7. bölüm · O Adamın Avukatı•{bxb}
6.Bölüm
Merhaba canlarım bir tanelerim oy ve satır arası yorum yapmayı unutmayın.😘
______________________________
BARKIN'DAN
Bavulumun içine sadece kıyafetlerimi değil, İstanbul’a dair ne varsa sığdırmaya çalışmıştım; ama sığmayan tek bir şey vardı: Gururum.
Uçak bulutların arasından süzülürken altımızdaki dünya gitgide küçülüyordu. Tıpkı benim umutlarım gibi. Pencereden dışarıya, o sonsuz boşluğa bakarken yanımda oturan adamın ağırlığını her hücremde hissediyordum.
Sungur, koltuğuna yayılmış, elindeki tabletin ekranında soğuk bir ifadeyle borsa grafiklerini veya iş dosyalarını inceliyordu. O kadar duygusuz görünüyordu ki, sanki az önce hayatımı mahveden o değilmiş gibiydi.
“Neden Van?” diye sordum, sesimdeki nefreti gizleme gereği duymadan.
“Beni dünyadan mı soyutlamak istiyorsun? Kimsenin sesimi duyamayacağı bir yere mi gömeceksin beni?”
Tabletin ekranını kararttı. Bakışlarını ağır ağır bana çevirdi. Elini koltuğun kenarına, tam elimin yanına koydu. Dokunmuyordu ama varlığı tenimi yakmaya yetiyordu.
“Seni gömmeye değil, Barkın,” dedi, sesi derinden ve ürkütücü bir sakinlikle geliyordu.
“Seni köklerine götürüyorum. Benim doğduğum, büyüdüğüm ve hükmettiğim topraklara. Orada kaçacak bir ara sokak, sığınacak bir savcı arkadaş bulamazsın.”
“Ben her yerde bir yolunu bulurum,” dedim dik bir sesle.
“O karların içinde bile sana karşı duracak bir yol bulurum." Hafifçe bana doğru döndü. Gözlerinde o sarsılmaz özgüvenin karanlık gölgesi vardı.
“Denemesi bedava. Ama unutma; Van’da kurtlar acıkınca sessizleşir. Sen ne kadar çok bağırırsan, o karlar sesini o kadar çabuk yutar.”
Uçak tekerlekleri piste değdiğinde içimdeki bir şeylerin sonsuza dek koptuğunu hissettim. Kapılar açıldığında içeri dolan o keskin, buz gibi hava, İstanbul’un nemli sıcağından sonra tokat gibi çarptı yüzüme. Bu hava, Sungur’un ta kendisiydi: Sert, acımasız ve nefes kesen.
Uçaktan indiğimizde bizi bekleyen siyah araç konvoyunu gördüm. Kapıda bekleyen adamların hepsi aynı anda başlarını eğdi.
“Hoş geldin ağam,” dediler tek bir ağızdan. Sonra bakışları bana kaydı. O bakışlarda merak, ağırlık ve kabulleniş vardı.
Sungur kolumdan tuttu; bu bir sevgi gösterisi değil, kaçışı olmayan bir sahipleniş göstergesiydi. Kulağıma eğilerek fısıldadı:
“Hoş geldin, Barkın Hanbey. Burası benim krallığım.” dedi, yutkundum ama asla başımı eğmeyecektim; dik duracaktım. Elinden kurtulup kapısı açılan arabaya bindim.
Konakta beni nelerin beklediğini bilmiyordum ya da oradaki insanların nasıl biri olduğunu; iyi mi, kötü mü? Ya da boş ver, kötü olsunlar; ben hepsine pişman ettiririm.
Çok değil, 5 dakika sonra büyük bir konağın önünde durdu araba. Pencereden baktığımda konağın önü çok kalabalıktı ve ben kalabalık yerlerden hoşlanmazdım.
Bana in işareti yaptı; ben de başımı iki yana salladım.
“Çok kalabalık, inmem ben; sen hepsini kov, öyle inerim,” dedim.
“Kovayım mı?” dedi alaylı bir ses tonuyla.
