ÖLÜM MASASI kitap kapağı

1. bölüm / 3

ÖLÜM MASASI

1.Bölüm - Küllere Karışan Gece

Vaveyla Yazarı: Nuveria 💖

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 3Şu an: 1.Bölüm - Küllere Karışan Gece

Hayatın en büyük yanılgısı, yarının da bugün kadar sıradan olacağına inanmaktır.
İnsan bazı günleri yaşarken onların son kez yaşandığını bilmez. Son kez birinin sesini duyar, son kez bir kapıdan çıkar, son kez bir sofrada oturur. Bazen son kez sarıldığını bile fark etmez. Çünkü hayat, önemli anların üzerine bir işaret koymaz. “Bunu unutma,” demez. “Bir daha böyle olmayacak,” diye fısıldamaz.

>17 Yıl Önce<

Yaz akşamlarının nasıl olduğunu bilirsiniz. Alttan alttan esen hafif bir rüzgar ve güneşin yavaş yavaş görüşümüzden kaybolması. Gün batımını sevmeyi bana annem öğretmişti. “Gökyüzüne bakmayı unutma Nehir,” derdi her akşam. “İnsan bazen güzel şeyleri görebilmek için sadece biraz durmalı.”
O zamanlar annemin söylediklerinin çoğunu anlamazdım. Benim için gün batımı, gökyüzünün turuncuya ve pembeye boyanmasından ibaretti. Annem içinse bundan çok daha fazlasıydı.
Bahçede her zaman oturduğum armut koltuğa doğru zıplaya zıplaya ilerledim. Kendimi armut koltuğun üzerine bıraktığım anda annemin söyleri yine kulaklarıma doldu. Bakışlarımı önümdeki manzaraya çevirdim. Güneş her yaz akşamı olduğu gibi yine aynı noktadan yavaş yavaş batıyordu. Annem arkamdan yavaş yavaş yürüdü ve elindeki kitap ile yanımdaki armut koltukta yerini aldı. Kitabını açtı ve sessizce okumaya başladı. Bir süre anneme baktıktan sonra önümdeki manzarayı izlemek için yine önümü döndüm. Hafif bir rüzgar koyu kahverengi saçlarımı savurdu. Saçlarımın savrulmasını sevdiğim için gülümsedim. Eğleniyordum. Ellerimi enseme attım ve sonra saçlarımı savurdum. Annem bana baktı. Gülümsedi. O gülümsedi ve sanki ben dünyanın en güzel kızı olmuştum. Annem kitabına geri dönünce gülümsemem yavaş yavaş soldu. “Anne?” Sesim biraz kısık çıkmıştı. Neden öyle çıktığını anlamamıştım. “Anne bana baksana. Bak yine savurdum saçlarımı.” Annemin bakışları bana döndüğünde gülümsedi ve oturduğu armut koltuktan kalkıp bana yaklaştı. Yanıma gelince çimlerin üzerinde diz çöktü ve bir eli ile saçlarıma dokundu. “Orman gözlüm?” Ben kendimi tutamadım ve gülmeye başladım. Annem bana her ‘Orman gözlüm’ dediğinde gülesim geliyordu. “Anne benim gözlerimde orman yok ki? Neden bana orman gözlü diyorsun?” Annemin gülümsemesi asla durmadı. Ben onun gözlerine baktım. Gözlerindeki duyguyu anlayamadım. Sanki korkuyor gibiydi. Sonra annem konuştu. “Büyüyünce sana neden Orman gözlüm dediğimi anlayacaksın. Eğer dersen ki ‘Anne ben o kadar bekleyemem büyümeme çok var’ yok anneciğim. Çok yakın bir zamanda kocaman bir kız olucaksın.” Annemin gözleri biraz kızardı. “Belki bedenin küçük olucak ama sen kendini kocaman bir kadın gibi hissedeceksin.”
Anlamaz gözlerler sadece annemi izledim. Hava kararmıştı artık.
Annem ile konuşurken gün batımını kaçırmıştım. Annem dizleri üzerinden ayağa kalktı ve sonra bana elini uzattı. “Baban birazdan gelir. Hadi içeri geçelim.” Sadece başım ile onayladım. Annemin ilk defa soğuk olan elini tuttum. “Anne ellerin neden soğuk? Sen her zaman sıcacık olurdun.” Annem bu soruma cevap vermedi. Sadece beni içeriye götürdü. Annem hızlı yürüyordu. Ne olduğunu anlamıyordum. “Anne yavaş düşeceğim.” Annem beni dinlemedi.
