6. bölüm · Neredeki Gökkuşağı

Soğuk Evdeki Yıkılmış Kural

Dnz Acr

Uzun süredir evde Burak yoktu ve Melis Mert ile evde kalıyordu. Mert ile de zaten sadece yemek için konuşuyordu. Gün ya işte, Melis artık beklemekten bıkmıştı. Ne Burak'ın geleceği vardı ne de başka birinin, hoş başka birini değil Melis sadece Burak'ı istiyordu. Onu gördüğü yerde hesap soracaktı. Ne hakla onu tek bırakıp gidebilirdi ki? Ne hakla? Hem de hiç bir şey söylemeden? Melis aklına koymuştu Burak'ı bulacaktı. Bunun için az da olsa bilgiye ihtiyacı vardı. Akşam yemeğinde Mert'e sordu.
"Burak'la nasıl tanıştınız?"
"Aileleriniz arkadaştı yenge çocukluk arkadaşı sayılırız."
"Hımm, peki herşeyini biliyo musun?"
"Ne gibi yenge?"
"Mesela neden haber vermeden gitti? Nereye gitti? Biliyo musun?"
"Valla yenge onu ben de bilmiyorum."
"Peki en çok nereye gider? Nereye gitmiş olabilir?"
"Napçan yenge?"
Bu da neydi? Şüphelendi mi yani? Hayır ya anladıysa? Melis sadece cevap verdi.
"Merak ettim, uzun süredir yok onu özledim."
"Gelir merak etme yenge!"
Gıcık, ukala sana soranda kabahat diye iç geçirdi Melis. Yemeğini yedikten sonra odasına çıktı ve bi çanta hazırladı kendine, sadece lazım olabilcek şeyleri koydu.
"Bir bıçak, iki silah, mermiler, nolur nolmaz pasaportu alim. Başka başkaaa? Cüzdanımı da koyiyım. Başka bişey lazım olur mu acaba? Zannetmiyorum. Evet hazırım. Bekleyin bakalım Burak bey gelip hesap sorucam, bekleyin siz!"
Melis gece olmasını bekledi. Sonra da evden çıkmak için hazırlandı. Siyah bir badi, hafif geniş sıkmayacak paraşüt pantolon, yanında dolu bir tabanca ve bacağında hemen yetişebileceği yerde bir bıçak ve çantası. Odasından çıkıp salona indi. Dış kapıya ilerledi.
"Özür dilerim Burak, senin kuralını senin için yok sayıyorum."

Sabah olmuştu, Mert kalktı ve mutfağa indi,
"Ne yesek acaba?"
Dolabı açan Mert yarım saat sonra güzel bir kahvaltı masası hazırlamıştı bile. Kendisi kahvaltısını yaptı ve Melis'in gelip kahvaltı yapmasını bekledi.
1 saat 2 saat 3 saat...
Vakit geçiyordu lakin gelen kimse yoktu. Mert en sonunda merak edip Melis'in odasına çıktı. Kapının önünde durdu kapıyı birkaç kez çaldı ses yoktu. Kapıyı açmasıyla şok olmuştu Mert.
"Hassiktir!"

Melis uzun süredir yürüyordu. Nerde olduğunu, nereye gitmesi gerektiğini bilmiyordu. Sadece yürüyordu.
"Şehir merkezine gitmem gerek, ordan bi yolunu bulurum."
Melis yola gelmişti. Otostop çekmeye karar vermişti, çünkü yürümekten oldukça yorulmuştu.

Mert evde dört dönüyordu. Burak'ın ona emanet ettiği kız yoktu. İlk bir buçuk saat sadece telaş ile oturdu. Daha sonra Burak'ı aramaya karar verdi.

"Nişan ustası"

"Aranıyor..."

"Çalıyor..."

-Efendim Mert

Burak bişey oldu.

-Şuan yoldayım Mert gelince söylersin.

Burak, yenge

-Ne!

O gitmiş

-Ne diyosun olum sen!

Burak şerefime gece çıkmış, gündüzleri gözümü üzerinden ayırmıyodum.

-Sikiyim böyle işi!

Napıcaz?

-En iyi adamlarını ayarla max 3 kişi.

Eee? Biz mi aricaz olum!

-Mert hapisten yeni çıktım bi de polisi mi arayalım

Hapis mi!?

-Konuşmanı sikim Mert.

Anlamadım?!

-Ben gelene kadar adam hazırla gelir gelmez aramaya çıkıcaz kızı.

