1. bölüm · NEVROTİK PSİKOZ
TEK KURŞUNLUK VİCDAN ...
Rone, yüksek demirlerden atladı. Evde kimse olmayacağını biliyordu. Birkaç gün önce ev sahibini bir pazarda gözüne kestirmiş, epey bir süredir takip etmişti. Pencereler dört gündür açılmamıştı. Kapı önündeki paspası bir santim geri çekmişti; tekrar kontrol etmek için binaya girdiğinde, kıpırdamamış olduğunu gördü.
Kendi maymuncuğunu kendi yapmıştı; içerideydi. Feneri yoktu. Nasıl bir hırsızın feneri olmaz ki? Gözlerinin karanlığa alışmasının bir dakika kadar süreceğini biliyordu. Ellerinde eldiven vardı. Öylece çöktü duvar dibine; ışığa alışmasını bekliyordu. Biraz başı dönüyor, hafif terliyordu. Anlık bir tehlikede değildi, kimse yoktu; ama yanlış bir şey yaptığını bilinçaltı biliyordu, sadece henüz bilincine düşmemişti.
Gözleri karanlığa alıştı. Tek tek odalara göz attı, eliyle çekmeceleri karıştırdı. Yetişkin parmak izinin 24, çocuklarınkinin 36 saat kaybolmayacağını biliyordu. Kasayı; dolabın içinde, elbiselerin arkasında tesadüfen buldu. Şifreliydi, dört haneliydi; çözmek için belirsiz saatler ve yüz binlerce kombinasyon vardı.
Sigarasını yaktı. Ev sahibini gözünün önüne getirdi: Bıyıklı, şişman bir adamdı; muhtemelen küçük kızlardan hoşlanan bir sapıktı. Fötr şapka takıyordu; bakımsız bir adamdı, fakir adamı taklit ediyordu. Kendini akıllı sanan bir aptal olduğunu düşündü. Şifre muhtemelen **“1234”**tü.
Tink! Açılan kilit ile birkaç deste doları ve bir tabancayı —Rus yapımı, 2. Dünya Savaşı’ndan kalma şarjörsüz silahı— aldı, beline koydu; paraları da cebine attı.
Derken kapı kilidinin açılma sesi geldi. Şişman Vizard içeri girdi, ceketini çıkardı ve astı:
— Tanrım, ne çirkin ve keskin bir soğuk
Mutfağa yöneldi, acı bir kahve yaptı kendine. Kahvesini içerken buzdolabını açtı; siyah bir poşet düştü üstüne: Gencecik bir kızın cesedi çıktı. Onu televizyonun karşısındaki koltuğa oturttu; düz durması için kollarının altına tahta çubuklar koydu ve göz kapaklarını bantla sabitledi. TV’yi açtı ve o da Ema’nın yanına oturdu, sarıldı ona.
Rone nefesini tutmuştu. Yavaş adımlarla salona ilerledi ve şişman Vizard’ı Ema’ya dokunurken gördü. Tanrım, vahşetti bu! Sadece yapması gereken çekip gitmekti; Vizard ondan şikâyetçi olmazdı artık. O an şunu fark etmişti: Artık o bir hırsız değildi; kötü birini cezalandırmıştı. Vicdan, kendini nasıl da temize çıkarıyor hemen...
Arkadan yaklaştı Vizard’a. Belindeki silahın şarjörü yoktu ama mermi yatağında tek kurşun vardı; ancak kurşun sesi duyulurdu. Silahını çekti, başının üstünde tuttu; ateş etmeyi düşündü. Vizard, Ema’nın saçını kokluyordu. "Nasıl bir sapkınlık bu?" diye geçirdi içinden. "Ölmeyi hak ediyor," dedi içindeki ses. "Gerçekten öyle mi, hak ediyor mu ölmeyi?" dedi. "Evet, ediyor," dedi. Vizard başını Ema’nın göğsüne koydu ve Ema’nın elini alıp başının üstüne koyduSadece merhamet isteyen bir adam o," dedi içindeki ses. "Merhamet etmeyene ben niçin merhamet edeceğim ki? Bu kızı nasıl öldürdü, işkence etti mi?" Neden olduğunu bilmiyordu ama Vizard’ı öldüremiyordu. Geri geri çekildi; çok sessiz hareket ediyordu. Yan taraftaki odaya gitti, oturdu silteye. Perde sapsarıydı ve oda olabildiğince rutubetliydi. "Hadi ama, gidip onu öldürmelisin," dedi kendine. Ama içindeki ses: "Gerçekten öldürmeli misin? O gerçekten suçlu mu yoksa bir hasta mı? Öldürülmeli mi, rehabilite mi edilmeli?
Vizard tuvalete girmek için kalktı. Sesleri duydu Rone. "Hızlıca karar vermelisin dostum, öldür onu!" dedi içindeki ses. "Hayır, evet, hayır, evet..." O merhameti hak etmiyor; belki, belki de ediyor. Yazı tura atacağım; yazı gelirse ölür, tura gelirse yaşar. Elini cebine attı; bozuk para yok. "Belki de bu bir işarettir," dedi. Sadece çekip gitmeliyim ve bu gece hiç yaşanmamış olur. "Sahiden olur mu? Yaşandı artık; hiçbir şey bu geceyi yaşanmamış yapamaz adamım," dedi içindeki ses. Şifon sesi geldi.
