2. bölüm · O Adamın Avukatı•{bxb}
1.Bölüm
Merhaba canlarım bir tanelerim oy ve satır arası yorum yapmayı unutmayın.😘
&
Barkın: 1.85
Sungur: 1.93
______________________________
BARKIN'DAN
Masanın üstü öyle bir karışıktı ki, iki dosya daha eklesem kesin çökerdi. Bir ifadeyi okurken kapım tıkandı.
“Gir.” dedim gözümü kağıttan kaldırmadan.
Kapı açıldı ve Sibel Hanım içeri girdi. Normalde girişinde hafif bir özgüven olurdu ama bugün yüzünde tuhaf bir gerginlik vardı.
“Yalçınay Bey…” dedi.
“Sizinle görüşmek isteyen biri var.”
Kalemi kulağımın arkasına iliştirip kafamı kaldırdım.
“Kimmiş?”
“Adı… Sungur Hanbey. ”
İsim kafamda hiçbir ışık yakmadı ama Sibel Hanım’ın yüzündeki ifadeden belliydi… bir şeyler tuhaftı.
“Tanıyor muyuz?” dedim hafif şakayla karışık.
“Yani… pek sayılmaz. Ama… görseniz anlarsınız herhalde.”
Kendisi bile ne dediğine tam emin değildi.
İçimde hafif bir merak kıpırdadı. Kimdi bu adam? Ve neden bir avukatı randevusuz görmek istiyordu?
“Tamam.” dedim ceketimi düzeltip. “Al içeri.”
İçeri 1.90 boylarında , heybetli bir o kadar da yakışık biri girmişti. Bir şey demeden direkt oturmuştu.
“Hoş geldiniz, bir şey içer misiniz?” dedim; adam bana aldırış etmeden odayı incelemeye başladı.
“Ne için gelmiştiniz beyefendi?” dedim yine konuşarak ama adam yine beni takmamıştı.
“Beyefendi sorunuzu söylemeyecekseniz çıkın dışarı, işim gücüm var.”
“Avukatım ol.”
“Ha? Ne?” dedim şaşkınlıkla; ne diyordu bu adam?
“Neden sizin avukatınız olacakmışım?” dedim.
“Herkes sizin daha iyi avukat olduğunuzu ve her davanızı kazandığınızı söyledi. Dedim bi’ bende gideyim.”
“Siz de randevu bile almadan geldiniz öyle mi?” Allahım çıldıracaktım.
“Aynen öyle oldu.” dedi. Allahım sen bana çok daha fazla sabır ver. Adam önüme dosya attı. Sinirle açıp incelemeye başladım. Okuduklarım ile şok oldum.
“Siz delirmiş olmalısınız! Siz bu suçlamalar ile kurtulabileceğinizi mi sanıyorsunuz?” dedim. Adam öldürmeden tut silah kaçakçılığına kadar vardı, gerisini siz düşünün.
“Beyefendi, sizi ben değil feriştahı gelse kurtaramaz. Ömür boyu müebbet hapis cezası alırsınız. Giydiğiniz takım elbise bile indirim yaptırmaz hoş yaptırsa da bir şey fark etmez.” dedim.
“Ben bilmem Avukat. Beni bu suçlamalardan kurtaracaksın.”
“Bakın, dediğim gibi sizi ben bile kurtaramam. Kendinize başka bir avukat bulun.” dedim.
“Peki Avukat.” deyip çıktı. Ben de derin bir nefes aldım. İçeri Sibel Hanım girdi.
“Efendim, iyi misiniz?”
“İyiyim. Kim bu adam Sibel?”
“Ben de tam bilmiyorum ama adamın mafya olduğunu duydum.”
“Onu anladım zaten işlediği suçlardan. Sen şu adamı bir araştır. Başımıza bela almadan kim bilelim; adamın sağı solu belli olmaz şimdi.”
“Tamam. Eve mi gideceksin yoksa burada mı kalacaksın?” dedi. Zaten 2 gündür burada olduğum için eve gidecektim.
“Eve geçeceğim. Sen de çık istersen; karanlığa kalma.”
“Tamam, sen de dikkat et. Yarın görüşürüz.” dedi ve çıktı. Sibel'le işte çalışan-patron ilişkimiz olsa da normal hayatımızda samimi kişilerderdik. Ne kadar “yakın” diyebileceğim yakınım olmasa da…"
Eşyalarımı toplayıp ofisten çıktım. Ofisi kilitleyip arabama bindim. İşte en sevmediğim yola gelmiştik: ormanlık yol. Hiç tekin değildi; bazen buraya uyuşturucu satan veya içen kişiler geliyordu.
Ormanlık alana girdikten sonra önümü kesti 3 araba. Tam arabalara çarpacakken ani frenle durdum.
“Ne oluyor? Yolu kapattığınızın farkında mısınız?” dedim. Kimse konuşmadı. Bu adamlar kimdi bilmiyordum ama arabadan inen kişi ile kimin adamları olduğunu biliyordum.
“Ya sen manyak mısın!”
“Sesinin tonunu alçalt.”
“Alçaltmazsam ne olur? Söyle, adamlarına yolu açsınlar.”
“Ya benim avukatım olursun ya da seni öldürürüm.” dedi soğuk bir ses tonu ile. Yutkundum; böyle bir adamla çalışmaktansa ölmeyi tercih ederdim.