Ben küçük bacaklarım ile ona yetişmeye çalıştım. Az önce gülümseyerek benimle konuşuyordu. Şimdi ne olmuştu da gerilmişti. Annem beni açık sürgülü pencereden geçirdi ve arkamdan pencereyi kapattı. O sırada evin içinde duyduğum ses ile bütün herşeyi unuttum ve sese döndüm. “Benim güzeller güzeli kızım neredeymiş bakalım.” Hemen dış kapıya doğru koştum. Koridora çıktığımda babamı gördüm. “Baba!” Koştum ve hemen onun kollarına atladım. Babam elindeki deri evrak çantasını bıraktı ve hemen beni kollarına aldı. Ben kahkahalara bürünürken babam beni bir defa havaya attı ve sonra tekrar tuttu. “Özledin mi bakalım ben?” Ben babamın yanağundan öptüm ve ellerimi iki yana açtım. “Çok özledim baba. Bir daha işten bu kadar geç dönme. Çok özlüyorum seni.” Babam benim yanağımdan öptü ve sonra kokumu içine çekti. “Ne zaman gelmemi istiyorsun peki?” Düşünür gibi yaptım. Onunla gün batımını birlikte izlemek istiyordum. “Gün batımını beraber izleyebileceğimiz bir saatte gel.” Ben yere indirdi ve saçlarımı karıştırdı. “O zaman sana söz yarın beraber izleyeceğiz gün batımını.”
Annem arkadan yavaş ve biraz yorgun adımlarla geldi. Gün boyunca onunla sürekli birşey yapmak istediğim için annem bazen biraz yorulabiliyordu. Bugün de öyle olmuştu. Annemi yormuştum. “Hoş geldin Selim.” Babam anneme yaklaştı ve dudağına kısa bir öpücük kondurdu. Ben tiksinir gibi sesler çıkardım. “Iy! İğrençsiniz. Ben bu sahneyi izleyemeyeceğim.” Evet bunu her zaman yapıyordum. Alışkanlık olmuştu. “Ben gidiyorum.” Onların yanından uzaklaşıp salonda oyuncaklarımın yanında gittim. “Hoş buldum Aylin. Yorgun görünüyorsun. Yine yordu mu bu enerji bombası seni?” Annem iç çekti ve bana baktı. “Yormak gibi değil. Nehir beni asla yormuyor ama senin için endişelendim biraz.” Annem yeniden babama döndü ama babamın bakışları değişmişti. Onun neden kendisi için endişelendiğini biliyordu. “Aylin, bunu konuştuk. Ne kadar korktuğunu ve endişelendiğini biliyorum ama çok az kaldı. O masadakilerin sonu gelicek. O masayı yok etmek için elimden geleni yapıyorum.” Anne babama sıkıca sarıldığında babam da kendisine engel olamadı. Anneme sıkıca sarıldı. “Selim ya planını anlarlarsa. Nehir ne olucak? Daha küçücük çocuk.” Babam hemen annemi susturdu. “Shh. Öyle konuşmak yok. Anlarlarsa yapacak birşey yok. Bize birşey olursa Nehir zaten annenin yanında güvende olucak.”
Ben anneannem ile ilgili dedikleri şeyi duydum ama tam anlamadım. Neyden bahsediyorlardı acaba. Meraklı biriydim ama şuan susmayı tercih ettim. Annem ve babama yer tanımak istedim. Sonuçta ben gün boyu annem ile olabilirdim ama babam annemi günde çok az görüyordu. Babam annem ile ilgili dedikleri şeyi duydum ama tam anlamadım. Neyden bahsediyorlardı acaba. Meraklı biriydim ama şuan susmayı tercih ettim. Annem ve babama yer tanımak istedim. Sonuçta ben gün boyu annem ile olabilirdim ama babam annemi günde çok az görüyordu. Babam annem ile göz teması kurdu. “Aylin şimdilik bu konuyu kapatalım. Nehir tedirgin olmasın. O uyuduktan sonra detaylı konuşuruz.
