1. bölüm · Müphem

Uyanış

mevsimler gibi

Ağacın gölgesinin altında, kendine sığınmak için gözlerinin içinde kaybolmakla meşguldü Müphem. Birden irkildi ve hemen göz kapaklarından yardım istedi ne olduğunu görebilmek için. Sol göğsünü elledi. Kanaması biraz kurumuştu ve eliyle yokladı orayı. Hiç beklemediği bir anda gelmişti bu ses ve iyi de bilirdi; aniden gelenlerin sahiden acı vereceğini.

Kartalı, çok uzaklardan bir şeyin habercisiymiş gibi geliyordu gölgeye sığınana doğru.

“Benim kartalım asla eli boş gelmez. Çünkü bilir o kendi değerini ve her bir görüşüm, hatıralarıyla doludur onun. Bu yüzdendir ki mağaram onun leşleri ve bana söyleyip de yazdığım, bilgelik kokan yazılarla kaplıdır duvarlar.

”Kaybedecek tek bir zamanı bile yokmuşçasına dibine geçti ve misafirperverliğini de hemen Müphem’in avucunun içine bıraktı kartal. Elindekinin atmaya devam eden bir insan kalbi olduğunu anlayınca, bir anda yerinden sıçrayıverdi. Üzerine düşen yapraklar ona eşlik ediyordu. Uzunca bir süre nefessiz kaldığını anlamış olacak ki hemen asasına dayanarak söze başladı. Yanındaki yılanına doğru dönüp:

“Ölememiş bu insan, baksana! Atmaya devam ediyor kalbi hâlâ. Ama kalbinden başka bir şey göremiyorum ki ondan geriye kalan. Ne anlamalıyım bundan, ‘Ey kapalı anlamlarla bana gelip zihnimi açan kartal!’”

Yılanı hemen asasına dolanmaya başladı; sanki yanında olmak istermişçesine. Sonra gökyüzüne baktı Müphem. Yıldızlar bir başka parlaktı bugün. Sanki görünmek için güneşe bile ihtiyaçları yokmuşçasına tüm dikkatlerini yeryüzüne vermişlerdi. Müphem uzunca bir süre hisleriyle baş başa kaldı ve yıldızlara dönüp söze başladı:

“Şu ana kadar beni anlayan tek bir insana bile denk gelmemiştim, ta ki elimdeki atan kalbin sesini dinleyene dek. Bu çarpan kalp artık benim sesim olmuştur, ey yıldızlar! Bir yoldaş kazandım artık: ‘Kendini öldürmüş ama aşkını öldürememiş olan.’ Hayaller için çarpıyor hep o. Olmayana, hep ve hayali gibi olamayacak olana… N’olur, durma hiçbir zaman. Çünkü sessizliğini yazarsam kaybolurum, mürekkebimi kurutma lütfen.

Bilir misiniz, aslında ben hiçbir zaman kötülere umut olmak istemem. Yani insanlara. Sevmeyi bilmezler onlar, ölmeyi bilmedikleri için; şiir yazamazlar, âşık olmaktan korktukları için. Ama ben şiirsiz yapamam. Sensiz yapamadığım için. Belki acı veriyor her satırda seni aramak, sensizlik kadar acı olmasa da.

Ay ışığında bulduğumu, güneş doğarken kaybederim hep. Ey yıldız! Neden umut vaat ediyorsun her seferinde? Senin parlaklığına dalıp, kayıp gitmenle son buluyorum her zaman. Görüyor musun, işte ayrılıkların efendisi gözünü tekrar açtı umutsuzluğun vatanına. Yaşamak acı veriyor artık. Şiir yazamıyor, seni notaya dökemiyorum. Nereden bilebilirdim kalemimle sazımın benim sonum olacağını? Bir kez daha sevmektense, bin kez daha sensizliğinle yetinirim. ‘Özür dilerim, saygısızlık etmek istemem ama gidiyorum beni sevdiğin için. Çünkü bunu emretti aşkın tek kuralı.’"

Bu sözlerden sonra birden yerde bulmuştu kendini. Bilinci tam kaybolmak üzereyken, kartalının kulağına söylediği o sözleri duydu:

“Sen ayrılıkların en bilgesisin, ey Müphem. Getirdiğim hediye senin kalbindi işte. Daha fazla katlanamadım acı çekmene ve aşkını yazmaktan… Ne kâğıt, ne ağaç, ne de kendini bırakmıştın dünyada. Hani bir keresinde demiştin ya bana ‘Kalbini göster, sana ayrılığı göstereyim.’ diye. Şimdi de ben seni gösterdim sana; ancak yaşamaya ve sevmeye devam ettin sen. Umarı…”

Daha fazlasını duyamamıştı Müphem. Çünkü yıldızların arasında yerini almıştı artık. Dün kaybettiği yıldızının yanında…