8. bölüm · Ölülerin Tanığı
Bölüm 8 - Emanet 317
Mezarlıkta silah seslerinin yankısı hâlâ kulaklarında çınlıyordu. Rauf'un cansız bedeni olay yeri inceleme ekipleri tarafından çevrilmişti. Ege, elindeki kanlı notu fark ettirmeden ceketinin iç cebine koydu. Artık kime güveneceğini bilmiyordu.
Komiser Mert yanına yaklaştı.
"İyi misin?"
"İyiyim."
"Rauf sana ölmeden önce bir şey söyledi mi?"
Ege birkaç saniye duraksadı.
"Hayır... Sadece saldırgana baktı."
Mert, Ege'nin gözlerinin içine baktı ama bir şey söylemedi. Ege ilk kez en yakın çalışma arkadaşından bile bir şey saklıyordu.
---
Gece yarısına doğru Ege, eski tren garına ulaştı. Burası yıllardır kullanılmıyordu. Paslı raylar, kırık camlar ve rüzgârın uğultusu mekânı ürkütücü hâle getiriyordu.
Emanet kasalarının bulunduğu koridora ilerledi.
Elindeki küçük anahtarın üzerinde yazan sayı tekrar gözüne ilişti:
317
Anahtarı kilide yerleştirdi.
Kilit tek seferde açıldı.
Dolabın içinde üç eşya vardı:
Üzerinde "Anka" yazan kalın bir dosya.
Eski bir kaset.
Paslanmış bir polis rozeti.
Rozeti eline aldı.
Arkasında şu yazıyordu:
Komiser Kenan Yıldırım
Ege şaşkınlıkla geri çekildi.
"Bu... olamaz."
Kenan, babasının ölümünden sonra ona sahip çıkan polislerden biriydi.
Tam o sırada eski garın sessizliğini bir telefon sesi bozdu.
Numara gizliydi.
"Emaneti buldun."
"Sen kimsin?"
"Dosyanın ilk sayfasını aç."
Hat kapandı.
---
Ege dosyayı açtı.
İlk sayfada dört kişinin fotoğrafı vardı.
Kemal.
Tahsin.
Rauf.
Ve Komiser Kenan.
Altında şu cümle yazıyordu:
'Anka Projesi Kurucu Ekibi – 2001'
Sayfaları çevirdikçe gizli operasyon raporları, banka hesapları, siyasetçilerle yapılan görüşmeler ve yıllardır örtbas edilmiş cinayet dosyaları ortaya çıkıyordu.
Dosyanın en sonunda kırmızı mühürlü bir zarf vardı.
Üzerinde tek cümle yazıyordu:
"Sadece Ege okuyacak."
Ege zarfı açtı.
İçinden babasının el yazısıyla yazılmış bir mektup çıktı.
> "Oğlum... Eğer bunu okuyorsan, artık seni koruyamıyorum. Ben sandığın kadar temiz biri değildim. Büyük bir hata yaptım. Masum insanların ölmesine engel olamadım. Ama seni bu karanlıktan uzak tutmak için sustum. Eğer Anka'nın peşine düşersen, geçmişin seni de bulacak."
Ege'nin elleri titremeye başladı.
Tam mektubu katlayacağı sırada uzaktan ayak sesleri geldi.
Birileri yaklaşıyordu.
Garın loş koridorunda ağır adımlar yankılanıyordu.
Ege ışığını kapattı ve sütunların arkasına saklandı.
İki kişi konuşuyordu.
"Burası."
"Geç kalmış olabiliriz."
Seslerden biri tanıdıktı.
Komiser Kenan.
Diğeri ise daha önce hiç duymadığı derin bir erkek sesiydi.
Kenan dolabın önüne geldi.
"Açılmış."
Diğer adam sert bir sesle konuştu.
"Dosyayı bulmadan buradan çıkmayacağız."
Ege nefesini tuttu.
Tam o anda cebindeki telefon titreşti.
Sessizlikte çıkan titreşim sesi koridorda yankılandı.
Kenan bir anda silahını doğrulttu.
"Kim var orada?"
Ege kaçmaya çalıştığı anda üçüncü bir kişi, garın çatısındaki camı kırarak içeri atladı.
Ardından iki el silah sesi duyuldu.
Kurşunlardan biri Kenan'ın omzuna isabet etti.
Diğer adam yere atlayarak siper aldı.
Maskeli saldırgan yüksek sesle bağırdı:
"Ege! Dosyayı al ve kaç! Onlar sandığından daha güçlü!"
Garın içinde başlayan çatışmanın ortasında kalan Ege, dosyayı koltuğunun altına sıkıştırdı ve karanlık tünele doğru koşmaya başladı.
Arkasından gelen son söz ise tüylerini diken diken etti:
"Anka'nın gerçek lideri seni bekliyor, Ege..."
