikmet Bey ayağa kalktı. Hatice Hanım arkasına bakıp duraksadı. Kızları Eyşan, bir haftanın sonunda odasının kapısını açabilmişti.
"Yavrum, ne oldu sana? Mavi gözlerin ağlamaktan solmuş."
"Bana yavrum deme, Baba. Dedemin av tüfeği nerede?"
"Eyşan kızım, anlat bize, ne yapacaksın tüfeği?"
"Sorulacak hesabım var, anne. Daha sonra nedenini size açıklayacağım."
"Baba, sana soruyorum. Av tüfeği nerede?"
Avlayacağım birisi var.
"Kızım,mavi gözlü Eyşan'ım, söyle bana ne yapacaksın tüfeği?"
"Ulaş'ı alnından vuracağım Baba."
"Ulaş mı?Hangi Ulaş'ı vuracaksın? Yoksa uğruna babanı karşına aldığın Ulaş'ı mı vuracaksın?"
Evet, uğruna kendimden bile vazgeçtiğim Ulaş'ı kendi ellerimle öldüreceğim."
"Kızım, hastaneye diye çıktın evden, neler yaşattı bu çocuk sana? İnsan sevdiğini hiç öldürür mü?"
"Öldürür, anne de;
İç geçirmiştim konuşmak o kadar çok zor geliyordu ki bünyeme.
"Peki seven sevdiğini sırf anne olamayacak diye terk eder mi?"
Annemin şaşkınlıktan elini ağzına kapamasıyla, babamın birden benden önce tüfeği yatak odasından alıp evden ayrılmasıyla başlamıştı her şey. Bugün hesap sorulacaktı fakat Ulaş'ın canı benim ellerimle son bulacaktı.
Babam bir hışımla evden ayrılınca, Annemin şaşkınlıktan ne yapacağını bilemeyip ayakkabısını bile yanlış giymesiyle hepimiz evden çıkıp Ulaş'ın yaşadığı evin önüne doğru söylenerek gitmiştik. Kıyamet öncesi sessizlik dahi olmazdı bizim kasabada özellikle kıyameti koparacak babam, "Hikmet Kadıoğlu" ise sessizlik yerini gürültüye teslim eder ve arkasına bakmadan kaçıp giderdi.
Babam bağıra çağıra tüm mahalleyi sokağa dökmüştü. Kimi camdan bakıyordu kimi peşimizden geliyordu. Kendi aralarında fısıltıyla karışık; "Ne oluyor burada?" Diye konuşuyorlardı. Birazdan hingam kopup dedikodu büyük olacaktı.
"Ulaş Cangazoğlu çık dışarıya! Kızımı terk etmenin hesabını vereceksin bana!"
"Ulaş korkak gibi saklanma, çabuk çık dışarıya!"
Babamın elinden bir hışımla tüfeği alıp Ulaş'ın evinin camına sıkıp,ardından babama bakıp konuşmaya başladım.
"İnsana,anladığı dilden konuşacaksın Baba. Ulaş'ın anladığı tek dil benden gelecek kurşun. Bak, Baba nasılda çıkıyorlar evden. Çünkü, benim huyumu burada ki herkes iyi bilir ki onlar evden çıkmadan,ben onların evini başlarına yıkarım."
"Kızım, sen deli misin? Eve kurşun sıkmak ne demek?"
Babamın Selim amcaya yumruk atmasıyla olay daha fazla büyümüştü.
"Lan Selim ben olmasam nefesin kokuyordu. Gelmiş kızıma deli mi diyorsun? Peki senin korkak oğlun çıkmayacak mı karşımıza? Tabii Kadıoğlu'nun kızını üzmek cesaret isterdi. Ulaş' ta cesaret ne gezer.
Ulaş çık lan karşıma bugün ecelin elimden olacak."
"Baba izin ver bunun hesabını ben sorayım. Mesele Ulaş ve benim aramda. Sen bir hiç uğruna yorma kendini."
Peki,gözde kızım sen bu evi başlarına yıkta anlasınlar Kadıoğlu'na bulaşmamaları gerektiğini."
"Tabii ki Baba sen yeter ki yıkmamı söyle. Canımı ye."
"Ulaş Cangazoğlu azıcık cesaretin varsa çık karşıma. Yoksa evini başına yıkacağım."
"Beş,dört, üç,iki, bir yıkıyorum Ulaş."
"Peki Ulaş sen çıkma karşıma bunu sen istedin. Evini kesinlikle başına yıkacağım!"
"Dur dur Eyşan içeride kadınlar var. Onlara zarar vereceksin."