“Öldür o zaman. Çünkü ben senin hiçbir zaman avukatın olmayacağım.” dedim. Belinden silahını çıkardı ve kafama dayadı.
“Sen ölürsen ardından sevdiğin kim varsa ölür. Buna rağmen kabul etmiyor musun?” Sadece güldüm.
“Eğer beni seven ya da benim sevdiğim biri olsaydı ciddiye alıp kabul ederdim ama kimsem yok benim.” dedim. Adam benim bu tavrıma ilk şaşırmış, sonra o şaşkınlığı yüzünden atmıştı.
“Kabul etmiyor musun şimdi?” dedi. Başımı iki yana salladım. Dibime kadar girdi, kulağıma eğildi ve—
“Kabul etmediğine pişman edeceğim seni Avukat.”
“Elinden ardınıza koymayın beyefendi.” dedim. Kulağıma tekrar yaklaştı. Geri geri gidecekken boynumda bir ağrı hissettim. Gözlerim yavaş yavaş kapanmaya başladı. Son duyduğum:
“Beyefendi değil; Sungur Hanbey.” di. Sonrası karanlıktı.
1 SAAT SONRA ;
Gözlerimi açtığımda ellerim kollarım bağlı bir şekilde sandalyede oturuyordum. O mafya bozuntusu beni kaçırmıştı.
“Hey! Kimse yok mu!” diye bağırdım ama kimse gelmemişti. Elimdeki iplerden kurtulmaya çalışmıştım ama çok sıkı düğüm olduğu için açılmamıştı.
“Allahın belası mafya bozuntusu!” dedim tekrar bağırarak. Bu sefer deponun kapısı açıldı. Yanıma gelip sert bir tokat attı.
“Sana kaç kere sesinin tonuna dikkat et demem gerekiyor?”
“Sen beni bırakana kadar sesimin tonuna dikkat etmeyeceğim mafya bozuntusu!” dedim. Onun yüzünde tehlikeli bir gülüş belirdi.
“İyi, yapmaya devam et. Ama zarar görecek olan sensin.” dedi. Arkasını dönüp beni işaret etti adamlarına, pardon… itlerine.
“Kabul edene kadar dövün.” deyip çıktı pezevenk.
Adamlardan yediğim dayağın haddi hesabı yoktu. Çok sert vurmuşlardı.
“Kabul etmiyor musun hâlâ?”
“Etmiyorum, etmeyeceğim. Çok bekler o mafya bozuntusu.” dedim. Adam kafamı suya daldırdı; bakın sıkmıyorum, en az 5 dakika boyunca kafamı o suyun içinde bekletti. Hepsi birbirinden psikopattı.
“Ediyor musun?”
Yine başımı iki yana salladım. Telefonu çalınca beni bırakmak zorunda kaldı.
“Efendim abi… Tamam abi, hemen geliyoruz.” deyip kapattı.
“Yine iyisin; işimiz çıktı. Biraz dinlen, gelince devam ederiz. Çıkıyoruz.” dedi ve diğer itler ile çıktı.
Allahım, neden bütün kötülükler benim başıma geliyor? Lütfen bana buradan bir çıkış yolu bul... Allah sesimi duymuş olacak ki masada çakı vardı. Zar zor sandalye ile oraya ulaştım. Çakıyı alıp ipi kesmeye çalıştım.
“Hadi kesil artık… Şunlar gelmeden çıkmam lazım buradan.” dedim. O an elimde bir rahatlık oldu; kesmiştim. Ayağımdaki ipi de çözüp açık olan pencereye gittim.
Etrafıma baktığımda kimse yoktu. Pencereden atlayıp var gücümle koştum; sonunda yola çıkmıştım. Araba geçtiğini görünce hemen durdurdum.
(Ahmet düşme Ahmet sjdjsjdj)
Araba durunca penceresini açtı. Yine o adamı görünce gözlerim sonuna kadar açıldı. Yine koşmaya başladım; ormana girdim. Ayağımın taşa takılması ile yere düştüm.
“Gerçekten benden kaçabileceğini mi sandın Avukat?” dedi. Artık göz yaşlarımı tutmamıştım.
“Lütfen bırak beni… Ben senin avukatın olmam.”
“Eğer avukatım olursan sana annenin mezarının yerini söylerim. Bir de kimin öldürdüğünü.” dediği ile donmuştum. Annemin mezarı… hayatım boyunca onun mezarına gitmemiştim; gidememiştim. Yerini dahi bilmiyordum.
Onun gözlerine baktım. Gözler hiçbir zaman yalan söylemezdi ve o doğruyu söylüyordu.
“Tamam… kabul ediyorum.”
Yüzünde istediğini elde etmiş piç gülümsemesi vardı…
.
.
İlk bölüm nasıl?
Arkadaşlar ilk bölüm biraz soft biraz aksiyonlu yazmak istedim soft kısımlarda zorladım aksiyon kaos kısımlarında takır takır yazdım şsşaşwş
Arkadaşlar fark edicekmisiniz bilmiyorum ama Barkın benim karakterlerim birinden birine çok benziyor kim olduğunu bulabilecek misiniz acaba
Barkın için belirlediğim şarkı: Meva Perest/ Yok Bana Bu Cihanda(ilerleyen bölümlerde sık sık dinleyeceğimiz şarkı)
Oy ve yorumlarınızı bekliyorum
Sizi seviyorum💞💞💞💞💞