Tamam.

"Arama sonlandı"
[5 dk. 49 sn]

"Sanırım şehir merkezine geldin ha? Aferin sana Melis kızım, aslansın sen."
Melis sonunda bir şekilde şehir merkezine inmişti. Şimdi yapması gereken ise Burak'ın gidebileceği yerleri bulmaktı. Yaklaşık iki saat kadar gezdi ve yorgunluktan bayılmak üzereydi ki gözleri kapanmak üzereyken attığı bir adımla bir adama çarpması bir oldu. Hızla uykulu halinden ayılmaya çalıştı Melis. Kısa siyah saçlı, siyah bir şapka ve siyah bir maske takmış olan, hafif uzun boylu bir kızdı çarptığı. Kız Melis'e dikkatle baktı.
"Sensin Melis öyle dimi?"
Melis şaşırdı. Kız Melis'e doğru eğildi.
"Şimdi yapıcam şey için özür dilerim Melis hanım."
"Ne?!"
Kız Melis'i tuttu ve boynuna bir iğne sapladı. Melis'in gözleri karardı.

Melis gözlerini açtı. Beyaz perdeler, yuvarlak beyaz bir masa, masanın üzerinde vazo ve vazonun içinde solmuş güller, tek tarafta küçük bir kitaplık, duvara montelenmiş olan televizyon, ve kapalı bir kapı burayı biliyordu. Hızla odasının kapısını açtı ve salona doğru baktı. Mert ve Burak salonda oturuyordu, Melis bağırdı hafifçe.
"Burak!"
Burak arkasını döndü. Melis hızla merdivenlerden indi, Burak'a koştu ve ona sarıldı.
"Neden haber vermeden gittin? Neden? Neden yaptın bunu bana? Garezin neydi ha neydi?!!"
Melis'in gözünden yanağına doğru yavaş yavaş süzüldü damlalar. Burak ağlamakta ve kendine sarılmakta olan Melis'e sıkıca sarıldı.
"Özür dilerim kızım, özür dilerim bir daha asla olmicak."
Melis Burak'ı bıraktı ve kaşlarını çattı. Hızla Burak'ın karnına doğru bir yumruk geçirdi. Burak hızla karnını tuttu. Mert ise gördükleri karşısında şaşkındı. Melis çıkıştı.
"Bir daha mı? Olsun istersen bir dene Burak!!?"
Burak yavaşça doğruldu, Mert'e baktı ve kaşları ile Melis'i gösterdi, alaycı ve canı acıyan bir ses çıktı ağzından.
"Bak işte aşık olduğum, yetiştirdiğim kıza bak! Onu ben yetiştirdim."
Mert bıyık altı güldü.
"Gördüm gördüm ilk geldiğim günün sabahı da beni yere fırlatmıştı yenge."
"Gücüne lafımız yok ama konuşmamız gereken şeyler var Melis hanımla. Bu evin de kuralı var malum."
Burak doğrulmuş ve ciddi iri kahverengi gözlerle Melis'e bakıyordu.
Sanırım naneyi yedik bu defa diye iç geçirdi Melis.
"Aramamı ister misin reis?"
"Ben Melis'i alıp aşağı ringe iniyorum sende ara max beş dakkası var. Hızlı gelsin."
"Tamam."
Burak Melis'in kolundan tutup aşağıya indirdi, ringe atladı ve orda duran box eldivenlerini Melis'e attı. Hafif sinirli ve ciddi bir tonla konuşmaya başladı.
"Hazırlanmak için 5 dakkan var, hızlı ol."
Melis box eldivenlerine baktı, bekli ki biri ile dövüşücekti. Burak'ın cezasını anlamıştı. Büyük ihtimalle kendinden daha iyi dövüşen biri ile dövüştürecekti kendini. Box eldivenlerini eline taktı. Boynundaki kolyeyi nolur nolmaz diye çıkarttı.

Burak ve Melis aşağıya iner inmez Mert telefonunu alıp birine telefon etti.

"Zeki Savaşçı Kız"

Aranıyor...

Çalıyor...

-Buyrun?

Nergis kızım sana işim düştü!

-Tahmin etmiştim, yoksa aramıyosun.

Öyle de demeyelim de şimdi...

-Noldu?

Beş dakikaya Burak'ın evinde ol.

-Burak'ın evinde mi?

Heee, hızlı.

-Tamam.

Arama sonlandı"
[57 sn.]

