Bölümler 4Şu an: AYDINLIKTAN KARANLIĞA
- 1 Merhaba okurlarım.40 kelime
- 2 YANIŞ887 kelime
- 3 AYDINLIKTAN KARANLIĞA1.768 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 IŞIĞA DOĞRU2.928 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kara bir gündü. Bunu sonradan daha iyi anladım ama o gün hissetmiştim. İnsanlar yürüyordu, konuşuyordu, gülüyordu belki ama hepsi eksikti. Sanki içlerinden biri çekilip alınmıştı. Ben de eksiktim. Daha sabah gözümü açtığım anda içimde bir boşluk vardı. Sebebini bilmiyordum ama günün beni bir yere sürüklediğini hissediyordum.
O sabah okula giderken Aras’ı düşündüm. Son zamanlarda daha sessizdi. Daha dalgındı. Onu izlerken bazen sanki burada değilmiş gibi geliyordu. Gözleri bir noktaya takılı kalıyor, sonra hiçbir şey olmamış gibi bana bakıp gülümsüyordu. Ama o gülümsemenin arkasında bir şey vardı. Söylemediği bir şey.
Sonra olanlar oldu. Aras’ın Mira’yı gördüğü anı bana anlatışı hâlâ kulaklarımda. Arabaların arasındaki o görüntü, bağırışı, Mira’nın bir anda yok oluşu… Bunları dinlerken içimde bir şey kırıldı. Çünkü ben de Mira’yı görüyordum. Rüyalarımda. Camlarda. Yansımaların içinde. Ama hiç bu kadar açık, bu kadar gerçek gibi değil.
Aras’ın evine girdiğinde mumları görmesiyle benim içimdeki korku kesinleşti. Mumlar. Rüzgâra rağmen sönmeyen mumlar. Mumlu Sokak. Bunlar tesadüf değildi. Okulda fısıltılar vardı. Öğretmenlerin kaçamak bakışları. Söylenmeyen cümleler. Biz bu işin ortasına düşmüştük.
Okulda yaşanan kavga, yere düşüşüm, kafamı çarptığım an… O anı tam hatırlamıyorum ama yere düşerken hissettiğim şey korkudan çok şaşkınlıktı. Sanki beklediğim bir şey olmuştu. Gözlerim kapanırken içimden bir ses “işte” demişti, “başladı”.
Hastanede uyandığımda her şey fazla temizdi. Fazla beyazdı. Kokular midemi bulandırıyordu. Serum kolumdaydı. Konuşmak istemiyordum. Polisler geldiğinde sadece başımı salladım. İfade vermeye başladım ama cümleler ağzımdan koparak çıkıyordu.
Ve Mira’yı gördüm.
İki polisin arasında duruyordu. Kimse onu fark etmiyordu. Bana baktı. Gülümsedi. O gülümseme içimi dondurdu. Çünkü tanıdıktı. Çok tanıdıktı.
“Seni bekliyoruz Lina,” dedi.
O an çığlık attım. Polisler irkildi. Eller silahlara gitti. Ama ortada kimse yoktu. Ben ağlıyordum. Kolumdaki iğneyi çekip çıkardım. Canım yandı ama umurumda değildi. O odada duramazdım. O duvarlar üzerime geliyordu.
Koridorda yürürken dizlerim titriyordu. Aras’ı gördüğümde içimdeki her şey çözüldü. Bana sarıldığında kendimi tutamadım. Ağladım. Ona Mira’yı gördüğümü söyledim. Mesajını ilettim. Aras hiçbir şey sormadı. Sadece daha sıkı sarıldı.
O an içimde bir şey oldu. Korkunun içinde sıcak bir şey. Güven gibi. Belki de aşktı. O an bunu düşünmedim ama kalbim farklı atıyordu.
Kafeteryaya gidişimiz, tost kokusu, Aras’ın bana bakışı… Bunlar gerçekti. Normaldi. Ama normal olan her şey o gün bana yabancı geliyordu. Sanki hayat ikiye bölünmüştü. Bir taraf mumlar ve gölgeler, diğer taraf tost ve kahkaha.
Akşam eve döndüğümde yorgundum ama uyumak istemiyordum. Odamda müzik açtım. Ses çok yüksekti. Annemin kapıyı çaldığını duymadım bile. İçeri girdiğinde irkildim. Bana baktı. Bir şey demedi ama gözlerinde endişe vardı.
Kulaklığı çıkardım. Ayağa kalktığım anda sarsıntıyı hissettim. Gerçek bir deprem değildi. Daha içerden gelen bir sarsıntıydı. Midem bulandı. Nefesim kesildi. Gözlerimin önünde görüntüler belirdi.