"Benim derdim seninle Cangazoğlu. Erkek gibi dimdik dur karşımda. Yoksa anneni de evini de yıkarım. Bir dakika annenden başka kim var ki içeride? Söyle sizde kim var?"
Cevabı duymayı beklemeden elimde ki tüfekle birden evin içerisine dalarak girmiştim. Misafir odasında koltuğun sol köşesine saklanan bir kız ilişiyordu gözüme. "Sende kimsin?"
Elimde ki tüfekle eve baskın yapınca ürkek tavırlarla bana bakış yaptı Seleme teyze.
"Kızım sen eşkiya mısın? Tüfekle eve baskın mı yapılır?"
"Yapılır, Seleme teyze sen oğluna adamlık dersi verememişsen eşkiya da olurum katil de. "Hey göster yüzünü? Bir dakika bu kız Ceylan değil mi?"
"Ceylan senin burada ne işin var?"
"Biz Ulaş'la evleneceğiz Eyşan bize gölge olma. Öldürme Ulaş'ı."
Allah belanı versin Ulaş canın çıksın da inim inim inle. Bir haftalık mıydı bana olan sevgin? Sevginde sende geber..
Tabi ki bunlar sadece iç sesimden ibaretti. Eyşan Kadıoğlu duygularını kimseye göster meden de yaşamayı iyi bilirdi.
"Tabii ki size gölge olmayıp, ömür boyu mutluluklar dileyeceğim. Hiç gölge olur muyum sanıyorsun? Düğününüzde altın mı istersin beşi bir yerde mi?"
Nefes alamıyordum evden çıkıp tekrardan soysuz Ulaş'ın karşısında buldum kendimi.
Ağlanacak halime gülüyordum tabii ki buna gülmek denirse. Beni sevdiğini söyleyen Ulaş sadece bir haftada başka kıza çevirmişti kafasını. Ben o kafayı koparmaz mıyım şimdi?
Allah'ın belası ben sana ömrümü verdim. Seni çok sevdim sırf senin için babamı karşıma aldım. Sana olan zaafımı bir türlü söküp atamadım içimden, ama sen ne yaptın? İlk zorlukta korkak gibi kaçtın benden. Zaten babam söylemişti bana; "Ulaş'tan sana koca olmaz. Sen sevdiğinle kalakalırsın." Demişti de babamın sana laf söylemesine asla müsaade etmemiştim. Fakat ben babamı senin yüzünden karşıma aldım ya hani şimdi seni herkesin gözünün önünde gebertip, ecelin olacağım.
İç sesim ateş yeriydi alevler köpürüp duruyordu ama dışım sadece suskundu.
"Eyşan, suskunluğun korkutuyor beni ne gördüysen açıklayabilirim."
"Sevgisi, gerçek olmayan birinden hiç bir açıklama dinlemek istemiyorum."
Soğuktu çehrem keşke kalbimde buz gibi olsaydı ona karşı.
"Sana olan sevgim gerçekti Eyşan ama;"
"Ama ne Ulaş? Seni sevdim fakat başkalarını da es geçemedim mi diyeceksin?"
Hayır Eyşan, ben seni sevdim. Sadece Baba olmak istedim. Yemin ederim seni çok sevdim ve senden çocuğum olsun çok istedim ama sen anne olamayacağını söyleyince kalbim kırıldı. Ben seninle olabilmek için Baba olmaktan vazgeçemezdim. Hem söyler misin? Baba olamazsam soyum nasıl ilerler?
Soyuna, sopuna tükürdüğümün piçi.
Sanki elimde ki av tüfeği şuan da Ulaş'ın elindeydi de her bir cümlesiyle kalbimi delik deşik ediyordu.
Delirircesine kendi kendime soru sorup cevaplıyordum.
Yutkunmak mı? Şuan da asla mümkün değildi. Ama ben Kadıoğlu'ydum bir erkek için yıkıldı dedirtemezdim kendime. Öyle de yaptım dimdik ayakta kendinden emin bir şekilde bana yapılanın hesabını sordum.
Cümleler içimi yaksa da tüfek hala benim elimdeydi.Yıllarca bana sevdiğini söyleyen adam, Baba olabilmek için başka bir kadını seçmişti. Haklıydı tabii ben onu Baba yapmasam bile başka kadından çocuk sahibi olabilirdi.Bu yüzden bir hafta içinde Ceylan'ı bulup evliliğe ikna etmişti.
