2. bölüm · Ölülerin Tanığı

Bölüm 2 - Yok Hükmünde

Furkan Sezer

İstanbul gecesi ağırdı.

Yağmur durmuştu ama şehir hâlâ ıslaktı. Sokak lambalarının sarı ışıkları asfaltın üzerinde kırılmış gibi parlıyor, kaldırımlarda biriken su birikintileri şehrin kirli yüzünü yansıtıyordu. Polis aracının camından dışarı bakan Başkomiser Ege, yol boyunca tek kelime etmemişti.

Direksiyondaki Mert birkaç kez konuşmayı düşündü ama vazgeçti. Ege’nin sessizliği bazen emir gibiydi; bozulmaması gereken bir sessizlik.

Arabanın içinde yalnızca sileceklerin ritmik sesi vardı.

Tak…

Tak…

Tak…

Ege hâlâ aynı cümleyi düşünüyordu:

 “Sistem cesedi yaşayan biri olarak kabul etmiyor.”

Bu cümlede bir gariplik vardı. Bir eksiklik değil, bir korku vardı.

Sanki birileri yalnızca bir insanı değil, onun varlığını da öldürmüştü.

Mert sonunda dayanamayıp konuştu.

— Başkomiserim sizce bu iş nasıl olabilir?

Ege gözlerini yoldan ayırmadan cevap verdi.

— Bir insanın öldüğünü devlete kabul ettirmek kolay değildir.

— Evet efendim.

— Ölüm raporu gerekir. Hastane gerekir. Kayıt gerekir. Mezarlık gerekir. İmza gerekir. Bir sürü prosedür gerekir.

Mert başını salladı.

— Yani biri sistemi kandırmış.

Ege derin bir nefes aldı.

— Hayır.

Kısa bir sessizlik oldu.

— Sistem kandırılmamış olabilir.

Mert kaşlarını çattı.

— Nasıl yani?

— Belki de sistem tam olarak bunu yapmak için kullanıldı.

Bu cümleden sonra arabada yeniden sessizlik oluştu.

Mert istemsizce dikiz aynasından Ege’ye baktı. Başkomiserin yüzü camdan gelen sokak ışıklarıyla bölünüyor, gözlerinin altındaki yorgunluk daha sert görünüyordu.

On beş yıllık meslek hayatında Ege birçok korkunç şey görmüştü: parçalanmış cesetler, seri katiller, çocuk cinayetleri, mafya infazları…

Ama bazı davalar vardı ki insanın içini farklı üşütürdü.

Bu dava öyleydi.

Çünkü ortada yalnızca bir ölüm değil, silinmiş bir hayat vardı.

Araç emniyet müdürlüğünün otoparkına girdiğinde gece yarısını geçmişti. Binanın ön cephesi floresan ışıklarla aydınlanıyor, gri beton duvarlar soğuk bir mezar taşı gibi yükseliyordu.

Ege arabadan indiği anda cebindeki telefon tekrar çaldı.

Arayan numara gizliydi.

Bir an durdu.

Sonra telefonu açtı.

— Başkomiser Ege.

Karşı taraftan birkaç saniye boyunca yalnızca cızırtı geldi.

Ardından boğuk, yaşlı bir erkek sesi duyuldu.

— O dosyadan uzak dur.

Ege’nin bakışları sertleşti.

— Kimsin sen?

Karşı taraf cevap vermedi.

Sadece nefes sesi vardı.

Sonra aynı ses tekrar konuştu.

— Bazı insanlar öldükten sonra gömülür… bazıları ise silinir.

Telefon kapandı.

Ege birkaç saniye boyunca hareketsiz kaldı.

Mert merakla yaklaştı.

— Bir şey mi oldu başkomiserim?

Ege telefonu cebine koydu.

— Hiç.

Ama içinden bunun yalan olduğunu biliyordu.

Çünkü biri onları izliyordu.

Ve daha ilk geceden korkmaya başlamışlardı.

Koridorlardan geçerek adli tıp raporlarının bulunduğu kata çıktılar. Gece nöbetindeki memurlar yorgun gözlerle bilgisayarlara bakıyor, kahve makinelerinin uğultusu binanın sessizliğine karışıyordu.

Adli bilişim uzmanı Nil Erdem onları koridorun sonunda bekliyordu.

Siyah saçlarını gelişigüzel toplamıştı. Elinde tablet vardı. Gözlerinin altındaki morluklar birkaç gündür uyumadığını gösteriyordu.

Nil doğrudan konuya girdi.

— Sistemde sorun var.

Ege durdu.

— Ne buldun?

Nil tableti açtı.

Ekranda nüfus kayıt sistemi vardı.

Enver Yılmaz’ın dosyası açıktı.

Dosyanın üst kısmında kırmızı harflerle şunlar yazıyordu:

 ÖLÜ — KAYIT KAPANDI

Ama alt tarafta başka bir detay vardı.

