14. bölüm · Ölümcül Taht
En Güzel Yanlışım
Gece, ormanın üzerine yavaşça indi.
Ateşin ışığı küçük açıklığı aydınlatıyor, etrafı sıcak bir turuncuya boyuyordu. Günün yorgunluğu hâlâ üzerlerindeydi ama bu sefer… farklıydı.
Tehlike uzakta değildi.
Ama ilk kez… o kadar ağır hissettirmiyordu.
Menekşe ateşe bakıyordu.
Kaya ise ona.
Sessizce.
Uzun zamandır ilk defa… savaşmadan, kaçmadan, sadece duruyordu.
Menekşe sonunda fark etti.
“Bana bakıyorsun.”
Kaya gözlerini kaçırmadı.
“Evet.”
Bu kadar net olması… onu hazırlıksız yakaladı.
“Niye?” diye sordu Menekşe, sesi beklediğinden daha yumuşaktı.
Kaya kısa bir an sustu.
Sonra dürüstçe konuştu:
“Çünkü hâlâ buradasın.”
Menekşe kaşlarını hafifçe çattı.
“Bu ne demek?”
Kaya bakışlarını ateşe kaydırdı.
“Gerçeği öğrendikten sonra… gitmeni bekledim.”
Menekşe’nin kalbi hafifçe sıkıştı.
“Gitmedim.”
“Evet,” dedi Kaya, alçak bir sesle.
“Gitmedin.”
Rüzgâr hafifçe esti. Ateşin alevleri titredi.
Menekşe yavaşça konuştu:
“Gitmek kolay olurdu.”
Kaya başını ona çevirdi.
“Ama kalmak…” diye devam etti Menekşe,
“…daha doğru hissettirdi.”
Bu sözler aralarında asılı kaldı.
Kaya yavaşça ona biraz daha yaklaştı.
Bu sefer mesafe neredeyse yoktu.
Menekşe kalbinin hızlandığını hissedebiliyordu.
Ama geri çekilmedi.
“Benden korkmuyor musun?” diye sordu Kaya.
Menekşe başını hafifçe salladı.
“Hayır.”
Kaya kaşlarını çattı.
“Yalan.”
Menekşe hafifçe gülümsedi.
“Biraz korkuyorum.”
Kaya’nın bakışları değişti.
“Benden mi?”
Menekşe başını kaldırdı.
Gözleri direkt onun gözlerine kilitlendi.
“Sana bir şey olmasından.”
Bu cümle… her şeyi değiştirdi.
Kaya’nın nefesi bir anlığına durdu.
Sanki ilk defa biri onun için böyle bir şey söylemişti. Ve ne yapacağını bilmiyordu.
Menekşe yavaşça elini uzattı. Parmakları Kaya’nın eline değdi.
Sonra… tuttu.
Kaya hareket etmedi.
Ama elini de çekmedi.
“Ben de korkuyorum,” dedi Kaya sonunda.
Sesi çok daha yumuşaktı.
Menekşe şaşırdı.
“Sen mi?”
Kaya hafifçe başını salladı.
“Evet.”
Kısa bir duraksama.
“Senin için.”
Bu sefer Menekşe’nin kalbi gerçekten hızlandı.
Aralarındaki mesafe tamamen yok oldu.
Ateşin ışığı yüzlerine vuruyordu.
Göz göze kaldılar.
Uzun bir an boyunca… hiçbir şey söylemediler.
Kaya yavaşça elini kaldırdı. Tereddüt etti.
Ama sonra… Menekşe’nin yanağına hafifçe dokundu.
Bu dokunuş alıştığı gibi değildi. Dikkatliydi. Sanki kırılacak bir şeye dokunuyormuş gibi.
Onu izlemeye devam etti.
“Bu yanlış olabilir,” dedi Kaya alçak bir sesle.
Menekşe nefesini tuttu.
“Olabilir.”
Kaya’nın parmakları hâlâ yanağındaydı.
“Durmamız gerekir.”
Menekşe yavaşça başını salladı.
“Ama durmuyoruz.”
Bu cümle… son sınırdı.
Kaya aradaki son mesafeyi kapattı.
Menekşe de geri çekilmedi.
Ve o an—
Dünya sessizleşti.
Tehlike, planlar, geçmiş… Hepsi bir anlığına yok oldu.
Yakınlık… kelimelerden daha güçlüydü.
Ama aynı zamanda kırılgandı.
Kaya alnını hafifçe Menekşe’nin alnına dayadı.
Gözleri kapalıydı.
“Eğer bu… her şeyi daha zor yaparsa?”
Menekşe fısıldadı:
“Zaten zor.”
Kaya hafifçe nefes verdi.
Haklıydı.
Bir süre öyle kaldılar.
Gece ilerledikçe ateş küçüldü.
Ama aralarındaki şey… büyüdü.
Menekşe yavaşça başını Kaya’nın omzuna yasladı.
Kaya ilk başta dondu.
Sonra… gevşedi.
Elini çok hafifçe onun omzuna koydu.
Bu bir söz değildi.
Ama bir başlangıçtı.
Uzakta bir baykuş sesi duyuldu.
Tehlike hâlâ vardı.
Ama bu sefer…
Onlar da vardı.
Birlikte.