Kafamı kurcalayan bir isim daha vardı. Ulaş beni bırakıp, Ceylan'la evlilik yapmaya karar aldıysa? Peki Avşin kimdi? Yoksa başka kadına da mı evlilik vaadi vermişti. Soysuz dan her şeyi beklerim artık.
Buna izin veremezdim vermedim de son kozumu kullanmadan önce son kez soru sordum Ulaş'a.
Annemin babama dönüp;
"Bu kızın sessizliği seni de korkutmuyor mu Hikmet?" Sorusuna babam gülümseyerek kendinden emin halde. "Hayır Hatice'm korkutmuyor. Sadece kafasında ki tilkiyle konuşuyordur kızımız." Demişti. Evet babam beni çok iyi tanırdı. Haklıydı, kafamda dolanan tilkiler Ulaş'ı öldürmemi söylüyordu. Fakat ben öldürmekten daha beteri, öldürmeden süründürecektim onu.
"Herkes kendine yakışanı yapar bu hayatta. Sen pezevenk olmayı seçmişsin,ben hakkını savunan kişi olmayı. Sadece şunu merak ediyorum. Beni sevmedin anladım da Ceylan'ı da mı sevmiyorsun? Ona göre kızda bilsin gerçeği hayatını senin uğruna karartmasın."
"Ne alaka Eyşan kıskanıyor musun bizi?
Haklısın kıskanmakta,tabii anne olamadığın için sevdiğinle başka kız evlenecek ve sende öylece bakakalacaksın. Merak etme düğüne gel diye zorlamayacağım seni."
"Sen, hiç bir duygu hak etmeyecek kişisin. Ben nasıl kör olduysam artık senin gibi deccale aşık olmuşum? Neyini sevdim de kalbimden söküp atamadım bir türlü? Bir kadını anne olamamakla suçlayan bir soysuzun,beni sevdiğine nasıl inanabilmişim bunca yıl? Kör müşüm ben, bunu şuan da farkettim. Fakat artık gözlerim açıldı Ulaş, herşeyin farkındayım. Gözlerim puslu değil cap canlı görüyor. Benim başımı yaktın ya hani Ceylan'ın ya da başka bir kadının başını yakmana asla izin vermeyeceğim."
"Ceylan çık karşıma gel gör evlenmek istediğin adamın halini? "
Ceylan ürkekti elimde ki tüfeği ona uzatmamdan korkuyordu. Aslında ona teşekkür etmeliyim ki Ulaş gibi karakteri bozuk birine, sahip çıkıp diğer kızları koruyordu. Ama bunu kimseye yapamazdım. Ceylan'a bile haksızlık olurdu.Bu karaktersizle evlenmek hayatını kararta bilirdi.
"Efendim Eyşan. Beni öldürmeyeceksin değil mi?"
Yok Ceylan merak etme seni öldürmeyeceğim. Sadece evleneceğin adamın kim olduğunu bizzat kendin gör istiyorum. Bu arada Ceylan Ulaş seninle de yetinmeyip başka kıza gönlünü kaptırmış olabilir. Senin haberin var mıydı?"
"Sen ne diyorsun Eyşan?"
Burnundan soluyordu havayı.
"Ulaş doğru mu bu? Eyşan kimden bahsediyor?"
"Hayır Ceylan doğru değil Eyşan yalan söylüyor. Şuanda kıskançlıktan bizim aramızı bozmak istiyor. Gerçekten kıskanıyor bizi."
"Ceylan madem yalan söylüyorum sana ve sizi kıskanıyorum. Sorar mısın ona benimleyken bahsettiği Avşin kimmiş? Yoksa gizemli sevgilisi mi?"
Şok etkisine girmeden herkesin içinde Ulaş'ın sağ yüzüne okkalı tokatı yapıştırmıştı. Ardından sesi titreyerek konuşmaya başladı.
"Ulaş Avşin de kim? Gönlünde başka yanında başka biriyle mi yaşayacaksın? Söyle Ulaş susma kim bu Avşin sevgili misin onunla?"
Ulaş yediği tokatın acısından yanağını tutuyorken bir yandan da sessizliğe kapılmıştı. Ya da folyası ortaya çıktığı için bahane düşünüyordu.
"Susmasana Ulaş Ceylan' a açıklama yap. Bu arada bende çok merak ettim kiminle aldattın evleneceğin kadını?"
"Eyşan hiçbir haltan haberin yok. Beni zorlama yoksa zararlı sen çıkarsın."
"Niye ben mi aldattım Ceylan'ı? Neden zararlı çıkan olacak mışım?" Utanmasan cehenneme giderken de beni götüreceksin. Madem günaha daldın sahip çık uçkuruna. Pardon günahına diyecektim. Ya da ben sahip çıkayım günahına."