Annem hiçbirşey demeden başı ile onayladı ve kenara çekildi. Babam oyuncaklarla oynayan bana yaklaştı. Ses çıkartmadan ilk başta oyunumu izledi. Ben elimdeki erkek bebeği oynatıyordum. “Sen çok tatlı bir kızsın Nehir.” Sesim bunu söylerken kalındı. Sonra sesimi inceltti. “Teşekkür ederim Demir. Sende çok yakışıklısın.” Kadın bebeği konuşturdum. Sonra bebekler birbirine sarıldı. Babamı gördüğümde ona baktım. “Kim bakalım bu Demir?” Babam yanıma otururken bebeklerime bakmaya geri döndüm. “Demir sadece oynattığım erkek bebeğin adı baba. Kadın ve erkek bebeği annem ve sen gibi düşünüyorum bazen.” Babam hafif bir kahkaha attı ve sonra saçlarımı okşadı. “Oyununu bozmak istemezdim ama mutfakta mükemmel kokular alıyorum. Annen galiba Lazanya yapmış.” Gözlerim faltaşı gibi açıldı. “Lazanya mı?!” Bebekleri yere attım ve hemen ayağa fırladım. “Baba lazanya mı dedin? Lazanya mı yapmış annem? Ne zaman yapmış. Gün boyunca annem ile oyun oynadım ben. Ne ara zaman buldu da yaptı?” Sevinçten ne kadar konuştuğumu fark etmemiştim.
Babam sanki kelimelerim ile vurulmuş gibi elini karnına götürdü. “Galiba kelimeler ile vuruldum.” Ben kahkaha atarak babamın üzerine doğru yattım.
“Baba hadi şaka yapma. Lazanya yiyelim. Baba Lazanya çok güzel. Baba hadi kalk. Baba.” Babam gülerek beni kucağında sıkıca tuttu ve ayağa kalktı. Annem mutfaktan başını çıkarttı. Artık babam benim yanıma gelmeden önce annem ne söylediyse annem gülümsüyordu. “Sen öğlen uykusuna yattığında yaptım lazanyayı.” Annemin yüzünün gülmesi, benim yüzümün gülmesi demekti. Ben babama baktım. Ben sıkıca kucağında tutuyordu ve mutfağa girdi. Ben babamı her zaman bir kahraman olarak görmüştüm. Beni her zaman koruyacağını da biliyordu. Yanımda olacağından da o kadar emindim ki. “Baba. Yarın eve erken gelmeyi unutma tamam mı? Gün batımını izleyeceğiz.” Babam beni tek eliyle tuttu. Boşta kalan eliyle benim için sandalyeyi çekti ve beni oraya oturttu. “Tamam kızım. Senin için erken gelmeye çalışacağım.” Ben ellerimi çırptım. O sırada annem tabaklara çorbaları dolduruyordu. Ben çorba içmek istemiyordum. Hemen lazanya yemek istiyordum ama annem izin vermeyecekti biliyordum. Yinede şansımı denedim. “Annem ben çorba içmesem olmaz mı? Lazanya yemek istiyorum.” Annem iki çorba kasesini masaya koydu. Tam banada kase koyacağını düşündüğümde annem önüme bir dilim lazanya koydu. Hemen çatalımı batırdım ve yemeye başladım. Yemek yerken çok hızlı yediğim için konuşmaya yer bululamazdım. Annem hemen bir bardak suyu da yanıma koydu. Önlem alıyordu. Çünkü biliyordu. Hızlı yediğim için o yemek illaha boğazıma kaçıyordu.
Babam da sakince masaya oturdu ve çorbasını içmeye başladı. Masada çatal, kaşık sesinden başka ses yoktu. Ben yemeğime odaklanıyordum. Annem bazen bana bazen babama bakıyordu. Babam da yemeğinin ortasında anneme baktı. İkisi konuşmadı ama sanki gözleri herşeyi anlatıyordu. Ben tabikide şuan bu masadaki en masum kişi olarak yemek yiyordum. Dışarıda çekirgeler hafifçe ses çıkartıyordu. Bazen hafif rüzgar ağaçları savuruyordu.