Vizard tuvaletten çıktı, tekrar Ema’nın yanına geldi. Fazla dışarıda kalamazdı.
(Ema: “Beni yatağıma götür,” dedi — sadece Vizard duyar.) Rone, Vizard’ın Ema’yla konuştuğunu duydu; durum daha da dehşete sürükleniyordu.
— Peki sevgilim, senin artık uyuma vaktin, dedi Vizard. Yarın istediğin şeyleri senin için alacağım ve sana bir arkadaş getireceğim.
(Ema: “Bana daha geniş bir yatak al,” dedi.) — Böylece birlikte uyuyabiliriz
Vizard, Ema’yı tekrar poşete koyup dolaba kaldırdı. Dolaptan yoğurt çıkarttı ve pizzanın üzerine döküp yemeye başladı. TV’de bir son dakika haberi geçiyordu: “Şeytanın Kızı Yakalanamadı.” — Bak şu işe, dedi. İnsanlar kendini nasıl da kaybediyor, diye söylendi.
Rone ona yaklaştı, adım adım.
— Oturmalısın, dedi Vizard.
Gölgesini görmüştü camdanlıktan.
— Belki pizza yemek istersin, seninle paylaşabilirim pizzamı. Sanırım kasadaki parayı ve tabancayı aldın.
Rone şok olmuştu. Bu çirkin adam nasıl bu kadar soğukkanlıydı? Silah ondaydı ama Vizard tetiği elinde tutuyordu sanki; korkmuyordu. Silahı çekti, kafasına dayadı.
— Geber sapık! dedi.
Ateş etti; beyni koltuğadoğru patladı... Bir saniyelik bir hayaldi, geri geldi. Tetiği ezmek üzereydi.
— Niçin oturmamakta ısrar ediyorsun adamım Nasıl olsa silah sende, beni ne zaman istersen vurabilirsin. Ama sence bütün param o kadar mıdır? Ben öldükten sonra para ne işime yarar ki? Beni bu perişan hayattan kurtaracak adama bu parayı armağan etmek istememden daha doğal ne olabilir? Ama bir akşam yemeği yiyecek kadar kibar biri olduğunu düşünüyorum.
Donmuştu. Karşısında zeki bir adam vardı; çirkin ama zeki. Beyni uyuşuyordu. Ne kadar da ön yargılıydı; çirkin ve şişman insanlar da zeki olabilirdi, ayrıca sosyopatlar zeki insanlardı. Yanına oturdu. Para için bu rezalete ortak mı oluyordu? Beyni ağrımaya başlamıştı.
— Biliyor musun lanet şeytan, seni öldüreceğim! dedi Rone. — Sekiz kapılı cehennemde kızları taciz edip öldüremezsin böylece.
— Tabii ki, dedi Vizard. — Beni öldürebilirsin, belki de haklısın; orada kimseyi öldüremem. Ama sen bir daha aynı insan olabilir misin? Şu an için fark ettiğim şey, sen şu ana kadar sadece bir hırsızdın; şu an öldürmeye meyilli bir insansın. Hırsızlıktan dönüş vardır ama cinayetindönüşü yoktur evlat.
— İlk cinayet işlediğimde on dokuz yaşındaydım; babamı uyurken boğdum, sadece horladığı için. Ölmeyi hak ediyor mu? Evet, tabii ki. Elma Caddesi’ndeki fahişeyi pencereden attım, otelin dokuzuncu katından. Ölmeyi hak ediyor mu bunun için? Evet. Ama sen... Sen öldürmeyi hak ediyor musun?
— İpi geren cellat değilsin; "Sadece doğru olanı yaptım," deyip sıyrılamazsın. Sen şu an ölüm emri verecek olan bir yargıçsın. Ama özünde neydin? Sen bir hırsızsın. Sence yargıçlık yapmayı hak ediyor musun? En son kimi yargıladın, ha? Söyle bana; anneni mi, babanı mı? Kimi?
Peki, kendini en son ne zaman yargıladın? Benim ellerimde kan var, evet; ama ya senin ellerin? Neden başka birinin silahı şu an senin ellerinde ve neden şu an başka birinin evindesin? Cebindeki dolarları kokla; kimin kokusu var üzerinde? Üstündeki gömlek kimin adamım? Peki ya pantolon? Neden kemer askılığın yok, ha? Hep mi korkuyordun asılmaktan? Bunu mu çağrıştırıyor sana? Hadi adamım, beni öldürecek kadar temiz değilsin!
Ayağa kalktı, namluyu Vizard’a doğrulttu. Tekrar oturdu. Kendi kafasına doğrulttu, indirdi silahı. Vizard bu adamın deli olduğunu düşündü ama bir kurtuluş arıyordu. Rone epey bir süredir kontrolün Vizard’ın elinde olmasından sıkılmıştı; evet, bir buhran yaşıyordu. Vizard haklı bile olabilirdi ama kontrol onda olmamalıydı.
— Ölü bir kızı okşuyorsun! Lanet psikopat, birkaç manat çalmakla aynı şey değil bu, anladın mı?
— Gel benimle, dedi Vizard....