Cevabım net olmuştu. Ağzından çıkan her cümle midemi bulandırıyordu. Elimde ki tüfeği sol bacağına isabet edip vurmam bir oldu.
"Ahhh Eyşan sen ne yaptın?"
"Ulaş iyi misin?"
"Salak mısın Ceylan vuruldum kan kaybediyorum. Ambulans çağırın."
"Ceylan görmüyor musun seni aldatmış? Birde onu düşünüyorsun?"
Napim Eyşan onu seviyorum.
Karşımda ki kız çocukluk aşkım için seviyorum onu diyebiliyordu. Hemde gözümün içine baka baka. Ulaş soysuzu yüzünden aşkımı dahi savunamıyorum. Daha da sinirlerim bozulmuştu.
" Bana bakın sakın kimse bu soysuza ambulans çağırmayacak! Duydunuz mu?"
"Eyşan yapma kızım oğlum ölebilir."
Gebersin!!
"Korkma, Selem'e teyze kötüye bir şey olmaz. Eğer ki sen oğluna kadınların hislerine değer vermeyi onları incitmeden seve bilmeyi öğretseydin. Kimse oğlunu çekip vurmazdı. Ben oğluna, günahının bedelini ödettim. Bundan böyle bende Eyşan Kadıoğlu isem kimse kadınlara dokunmayacak. Onları incitmeyecek duydunuz mu?"
Ortamda oluşan sessizliği bozan ben olmuştum.
"Şimdi söyle Soysuz Ulaş?Seni sağ bacağından vurmadan önce kim bu Avşin? Kaçıncı sevgilin?"
Bu soruyu sorarken suratına delicesine vurmak geliyordu içimden. İçimde başka bir ben yaşıyordu. Fakat duygularımı yönetmeyi bilen kadın olmak her daim önceliğimdi. Öyle de olacaktır.
"Gel gör Ceylan çok sevdiğin adam senden başka her çiçeğe konmak istemiş. Ama iyi ki yanlış çiçeğe bulaştı. Ki gördü ebesinin nikahını."
"Gerçekten merak ediyor musun Avşin'i?"
"Ne merak edeceğim onu sadece benden başka hiçbir kızı yaralama diye tüm kasabaya rezil ediyorum seni. Söyle kim bu Avşin? Buralı olsa ismini bilirdim bilmediğim kadın ismi yoktur. Demek ki yabancı ya da başka şehrin kızı."
"Avşin'i bu kasabada senden başka herkes biliyor Eyşan. Özellikle de Kadıoğlu."
Ulaş'ın cümlesi biter bitmez gözlerim anne ve babamı aramıştı. Onları görür görmez bir anda yönümü babama ve anneme çevirmiştim. Annem alnında ki terini silerken babam da başını önüne eğmişti. Benimle göz teması kuramıyorlardı. Hızlıca babamın karşına geçtim, "Neden benden gözlerini saklıyorlardı?" Anlamış değildim.
"Baba sen Kadıoğlu'sun bu Avşin kim ki yüzüme bakamıyorsun?"
"Anne susma neden susuyorsunuz? Tüm kasabanın bilip te benim bilmediğim o mesele nedir?Susmayın söyleyin Avşin kim ki üzülüyorsunuz?"
"Sessizliği bozan babamdan yumruk yiyen Selim amcaydı."
"Ben söyleyeyim Eyşan, sana Avşin'in kim olduğunu?"
"Senden duymak istemiyorum Selim amca. Eğer tek bir açıklama yaparsan, sürerim sizi Giresun'dan."
"Baba başkasından değil senden duymak istiyorum. Benden ne saklıyorsunuz? Avşin kim oluyor?"
Babama soru sorarken Ulaş'ın sesiyle arkama döndüm. Yerde oturmuş sol bacağını tutarken bir yandan da benimle konuşuyordu.
Ben söyleyeyim Eyşan sürekli övüp durduğun baban Hikmet Kadıoğlu herkesin gözünü korkutmakla avuturken kendini.
Susturmuştum soysuzu onu duymak midemi bulandırıyordu.
Ulaş asla babamın adını ağzına almayı hak etmiyordu. Ve şuan Ulaş'ı asla galeye alamıyordum. Bilmediğim bir mesele vardı farkındayım fakat bunu Ulaş' tan değil ailemden duymam en doğru olandı.
"Kes sesini Ulaş!
Sen galeye alacağım en son kişi dahi olamazsın bundan böyle!"