Mumlar.
Her yer mumdu. Sonsuzmuş gibi uzanan bir alan. Çığlıklar vardı. Yankılanıyordu. Kim olduklarını bilmiyordum ama acı çekiyorlardı. Bu gerçekti. Çok gerçekti.
Kapıya koştum. Açtım.
Ve gördüm.
Evin içi mumlarla doluydu.
Az önce gördüğüm şey buradaydı. Gerçekti. Duvarlar titriyordu. Mum alevleri rüzgâr yokken hareket ediyordu. O an anladım. Mumlu Sokak sadece bir yer değildi. Bir geçitti. Bir eşikti.
Ve ben o eşiğin önündeydim.
İçimde bir ses vardı. Bana fısıldıyordu. Kaçamayacağımı söylüyordu. Aras’ın da kaçamayacağını. Mira’nın neden orada olduğunu. Neden bizi seçtiklerini.
Bu bir son değildi.
Bu, gerçekten başlangıçtı
İçimdeki ses susmuyordu. Artık fısıltı değildi; netti, kararlıydı. Kaçamayacağımı söylüyordu. Ne bu evden, ne mumlardan, ne de Mumlu Sokak’tan. O ana kadar hep olan biteni anlamaya çalışmıştım ama artık anlamak istemiyordum. Sadece korkuyordum. Korku göğsümün tam ortasına yerleşmişti ve nefes aldıkça büyüyordu.
Kapının önünde duruyordum. Ayaklarım yere çivilenmiş gibiydi. Geri dönsem ne olurdu diye düşündüm. Annemin sesini duyar mıydım, babam televizyonun sesini kısar mıydı, yoksa onlar zaten burada değil miydi? Bu düşünce midemi bulandırdı. Arkama bakmaya cesaret edemedim çünkü bakarsam onları göremeyeceğimi biliyordum.
Bir adım attım. Zemin soğuktu. Ayaklarımın altındaki taşlar evdeki parke değildi. Sertti, nemliydi. Uzun zamandır güneş görmemiş gibiydi. Mumların arasından ilerledikçe hava ağırlaştı. Her nefesimde ciğerlerime is doluyormuş gibi hissediyordum ama öksürmüyordum. Boğazım yanıyordu, sesim çıkmıyordu.
Duvarlarda eskiden asılı olan aile fotoğrafları yoktu. Yerlerinde sadece çerçeve izleri kalmıştı. Anılar sökülüp alınmış gibiydi. Bu ev artık bana ait değildi. Ya da belki hiçbir zaman olmamıştı.
Mumlara yaklaştıkça bazı şeyleri fark ettim. Hepsi aynı boyda değildi. Bazıları neredeyse bitmişti. Bazılarının dibinde kazınmış yazılar vardı. Eğilip baktığımda kalbim duracak gibi oldu. İsimlerdi. Tanıdık isimler. Okuldan, sokaktan, hayattan. Bazıları yarım silinmişti. Yazılmış, sonra vazgeçilmiş gibiydi.
Ayağa kalktığımda başım döndü. Duvara tutundum. Duvar sıcaktı. Mumların sıcaklığı değildi bu. Canlı bir sıcaklıktı. Elimi hemen çektim. İçimden bir çığlık yükseldi ama dışarı çıkmadı.
Yalnız değilsin diyen sesi duydum. Ses ne arkadan ne de yanımdan gelmişti. Direkt içimden gelmiş gibiydi. Mira dedim titreyerek.
Bir mum söndü. Sonra bir tane daha. Işık azaldıkça gölgeler uzadı. Ev olduğundan daha uzun görünmeye başladı. Koridor uzuyordu. Gerçekten uzuyordu.
Sonunda onu gördüm. Mira koridorun sonunda duruyordu. Üzerindeki kıyafetler solgundu. Renkleri çekilmiş gibiydi. Ama yüzü çok netti. Gülümsüyordu ama bu sevinçten çok bekleyişin gülümsemesiydi.
Geç kaldın dedi.
Neredeyiz diye sordum. Sesim bana ait değildi.
Eşiktesin dedi. Sen de Aras da.
Aras’ın adını duyunca içim sıkıştı. O burada mı dedim hemen.
Henüz değil dedi. Ama gelecek.
Bu cevap içimi rahatlatmadı. Normal bir hayat istiyoruz dedim. Mira hafifçe güldü. Normal diye bir şey yok dedi. Sadece görmeyenler var.
Bir adım attı. Ayaklarının yere tam basmadığını fark ettim. Zeminle arasında ince bir boşluk vardı. Neden biz dedim. Neden bizi seçtiniz.