Bu ortamın içinde bir bildirim sesi yükseldi babamın telefonundan. Annemin ve benim bakışlarım babama dönerken babam hemen telefonunu çıkarttı. Mesaja baktığında hemen anneme baktı ve sonra telefonu kapattı. “Selim ne oluyor?” Babamdan hiçbir cevap gelmedi. “Aylin eline sağlık. Ben ofise çıkacağım. Şu evrak işlerini halletmem gerek.” Ben yemeğimi çoktan bitirmiştim. Yüzüm düşmüş bir şekilde babamı izliyordum. “Baba. Beni bugün sen uyutmayacak mısın?” Babam bana baktı. Sonra anneme baktı. Annem sadece başını yana yatırdı ve babamın ne diyeceğinin bekledi. Babam bana olan bakışlarını yumuşattı. “Tamam kızım. Gel hadi gidelim.” Ben hemen sandalyeden kalktım ve babamın yanına geçtim. “Sen önden git geliyorum ben.” Ben koşarak üst kattaki odama gittim. Babam peşimden geleceğini biliyordum. Ben odama geçtim ve hemen pijamalarımı giydim. Üzerimde ince askılı üzerinde ayıcıklar olan bir pijama vardı. Altımda da onun takımı olan ayıcıklı bir şort vardı. Babamı beklerken yatağın içine girdim ve peluş oyucaklarımdan birine sarıldım.
Annem babamı merdivenlerden çıkmadan yakaladı. “Selim. Telefonuna gelen mesaj neydi?Lütfen söyle korkutma beni.” Babamın omuzları düştü. Ne diyeceğini bilmiyor gibiydi. Artık bunalmış gibi duruyordu. “Planımı muhtemelen biliyorlar Aylin.” Annemin nefesi resmen içine kaçtı. Gözleri faltaşı gibi açılırken elini ağzına götürdü. “Ne demek planı muhtemelen biliyorlar. Selim sen her şey gizli dedin. Anlamazlar dedin. Nasıl oldu bu?” Babam anneme yaklaştı ve ona sıkıca sarıldı. Annem sanki bütün gücünü ona bırakmış gibiydi.
“Emin değilim ama güvendiğim biri masaya haber uçurmuş olabilir.” Annem geri çekildi ve babama baktı. Göz bebekleri bile artık titriyordu. Şuan ne hissettiğini anlatamıyordu. Dili tutulmuştu resmen. “Selim. Şimdi ne olucak peki?” Annem kekeliyordu.
“Selim biz ne yapacağız?” Babam elleri ile annemin yüzünü kavradı. Onu herşeyden koruyabileceğine sanki onu inandırmak istiyordu.
“Aylin bana bak. Aylin planlarım tükenmedi. Birini öğrendiler ama diğerlerini bilmiyorlar. O masaya girdiğimden beri yaşamadığım, görmediğim şeyler kalmadı. Ne sen ne de kızımız bunlara şahit olmayacak. Ben o masanın sonu olacağım.” Annemin gözünden yaş aktı. “Aylin...” Annem gözyaşını hemen sildi. Sanki silerse daha fazlası akmayacakmış gibi ama aktı. Durduramadı. “Selim seni kaybedemem. Selim dur artık. Yapma Selim yapma. Korkuyorum yapma.”
Annemin korkusunun önüne kimse geçemezdi. Hiç kimse. Annem babamın göğsüne vurdu. “Hadi seni korkmuyorsun, kendini düşünmüyorsun. Biz ne olacağız Selim? Selim kızımız ne olucak?” Babam hemen cevap verdi artık duşünmüyordu. “Aylin, size birşey olmasına izin vermem. Gerekirse kendi canımdan olurum ama sizin başınıza birşey gelmesine izin vermem. Aylin güven bana nolur.”
“Baba, geliyor musun?”
Babam alt kattan sesimi duydu. Gözlerini bir süre kapattı. Gözlerini açtı ve yorgun şekilde yukarı baktı. “Geliyorum kızım. Geliyorum orman gözlüm geliyorum.” Babama anneme döndü yeniden. “Hadi sende gel odaya geçersin oradan.” Annem başını olumsuz anlamda salladı. “Benim uykum yok. Nehir uyusun, sonra gel seninle konuşalım. Kesinleştirelim.” Babam sadece başı ile onayladı ve yukarıya çıkmak için merdivenlere yöneldi. Basamaklar sanki her zamankinden daha ağırdı. Her basamakta bedenine daha fazla yük biniyordu sanki.
