Bölümler 3Şu an: 2.Bölüm :Maskenin Ardındaki Gözler
- 1 Giriş366 kelime
- 2 1.Bölüm :İlk Tehdit503 kelime
- 3 2.Bölüm :Maskenin Ardındaki Gözler702 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Parmağım ekranın üzerinde donakaldı. Göğsüme aniden oturan ağırlık yüzünden nefesim boğazımda düğümlendi; ciğerlerime tek bir zerre hava bile çekemiyordum.
Sakladığın her şey ortaya çıkacak...
O kelimeler zihnime kazındığı an, kaçmaya çalıştığım o kapkaranlık geçmiş bir sel gibi zihnime dolmaya başladı. Hatırlamak istemediğim her detay, birer birer gözlerimin önünden geçiyordu. Zemin ayağımın altından kayar gibi oldu. Sokak lambalarının ışığı, yanımdan geçen insanların siluetleri ve binalar birbirine geçerek dönmeye başladı.
"Kızım? İyi misin?"
Yanımdan geçen bir yabancının sesiydi bu ama bana ulaşana kadar suyun altından geliyormuş gibi boğuklaştı, tamamen bulanık bir gürültüye dönüştü. İnsanların adımları, caddeden geçen arabaların sesleri... Her şey uzaklaştı. Kulaklarımda sadece kendi kalbimin delice çarpan ritmi ve bitmek bilmeyen bir çınlama vardı. Şakaklarımdaki sızıyla başım fırdöndü. Görüşüm tamamen bulanıklaştı, tutunacak tek bir tutamak bile bulamadım.
─── ⋆⋅☆⋅⋆ ───
Gözlerimi açtığımda karşılaştığım ilk şey, burnumu sızlatan o keskin dezenfektan kokusu ve gözlerimi alan beyaz florasan ışığı oldu. Şakaklarımdaki zonklama hafiflemişti ama sol bileğimdeki ince sızı duruyordu. Başımı yavaşça yana çevirdiğimde, plastik bir boruyla koluma bağlanan serum şişesini gördüm. Damla damla içime akan o soğuk sıvı, nerede olduğumu bana acı bir şekilde hatırlattı.
Hastanedeydim.
"Lavin! Güzelim, uyandın mı?"
Annemin endişe dolu sesiyle bakışlarımı odanın diğer tarafına çevirdim. Yüzü sapsarıydı, gözlerinin altı morarmıştı. Babam da hemen arkasında, elleri ceplerinde huzursuzca bir ileri bir geri yürüyordu.
"Ne... Ne oldu bana?" diye fısıldadım. Sesim pürüzlü ve kısıktı.
"Sokakta bayılmışsın kızım!" dedi annem yanıma yaklaşıp elimi tutarken. Sesi hem kızgın hem de ağlamaklıydı. "Yoldan geçen biri telefonundan son aradığı kişiyi, yani babanı aramış. Nasıl korktuk haberin var mı senin? Günlerdir doğru düzgün bir şey yemiyorsun zaten, sıradan bir asosyallik değil bu!"
Zihnimde şimşekler çaktı. Telefon!
Kanım tekrar çekilir gibi oldu. Biri telefonumu kullanmıştı. Peki ya o ekran açık kaldıysa? Ya gelen o tehdit mesajını annemgil okuduysa?
Derin bir nefes almaya çalışırken odanın kapısı açıldı ve içeri beyaz önlüklü bir doktor girdi. Elindeki dosyaya bakarak yatağımın yanına yaklaştı.
"Geçmiş olsun Lavin," dedi doktor nazik ama ciddi bir tonla. "Tahlillerine baktım. Ciddi bir durum yok ama kan şekerin çok düşmüş. Aşırı stres, uykusuzluk ve yetersiz beslenme birleşince vücudun pes etmiş. Şimdilik bu serum bitene kadar dinleneceksin."
"Doktor bey, ciddi bir şeyi yok değil mi?" diye araya girdi babam.
"Hayır, ama kendine dikkat etmesi gerekiyor," dedi doktor gülümseyerek. "Serum bittikten sonra taburcu olabilir. Zihnini ve bedenini bu kadar yormamalı."
Doktor odadan çıkarken ben sadece komodinin üzerinde duran çantama kilitlenmiştim. Doktorun ne söylediği, annemin söylenmeleri ya da babamın odadaki huzursuz yürüyüşü... Hiçbiri umurumda değildi. Tek istediğim o çantaya ulaşmaktı.
"Anne..." dedim, sesimi olabildiğince sakin tutmaya çalışarak. "Telefonum çantada mı?"
"Evet, komodinin üstünde," dedi annem kaşlarını çatarak. "Hâlâ telefon diyorsun Lavin, az önce bayıldın sen!"
"Sadece... saate bakacaktım."
Uzanıp çantamdan telefonu çıkardım. Parmaklarım titriyordu. Ekranı açtığımda kalbim boğazımda atmaya başladı. Bildirim paneline baktım.
O mesaj hâlâ oradaydı. Okunmuştu ama annemlerin bundan bahsetmediğine göre mesajı açan kişi sadece babamı aramak için rehbere girmişti. Büyük bir beladan kıl payı kurtulmuştum ama tehdit hâlâ ekranımda buz gibi duruyordu:
"Kaçmak seni kurtarmaz Lavin. O geziye gideceksin..."
Serumu biter bitmez hastaneden çıktık. Eve dönene kadar arabada annemin söylenmelerine başımı sallamaktan başka hiçbir şey yapmadım. Odama girip kapıyı arkamdan kapattığım an, derin bir nefes alıp kendimi yatağa bıraktım. Gece uyumaya çalıştım ama olmuyordu, bir sağa, bir sola dönüyordum ama pek de başarılı olamıyordum. Aklımda birçok soru vardı: Beni tehdit eden kimdi? Her şeyi nereden biliyordu? Beni neden tehdit ediyordu? Bu sorularla tüm gece boğuşup durdum. Alarmım çalınca isteksizce yataktan kalktım. Banyoya geçip aynada yüzüme baktım. Solgun cildim, gözlerimin altındaki mor halkalar... Gerçekten bu kız ben miydim? Korkudan sokak ortasında bayılan, gelen tek bir mesajla hayatı altüst olan o zayıf kız...
Musluğu açıp yüzüme buz gibi bir su çarptım. Havluyla yüzümü kurularken gözlerim aynadaki yansımamla tekrar kesişti. Bu korkuyla yaşayamazdım. Kaçmak bana bir cevap vermeyecekti, sadece beni bitirecekti. Komodinin üzerindeki telefonumu aldım. Ekrandaki o dondurucu mesaja bakarken ne pahasına olursa olsun o kişinin kim olduğunu bulmaya karar verdim. Hemen gezi için başvuru formunu doldurup anneme imzalattım. Aceleyle son hazırlıklarımı yapıp evden çıktım. Bugün farklı bir şey yapıp okula yürüyerek gitmeye karar vermiştim. Aslında bunu yapma nedenim, o tehdidin gerçek mi olduğunu yoksa birinin benimle dalga mı geçtiğini anlamaktı. Okula adım adım yaklaşırken görünürde hiçbir şey yoktu... Ta ki yolun kenarındaki ağacın arkasından bana bakan, yüzü maskeli birini görene kadar.
Bölüm etkileşimi