“Evet, az önce burası benim krallığım demiyor muydun? Gönder işte,” dedim. Okana işaret verdi ve bütün kalabalık bir anda dağıldı; sadece bir grup vardı, o da büyük ihtimalle ailesiydi.
“İn şimdi,” dedi emir veren ses tonuyla. Ben o ses tonunu alır; tövbe estağfurullah, aradan indim; yanıma gelip elimi tuttu, ama tutmak normal tutmak değil.
Hani iki sevgili parmaklarını birbirlerine geçirirler ya, ha, o biçim tutuş. Lan, bırak, bakışı attım ona ama o her zaman ki gibi umursamadı. Ulan ben umursamadığın günleri tek tek senin müsait bir yerine sokmaz mıyım!
“Oğul, hoş gelmişsiniz,” dedi; saçları beyazlaşmış ama hâlâ genç duran biri, büyük ihtimalle babasıydı.
“Hoş bulduk, baba,” dedi ve elini öptü. Ben de benden yaşça büyük olduğu için saygıdan elini öptüm; sonra yine yaşlı, pek yaşlı sayılmayacak bir kadının elini öptü; ben yine saygıdan elini öptüm.
“İçeri geçelim,” dedi Sungur. Herkes onu dinleyip içeri geçti; ben de üşüdüğümden dolayı geçtim; o söylediği için değil, yani bilin.
İçeri geçince gerçekten üşüdüğümü anladım. Sungur benim titrediğimi görünce:
“Üşüdün mü?” bunda gurur yapıp “yok üşümedim” diyecek halim yoktu ki, itiraz edemezdim; üşüdüğüm bariz ortadaydı.
Başımı salladım, o bana “ben sana söyledim” bakışı attı. Tamam, bana uçaktayken bin kere “orası soğuktur, al giy şu kalın giysileri” dedi; sana, ona, senin aldığın hiçbiri şey, almam. Pişman mıyım? Evet, ayıptır söylemesi, ama götüm dondu be.
“Okan, evin derecesini yükseltin,” dedi. Okanda gitti; biraz da olsa üşümem geçmişti.
“Oğlum, eşini bize tanıştırmayacak mısın?” bunu söyleyen genç biriydi ama Sungur’dan büyük duruyordu.
“Ben kendimi tanıştırırım, ona gerek yok,” dedim. Sungur uyarı için koca elinin içindeki elimi sıktı sert bir şekilde.
“Ben Yalçınay Özdi-” diyecekken yine elimi sıktı.
“Pardon, hala soy isimim değişmesine alışamadım; malum, haberim olmadan evlenince Yalçınay Han-” yine sözümü kesti.
“Barkın Yalçınay Hanbey, kendisi benim eşim; bu konakta ben neysem o da o; kimse ona saygısızlık yapmayacak; görürsem ya da duyarsam çok kötü olur.”
“Sen bizi tehdit mi ediyorsun, Sungur?” dedi bir kadın.
“Ağa.”
“Ne diyorsun sen?”
“Sungur Ağa diyeceksin, Fidan yenge, Fırat abi; eğer tekrar konaktan atılmak istemiyorsan karını sustur.”
“Ana, sen de yarın çalışanları topla; damat ağlarını tanıt, tamam mı?”
“Tamam oğlum, hadi sizin dinlenin; uzun yoldan geldiniz.” Oha, kadın çok iyi İstanbul Türkçesi ile konuşuyordu.
“Şey, acaba siz buralı mısınız? Yoksa…”
“İstanbulluyum ben, oğlum,” dedi.
“Ah, ondan bu kadar iyi İstanbul Türkçesi konuşuyorsunuz,” gülümsedi ve:
“Evet, hadi gidip dinlenin; yarın konuşuruz,” dedi. Bende Sungur’un peşinden gittim.
“Sen kime çektin, çok merak ediyorum; annen çok nazik ve kibar insan, ama sen…”
“Ama ben devamını getir.”
“Çok hayvansın,” dedim ama dediğim gibi yatağa itilmem bir oldu; Sungur da üstüme çıktı.
