5. bölüm · Neredeki Gökkuşağı

Sorun Ne?

Dnz Acr

"Burak Dağdemir'in evi mi?"

Melis olaylara anlam vermeye çalışıyordu. Polisler kapıya kadar dayanırken bu çocuk nerde ve ne yapıyordu?
"Evet burası buyrun?"
"Burak Dağdemir 12 Eylül Cumartesi günü saat 19.30 civarında K....... mahallesinde bir adamı öldürdü. Evi kontrol etmek için geldik."
Hassiktir amk gerçekten ortalık yerde adam öldürüp yakalanacak kadar mal mı bu çocuk diye düşündü Melis.
"Tabi buyrun bayım."

Polisler evi araştırmış Melis'e Burak'ı aradıklarını görürse haber etmesini rica ettiklerini söylemişlerdi.
Evde boş boş oturup vazodaki solmuş çiçekleri on dakikaya yakındır izliyordu.
"Siktir ama ya şaka falan mı bu! Deli mi bu çocuk?! Böyle işi ben ama yaaa...!"
Melis deli gibi evde dört dönüyor ve Burak'ı arıyordu.

"İri Kahverengi Gözler"
Aranıyor...

Çalıyor...

Aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor lütfen daha sonra tekrar den-

📞🚫

"YETERRR YAAAA DAHA DEMİN MESAJLAŞMIŞTIK YAAAA ŞAKA MI BU ÇOCUK, MAXİMUM BİR SAAT GEÇTİ KAFAYI YİCEM!!!..."

Melis bağrıyor, evde dolanıyor neredeyse kafayı yiyordu Burak'a ulaşamamak onun için ölüm gibi bir şeydi. Melis en sonunda telefon elinde, Burak ile konuşmada beklerken salonda ki koltukta uyuyakalmıştı. Saat 01.53 geçe kapı sessizce açıldı ve içeri Burak girdi. Elinde bir market poşeti ve poşette Melis'in en sevdiği abur cuburlar vardı. Salona girdiği gibi Melis'in koltukta uyukladığını gördü. Sessizce yanına yaklaştı.
"Güzel kızım istediğin çikolatalardan aldım. Benim birkaç ay işim olucak. Sakın korkma tek başına tamam mı? Tekrar gelicem ben."
Burak Melis'in saçlarını öptü. Bir kağıt aldı ve durumu kağıda yazdı. Kağıdı masanın üzerine bıraktı, telefonu da kağıdın üzerine. Böylece Melis telefonu alacağı zaman kağıdı fark edicekti. Burak odasına çıktı ve bir valiz hazırladı kendine. Daha sonra da en yakın arkadaşı Mert'i aradı.

"Suç ortağım"

Aranıyor...

Çalıyor...

-Buyur Burak

Alo Mert

-Buyur kardeşim

Bi kaç günlüğüne benim evde kalabilir misin?

-Ayıpsın üstad tabii, de sen biyere mi gidicen noldu?

Ben bi süre olmicam da.

-Eve göz kulak ol diyosun yani, problem yok arada bir eve gelir kontrol ederim.

Kanka tek ev değil...

-Ne?

Evde bi de kız var, ona göz kulak olucaksın.

-Kız? Dişi varlık? Ve sen öyle mi?

Oğlum uzatma işte gel tamam mı? Anahtar vardı zaten sende. Evdeki kıza da bulaşma yengen

-Ayıp ediyosun üstad git sen gözün arkada kalmasın. Bi beş dakkaya evindeyim.

-Eywallah reis.

-Ne demek kral hadi görüşürüz.

Görüşürüz.

"Arama sonlandı"
[02 dk. 23 sn.]