Son işlem tarihi: 3 gün önce.

Ege’nin bakışları değişti.

— Bu ne?

Nil ciddi bir ses tonuyla konuştu.

— Birisi bu adamın kaydına ölümünden üç gün önce giriş yapmış.

— Kim?

Nil başını iki yana salladı.

— Kullanıcı bilgileri silinmiş.

— Silinmiş mi?

— Hayır… özellikle temizlenmiş.

Ege ekrana dikkatlice baktı.

Bir şeyler çok yanlıştı.

Çünkü devlet sistemlerinde iz bırakmadan işlem yapmak neredeyse imkânsızdı.

Neredeyse.

Nil ekrana başka bir dosya daha açtı.

— Daha kötüsü var.

— Ne?

— Aynı işlem başka insanlarda da yapılmış.

Ege’nin yüzü sertleşti.

— Kaç kişi?

Nil birkaç saniye sustu.

Sonra yavaşça konuştu:

- Şimdilik on üç. Ama sayı artıyor olabilir.

Koridordaki floresan lambası bir anda titredi.

Ve o kısa anda Başkomiser Ege ilk kez şunu hissetti:

Bu yalnızca bir cinayet soruşturması değildi.

Birileri yıllardır insanları sistemden siliyordu.

Ama kimdi bu birileri, kim bunları siliyordu
Silinenler kimler, neden siliniyorlar, bunların
Düşmanı kim, bir banka müdüründen kim ne ister, peki diğer 13 kişi kim ve daha kaç kişi var, bunlar kim, bunları silen kim?

Bu sorulara nasıl cevap vereceğini bilmiyordu Ege kafası çok karışıktı

Masaya kafasını dayanmıştı biraz sızmıştı da sabah 6 alarmı ile kendine geldi “Ne ara sabah oldu ya” diye içinden geçirdi

Mert’te koltuğa yaşlanmış uyumuştu onu uyandırdı:

- Mert uyan sabah oldu.
Mert yorgun gözlerini zorla açtı doğruldu koltuktan
- Off belim koptu.
Ege kahve makinesini açtı
- Dün gece sızmışız burada

- Dün gece çok yorucu idi

- Bugün daha yorucu olacak

- Daha çok günümüz yorucu olacak

- Sen git poğaça al ben çay demlim kahvaltı sonrası başlarız

- Tamam abi ben alıp geleyim

Ege odada tek başına kalmıştı o kadar sessizdi ki duvardaki saatin tik tak sesi duyuluyor du önündeki beyaz tahtada sadece bir fotoğraf vardı üzerinde Enver Yılmaz yazıyor ondan sonrası koca bir soru işareti hiçbir şey yok.

Nasıl olduğunu düşünmekten kafasına ağrılar saplanıyordu artık milyonlarca ihtimal düşünüyordu üstüne bi milyonlarcası daha ekliyordu ama mantıklı tutarlı tek bir sonuç bulamıyordu içinden
“Ya ben bu davayı bitiricem ya bu dava beni” diye geçirdi hayatında ilk kez bi davadan korkuyordu ve bu korkunun tek sebebi bilinmezlikti kimle karşı karşıya olduğunu bilmemenin verdiği korku.

Elinde sıcak poğaçalarla içeri girdi Mert komserim fırından yeni çıkan poğaçaları küçük masanın üzerine koydu Ege çay koyduğu iki kupayı alıp geldi karşılıklı oturdular kahvaltıya başladılar:
- Komiserim sen mantıklı bir açıklama buldun mu?

- Yok dünden beri düşünüyorum yok

- Mantıklı bir açıklama bulmak zor bir insan 2 defa ölüyor saçmalık

- Benim asıl şaşırdığım devlet kayıtlarını nasıl değiştirilir ve bunu nasıl iz bırakmadan yapıyorlar

- Valla orası daha karmaşık giderken Nil’i gördüm hala bilgisayar başında idi gece uyumamış

- Yazık o kıza da gecesini harap etti

- Etti valla gözleri kan çanağına dönmüştü

Kahvaltı bitmişti Ege ayağa kalktı:
- Artık çalışma vakti hadi kalk çözmemiz gereken bir cinayet var

- Ya biraz daha otursaydık

- Hadi hadi miskinligi bırak elimizde neler var

- Şimdi elimizde bir ceset var 8 yıl önce öldüğü beyan edilmiş sisteme 3 gün önce ölü olarak geçilmiş ama dün ölmüş

- Adli tıp raporu?

- Bugün alırız

- Peki otelin güvenlik kamerası?