Babam odamın kapı eşiğinde durdu ve yatakta yatıp onu bekleyen beni gördü. Bakışlarım babamdaydı ve elimde babamın benim için kendi yazdığı hikaye defteri vardı. “Baba hadi gel. Bana kendi hikayelerinden oku.” Babamın bakışları deftere kaydı. Kapıdan içeriye girdi ve yatağıma doğru yürüdü. “Baba sende benimle birlikte yatakta yatar mısın? Ben uyuyunca da gitmezsin değil mi?” Babam yatağa oturduktan sonra yatma pozisyonuna geçti ve sırtını bazanın başlığına dayadı. Ben babamın her zaman sıcak olan göğsüne yaslandım. Yeni hikayeyi duymak için heyecanlıydım. “Baba hadi başla.” Babam bir kolunu benim omzuma doladı ve hikayeyi okumaya başladı. “Bir varmış, bir yokmuş… Uzaklarda, insanların pek uğramadığı büyük ve yemyeşil bir orman varmış. Bu ormanda yaşayan küçük bir kız varmış. Adı Lina'ymış.” Babam hikayeye renk katması için ses tonunu bazen inceltiyordu. “Lina'nın gözleri orman kadar yeşilmiş. Bu yüzden ormandaki herkes ona ‘Orman Gözlü Kız’ dermiş. Lina her akşam güneş batarken ormanın en yüksek tepesine çıkar, gökyüzünü izlermiş. En sevdiği şey güneşin turuncu ışıklarının ağaçların arasından kaybolmasını izlemekmiş.” Ben babama baktım ve gülümsedim. “Baba, annem de bana orman gözlüm diyor. Bu kız ile çok benziyoruz.”
Babam alnımdan öptü ve devam etti. “Ama Lina'nın kimsenin bilmediği bir sırrı varmış. Her gece gökyüzünde yalnızca onun görebildiği küçük bir yıldız varmış. Lina ne zaman korksa yıldız biraz daha parlarmış. Bir gece Lina ormanda kaybolmuş. Hava kararmış, ağaçların gölgeleri büyümüş. Küçük kız korkuyla etrafına bakmış. ‘Eve giden yolu bulamıyorum,’ demiş. Tam o sırada gökyüzündeki küçük yıldız parlamış. Lina başını kaldırmış. ‘Sen buradasın!’ Yıldız ona cevap vermemiş. Sadece biraz daha parlamış. Lina yıldızın ışığını takip etmiş ve sonunda evinin ışıklarını görmüş.
O günden sonra Lina ne zaman korksa gökyüzüne bakmış.” Ben ağzımı kocaman açarak esnedim. Babamın göğsüne daha çok sokuldum. Peluş oyuncağıma da sarıldım. “Uykun mu geldi?” Bir daha esnedim ve babama baktım. “Evet baba hadi devam et.” Babam gülümsedi ve sonra deftere döndü.
“Yıllar geçmiş. Lina büyümüş. Bir gün yine tepeye çıkıp gökyüzüne bakmış ama yıldızı görememiş. ‘Beni bıraktın,’ demiş üzülerek.Uzun süre beklemiş. Sonra gökyüzüne bakıp sessizce gülümsemiş. Çünkü artık yolunu bulmak için bir yıldıza ihtiyacı olmadığını anlamış. Yıldız onu hiçbir zaman bırakmamış. Sadece Lina'nın kendi ışığını bulmasını beklemiş. Ve Lina o günden sonra ne zaman karanlıktan korksa, gökyüzüne bakıp şunu hatırlamış: Bazı ışıklar kaybolmaz. Sadece onlara bakmadan da yolunu bulmayı öğrenirsin.”
Babam son cümleyi söyledi ve defteri kapattı. Tam bana birşey söyleyecekken uyuduğumu fark etti ve gülümsedi. “Belki bu söylediklerimi duymuyorsun ama bu kısa hikayeyi sana yazdım.” Babam saçlarımı okşadıtan sonra yataktan yavaşça kalktı. Üzerime ince pikeyi yavaşça örttü. “Yıldızını asla kaybetme kızım. Ne kadar büyürsen büyü, yıldızını her zaman bul olur mu?” Yanağıma bir öpücük kondurdu ve sessizce odadan çıktı. Kapıyı arkasından yavaşça kapattı. Yarım saat önce ağır bir yükle çıktığı merdivenleri, şimdi hiçbir yükü yokmuş gibi indi ve salona yürüdü. Annem orada elindeki kahve fincanı ile oturuyordu. Sehpanın üzerinde de bir kahve fincanı ile duruyordu. Ayak seslerini duyduğu anda başını kaldırdı ve babama baktı. Babam anneme yaklaştı ve sonra koltukta yanına oturdu. “Selim ne yapacağız?” Babam dirseklerini dizlerine koydu ve öne eğildi. Elini şakaklarına bastırdı.