“Şimdi o hayvan seni şuracıkta sikse ne yaparsın?”
“Belindeki silahı çeker, seni vururum,” dedim ve belindeki silahı alıp ona tuttum; o da tek bir hareketle elimden aldı.
“O yüzden bunu hiç deneme, maazallah, elim titrer falan, çocuğun olmaz sonra,” dedim ve boyaya geçtim. Yüzüme su tuttum.
Ben az önce ne yaşadım be, geri odaya geçtim.
“Dolapta gecelik, kıyafet, her şey var; banyoda da bakım kremlerin de,” dedi. Makaj masasına baktığımda bütün kullandığım kremler, maskeler hepsi aynıydı; hatta çoğu daha bin kat daha iyiydi.
Oraya bakmayı kesip dolaptan gecelik aldım. Odanın ısısı çok sıcak olduğu için şortlu gecelik takımı almıştım. Banyoya gidip giydim; odada Sungur yoktu, bende o yokken bakımlarımı yaptım.
Aklıma bir şeytanlık gelmişti; tabi bu sırada Sungur geldi, saçı ıslaktı, duş almıştı. Yanına gidip elinden tutup yatağa oturttum.
“Ne oluyor?” Bekle işareti yaptım; makyaj masasına gittim ve oradan kil maskesi ve ayılı maskeyi aldım.
“Bunlar ne?”
“Maske ne olacak, başka?” Bana sen ciddi misin bakışı attı.
“Sanada yapacağız.”
“Saçmalama.”
“Aaa, ne saçmalaması; erkek dediğin bakımlı olur, kremini, maskesini yapar.”
(Buna çokkk katılıyorum; erkek dediğin bakımlı olacak.)
“Hayır,” dedi. Birine istediğim bir şey yaptırmak istediğimde gözlerimi doldurur, gözlerinin içine bakardım ve her seferinde işe yarardı; onda işe yarar mı bilmiyorum ama yeşilin en güzel olan gözlerimi doldurup onun gözlerini baktım.
(Açık orman yeşili gözler; yeşilin en derin ve en anlamlı tonu olarak geçiyor, kendi gözlerim diye demiyorum; ama iyi ki gözlerim bu renk. Bu arada gidip araştırdım.)
Gözlerine uzun uzun baktı ve:
“Tamam, ne yapıyorsan yap,” dedi. Önce kremleri sürdüm; sonra kil maskesini yaptım, 5 dk bekledikten sonra gidip yıkadı. Sırada ayılı maske vardı.
“Bitmedi mi daha?” diye mızmızlandı.
“Bu son,” dedim. O da çok şükür diye ellerini semaya kaldırdı. Gülmemek için kendimi zor tutuyordum. Maskeyi yaptım. O sırada dışarıdan sesler yükselmeye başladı. Odadan çıktık.
Aşağıya indiğimizde herkesin gözü bize döndü; tabi, dönmeleri ile kahkaha atmaya başladılar. Ben de sonradan aklıma dank etti: Maskeyi yüzünde unutmuştuk...
“Ayı abim benim!” dedi biri ve kendini yerlere atıp gülmeye devam etti. Kendimi tutmadım ve ben de gülemeye başladım.
Belki de bu aile o kadar da kötü değildir.....
.
.
.
.
.
Bölüm nasıl?
Evetttt günün ikinci bölümü hayırlı uğurlu olsun şalaşaşa
Diğer bölüm biraz ortaya karışıktı buda öyle bir bölüm oldu ama bu bölümde daha çok Sungur’un Barkın’ın gözlerine kıyamamıyaşını okuduk aga ben bu gözleri hep kullanırım
Bu arada gerçekten baktım gidip geminiden orman yeşili gözler için öyle diyordu bu karakterim içinde bu fiziksel özelliğimi koydum bir tane daha koyucam eğer sizinde ya bu özelliği olsun yada be bu özelliğimi çok seviyorum ondada olsun dediğiniz varsa yoruma yazın
Oy ve yorumlarınızı bekliyorum
Sizi seviyorum💜💜💜💜