- Son 1 haftanın görüntüleri istedim gelecek bugün

- Peki, bu nüfus müdürlüğü sistemi nasıl işliyor öğrenmek lazım kayıtlar nasıl işlenir, kimlerin yetkisi var bunları öğrenmek lazım

- Peki ben onu hallederim

- Bide dün sabah Nüfusu Müdürlüğü hakkında soruşturma başlattığı ile ilgili bir haber okudum bunu araştırmanı istiyorum

- Tamamdır gerekeni yaparım

- Bide Nil’e söyle şu ölü olarak değiştirilenlerin kim olduğunu öğrensin işimize yarayabilir

- Emredersiniz efendim

- Bide bu Enver’in ailesi yok mu?

- Bildiğimiz kadarıyla bir abisi var Erzincan’da yaşıyor kendisine ulaşmaya çalışıyoruz

- Tamam ulaşırsanız bana haber verin

- Tamam efendim

- Ben olay yerine gidiyorum biraz daha inceleyeceğim sen haber olduğunda bana ulaş

- Tamam efendim

Odadan çıktı Ege otoparkta duran arabasına yaklaştı telefonu çaldı arayan Emniyet Müdürü idi canı sıkılmıştı oflayarak açtı telefonu:
- Buyrun müdürüm

- Ege bir şeyler buldun mu?

- Henüz net bir şey yok müdürüm ama...

- Aması ne Ege?

- Bu iş sandığımızdan büyük müdürüm bu işin içinde büyük oyun dönüyor

- Oyun moyun beni ilgilendirmez Ege senide ilgilendirmesin sen bana bir tane rapor ver yeter fazlasını istemem

- Müdürüm bu iş bir raporluk iş değil devlet kayıtlarını değiştirme söz konusu

- Devleti karıştırma Ege bakanlık tepemden inmiyor benden mantıklı bir şeyler istiyorlar bana mantıklı bir şeyler ver

- Müdürüm bu mantıkla çözülemez en derine inmek lazım

- Sen bizi görevden mi almak istiyorsun Ege bana adamın katilini bul yeter çete çökertmek bizim işimiz değil asayişin işi bırak onlar yapsın sen cinayet büro amirisin işini yap cinayeti çöz

- Ama efendim anlamıyorsunuz...

- Aması yok Ege bana katili bul

Telefon yüzüne kapanmıştı baskılar şimdiden başlamıştı, üstüne üstüne geliyorlardı bu baskı ile nasıl baş edeceğini düşünüyordu bu kadar derdin üstüne
Ege telefonu yavaşça cebine koydu.

Otoparkın soğuk havası ciğerine dolarken bir süre olduğu yerde kaldı. Müdürün söyledikleri kulağında yankılanıyordu:

“Bana katili bul yeter.”

Sanki mesele yalnızca bir cesetten ibaretmiş gibi.

Ama değildi.

Ege bunu hissediyordu.

Bu dosyanın içinde bir karanlık vardı. Görünmeyen, ama her yere sızan bir karanlık.

Arabasının kapısını açacağı sırada telefonu tekrar titreşti.

Bu kez mesaj gelmişti.

Numara yoktu.

Gönderen kısmında yalnızca:

Bilinmeyen Ağ

Yazıyordu.

Ege’nin kaşları çatıldı.

Mesajı açtı.

Tek bir fotoğraf vardı.

Siyah beyaz bir güvenlik kamerası görüntüsü…

Oteldeki koridor.

Saat gece 02:13.

Enver Yılmaz’ın kaldığı odanın önü görünüyordu.

Ama fotoğraftaki şey Ege’nin kanını dondurdu.

Çünkü görüntüde Enver vardı.

Ayakta duruyordu.

Odasının kapısının önünde.

Ve kameraya bakıyordu.

Ege birkaç saniye nefes almayı unuttu.

Bu imkânsızdı.

Çünkü adli tıbbın ilk incelemesine göre Enver o saatlerde çoktan ölmüş olmalıydı.

Ekranın alt kısmında küçük bir not vardı:

“Ölüler bazen geç fark eder.”

Tam o sırada Ege’nin telefonu çaldı.

Mert arıyordu.

Ege hemen açtı.

— Ne oldu?

Mert’in sesi telaşlıydı.

— Komiserim… Nil bir şey bulmuş.

— Ne bulmuş?

Karşı tarafta birkaç saniyelik sessizlik oldu.

Sonra Mert yutkunarak konuştu.

— Sistemde silinen on üç kişinin ortak bir noktası var.

Ege hızla arabaya bindi.

— Neymiş?

— Hepsi aynı dosyayla bağlantılı.

— Hangi dosya?

Mert’in sesi bu kez daha da düştü.

— 1998 yılında kapatılan gizli bir soruşturma.

Ege kontağı çevirdi.

Motorun sesi otoparkta yankılandı.

— Soruşturmanın adı ne?

Mert derin bir nefes aldı.

Sonra yalnızca iki kelime söyledi:

— Yok Hükmünde.

Ve telefon kapandı.