12. bölüm · O Adamın Avukatı•{bxb}

11.Bölüm

İlayda Toslak

Merhaba canlarım bir tanelerim oy ve satır arası yorum yapmayı unutmayın.😘
&
Bölüm şarkısı :Yalnızlığın çaresini bulmuşlar
______________________________

BARKIN'DAN

Gözlerimi açtığımda karşılaştığım ilk şey; tavanın o ruhsuz, steril beyazlığıydı. Ciğerlerime dolan keskin dezenfektan kokusu, hâlâ hayatta olduğumun en acımasız kanıtı gibiydi.

Keşke, diye düşündüm... Keşke o karanlık beni tamamen yutsaydı da bu dünyaya bir daha uyanmasaydım.

Bileğimdeki sızıyı hissetmiyordum bile; kalbimdeki o devasa boşluk tüm acıları bastırıyordu. Sol kolum sargılar yüzünden ağırdı, tıpkı taşımaktan yorulduğum ruhum gibi.

Hafif bir hışırtı duyunca başımı yavaşça yana çevirdim. O koltukta, suçluluktan omuzları çökmüş bir hâlde oturan Sungur’u gördüm.

Beni o odaya hapseden, o kapıyı üzerime kilitleyip ruhumu nefessiz bırakan adam... Şimdi baş ucumda bir kurtarıcı gibi bekliyordu.

Göz göze geldiğimizde yüzünde bir umut ışığı belirdi ama ben o ışığı söndürmek için tek bir kelime bile etmedim.

Sadece boş gözlerle baktım ona. O an anladım ki; bir insana verilecek en büyük ceza nefret değil, hissizlikti. Benim için artık bir hiçti.

“Barkın…” dedi sesi titreyerek.

Cevap vermedim. Bakışlarımı ondan çekip tekrar o boş tavana diktim. Onun sesi, o banyoda yankılanan kükreyişleri, beni ölüme sürükleyen o tehditleri hâlâ kulaklarımdaydı.

"Ölürken göreceğin son yüz benim olacak," demişti. Haklıydı. O banyoda gözlerimi kapatırken gördüğüm son şey onun zulmüydü.

Kapı hafifçe açıldı, içeriye Okan girdi. Gözlerimiz çakıştığında, bu dünyada tutunabileceğim tek dalın o olduğunu hissettim. Sungur’un yanından geçerken ona bakmadı bile; doğrudan benim yanıma gelip sağlam olan elimi tuttu.

“Buradayım,” diye fısıldadı Okan.

Sadece ona baktım. Sungur’un odadaki varlığı, soluduğum havayı kirletiyordu. Boğazımdaki o düğümü zorlayarak, hayatımda ilk kez bu kadar emin bir sesle fısıldadım:

“Onu… Çıkar buradan Okan. Görmek istemiyorum.”

Odanın içine çöken o ağır sessizlikte, Sungur’un bir kez daha yıkıldığını hissettim. Ama artık çok geçti. Ben o banyodaki kanlı suyla beraber, ona olan her şeyimi akıtıp gitmiştim.

Odadan çıkıp gitti Sungur. Okan bana uzun uzun baktı, sanki bir şeyler anlamış gibi...

"Gideceksin değil mi?" dedi, anlamıştı.

"Gideceğim Okan, onun beni bulamayacağı bir yere. Lütfen bana engel olma," dedim dolu gözlerle ona bakarak.

"B-Beni yapayalnız mı bırakacaksın? Yine mi yapayalnız kalacağım ben Yalçınay?" dedi ağlamaya yakın sesiyle. Doğrulmaya çalıştım, o beni doğrulttu. Ellerini tuttum.

"Bak Okan, sen bana 'beni bir abin olarak gör' dedin. Belki o gün bir şey demedim ama ben o günden beri seni abi, sırdaş, dost olarak görüyorum. İstersen sen de gelebilirsin; gelemesen de kırılmam. Sonuç olarak o insanları ailen olarak görüyorsun," dedim.

"Yalçınay, sen hayatımıza gireli çok olmadı ama sen de benim ailemdesin. Ve eğer ailemdeki biri, ailemdeki başka birini üzüyorsa ve zarar veriyorsa, ben o kişinin karşısında dururum," dedi. Ona sarıldım; buna gerçekten çok ihtiyacım vardı.

"Ama gelemem Yalçınay. Ben yemek yediğim kaba ihanet edecek biri değilim," dedi. Onu anlıyordum.

"Ne zaman ihtiyacın olsa burada bir abin olduğunu unutma, olur mu? Ne zaman ihtiyacın olsa ara; nerede olursan ol sana yardım ederim," dedi. Ona tekrar sarıldım.

"Çok teşekkür ederim Okan. Sen olmayan abim, sırdaşım oldun," dedim. O da gülümseyip sarıldı.

"Tamam ağlak, sil gözyaşlarını çaktırmayalım. Ben gidip söyleyeyim de görmek isteyen gelsin," dedi. Başımı sallayıp onayladım.

