7. bölüm · Ölümden Sonra

7. Bölüm

FATMA ATICI

Restorana geldiğimde arabamı uygun bir yere park ederek binaya doğru bakmaya başladım. La Lanterne, dışarıdan bile oldukça lüks ve şık görünen bir yerdi. Çevresinde pek fazla yerleşim yeri yoktu; oldukça sakin, izole bir konuma inşa edilmişti ve anlaşılan burası sadece şehrin en zenginlerinin uğradığı elit bir mekandı.
Arabadan inerek etrafı dikkatlice incelemeye başladım. Güvenliğe aşırı önem verdikleri her hallerinden belliydi; binanın dört bir yanı 360 derece dönebilen kameralarla çevriliydi. Sadece ön tarafında üç adet kamera saymıştım. Dikkat çekmemeye çalışarak otoparka doğru yürümeye başladım. Girişte, duvara asılı olan otopark haritası gözüme çarptı ve adımlarımı yavaşlatıp haritayı inceledim. Otoparkın iki farklı çıkışı vardı. Arka taraftaki çıkış, çok daha tenha ve gözden uzak bir sokağa açılıyordu. Muhtemelen buraya gelen nüfuzlu insanların, paparazzilerden ya da meraklı gözlerden rahatça kaçabilmesi için yapılmış gizli bir çıkıştı. Kendi kendime mırıldandım: "Eğer biriyle gizli bir görüşme yapmak isteseydim, kesinlikle orayı seçerdim."
Bu düşünceyle otoparkın içine doğru adımladım. Telefonumu çıkarıp dünkü videodan aldığım ekran görüntüsünü açtım. Fotoğraftaki detaylarla etrafımı kıyaslayarak Zeliha Çınar ile karşısındaki o siyah kapüşonlu adamın tam olarak nerede durduğunu aramaya başladım. Fenerlerin duruş şeklini duvarların yapısını karşılaştırarak ilerledim. Sonunda tam fotoğraftaki noktayı bularak oraya yaklaştım. Aynı tahmin ettiğim gibi, arka taraftaki hızlı çıkışa yakın, oldukça kuytu bir yerdi.

Olduğum yerde durup etrafa bakarak bir kamera ya da ipucu aramaya başladım. Otoparkın arka girişine bakan bir güvenlik kamerası fark ettim; tam da durduğum bu noktayı görebilecek bir açıdaydı. Ancak Zeliha’nın bu kamerayı hesaba katmadan, arkasında iz bırakarak bir iş yapacağını hiç sanmıyordum. Şüpheyle kameraya doğru yaklaştım ve dikkatle incelemeye başladım. Tam tahmin ettiğim gibiydi; kamera milimetrik olarak otopark yolunu değil, yan taraftaki boş duvarı gösteriyordu. La Lanterne gibi lüks bir restoranda güvenlik sisteminde böyle bir hata yapılması imkansızdı. Yani bu açı, bilinçli olarak değiştirilmiş olmalıydı. Kör nokta yapay bir şekilde yaratılmıştı.

Tekrar o taş duvara dönerek bakmaya başladım. Zeliha'nın kendi aleyhine olabilecek kanıtları öylece ortada bırakmayacağını çok iyi biliyordum. Ancak karşısındaki adam sıradan biri olamazdı ve Zeliha gibi güçlü bir kadına güvenmeyecek kadar zeki olmalıydı. Kendini güvenceye almak için buraya benim henüz göremediğim bir şeyler saklamış olabilir miydi?

Duvara daha da yaklaşarak taşların arasındaki boşlukları incelemeye başladım. İlerlememi sağlayacak, beni sonuca ulaştıracak en ufak bir detay bile şu an benim için hayati önem taşıyordu. Gözlerim duvarın en alt kısmına, taşların birleştiği kuytu bir noktaya kaydı. Orada küçük bir oyuk vardı.
Vakit kaybetmeden telefonumun fenerini açtım ve ışığı o karanlık boşluğa tuttum. Yanılmamıştım. Taşların arasına gizlenmiş, orada olmaması gereken siyah, küçük bir flash bellek duruyordu. Kalbim heyecanla çarparken belleği parmaklarımın ucuyla çekip çıkardım. Şantajcı adam tam da tahmin ettiğim gibi kendini güvenceye almak için buraya bir kopya bırakmıştı.
Çantamdan hemen telefonuma uygun bağlantı aparatını çıkarıp flash belleği telefonuma taktım. Amacım zaman kaybetmeden içindekileri kendi telefonuma kopyalamak ve bu tehlikeli mekandan bir an önce uzaklaşmaktı. Dosyalar hızla aktarılırken, ekranda beliren klasör isimlerine bakıp içindekileri incelemeye başladım.
Belleğin içinde gizlice çekilmiş bir sürü fotoğraf vardı. İşimize yarayacak en büyük koz ise bu fotoğrafların hiçbirinde Zeliha Çınar’ın yüzünün gizlenmemiş olmasıydı; açılar o kadar iyi ayarlanmıştı ki kadının yüzü net bir şekilde seçilebiliyordu.
Dosyaları incelemeye devam ederken karşıma kısa bir video dosyası çıktı. Tam videoyu oynatıp içeriğine bakacaktım ki, arkamdan gelen ani bir ayak sesiyle irkildim. Kalbim boğazımda atmaya başladı. Yakalanma riskini göze alamazdım. Büyük bir soğukkanlılıkla telefonu cebime soktum, flash belleği hızla taşın arasındaki o karanlık oyuğa, tam eski yerine bıraktım. Arkama bile bakmadan, otoparka girerken analiz ettiğim o tenha arka çıkışa doğru yöneldim. Adımlarımı belli etmeden hızlandırıp kendimi dışarı attım ve gözden uzak bir yoldan dolanarak arabama ulaştım.