Burak son bir kez daha Melis'in yanına gitti, uzun uzun baktı koltukta uyuyan güzelliğe, sonra son bir kez saçlarını okşadı, öptü ayağa kalktı ve evden çıktı. Yaklaşık beş on dakika kadar sonra Burak'ın en yakın arkadaşı Mert geldi eve. Mert sarışın yeşil gözlü uzun boylu bir çocuktu flörtöz biriydi. Lakin Burak'a asla ihanet etmeyecek tek kişiydi. Mert eve geldi etrafa baktı, koltukta uyuyan Melis'i fark etti.
"Anasını satim, yalan değil miymiş!? Burak dişi bi varlığı evine mi almış? Hassiktir bu çocukta bi bokluklar var."
Mert Melis'e doğru yaklaştı. Başını selam verecek şekilde eğdi.
"Selamün aleyküm yenge, tabi uyuyosun ama neyse sabah uyanınca tanışırız yenge hanım."
Mert Burak'ın odasına çıktı. Sabah olmuştu, Melis gözlerini açtığında mutfakta gördüğü silüet ile mutlu oldu, henüz uykunun verdiği sersemlikle kalktı ve mutfağa koşar adımlarla ilerledi.
"Burak!"
Mert arkasını dönünce Melis şaşkınlıkla bi adım geri çekildi. Birden afallamıştı. Biran düşündü.
"Hassiktir bu Burak değil bu başka biri hırsız mı yoksa?!!! Azına tükürdüm senin."
Melis Mert'e doğru yürüdü ve ellerini Mert'in belinden geçirip Mert'i yere doğru savurdu. Tezgehın üzerinden eline bir bıçak geçirdi ve tek eli ile Mert'in yakasını tuttu.
"Kimsin sen!?"
Mert afallamıştı, ne olduğunu bile anlamadan kendini yerde bulmuştu. Hoş olayların farkında olsa bile Melis'e sataşamazdı, Burak'ın emri vardı. Elini sırtına götürdü Mert.
"Yenge napıyon ya, belim kırıldı."
"Ne yengesi? Kimsin sen dedim, lafı geveleme!"
"Ben Mert yenge Burak yolladı beni."
Melis duraksadı.
"Burak mı?"
"Evet yenge de ben bi kalksam, malum elindeki bıçak, şakası olmaz."
Melis Mert'i bıraktı. Mert ayağa kalktı. Melis Mert'i tepeden tırnağa süzdü. Elindeki bıçağı Mert'e doğru uzatıp emir verdi.
"Konuş!"
Mert ikinci şoku yaşadı. Yaklaşık 1.62 boylarında minik bi varlık ona komut vermişti. Mert Çakır'a, ünlü milyarderin oğluna, asla yakalanmayan keskin nişancı katile, emir vermişti.
"Af buyur bacım?"
"Konuş dedim, ukalalık yap demedim!"
"Ne konuşim yenge? Bişey mi sordun ki?"
Melis bıçağı Mert'in boynuna yaklaştırdı.
"Sen kimsin demiştim. Kendini düzgünce tanıt yoksa kellenin gitmesi iki dakika bile sürmez!"
"Oww korktum yenge valla Burak iyi yetiştirmiş seni, taş gibisin."
Melis elindeki bıçağı çevirdi ve Mert'in kıyafetini doğrama tahtasına sapladı, hızlıca bıçaklıktan bir bıçak aldı ve çevirip hafifçe Mert'in koluna savurup boynuna yaklaştırdı.
"Benimle düzgün konuş lan!"
"Bacım napıyon gözünü seveyim ya kolumun ağzına sıçtın, bizim de canımız var ha haberin olsun yani."
"Boynunu da kesmiyim konuş."
"Burak aradı beni akşam yenge eve gel benim bi süre işim var yengene göz kulak ol dedi. Bu kadar vahşet olduğunu bilsem gelmezdim yani, sen kendini korurmuşsun."
"Burak seni mi aradı?"
"Evet yenge, salsan artık beni canım acıyo la!"
Melis Mert'ten istediği açıklamayı alınca Mert'i bıraktı. Mert kesilmiş olan kolu ile ilgilenirken Melis salondaki koltuğa geçip oturdu, masadan telefonunu alırken de not kağıdını fark etti. Notu okudu, olaylara az buçuk anlam verdikten sonra söylenmeye başladı.
"Aklına, zekasına tükürdümün çocuğu seni, seni anlamaz, duygusuz ucube ne bokla haber vermeden gidersin ha? Ne hakla!"
Melis oturup ağladı, bir süre sonra da uyuya kaldı. Uyandığında sakindi. Çoktan öğlen olmuştu. Mutfağa ilerledi. Mert mutfakta oturmuş telefonla uğraşıyordu, Melis'i görünce telefonu kapattı.
"Buyur yenge acıktın mı bişeyler veriyim mi?"
Melis Mert'e ters ters baktı ve önüne döndü.
"Kes lan sesini, senin yaptığın hiç bi yemeği yemem ben. Kendim yaparım bişeyler sen önüne dön!"
Mert Melis'in terslemesi ile kalkıp salona geçti. Melis kendi halinde mutfakta yemek yapıp yedi. Sonra da aşağı dövüş salonuna geçti. Neredeyse tüm gününü dövüş salonunda geçirdikten sonra yukarı çıktı. Hava kararmıştı. Mert yemek yapmış ve tabaklara servis etmişti.
"Gel yenge yemek yaptım, aç durma sana bişey olursa Burak canımı alır valla."
"Ne koydun buna?"
"Bişey koymadım yenge! Normal yemek işte."
"Niye tuhaf kokuyo yerde bi de zehirlenirim filan Allah korusun.."
"Ayıp ediyosun yenge, istiyosan yeme."
Melis tereddüd ile masaya oturdu. Yemekten bir kaşık aldı.
"İyi fena değil, hiç değilse tok tutar."
"Tabi yenge yemek yapmayı da bilmiyo değiliz çok şükür."
"Tamam şımarma sus!"
Mert sustu ve yemeğini yedi. Melis'te aynı şekilde yemeğini yiyip odasına çıktı. Bugün oldukça yorulmuştu. Telefonunu açtı ve takvime girdi.
"Bugün Burak'sız geçen ilk gün..!"
Kafasını yastığa koydu, gözlerini tavana dikti. Bu tavana ilk geldiği zaman bakmıştı. O tavan sanki o zaman daha sıcaktı. Yorganı kafasına kadar çeken Melis soğuk bir his ile uykuya daldı.