İçeri Hakan, Berrak Hanımgil girdi ve tabii ki Sungur da...

"Oğlum iyi misin?" dedi Berrak Hanım.

"İyiyim, merak etmeyin," dedim.

"İyiymiş işte, niye kaç saattir bu ilgi meraklısı Barkın’ı bekledik?" dedi. Ulan dua et ben şu an bu hâldeyim...

"Burakçım, eminim kimse sana ısrarla 'gel' dememiştir diye tahmin ediyorum. Yani beklemene gerek yoktu. Ayrıca ilgi meraklısı ben miyim, sen misin; tartışılır," dedim. Sinirden yüzü kıpkırmızı olmuştu. Umurumda mıydı peki? Hayır, tabii ki.

Zaten şu orospunun Okan'a yaptığı şeyi öğrendiğimden beri ekstra gıcığım.

"Sen... Sen..."

"İnşallah bugün konuşacak," dedim göz devirerek.

"Sen kimsin ki benimle böyle konuşuyorsun?!" dedi.

"Ben Avukat Barkın Yalçınay ÖZDİNÇ. Herkesin dilinde başarısı ile konuşulan biriyim. Peki sen Burak?" dedim. Bir şey demeden dışarı çıktı.

"Millete şu şekil ayar vereceksin," dedi. Diyen kişi, 'ayı abim' deyip gülünen kişiydi; yani en küçük kardeşi Göktuğ'du.

"Ne sandın aslan parçası," dedim. Tabii bu sırada Sungur’un gözleri benim üzerimdeydi.

"Demek ÖZDİNÇ Barkın Bey," dedi sesini sakin tutmak ister gibi.

"Ne o, beğenmediniz mi Sungur Bey? Yoksa bana ceza mı vereceksin tekrar? Beni odaya mı kapatacaksın?" dedim. Gözlerindeki o pişmanlık hissi anlaşılıyordu ama bilin bakalım kim affetmek istemiyor?

Bingo! Ben.

Ben bunu deyince odadan çıktı. Bu daha iyi günlerin Sungur Hanbey; hadi bakalım el mi yaman bey mi, onu bu işin sonunda göreceğiz.

"Okan, ben hastaneden ne zaman çıkabilirim?"

"Bilmiyorum, sorup geliyorum," dedi ve çıktı.

OKAN'DAN

Odadan çıkıp Yalçınay’ın doktorunun odasına gittim. Kapıyı çaldım; "Gir," kelimesini duyunca girdim.

"Merhaba doktor bey, ben Barkın Yalçınay’ın yakınıyım da acaba ne zaman çıkabilir?" dedim.

"Yarın çıkabilir ama çok dikkat edilmesi lazım. Bileğine su dahi değmemesi lazım," dedi.

"Peki, dikkat ederiz," dedim. Doktor geçmiş olsun dedi, ben de çıktım. Lavaboya girdim, tam çıkacakken:

"Oğlum kaç kere anlattım sana ya... Hakan bana kanmadı, Hakan zaten biliyordu... Biz Hakan'la yattık, hatta çok iyiydi. O da anladı Okan'ın ezik olduğunu, ahaha... Tabii oğlum, zaten sırf Sungur Okan'ı kardeşi olarak gördüğü için takıldı onunla," dedi. Olduğum yere çöktüm, gözlerimden yaşlar gelmeye başlamıştı.

Olduğum yerden çıktım, aynaya baktım.

"Çok mu çirkinim gerçekten? Ezik gibi mi gözüküyorum?" dedim kendi kendime. Bunları düşündükçe ayaklarım artık kendini taşıyamıyordu; yere çöküp daha çok ağlamaya başladım.

Elim telefona gitti; şu an konuşacak birine ihtiyacım vardı. Yalçınay’ı arayamazdım, zaten kötüydü; daha kötü yapmak istemiyordum. Elim Matteo'nun numarasına gitti ve bastım.

"Ciao piccolo." (Alo ufaklık.)

"Matteo, ho bisogno di te." (Matteo, sana ihtiyacım var.)

"Sarò lì tra 2 ore, piccola." (2 saat içinde orada olacağım, ufaklık.)

Dedi ve kapattı. Ağlamaya devam ettim. Allah'ım neden, neden? Bir bildiğin vardır ama canım çok acıyor...
.
.
.
.
Bölüm nasıl?

Okan ve hakan olmasını istemeyen tayfa işte buyrun hakan'ın bütün şerefsizlikleri ortaya çıktı. Bu arada az önce iki tane ölüm ile yaşam arasında mücadele eden iki kitabın bölümünü okudum her an bir bok yapabilirim haberiniz olsun şaşwşwşşq

Okan?

Sungur?

Matteo?????

Burak??

Hakan??????????

Veeee Barkın?

Oy ve yorumlarınızı bekliyorum

Sizi seviyorum✨✨✨✨✨✨