10. bölüm · NEVROTİK PSİKOZ

KARAR DURUŞMASI

Mehmet Yıldırım

Mahkeme salonunda bir sessizlik oldu.
Rone konuşmasını bitirdiğinde jüri üyelerinden biri gözlerini kaçırdı. Bir diğeri kalemini bırakıp ellerini birleştirdi. Salonda garip bir hava vardı; sanki yargılanan sadece bir adam değildi.
Hakim dosyaya baktı.
“Sanık Rone Perium Glasmos, suçunuzu kabul ediyorsunuz. Ancak gerekçeniz… adalet kavramını kişisel yorumunuza dayandırıyor.”
Rone hafifçe gülümsedi.
“Sayın yargıç, ben adaleti uygulamadım. Ben sadece sonuç oldum.”
Bu cümle salonda yankılandı.
Savcı ayağa kalktı: “Sonuç değil, fail oldunuz. Toplum düzenini tehdit eden bireysel bir infaz gerçekleştirdiniz.”
Rone başını çevirdi. “Toplum düzeni mi? Vizard Almos’un evinde bulunan cesedi de toplum düzeni mi sakladı? Yoksa herkes görmezden mi geldi?”
Fısıltılar yükseldi.
Hakim tokmağı vurdu. “Mahkeme düzeni!”
Rone’nin sesi sakindi. “Ben o gece bir adam öldürdüm. Ama o evde zaten ölüm yaşıyordu. Ema’nın cesedi oradaydı. Çürüme başlamıştı. Koku sadece etten gelmiyordu.”
Savcı sertleşti: “Bunlar suçu hafifletmez.”
“Zaten hafifletmek istemiyorum,” dedi Rone. “Ağırlığını taşımayı seçtim.”
Karar açıklanmadı o gün.
Rone tekrar hücresine götürüldü.
Gardiyan kapıyı kapattığında içerideki hava değişmedi. Aynı taş duvar, aynı dar pencere.
Ama Rone artık eski Rone değildi.
Gece çöktü.
Duvara sırtını yasladı.
“Yine buradayım,” dedi fısıltıyla.
Karanlıkta bir ses:
“Hiç gitmedin.”
Rone gözlerini kapattı. “Bu sefer hükmü onlar verecek.”
“Hayır,” dedi ses. “Hükmü çoktan verdin.”
Rone başını eğdi. “Ben cellat değilim.”
“Değilsin. Sen sadece vicdanın susturulamadığı yerdesin.”
Rone ilk defa korkmadı.
“Peki ya bağışlanmak?”
Uzun bir sessizlik oldu.
“Bağışlanmak isteyen biri, önce kendini inkâr etmeyi bırakır.”
Rone duvara dokundu. “Ben yaptım.”
“Evet.”
“Pişmanım.”
“Evet.”
“Tekrar yapar mıydım?”
Bu soruya cevap gelmedi.
Rone gözlerini açtı. Hücre boştu.
Ama içi artık boş değildi.
Ertesi gün mahkeme salonu her zamankinden daha kalabalıktı.
Gazeteciler arka sıralarda fısıldaşıyor, flaşlar henüz patlamadan havadaki gerilim titreşiyordu. Jüri üyeleri yerlerini almıştı. Hakim dosyayı önüne koydu.
Rone içeri getirildi.
Beyaz gömleği tertemizdi. Yüzü sakindi. Gözlerinde panik yoktu. Sanki karar için değil, bir gerçeği tamamlamak için gelmişti.
Hakim konuşmaya başladı:
“Sanık Rone Perium Glasmos. İşlediğiniz suçları kabul ettiniz. Mahkeme, delilleri, ifadeleri ve jüri kanaatini değerlendirmiştir.”
Salonda çıt yoktu.
“Vizard Almos’u kasten öldürme suçundan…”
Bir anlık duraksama.
“…ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmanıza karar verilmiştir.”
Fısıltılar yükseldi.
Savcı başını eğdi. Jüri üyelerinden biri derin nefes aldı.
Rone kıpırdamadı.
Hakim devam etti:
“Mahkeme, sanığın suçunu kabul etmiş olmasını ve yargılama sürecindeki tutumunu göz önünde bulundurmuştur. Ancak bireysel adalet anlayışı, hukukun üstünde değildir.”
Tokmak indi.
“Karar verilmiştir.”
Rone ayağa kaldırıldı. Tam götürülürken döndü.
“Sayın yargıç.”
Hakim gözlüğünün üzerinden baktı.
“Evet?”
“Adalet yerini buldu mu?”
Salonda bir gerilim dalgası yayıldı.
Hakim cevap vermedi.
Sadece şunu söyledi:
Adalet bayım müspet kurumlarca uygulandığı sürece surdurulebilirdir

Rone tekrar hücresine getirildi.
Demir kapı ağır bir sesle kapandı. Anahtar kilitte iki kez döndü.
Gardiyan bir an gitmedi. Parmaklıkların önünde durdu.
“Ne yazık…” dedi başını iki yana sallayarak. “Harap olan bir ömür.”
Rone duvara yaslanmıştı. Gözlerini gardiyana çevirdi ama cevap vermedi.
Gardiyan iç çekti.
“Senin yaşında bir kardeşim var,” dedi. “Sana bakınca onu hatırlıyorum bazen.”
Rone’nin yüzünde küçük, belirsiz bir ifade belirdi. Acı mıydı, alay mıydı, yoksa sadece yorgunluk mu… anlaşılmıyordu.
“Bence,” diye devam etti gardiyan, sesini alçaltarak, “çok iyi bir avukat bulup karara itiraz etmelisin. Daha bitmiş sayılmaz. Gençsin. Hayatın önünde.”
Rone yavaşça doğruldu.
“Hayat önümde değil,” dedi sakin bir sesle. “Arkamda kaldı.”
Gardiyan kaşlarını çattı.
“Kimse müebbeti kabullenmek zorunda değil.”
Rone parmaklıkların arasından koridora baktı. Uzun, dar, soğuk bir çizgi gibi uzanıyordu.
“Ben cezayı kabul ettim,” dedi.
“Mahkemenin verdiğini mi?”
Rone gardiyanın gözlerinin içine baktı.
“Hayır.”
Sessizlik oldu.
Gardiyan ilk defa tedirgin oldu.
“Bak,” dedi daha sert bir tonla, “gençliğin hatırı için söylüyorum. İtiraz edersen dosya tekrar açılır. Belki ceza düşer. Belki şartlar değişir.”
Rone hafifçe başını eğdi.
“Ceza düşerse suç da düşer mi?”
Gardiyan cevap veremedi.
“Bazı hükümler kağıtta yazılmaz,” diye devam etti Rone. “Bazıları insanın içinde infaz edilir.”
Gardiyan bir an sustu. Sonra başını salladı.
“Yine de düşün,” dedi. “Pes etmek kolaydır.”
Rone’nin dudaklarında çok hafif bir gülümseme oluştu.
“Pes etmek mi?”
Duvara doğru döndü.
“Ben ilk defa kaçmıyorum.”
Gardiyan birkaç saniye daha baktı. Sonra ağır adımlarla uzaklaştı.
Koridorda ayak sesleri kayboldu.
Hücre sessizleşti.
Rone yere oturdu. Ellerini dizlerinin üzerine koydu.
Karanlık çökerken fısıltı geri döndü:
“Kaçmıyorsun… ama gerçekten kalıyor musun?”
Rone gözlerini kapattı.
“Bu kez kalacağım.”
Duvarlar sessizdi.
Ama bu sessizlik, ilk defa onu boğmuyordu.