Biz seçmedik dedi. Sokak seçti. Sen baktın. Aras dokundu. Mumlar sizi tanıdı.
O an her şey yerine oturdu. Mumlu Sokak bir lanet değil sadece bir geçişti. Kim bakarsa, kim korkusuna rağmen adım atarsa, sokak onu işaretliyordu.
Geri dönüş var mı diye sordum.
Bazıları döner dedi. Ama artık aynı olmazlar.
Koridorun sonundaki kapı aralandı. İçeriden yoğun bir mum kokusu ve fısıltılar geldi. Çığlık değildi. Çok sayıda sesin aynı anda konuşması gibiydi.
Mira bana baktı. Hazır mısın dedi.
Hazır değildim. Ama o anda bunun önemli olmadığını anladım. Çünkü Mumlu Sokak artık beni tanıyordu. Ve ben de onu.Hazır olup olmadığımın bir önemi yoktu. Mira’nın gözleri bunu söylüyordu. O kapı açılmıştı ve artık kapanmayacaktı. Geri çekilmek istedim ama ayaklarım beni dinlemedi. Sanki yerle aramda görünmez bir bağ vardı ve bu bağ beni ileri doğru çekiyordu.
Kapıdan gelen fısıltılar netleşmeye başladı. Kelimeler seçilemiyordu ama tonları vardı. Kimi yalvarıyordu, kimi uyarıyordu, kimi sadece izliyordu. Hepsi üst üste biniyor, zihnimin içinde dolaşıyordu. Ellerimi kulaklarıma kapattım ama sesler kesilmedi. Çünkü dışarıdan gelmiyorlardı.
Bir adım daha attım. Mumların ışığı arkamda kaldı. Önümdeki alan daha karanlıktı ama bu karanlık boş değildi. Yoğundu. Sanki karanlığın içinde bir şeyler hareket ediyordu. Nefes aldığımda hava daha soğuk, daha keskin geldi. İçimdeki korku yerini tuhaf bir sakinliğe bırakmaya başladı. Bu beni daha çok ürküttü.
Kapının eşiğini geçtiğim anda arkamdan kapandığını hissettim. Bir ses duymadım ama kapının artık orada olmadığını biliyordum. Geri dönüş yolu silinmişti. O an yalnız olduğumu düşündüm ama yanıldığımı hemen fark ettim.
Birçok insan vardı. Ya da bir zamanlar insan olmuşlardı. Yüzlerini seçemiyordum ama varlıklarını hissediyordum. Hepsi bana bakıyordu. Bakmak kelimesi yetersizdi. Sanki içimi inceliyorlardı. Anılarımı, korkularımı, sakladığım her şeyi.
Aralarında yürüdüm. Kimse bana dokunmadı ama her adımda üzerimde bir ağırlık vardı. Omuzlarıma bastıran görünmez eller gibi. Bir an durup ağlamak istedim. Ama gözlerimden yaş gelmedi. Bu yerde bedenim bana ait değildi.
Uzakta bir mum gördüm. Diğerlerinden farklıydı. Daha parlaktı. Alevi sabitti. Ona doğru yürüdüm. Yaklaştıkça içimde bir şey titredi. O mumun bana ait olduğunu biliyordum. Nedenini bilmiyordum ama biliyordum.
Mumun dibinde bir isim vardı. Kazınmıştı. Netti. Benim adım.
Geri çekildim. Nefesim hızlandı. Bu bir rüya değildi. Bayılmamıştım. Ölmemiştim. Ama eski ben de değildim. Bu mum benim sonum değildi. Bir işaretti. Bir bağ.
Arkamdan bir adım sesi duydum. Döndüğümde Aras’ı gördüm. Yüzü solgundu ama gerçekti. Göz göze geldiğimiz anda ikimiz de aynı şeyi anladık. Artık yalnız değildik. Ama güvende de değildik.
Buradayız dedi fısıltıyla. Gerçekmiş.
Başımı salladım. Konuşacak hâlim yoktu. Mumların ışığı ikimizin yüzünü aydınlattı. O an fark ettim. Aras’ın gölgesi yerde benden farklıydı. Daha uzundu. Daha karanlıktı. Sanki ondan bir parça kopup yere yapışmıştı.
Buradan çıkacağız mı diye sordum.
Aras cevap vermeden önce yere baktı. Bilmiyorum dedi. Ama birlikteyiz.
Bu cevap içimi hem rahatlattı hem de daha çok korkuttu. Çünkü bu yer birlikte olmanın bedelini soruyordu. Ve bedelin ne olduğunu henüz bilmiyorduk.