Çok sevdiğim adamdan tiksinmeye başlamıştım. Ona baktıkça kusasım geliyordu. Arkama bakıp aileme döndüm.
"Anne ve baba,gelin peşimden!
Bana, tüm kasabanın bilip de benim bilmediğim neyse, o meseleyi açıklayın!"
Herkesin içinde aileme bağıramazdım. Onlar benim canımın içiydi. Benden sakladıkları meseleyi neden sakladılarını bilmesem de? Bilmeyi çok istiyorum.
Ardıma dönüp evimin yolunu tutmuştum. Ayaklarım zar zor ayakta durabiliyordu.Bir hafta boyunca aç ve susuz kalarak fazladan zorlamıştım bünyemi. Her defasında "Daha kötü ne olabilir ki?" diye sorduğumda, daha kötüsü buluyordu beni.
Annem ve babam sımsıkı ellerini tutup mücadele ettikleri konu hakkında birbirlerinden güç alarak ardımdan geliyorlardı. Suskundum suskunduk. Ne ben bir şey söylüyordum ne de ailem. Eve girdik birlikte beni ne beklediğini bilmeden oturdum koltuğa. Ailem de karşımda ki koltuğa oturmuş soru sormamı bekliyorlardı. Annem sürekli ağlayıp göz yaşını siliyordu. Babamda yüzüme bakmaktan sakınıyordu. Ne olmuştu aileme böyle?
Babamın suskunluğu sona ermişti. Anneme dönüp, "Hanım, Eyşan'ım bir haftadır hiçbir şey yiyip içmedi. Sen,en sevdiği yiyecekleri hazırla kızımıza. Biz de Baba kız karşılıklı çardağa geçelim."
"Babamı tanıyordum; anneme ne zaman bir iş buyursa onun duymasını istemediği bir konu hakkında konuşurdu. Babam ayağa kalkıp peşinden çardağa gelmemi istedi. Onun arkasından yürüyerek çardağa geçtim ve karşısına oturdum. Hâlâ yüzüme bakmaktan kaçırıyordu gözlerini. Neyi vardı babamın? Kimdi bu Avşin? Ailem benden neden saklamıştı bu kişiyi? Sessizliğimi, babamın konuşması sonlandırdı."
"Eyşan'ım,kınalı kuzum bir haftadır çok yoğun acılar yaşadın. Seni kapının eşiğinde korumaya çalışsam da eminim ki hiç bir işe yaramadı. Belki de koruyamayan bir babayım. Senin bir damla göz yaşına Karadeniz'i yakarım dedim,yakamadım. Aşk acısı çektin yüreğinin ateşine su serpemedim. Seni acınla yapayalnız bir başına bıraktım. Sevdiğin adam seni bir haftada unutup yeni kısmetini aramaya kalkıştı. Güçlü durmaya çalıştın. Kasabanın en güçlü kadınıydın. Fakat seni en çok zorlayan anne olamamak deldi yüreğini değil mi kuzum? "
Gözümde ki yaşı durduramadım. Anne olamamak çok hassas bir konuydu. Hiçbir erkeğin ağzına kolayca almaması gereken lütuftu Annelik. Güçlü olmak ağlamamak değildi. Ağlamakta gücüne güç katmaktı.
Bir yandan ağlıyordum bir yandan babamı dinliyordum.
"Güzel kızım anne olmak kadının hem gücü hem mücadelesidir. Bir nefes getirmektir hayata. Kendin ilk kez yaşıyorken hayatı nefesine nefes olabilmektir. Fakat annelik doğurmakla sınıflandırılmaz. Ulaş gibi soysuzlar kadını doğurmakla anne yapsa da. Bana göre kadın kimin yanında nefes alabiliyorsa onun bir parçasıdır. Bu konuda seni daha fazla bunaltmayacağım. Bana Avşin'in kim olduğunu sordun ya;
Uzatmadan söyleyeceğim.
"Avşin;
Derinden nefes alsada sanki veremiyor gibiydi. Adeta boğazı düğümlenmişti. Yutkunamıyor, konuşmaya devam etmek istiyordu ama gözlerinden yaş yanaklarına akıyordu. Yine de devam etti konuşmaya sesi titreyerek:
"Avşin,senin ablan kızım."
Avşin Kadıoğlu, Kadıoğlu ailesinin ilk kız çocuğu ilk göz ağrısı.
Kadıoğlu ailesinin ilk kız çocuğu olmadığımı öğrenmiştim. En çok merak ettiğim.
"Avşin Kadıoğlu kimdi? Ve neredeydi?"
Bölüm etkileşimi
