7. bölüm · Ölülerin Tanığı
Bölüm 7 - Gölgeden Dönen Adam
Sabahın ilk ışıkları perde aralığından içeri süzülürken Ege hâlâ uyumamıştı. Önündeki masanın üzerinde, Tahsin'in yıllar önce çekilmiş fotoğrafı duruyordu. Fotoğrafta Tahsin, Ege'nin babası Kemal ve tanımadığı iki adam daha vardı.
Bir gece içinde bildiği her şey değişmişti.
Babası, öldüğünü sandığı Tahsin'i tanıyordu.
Ve Tahsin... hayattaydı.
Telefonu çaldı.
Arayan annesiydi.
"Ege, neredesin? Bütün gece eve gelmedin."
"Bir işim vardı anne. Birazdan gelirim."
Annesinin sesi titriyordu.
"Dün gece biri eve geldi."
Ege bir anda doğruldu.
"Kim?"
"Seni sordu. Adını söylemedi."
"Nasıl biriydi?"
"Uzun boylu... siyah montlu bir adam. Giderken bana şunu verdi."
"Ne verdi?"
"Küçük bir anahtar."
Ege'nin kalbi hızlandı.
"Geliyorum."
---
Yarım saat sonra evdeydi.
Annesi mutfak masasına küçük, eski bir anahtar bıraktı. Üzerinde yalnızca bir sayı yazıyordu.
317
Ege anahtarı eline aldı.
"Başka bir şey söyledi mi?"
Annesi başını salladı.
"Sadece şunu dedi... 'Bunu Ege'ye verin. Tahsin'in zamanı geldi.'"
Odada derin bir sessizlik oluştu.
Ege, anahtara bakarken aklından yüzlerce soru geçiyordu.
Tam o sırada telefonu tekrar çaldı.
Bu kez arayan numara gizliydi.
"Efendim?"
Karşı taraftan yaşlı bir adamın sesi geldi.
"317 numaralı emaneti açmadan önce mezarlığa git."
"Sen kimsin?"
"Gerçeği bilen son kişiyim."
Hat kesildi.
---
Öğleden sonra Ege, şehir mezarlığının paslı demir kapısından içeri girdi.
Babası Kemal'in mezarının önüne geldiğinde olduğu yerde dondu.
Birisi mezarın başına taze beyaz güller bırakmıştı.
Babası öldüğünden beri oraya kimse gelmemişti.
Çiçeklerin arasında küçük bir not vardı.
Ege, titreyen elleriyle kâğıdı açtı.
"Baban sandığın adam, sana anlatılan kişi değildi."
Altında tek bir harf vardı.
T
Tahsin.
Ege'nin nefesi kesildi.
Bir adım geri attı.
Tam o sırada arkasından bir ses duydu.
"Çiçekleri ben bıraktım."
Ege döndü.
Karşısında altmış yaşlarında, beyaz saçlı bir adam duruyordu.
"Sen kimsin?"
Adam mezara baktı.
"Benin adım Rauf. Babanın eski ortağıydım."
"Eğer öyleyse neden seni hiç duymadım?"
Rauf acı bir gülümsemeyle başını eğdi.
"Çünkü baban benim öldüğümü söyledi."
Ege artık hiçbir şeye şaşıramıyordu.
Rauf cebinden eski bir fotoğraf çıkardı.
Fotoğrafta genç bir Kemal, Tahsin ve Rauf yan yana duruyordu.
Arkalarında büyük bir bina vardı.
Binanın üzerinde şu yazıyordu:
Anka Araştırma Merkezi
"Bu da ne?" diye sordu Ege.
Rauf derin bir nefes aldı.
"Yirmi beş yıl önce biz dört kişi çok büyük bir şeye şahit olduk."
"Dört kişi mi?"
"Evet... Ben, Tahsin, baban ve bir kişi daha."
"Kim?"
Rauf'un yüzü aniden gerildi.
"İşte onu öğrenirsen peşine düşecekler."
"Kimler?"
Rauf cevap veremedi.
Çünkü tam o sırada mezarlığın sessizliğini bir silah sesi böldü.
Kurşun Rauf'un omzuna isabet etti.
Yaşlı adam yere düştü.
Ege şok içinde etrafına bakındı.
Uzakta, siyah giyimli bir adam elindeki susturuculu silahla onlara bakıyordu.
Adam ikinci kez ateş etti.
Kurşun bu kez Ege'nin hemen yanındaki mezar taşına saplandı.
"Eğil!" diye bağırdı Rauf.
Ege, Rauf'u kolundan tutup mezarların arasına çekti.
Silahlı adam yavaş adımlarla yaklaşmaya başladı.
Rauf güçlükle cebinden bir kâğıt çıkardı.
Kâğıdı Ege'nin avucuna sıkıştırdı.
"317 numaralı emaneti aç... ve sakın kimseye güvenme."
"Sen de geliyorsun."
Rauf başını salladı.
"Geç kaldık."
Silahlı adam artık yalnızca birkaç mezar ötedeydi.
Rauf son kez konuştu.
"Dördüncü kişi..."
Bir el silah sesi daha duyuldu.
Ve Rauf'un sesi sonsuza dek sustu.
Ege donup kalmıştı.
Avucunda kanlı bir kâğıt vardı.
Üzerinde yalnızca bir adres yazıyordu:
Gar Meydanı, Eski Emanet Kasaları – Dolap No: 317
Ve altına tek bir cümle eklenmişti:
"Babanın gerçekte kim olduğunu burada öğreneceksin."