Fısıltılar tekrar yükseldi. Mumlar aynı anda titredi. Mira’nın sesi uzaktan geldi. Artık geri dönüş yok dedi. Seçim başlıyor.
O an anladım. Mumlu Sokak bizi çağırmamıştı. Bizi denemeye almıştı.
Ve şimdi cevap vermemizi istiyordu.Seçim başlıyor dediğinde zamanın gerçekten hareket edip etmediğinden emin olamadım. Mumların alevleri bir anlığına sabitlendi. Fısıltılar sustu. O sessizlik, şimdiye kadar duyduğum en ağır sesti. Kalbimin atışını sayabiliyordum. Bir, iki, üç… Her atışta göğsüm biraz daha sıkışıyordu.
Aras’a baktım. O da bana bakıyordu ama gözleri benim gördüğüm şeyi görmüyordu sanki. Ya da daha fazlasını görüyordu. Yüzünde korku vardı ama aynı zamanda kabulleniş de. Bu beni ürküttü. Çünkü kabullenmek, burada kalmaya bir adım daha yaklaşmak demekti.
“Seçim ne?” diye sordum. Sesim bu boşlukta yankılanmadı. Yutuldu. Sanki bu yer konuşmayı sevmiyordu.
Cevap Mira’dan gelmedi. Fısıltılardan geldi. Hepsi aynı anda değil, sırayla konuşuyordu ama yine de tek bir ses gibi duyuluyordu. Kelimeler net değildi ama anlamları vardı. Koruma, unutma, kalma, dönme… Zihnimin içinde dönüp duruyorlardı.
Bir anda önümüzde görüntüler belirdi. Duvar yoktu, perde yoktu ama sahneler vardı. Okul bahçesi… İlk kez Aras’la konuştuğum an. Gülüşü. Sonra annemin mutfakta bana seslenişi. Babamın arabayı çalıştırırkenki o tanıdık hareketi. Hayatım. Parça parça. Ama aralarında boşluklar vardı. Siyah alanlar. O alanlara bakınca içim üşüdü.
“Bunlar ne?” dedim.
Aras cevap verdi. “Bunlar gidebileceklerimiz.”
Sonra başka görüntüler geldi. Mumlu Sokak. Daha kalabalık hâli. Daha karanlık. Daha çok mum. İsimler. Silinmiş isimler. Yarım kalmış hayatlar. Ve aralarında… Mira. Ama bu kez tek değildi. Onun gibi başkaları da vardı. Yüzleri tanıdık ama isimleri hatırlanmıyordu.
“Kalırsak,” dedi Aras yavaşça, “bunun bir parçası oluruz.”
“Ya gidersek?” diye sordum.
Aras sustu. Bu sessizlik her şeyden daha korkutucuydu.
Cevap yine fısıltılardan geldi. Giderseniz unutursunuz. Birbirinizi. Bizi. Kendinizden bir parçayı.
Boğazım düğümlendi. Unutmak… Bu kelime içimde yankılandı. Aras’a baktım. Onu unutmak fikri bile canımı acıttı. Ama burada kalmak… Bu karanlığın bir parçası olmak… Bunun bedelini bilmiyorduk.
“Seçim birlikte mi?” diye sordum.
Evet dediler. Ama sonuçlar ayrı olabilir.
O an bir şey fark ettim. Bu yer adil değildi. Bizi korkuyla dürüst olmaya zorluyordu. Kendi sınırlarımızı görmemizi istiyordu. Mumların alevleri tekrar titredi. Benim ismimin yazılı olduğu mum daha parlak yandı.
Bir adım attım. Mumun yanına. Elimi uzattım ama dokunmadım. Sıcaklığı hissedebiliyordum. Bu mum beni çağırıyordu ama aynı zamanda uyarıyordu.
Aras yanıma geldi. Omzuma dokundu. Dokunuşu gerçekti. Sıcaktı. Burada hâlâ insan olabildiğimizin kanıtı gibiydi.
“Ne yapacağız?” dedi.
Cevabı bilmiyordum. Ama bir şeyi biliyordum. Bu seçim sadece kalmak ya da gitmek değildi. Ne pahasına yaşayacağımızı seçiyorduk.
Derin bir nefes aldım. Mumların ışığı yüzümü aydınlattı. Fısıltılar yeniden yükseldi. Mira’nın sesi son kez duyuldu. Acele edin dedi. Zaman burada uzun kalmaz.
Aras’la göz göze geldim. O an ikimiz de aynı şeyi hissettik. Korkuyu. Bağı. Ve geri dönülmezliği.
Seçim yapacaktık.
Ve neyi seçersek seçelim, artık eskisi gibi olmayacaktık.
Bölüm etkileşimi
