5. bölüm · Müphem

Ara Bölüm

mevsimler gibi

Yaşamın merhametsiz yüzünü gösterdiği bir esnada ateşini yakmaya çalışıyordu “hayatın yanında olan”. Karıncalar da ona yardımcı oluyorlardı. Birer birer getirdikleri yapraklarla ve sadece kendi ağırlıklarının on katı kadar olup bunun hiçbir işe yaramayacağını düşünenlere bir vakit sonra azimle ve her şartlarda o ateşin yanabileceğini göstermekle meşguldüler, bir ağırlığı olmayanlara.

Rüzgar, ısınmak isteyenlerden yana olacak ki, şiddetini bile kıvılcıma göre ayarlamıştı. Ağaçlar yapraklarını öylesine bir uyumla döküyorlardı ki, etrafı romantizmi anımsatan rengarenk yapraklarla kaplanmıştı “ana odaklananın”.

Kadınlara benziyordu hava bugün. Anlaşılamıyor, kestirilemiyor ve güvenilemiyordu. Ancak gene de yaşanması gerekirdi işte. Yoksa bir sonraki günün neler getireceğini göremezdi o günü bitirmeden. Eğer bunu düşünecek olsaydı aklı her bir saniye, göremeyecekti belki de gelecek olan o güzel günü. Bir türlü umudunu tekrar kazanamamış olacak ki, hayal kurmakta da oldukça zorlandı.

Tabii ki de her çiçek her yerde ve her mevsimde açamazdı ama kendine ait zamanı ve uygun toprağı da bulamamıştı ki “sulanmayı bekleyen”. Verimli bir toprak gerekiyordu ona, güzelliğinin sönmemesi için ve bu yüzden kalktı ateşinin başından filizlenmek için hemen. Kendine ait hissedeceği yeri bulması için toprağa mı yoksa havaya mı öncelik vermesi gerektiğini düşünüyordu emin adımlarla yürümeye devam ederken. Eğer toprağı seçecek olsa sağlam olurdu zemini ve muhtaç olurdu gökyüzünün uygun şartlarına. Ama muhtaçlık hiç de müpheme göre değildi. O hiç muhtaç olmamıştı hakikaten başkasına. Bu yüzden hemen siliverdi kafasından bu fikri.

Havayı seçecek olsaydı da bu sefer güzel ama gerçekliğinden emin olmadığı duygularla geçirirdi ömrünü. Bir yeri olmadan, sadece hayallerde yaşardı. Bu da doğru gelmedi ona, çünkü en güzel sahte mutluluk bile en kötü mutsuzluktan daha zararlıdır. Ne yapmalıydı öyleyse? Yeniden doğabilmek ve yaşayabilmek için nereye odaklanmalıydı?

“Kendime sadece.” diye sayıkladı müphem. “Saatlerdir yürüyordum uygun yer bulmak için ama fark etmedim aslında kendimden kaçtığımı. Ben ne kadar kendim olup ve ne kadar çıkarırsam hayatımdan ‘kendinden uzak düşüncelerimi’, o zaman iz bırakabilirim ancak yaşama. Değersiz olan insanlara öyle değerli hissettirdim ki kendilerini, bir kelimeden ibaretken roman sandılar değerlerini. Halbuki bilmiyorlardı daha anlamını bile o olduğu kelimenin. Bu yüzdendir ki sadece virgül sanıldı hep benim dışımda görenler onları ve nefes alıp geçtiler yanlarından bir an önce.”

Hayatına giren her kadın bir kitaptı aslında onun. Üzücü olan şu ki, hiçbirinde altını çizebileceği bir yer bulamamıştı. Eğer olabilseydi öyle bir yer, sadece altını çizmekle kalmaz, direkt hayatına alırdı o parçayı. Böyle okurdu işte hayatı ve kadınları. İkisi de acı vermekten başka bir işe yaramamıştı gerçi. Düşüncesi şuydu münzevinin: “Sonu mutlu biten tek aşk, hiç başlanmamış olandır. Hayallerde birlikte olunan kişiyi hayal edemeyeceği kadar çok sevmek, gerçek hayatta elde edilen aşkı hak edeceği sevgiden mahrum bırakmaktır.”

Gözleri ela idi müphemin. Günün her saati değişirdi rengi ve her değiştiğinde de karakterini benimserdi renginin. Akan bir nehre benzerdi o. Kaç kez bakarsanız bakın, her seferinde farklı sular karşılayacaktı sizi, aynı görünse bile. Hayal kurmak gibi bir şeydi ona bakmak. Ne zaman dalsanız veya aldansanız düşünceye, değişmiş olacaktır göz rengi uyandığınızda hayalinizden. Bundandır ki bir türlü tanıtamamıştı kendini belki de. Bu yüzden müphem demişlerdi ona. Tanıyamadıkları ve anlayamadıkları için.

Hayallerinin değil de lüzumsuzluklarının peşinden koşan insanların şikayetlerini dinlemekten dolayı çıkmaya başlamıştı saçından çıkan beyazlar. Olmayacak insanlara verdiği emeklerin hediyeleriydi bunlar. Gene de bunu bile bile, her hediyede bir anlam bulmak isterdi “sabrı bilgeliğinin kölesi olan”. Öyle bir varlıktı ki insanlar; zamanın peşinden koşup kendilerini yeniden yaratacaklarına, hayatlarının ve mutsuzluklarının içinde en gereksiz an olup kavuşuyorlar mezarlarına.

“Şikayetlerle yaşanılan her bir an, pişmanlıklarla son bulur.” demişti bir keresinde yılanı ona, sevdiği kızı düşünüp hatıralara dalarken müpheme. Hele ki bazı insanlara sonsuz kere yeniden yaşama hakkı ve şans verilse, pişmanlıklarını düzeltmeleri için yetmeyecektir doğru bir ömür yaşayıp ders çıkardıklarını görebilmek, onların “bir şans ve biraz daha zaman” dilemelerinden başka.

Bu yüzdendir ki her bir aşk, bir ressam için boş bir tuval ve sadece kendi başınayken ve onsuzken sadece olmayan hayalindekini düşünerek baş yapıta dönüştürebileceği bir eserdir her kadın. Lütfen aşık olmasınlar böyleleri. Çünkü sevmeyi bilmedikleri için hep öldürüyorlar, onlar için ölmeye hazır olanları bile.