“Aylin, sana söyledim. Sadece bir planımı biliyorlar. Diğerleri hala iş görür. Onları öğrenemezler çünkü bu yolda yalnız olacağım artık. Sizi bu işten uzak tutacağım.” Annemin ağzından bir gülüş çıktı. “Bizi bu işin dışında tutacaksın? Tamam o zaman. Yarın ben Nehir ile annemin yanına giderim. Sende planlarını bitirdikten sonra alırsın bizi. Nasıl fikir?” Annem yine güldü. Babam sadece annemi dinliyordu şuan. “Selim ben seni tek bırakmam. Sen cehennemin dibine de gitsen peşinden gelirim duyuyor musun beni? Bana anlat planını. Yardım edeyim sana.” Babam kesin bir şekilde cevap verdi. “Olmaz. Sana anlatamam. Eğer anlatırsam bunu öğrenirler biliyorum. Sana zarar verirler. Konu kapandı. Dediğin gibi yapacaksınız Aylin. Yarın ilk uçak ile gideceksiniz buradan.” Annem onun koluna dokundu. Diğer eli ile de yüzüne dokundu. “Selim hayır. Ben seni bırakmam Selim.”
“Aylin lütfen...Size birşey olursa yaşayamam. Nehir ile gidin. Nehir beni sorarsa iş seyahatinde dersin. Nehir uslu zaten dinler seni.” Annemin gözünden yaş aktı. Babam anneme sıkıca sarıldı. Babam koltuğa yaslandı ve annemi göğsüne çekti. “Her şey biticek ve rahat rahat yaşayacağız. Sana söz veriyorum. Şimdi gözlerini kapat ve biraz sakinleş. Dinlemeye çalış” Annem babamın kollarında yavaşça uykuya dalarken, babam kafasındaki yeni planı oturtmaya çalışıyordu.

>Saat 04.28<

Gözlerimi yavaşça açtım. İlk başta nerede olduğumu bile anlayamadım. Odamın karanlığına alışmaya çalışan gözlerim tavana bakarken, üzerimdeki ince pikenin sıcaklığını hâlâ hissediyordum. Peluş oyuncağım yanı başımda duruyordu. Elimi uzatıp onu kendime çektim ve küçük kollarımın arasına aldım. Tam yeniden gözlerimi kapatacakken bir ses duydum.
Çıt.
Sonra bir tane daha.
Çıt… Çıt…
Kaşlarımı hafifçe çattım. Evin içinden geliyordu. Uykulu olduğum için bunun ne olduğunu anlayamadım. Belki babam erkenden kalkmıştı. Bazen sabahları erkenden uyanıp mutfağa gider, kendisine kahve hazırlardı. Kahvenin kokusu da odama kadar gelirdi. Belki yine öyle olmuştu. Gözlerimi ovuşturdum. “Anne?”
Sesim uykudan dolayı kısık çıkmıştı. Cevap gelmedi. Biraz bekledim. Belki beni duymamıştı. “Anne?” Bu kez biraz daha yüksek sesle söyledim. Yine cevap yoktu. Annem beni duyduğu zaman mutlaka cevap verirdi. Bazen odasından, bazen mutfaktan, bazen de yanımdaki odadan “Efendim orman gözlüm?” derdi. Ama şimdi hiçbir şey söylemiyordu. İçimde anlamlandıramadığım küçük bir huzursuzluk oluştu. “Baba?” Sesimi bu kez biraz daha yükselttim. Cevap bekledim. Sessizlik.
Babam da cevap vermemişti. Yatağın içinde doğruldum. Belki ikisi de mutfaktaydı. Belki babam gerçekten kahve yapıyordu ve annem de yanındaydı. Ama neden sesimi duymamışlardı? Yatağın kenarına oturdum. Ayaklarımı yere indirdiğimde odanın serinliği tenime dokundu. Bir an geri yatağa girmek istedim. Uykum hâlâ üzerimdeydi. Fakat içimdeki merak daha ağır bastı. Peluş oyuncağımı kucağıma aldım. Onu öyle sıkı tutuyordum ki yumuşak tüyleri parmaklarımın arasında eziliyordu. Yavaşça ayağa kalktım. Odamın içinde birkaç adım attım.
