Bölümler 4Şu an: YANIŞ
- 1 Merhaba okurlarım.40 kelime
- 2 YANIŞ887 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 AYDINLIKTAN KARANLIĞA1.768 kelime
- 4 IŞIĞA DOĞRU2.928 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Fazla normaldi. Bunu ilk fark ettiğimde zil çoktan susmuştu.
Koridor boşalmıştı. Ayak sesleri seyrekleşmiş, okul kendine özgü o gürültülü aceleyi üzerinden atmıştı. Normalde rahatlatıcı olması gereken bu sessizlik, bu kez tuhaf bir ağırlık taşıyordu. Duvar saatinin tik takları gereğinden fazla belirgindi. Sanki biri sesi özellikle açmış, zamanı bana hatırlatmak ister gibi ayarlamıştı.
Defterimi çantama koydum. Fermuarı kapatırken elim takıldı, kalem yere düştü. Eğilip aldığımda parmaklarımın titrediğini fark ettim. Soğuktan değildi. Okul sıcaktı. Nedensizdi. Ya da en azından öyle olması gerekiyordu.
Sınıftan çıktığımda Aras’ı gördüm.
Her zamanki gibi bahçedeki bankta oturmuyordu. Merdiven korkuluklarına yaslanmış hâlde de değildi. Okulun arka tarafına açılan, pek kullanılmayan o paslı kapının önünde duruyordu. Bu kapıyı hiç sevmezdim. Boyası dökülmüş, kenarları kabarmış, etrafı yosun tutmuştu. Ne zaman oradan geçsem hava birkaç derece daha soğuk olurdu. Sanki güneş oraya uğramamayı özellikle seçmişti.
“Az önce…” dedim. Sesim düşündüğümden daha kısıktı. Kendi kulağıma bile yabancı geldi. Boğazım kuruydu. “Az önce zil mi çaldı?”
Aras cevap vermedi.
Duymamış gibiydi ama aslında bakışında bir boşluk yoktu. Kapıya bakıyordu. Bir şeyi bekler gibi. Bu, içimde açıklayamadığım bir huzursuzluk yarattı. Birkaç adım daha yaklaştım. Ayakkabımın tabanı taş zeminde hafifçe kaydı. Çıkan ses bile bana fazla yüksek geldi.
Aras yürümeye başladı.
Nedenini sormadan peşinden gittim. İçimde bir ses dönmem gerektiğini söylüyordu ama adımlarım ona itaat etmiyordu. Birkaç adım sonra Aras durdu. Ben de durdum. O an, içimdeki huzursuzluk keskinleşti. Kalbimin atışını boğazımda hissettim. Yanlış bir şey vardı. Henüz adı yoktu ama oradaydı.
Karşımızda dar bir sokak uzanıyordu.
Bu sokağın burada olduğunu biliyordum. Hep biliyordum. Ama aynı zamanda bugüne kadar onu hiç fark etmediğimi de biliyordum. Bu düşünce zihnimde birbirine çarpan iki taş gibiydi. Sokak, okulun arka duvarıyla neredeyse birleşmiş gibiydi. İki yanına dizilmiş eski evler, taş duvarlar, nemli yüzeyler… Ve mumlar.
Çok fazla mum vardı.
İki yana dizilmişlerdi. Hepsi yanıyordu. Alevleri titriyordu ama rüzgâr yoktu. Mum ışıkları taş duvarlara vuruyor, gölgeler oluşturuyordu. Gölgeler hareket ediyordu ama olması gerekenden fazla. Duvarların üzerinde uzuyor, kısalıyor, bazen bir anlığına insan siluetlerine benziyordu.
Mideme bir kasılma oturdu. Burnuma hafif bir is kokusu geldi. Mumların kokusu değildi bu. Daha ağırdı. Daha eskiydi. Sanki bu sokak, çok uzun zamandır nefes alıyormuş gibiydi.
Aras durduğunda ben de durdum. Mum ışığı yüzünü ikiye bölüyordu. Bir yanı aydınlıktı; sıcak, tanıdık, güven veren bir sarı. Diğer yanıysa karanlıktı. Işıkla karanlık arasındaki sınır fazlasıyla keskindi. Bunun basit bir gölge oyunu olamayacak kadar net olduğunu düşündüm.
“Burada,” dedi Aras. Sesi sakindi. Fazla sakindi. “Bazen okul kendini hatırlatır.”
Kaşlarım çatıldı. “Burada mı?”
Aras başını hafifçe çevirdi. Sokak boyunca uzanan mumlara baktı. “Mumlu Sokak’ta.”
Yutkundum. Bu ismi ilk kez birinin ağzından duyuyordum ama bana yabancı gelmedi. Okulda bu ismin hiç yüksek sesle söylenmediğini fark ettim. Fısıltılar vardı. Yarım kalan cümleler. Öğretmenlerin özellikle kaçındığı konular. Sanki adı anıldığında bir şeyler yerinden oynayacaktı.