Biraz sonra dövüş odasının kapısı açılmıştı. İçeri Mert girmişti ve yanında ise Melis'i bayıltan kız vardı. Siyah gözlü, siyah kısa saçlı, beyaz tenli, siyah bluz üzerine siyah deri ceket giyinmiş altında siyah bacaklarını saran kot pantolon ve dizinin hafif altına gelen siyah bağcıklı botlar.
Mert etrafı süzdü.
"Burak nerde yenge?"
Tam bu esnada kapı açıldı ve Burak içeri girdi Mert arkasını döndü. Burak'a baktı.
"Adamım adamındır üstad, kendisi yakın dövüş ustası olur."
"Nergis'i bana mı tanıtıyosun Mert o bir zamanlar benim adamımdı."
"O zaman seni eski adamın ve yeni sevgilinle baş başa bırakıyorum.

Mert kızı Burak'ın yanına bırakıp dövüş odasından çıktı. Burak Nergis'e bi göz gezdirdi, ve Melis'i gösterdi.
"Nergis bu güzellik abidesi sevgilim olur, hazırlan onunla ring de kapışıcaksınız."
"Anlayamadım neden sevgilini usta bi dövüşçünün önüne atıyorsun Burak?"
"Ceza diyelim Nergis daha fazla kurcalama, iki dakkaya hazırlan."

Melis anlam verememişti. Bu kız Burak ile hitapsız konuşmuştu. Hem de hiç çekinmeden. Nergis denilen kız ringe girdi. Burak ringin aşağısından konut verdi.
"Saç çekmek, ısırmak, silah ya da bıçak kullanmak yok. Bitti dediğimde bitecek, başlayın."

Melis kıza yaklaştı kız oldukça çelimsiz görünüyordu. Kıza yaklaşıp bir kaç kere vurdu. Kız Melis'i belinden kavrayıp ringin iplerine kadar ittirdi. Melis dengesini kaybedip mindere oturur biçimde düştü. Kız Melis'e doğru tam yumruk indirecekken Melis yana doğru kaydı. Kızın bacağını kavradı ve yere çekti. Kız dengesini bir anlık yitirip, afalladı sonra kendine gelip ayağa kalktı. Melis'i belinden tutup köşeye fırlattı. Melis'in her yeri ağrıyordu, ne kendini savunacak ne de hareket edecek hâli yoktu. Nergis Melis'e yaklaştı iki defa karnına sertçe vurdu. Elini tekrar vurmak için kaldırdığı sırada ise Burak bağırdı.
"Bitti, yeter!"
Nergis hırs yapmıştı. Melis'e kaldırdığı yumruğu da geçirince Melis olduğu yerde bayıldı. Burak ringe çıktı, Nergis'i geriye itti.
"Ne yaptığını sanıyorsun sen!"
"İşimi bitiriyorum, eski eğitmenim 'Rakibini öldürmeden çıktığın her müsabaka yarım kalmış demektir.' derdi."
"O halde ben de bu maçı bitiriyim Nergis!"

Eğitim alanından gelen silah sesiyle irkildi Mert. Mutfakta tıkınırken oldu mu şimdi bu? Burak Melis'i kucağında yukarı çıkarttı. Gözleri Mert'i aradı.
"Siktir git şu Nergis denilen leşi al götür evimden lan!"
Mert duraksamıştı. Leş mi? Burak Nergis'i öldürmüş müydü?

Burak Melis'i odasına çıkardı. Melis'in üzerini çıkarttı ve kan lekesi olan kıyafetlerini kirli sepetine fıraladı. Uzun ve geniş bir tişörtü Melis'e dikkatlice giydirdi. Yatağa yatırdı, lavabodan ilk yardım kitini aldı ve Melis'in dudağını temizledi. Ayak bileği şişmiş olan bu güzellik abidesi mışıl mışıl uyuyordu. Belli ki ayağını burkmuştu. Melis'in ayağını da sardıktan sonra Burak Melis'e baktı. Uzun uzun baktı, ya bu güzellik tekrar gözlerini açmazsa? Bu düşünce Burak'ın nefes alıp verişini hızlandırdı. İçini anlık bir korku kaplamıştı.
"Güçlüdür benim güzelim"
Dedi kendi kendine. Sonra Melis'in üzerini örtüp odadan çıktı. Kapının önünde durdu ve aşağı bakıp tekrar kapıya döndü.

"Eğer uyanamicak olursan güzelim işte o zaman gerçekten bitiririm Nergis'in işini!"