Çıt.
Ses yine geldi. Bu kez daha belirgindi. Başımı sesin geldiği tarafa çevirdim. Kalbim biraz daha hızlı atmaya başladı. Ama ne olduğunu hâlâ bilmiyordum. Pencereye doğru yürüdüm. Perdenin önünde durdum. Bir elimde peluş oyuncağım, diğer elim perdeyi tutuyordu. Perdeyi yavaşça araladım. İlk gördüğüm şey bahçeydi. Gece hâlâ tamamen bitmemişti. Gökyüzü koyu renkteydi. Bahçedeki ağaçların gölgeleri yere uzanıyordu. Rüzgâr dalları hafifçe hareket ettiriyordu. Bir süre hiçbir şey göremedim.
Sonra…
Bahçenin biraz ilerisinde birinin durduğunu fark ettim. Olduğum yerde kaldım. Bir adamdı.
Baştan aşağı siyahlar içindeydi. Siyah bir tişört, siyah bir pantolon ve yüzünün büyük bir kısmını gölgede bırakan koyu renkli bir şey vardı üzerinde. Elinde ise kırmızı bir bidon tutuyordu. Adam hareketsizce evimize bakıyordu. Ben de ona bakıyordum. Neden orada olduğunu anlamıyordum. Belki babamın tanıdığı biriydi. Belki bir şey söylemek için gelmişti.
Ama neden bu saatte?
Neden bahçemizdeydi?
Ve neden içimde, onu tanımadığım hâlde ondan uzaklaşmam gerektiğini söyleyen bir his vardı?
Bir adım geriye çekildim. Peluş oyuncağımı göğsüme daha sıkı bastırdım. Tam perdeyi kapatacakken adam başını kaldırdı. Bana baktı. Gözlerimiz birbirine değdi. Nefesim kesildi. Sanki bütün vücudum bir anda taş kesilmişti. Adam beni görmüştü. Kımıldayamadım. Elimdeki peluş oyuncağı bırakmadım. Aksine onu daha da sıkı tuttum. “Baba…” diye fısıldadım.
Sesim o kadar kısık çıkmıştı ki kendim bile zor duydum. Adam birkaç saniye boyunca bana baktı. Sonra bakışlarını evden çekti. Elindeki kırmızı bidona baktı. Kapağını açtı. Ne yaptığını anlamıyordum. Adam bidonu eğdi. Bahçedeki çimlerin üzerine bir şey dökülmeye başladı. Başımı hafifçe yana eğdim. İçimdeki korku büyüyordu. Adam birkaç adım ilerledi ve bidondaki sıvıyı bahçenin farklı yerlerine dökmeye devam etti. Ben hâlâ pencerenin önündeydim. Geri gitmem gerektiğini biliyordum. Ama ayaklarım hareket etmiyordu. Bir çocuğun anlayamayacağı kadar büyük bir şeyin yanlış gittiğini hissediyordum.
Adam bidonu tamamen boşalttı. Sonra kırmızı bidonu elinden bıraktı. Bidon çimlerin üzerine düştü. Adam cebine uzandı. Küçük bir kutu çıkardı. Kutunun kapağını açtı.
İçinden bir kibrit aldı.
Kibriti parmaklarının arasında tuttu. O an içimdeki bütün korku bir anda büyüdü. Neden bir adam gecenin bu saatinde bahçemizdeydi? Neden eve bakmıştı? Neden o bidonu boşaltmıştı? Ve şimdi neden elinde bir kibrit vardı?
Gözlerimi adamdan ayıramıyordum. Küçük ellerim titremeye başladı. Peluş oyuncağımı göğsüme bastırdım. “Baba…” Bu kez sesim çıkmadı. Sadece dudaklarım kıpırdadı. Adam kibriti kutunun kenarına yaklaştırdı.
Birinci saniye, adam kibriti yaktı.
İkinci saniye, adam kibritte olan gözlerini yine bana çevirdi.
Üçüncü saniye, adam yanan kibriti çimlerin üzerine attı.