Yürümeye başladık.
Taşlar düzensizdi. Her adımımı dikkatle atıyordum. Evlerin pencerelerinde perdeler vardı. Hepsi mum ışığının arkasındaydı. Ama hiçbir perde tam kapalı değildi. Hepsi aralıktı. Bilerek bırakılmış gibiydi.
Bakmamam gerektiğini biliyordum. İçimdeki bir ses, neredeyse yalvarırcasına, gözlerimi önüme dikmemi söylüyordu. Ama gözlerim dinlemiyordu. Mum ışığı, perde aralıkları, karanlık… Hepsi beni kendine çekiyordu.
Bir pencereye baktım.
Kendi yansımamı gördüm.
İlk anda her şey normaldi. Yüzüm biraz solgundu, gözlerimin altı koyulaşmıştı. Ama sonra fark ettim. Yansıma bana geç bakıyordu. Çok az. Bir saniyeden bile kısa. Ama yeterince uzun.
Kalbim tekledi. Göğsümde keskin bir ağrı hissettim. Gözlerimi hızla kırptım. Camda artık sıradan bir yansıma vardı. Mum titriyordu. Perde hafifçe dalgalanıyordu.
“Ben mi hayal görüyorum?” diye mırıldandım. Kendi sesime tutunmaya çalışıyordum. Gerçekliğe. Mantığa. Bildiğim dünyaya.
“Hayır,” dedi Aras. “Sokak seni tanımaya çalışıyor.”
Bu cümle içime soğuk bir ağırlık gibi oturdu. “Tanımaya mı?”
Aras başını salladı. “Kim olduğunu. Neyi taşıyabileceğini.”
Soru sormak istedim. Aklımda onlarcası vardı ama kelimeler ağzımda dağılıyordu. Sokak sanki bizi dinliyormuş gibi sessizleşti. Mumların alevleri bir anlığına aynı anda titredi.
Sonra sokak bitti.
Bir anda.
Önümüzde okulun arka bahçesine açılan paslı kapı duruyordu. Gökyüzü mora çalıyordu. Gün batımı her şeyi yumuşatıyor, köşeleri törpülüyordu. Tehditkâr olan bile sıradan görünüyordu.
Fazla normaldi.
Kapıdan çıktığımızda mumların ışığı arkamızda birden söndü. Hepsi. Aynı anda. Sanki biri tek bir nefesle hepsini üflemişti.
Aras kapıyı kapatırken fark ettim. Sokak yoktu. Orada olması gereken yerde düz, yosun tutmuş bir duvar vardı. Elimi uzatıp dokunmak istedim ama edemedim.
“Bu—” diye başladım.
“Kimseye anlatma,” dedi Aras hemen. “Özellikle öğretmenlere.”
Sesindeki sertlik beni irkiltti. Ama sertliğin altında başka bir şey daha vardı. İnce bir çatlak. Bastırılmış bir korku.
O akşam eve gittiğimde aynaya bakamadım. Banyoda ışığı açtım ama gözlerimi kaldırmadım. Dişlerimi fırçalarken başımı öne eğdim. Çünkü aynanın bana biraz geç bakacağından korkuyordum.
O geceki rüya önceki rüyalardan farklıydı.
Bu kez tek bir mum yoktu. Bir sürü mum vardı. Okul sıralarının üzerinde, koridorlarda, merdiven boşluklarında. Her mumun dibine bir isim kazınmıştı. Bazıları netti. Bazıları silinmişti. Kazınmış ama sonra vazgeçilmiş gibiydi.
İsimleri okumaya çalıştım. Tanıdık olanlar vardı. Tanımadıklarım da. Bazı isimler yarım kalmıştı.
Bir mum hâlâ yanıyordu. Diğerlerinden daha parlaktı. Altında tek bir isim yazıyordu.
Benim adım.
Uyandığımda odam soğuktu. Yorganın altından çıkmak istemedim. Telefonuma baktım. Alarm çalmamıştı ama saat tam okul saatini gösteriyordu.
Aşağıdan annemin sesi geldi. “Lina, geç kalacaksın.”
Her şey normaldi. Fazla normaldi.
Okula gittiğimde Aras’ı bahçede yalnız başına otururken buldum. Elinde defter vardı ama yazmıyordu. Yanına oturdum. “Rüya gördün mü?” diye sordum.
Aras başını kaldırdı. Gözlerinin altı koyuydu. “Evet,” dedi.
“Ben de.”
O anda bir şeyi anladım. Mumlu Sokak bir yol değildi. Bir uyarı da değildi. Bir başlangıçtı. Ve biz, fark etmeden çoktan içeri adım atmıştık.
Bölüm etkileşimi