Sadece küçücük yanan bir bir kibrit. Gözlerimin önünde bütün bahçeyi aleve vermişti. Ben hemen odamın kapısına doğru koştum. “Anne! Baba!” Odamın kapısını açtım ve hemen merdivenlere doğru ilerledim. Aşağıya indiğimde ise yüzüme vuran sıcaklık ağlamama neden oldu. “Anne neredesin?” Etrafa baktım ama sıcak, büyük, ve sarı turuncu rengindeki alevler neredeyse her yerdeydi. Beluş oyuncağıma daha sıkı sarıldım. Korkuyordum. Gerçekten çok korkuyordum. Neredeydi? Annem ve babam neredeydi?
Etrafa bakmak istiyordum ama alevler çok fazlaydı. Alevler orman gözlerime doğru parlıyordu. Gözümdeki ormanlar alev almıştı. Yavaş yavaş kül oluyordu. Ağlamam daha fazla arttı. Sıcaklık da aynı şekilde artıyordu. “Baba! Neredesin? Ben çok korkuyorum baba.” Babamın sesimi duymasını istedim ama galiba duymuyordu. Duysaydı yanıma gelirdi değil mi?
Etrafı alevlerin dumanarı da kaplıyordu. Etrafı görmem çok zorlaşmıştı. Ben yeniden üst kata odama çokmak istedim ama basamakları görmekte çok zorlanıyordum. Dumanlar ilk basamağı görmemi engellediği için ayağım basamağa takıldı ve merdivene doğru düştüm. Başımı sertçe üçüncü basamağa vurdum. Zaten annemi ve babamı bulamadığım için ağlıyordum. Bir de şimdi başımı vurmuştum. “Anne! Canım yandı anne. Canım çok yanıyor anne.” O sırada alevlerin arasından gelen se ile kafam oraya döndü. “Kızım... gördüm seni dur. Hareket etme dur.” Ben öksürmeye başladım. Dumanlar çok fazlaydı. Nefes alamıyor gibi hissettim kendimi.
Annem bana yaklaştı ve hemen yanıma diz çöktü. Ben onu görünce daha fazla ağladım. Susmuyordum. Hem canım acıyordu hem de korkuyordum.
“Geldim kızım. İtfaiyeci amcaları aradım birazdan gelecekler korkma olur mu? Korkma annen yanında.” Annem beni kollarına aldı ve saçlarımı okşadı. O çok fazla öksürüyordü. “Anne neden öksürüyorsun? Hatan mı oldun yine?” Annem sadece saçlarımı okşadı. Ben başımın yanından kulağıma doğru inen bir sıvı hissettim. Ter sandım ve elimle sildim. Ama elim kırmızı olmuştu. “Anne.” Anne yüzüme baktığında hemen panik oldu. Elini başıma bastırdı. “Hayır. Bana bak. Sakın uyuma tamam mı? Çıkacağız buradan. Eğer uyursan beni bir daha göremezsin uyuma sakın.” Ben anneme bakmaya devam ettim. Bende öksürmeye başlamıştım. Duman oksijeni yok ediyordu. Annem ve ben nefes alamıyorduk.
Annem bir şeyler fısıldamaya başlamıştı ama ben duyamıyordum. Gözümün kenarında siyahlık gelmişti. “Anne, babam nerede?” Annem benim yanağıma birkaç kez dokundu. Alevler bize doğru yaklaşıyordu. Ben gücümü yavaş yavaş kaybediyor gibiydim. Yine ağlamaya başladım. “Anne, babam nerede?” Annemden cevap bekledim. Uykum çok geliyordu ama annem bana uyuma demişti.
“Gitti.”
Elimdeki peluşa çok sıkı sarıldım. Son gücümü ona kullanıyor gibi hissettim. Babam bizi bırakmazdı. Babam yapmazdı biliyordum. “Anne babam yapmaz. Bırakmaz anne.”
“Kızım baban artık çok uzakta. Sana bahsettim ya meleklerden. Baban artık o meleklerden kızım.”
Annemin sözleri mi ağır geldi bilmiyorum ama kaldıramadım. Ben daha fazla dayanamadım yada dayanmak istemedim. Annem beni uyanık tutmaya çalıştı ama ben uyanık kalamadım.
“Nehir!”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

73okunma 12beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18